2020-2021 Yükseköğretim Akademik Yılı Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

15.10.2020

Yükseköğretim Kurumumuzun ve Üniversitelerimizin Kıymetli Yöneticileri,

Saygıdeğer Hocalarım,

Sevgili Öğrenciler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Üniversitelerimizin 2020-2021 akademik yılının ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Koronavirüs salgını sebebiyle bir hayli zor şartlarda yürütülüyor olsa da akademik eğitim ve öğretimin kesintisiz devam etmesi çok önemlidir. Uzaktan eğitim tecrübesi elbette değerlidir, ama örgün eğitimin yerini tutmayacağı açıktır. İnşallah mümkün olan en kısa sürede diğer eğitim-öğretim kademelerinde olduğu gibi yükseköğretimde de yüz yüze eğitim-öğretimi başlatmayı hedefliyoruz.

Yeni akademik yılda hocalarımıza ve öğrencilerimize Rabbimden başarılar temenni ediyorum.

Yükseköğretim Kurumumuzun 2020 Üstün Başarı Ödüllerini takdim edeceğimiz akademisyenlerimiz Melikşah Aslan, Ece Ekşin ve Ayşenur Oktay ile Atatürk, Ankara ve İstanbul Teknik Üniversitelerimizi de şahsım, milletim adına tebrik ediyorum.

Değerli Misafirler,

Türkiye uzun yıllar boyunca eğitimin her kademesiyle birlikte yükseköğretimde de sıkıntılar yaşamıştır. Gençlerimiz ve aileleri sadece belli şehirlerde bulunan üniversitelerde ulaşabilmek için gerçekten büyük fedakârlıklara katlanıyorlardı. Hâlbuki ülkemizin yükseköğretim ihtiyacı mevcut kapasitenin çok üzerindeydi. Buna rağmen belki gafletten, belki kasıttan kaynaklanan sebeplerle üniversitelerin yaygınlaştırılmasına, gençlerimizin yükseköğretime erişiminin kolaylaştırılmasına engel olunuyordu. Hatta mesleki eğitimin önü kesilerek, bu çarpıklık daha aşağı kademelere doğru genişletiliyordu. Hükûmete geldiğimizde ülkemizin her şehrinde üniversite kurma sözü verdik. Bu adımı attığımızda birilerinin nasıl tepki gösterdiğini, nasıl telaşlandığını dün gibi hatırlıyorum. Milletimizin desteği ve Meclisimizin gayretleriyle sözümüzü tuttuk ve Türkiye’nin 81 ilinin tamamında üniversite kurulmasını sağladık.

Bugün ülkemizde faaliyet gösteren toplam 207 kamu ve vakıf üniversitemiz, 176 bin akademik personeliyle 8 milyon 267 bin öğrencimize eğitim-öğretim veriyor. Üniversitelerimizin kontenjanlarının artması, giriş sınavlarındaki yığılmanın önüne geçti. Bunun yanında bizim neslimiz dahil ülkemizde çok uzun yıllar boyunca gençlerin en büyük itiraz konusu olan harçları da biz kaldırdık. Ücretsiz eğitim hayalini gerçeğe dönüştürdük. Türkiye, kamunun tamamen ücretsiz yükseköğretim hizmeti verdiği dünyadaki nadir ülkeler arasındadır.

Hiçbir evladımızın maddi imkânsızlıklar sebebiyle yükseköğretimden mahrum kalmaması için yurtların kapasitesini artırmakta özellikle geç kalmadık ve süratle herkese burs veya kredi vermeye kadar pek çok yeniliğe imza attık. Bugün yurtlarımızın kapasitesi 700 bine, burs ve kredi alan öğrenci sayısı da 1 milyon 600 bine yaklaştı, daha önce aylık 45 lira olan lisans öğrencisi burs veya kredi ödemesini aylık 550 liraya çıkardık. Bu rakam yüksek lisans öğrencilerinde 1100 lira, doktora öğrencilerinde ise 1650 liradır. Bunları biz yaptık.

Artık rekabet, herhangi bir üniversiteye girmekte değil hedeflenen üniversiteye girmekte yaşanıyor. Bu rekabet dünyanın her yerinde vardır ve olması da gayet tabiidir. Burada asıl üzerinde durulması gereken husus, isteyen her gencimize yükseköğretim yolunun açılmış olmasıdır. Kendi şehrinde ve evine en yakın yerdeki üniversiteye girebilen gençlerimizin gayreti ve kabiliyeti olanların önü yatay ve dikey geçişlerle zaten açıktır. Bu konuda hem Yükseköğretim Kurumumuz, hem de üniversitelerimiz her türlü kolaylığı gösteriyor.

Kemiyet meselesini böylece çözdükten sonra tüm gücümüzü ve imkânlarımızı keyfiyet noktasına hasrettik. İhtisaslaşma başta olmak üzere üniversitelerimizin belirli alanlarda marka yapmaya yönelik çok sayıda programı hayata geçirdik; en büyük özlemimiz de bu. Üniversitelerimizi araştırma üniversiteleri, bölgesel kalkınma odaklı üniversiteler gibi farklı misyonlar üstlenen yapılar halinde geliştirmeye çalışıyoruz. Böylece illerimizdeki üniversitelerimiz tek tip eğitim yapmak yerine şehirlerinin, bölgelerinin ve ülkenin ihtiyacına göre farklı alanlarda gelişen bir yapıya kavuşma yolunda ilerlemeye başladı. Nitekim bugün 2006 yılından sonra kurulmuş üniversitelerimiz arasında dünyada ilk 800’ün arasına girmeyi başaranlar olduğunu görüyoruz. Demek ki doğru stratejilerle, doğru adımlar atıldığında bırakınız Türkiye’yi, dünya çapında neticeler elde edilebiliyor.

Dünyanın pek çok yerinde yabancı öğrenci sayısı azalırken ülkemizde bu rakamın şu an itibariyle 200 bini aşmış olması Türkiye’ye duyulan güvenin ifadesidir. Ve biz de bundan gerçekten mutluluk duyuyoruz, iftihar ediyoruz. Bu güveni boşa çıkarmamak için üniversitelerimizin akademik cazibesini arttıracak çalışmaları hızlandırıyoruz. Özellikle Anadolu’nun dört bir yanında birer gurur abidesi olarak yükselen üniversitelerimizin gelişimine daha çok önem veriyoruz. Bu çerçevede

Yükseköğretim Kurumumuz tarafından hazırlanan yeni bir projenin müjdesini sizlerle paylaşmak istiyorum. YÖK Anadolu Projesi, bu adla başlatılan bu çalışma Anadolu’daki yeni gelişen üniversiteleri nispeten daha gelişmiş üniversitelerle eşleştirerek eksiklerin hızla giderilmesini hedefliyor. Böylece gelişmiş üniversitelerimizin altyapısı, yetişmiş akademik kadrosu ve birikimi Anadolu’daki henüz yolun başında olan üniversitelerimizin istifadesine açılmış olacaktır. Aynı şekilde eşleşme yapılan üniversitenin öğrencileri diğer üniversitenin programlarına iştirak edebilecektir. İnşallah bu programı bu akademik yılın ikinci döneminden itibaren hayata geçiriyoruz.

Salgın döneminde kıymeti daha iyi anlaşılan bir başka önemli adım da, YÖK Sanal Laboratuvar Projesidir. Bu projeyle fen, mühendislik, eczacılık gibi fakültelerin programlarında yer alan genel kimya ve fizik laboratuvarı dersleri sanal ortamda verilebilecektir. İlk olarak Dijital Dönüşüm Projesi’nde yer alan 24 üniversitede başlayacak bu çalışmadan 15 bin öğrenci faydalanabilecek.

Tüm bu yeniliklerin şimdiden ülkemize ve milletimize, özellikle de üniversitelerimize hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli Misafirler,

Bugünkü Türkiye 20 yıl öncesinin, 50 yıl öncesinin değil. Artık siyasetten ekonomiye, altyapıdan güvenliğe kadar her alanda küresel bir güç haline gelen veya gelme yolunda emin adımlarla ilerleyen bir Türkiye gerçeği var. Bu Türkiye’nin en büyük ihtiyacı da, her alanda yetişmiş insan gücüdür. Özellikle kalkınmamızda kritik öneme sahip teknolojilerin geliştirilmesi ve kullanılması kabiliyetine sahip insan kaynağında ciddi açığımız bulunuyor. Üniversitelerimiz başta olmak üzere çeşitli kurumlarımızın bu doğrultudaki gayretlerini yakından takip ve takdir ediyorum.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın, Gençlik ve Spor Bakanlığımızın, Milli Eğitim Bakanlığımızın bu doğrultuda çeşitli çalışmaları bulunuyor. Ama toplamda henüz arzu ettiğimiz yere gelebilmiş değiliz. Çocuklarımızın ve gençlerimizin becerilerini, zekâlarını, heyecanlarını, heveslerini doğru mecralara yönlendirmemiz şarttır. Hangi evladımızın hangi alanda yürümesi gerektiğini kademe-kademe tespit ederek, kendisine gereken imkânı ve desteği sağlamalıyız. Bunun için de üniversitelerden liselere, ortaokullara, ilkokullara, hatta anasınıflarına kadar inen sağlam, etkin, işler bir sistem kurmalıyız. Geleceğimizi güvenle emanet edeceğimiz nesiller yetiştirmek için toplum olarak hep birlikte seferberlik anlayışıyla çalışmamız gerekiyor.

Tam da bu noktada gözden asla kaçırmamamız gereken hayati bir husus bir husus var. Tüm dikkatimizi, vaktimizi çocuklarımızı geleceğe en iyi şekilde hazırlamak için verirken onların gönül dünyalarını zenginleştirmeyi de ihmal etmemeliyiz. Sadece maddi bilgilerle donanmış, manevi değerlerden yoksun bir nesil milletçe en büyük felaketimiz olur. Dünyada maddi zenginlikte çok ileriye gittiği halde manevi çöküş sebebiyle geleceğinden ümidini kesmek üzere olan toplumlar bulunuyor. Türkiye’yi inşallah böyle bir tehlikeyle yüz yüze bırakmayacağız. İnsanlık tarihinin en kadim topraklarında yaşayan bir millet olarak maziden atiye kurduğumuz köprünün zenginliklerinin tamamına sahip çıkacak, böyle bir nesiller silsilesi yetiştirmek istiyoruz. Bu topraklarda doğup büyüyen her evladımız medeniyetini, tarihini, kültürünü, bizi biz yapan değerleri en iyi şekilde bilmeli ve hayatına uygulamalıdır. Bu toprakları ve üzerinde kurduğumuz medeniyeti tıpkı Malazgirt’te, Niğbolu’da, Mercidabık’ta, Çanakkale’de, İstiklal Harbinde, 15 Temmuz’da olduğu gibi gerektiğinde canı pahasına savunacak şuurda nesillere sahip olmadıkça geleceğimize güvenle bakamayız.

Saygıdeğer Hocalarım,

Sevgili Gençler,

Saygıdeğer Misafirler,

Hedeflerimize ancak bilimin ve teknolojinin tüm dallarında en ileri seviyeye ulaşmak için çalışan, ama aynı zamanda inancının, tarihinin ve kültürünün temel bilgilerine vakıf nesillerle ulaşabiliriz. İnsan maddi birikimi ve manevi zenginliğiyle bir bütündür. Ruhsuz bir beden ceset, manevi zenginlikten yoksun bir zihin de robot hükmündedir. Biz robot değil insan, daha doğrusu insan-ı kâmil yetiştirmenin peşinde olmalıyız. Bunun yolu da, bizatihi kendi varlığından başlayarak her şeyi sorgulayan, araştıran, tefekkür ve tezekkür ederek en doğruyu bulmaya çalışan nesiller yetiştirmekten geçiyor.

Açık konuşmak gerekirse; hem aile eğitimi, hem mektep eğitimi bağlamında bu konuda ciddi eksikliklerimiz olduğuna inanıyorum. Önümüzdeki dönemde öncelikle ele almamız ve süratle çözmemiz gereken yolumuz, yollarımız, gereken bütün bu konuların başında işte bu husus geliyor. Üniversitelerimizden bu hususta da öncülük ve destek bekliyoruz. Onun için başta rektörlerimize tabi çok büyük görev düşüyor. Dekanlarımıza, hocalarımıza çok büyük görevler düşüyor. Sizler adeta Mimar Sinan neyse, sizde bütün bu gençlerimizin ruhlarını dokuyacak Mimar Sinanlarısınız ve öyle yetiştirecek, öyle dokuyacaksınız bu nesli inşallah biz Batı’yla yarışta geri değil, onlarla vagon, biz lokomotif önde gideceğiz.

Değerli Misafirler,

Türkiye Cumhuriyeti uzun bir demokrasi ve kalkınma mücadelesinin ardından bugün bulunduğu yere gelmiştir. Sahip olduğumuz her kazanımın gerisinde çok büyük acılar, çok büyük mücadeleler, çok büyük bedeller vardır. İstiklal Harbimizin ardından kurduğumuz cumhuriyetimizi yaşatmak ve büyütmek için attığımız her adımda içeride ve dışarıda ayakları olan engellerle karşılaştık. Özellikle son yıllarda ardı ardına yaşadığımız saldırıların her biri aynı senaryonun farklı aktörlerle sahnelenen bölümlerinden ibarettir. Meseleye bu şekilde baktığımızda en büyük gücümüzün devlet ve millet olarak kendi içimizde birliğimizi, beraberliğimizi sağlam tutmamız olduğunu görüyoruz. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişimiz Cumhuriyetin kuruluşunun ardından doğrudan milletimizin iradesiyle gerçekleştirdiğimiz en büyük yönetim reformudur. Demokrasimiz ve kalkınmamız bakımından ağır maliyetleri olan uzun darbe vesayet dönemlerinin ardından böyle bir değişimi tamamlamış olmamız çok büyük bir başarıdır. Ülkemizdeki her kişi ve kurumun bu kıymetli kazanıma sahip çıkması gerekiyor. Türkiye’yi yeniden siyasi ve kurumsal iç mücadeleler bataklığına sürüklemek isteyenlere bekledikleri fırsatı vermeyeceğiz. Tüm uğraşlara, bütün bunlara rağmen ülkemizi rayından çıkartamamış olmanın hırsıyla yeni arayışlara girenlere göz kırpmak için çırpınanlar olduğunu görüyoruz. Bugüne kadar hep yaptığımız gibi milletten alamadığı gücü başka yerlerden devşirmeye çalışanların heveslerini kursaklarında bırakacağız.

Hamdolsun, ülkemizde şeksiz şüphesiz bir şekilde milletin iradesini temsil eden bir Meclis’e sahibiz. Aynı şekilde yine hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde milletin desteğiyle iş başına gelmiş bir Cumhurbaşkanı ve onun kurduğu hükûmet ülkeyi yönetiyor. Güçler ayrılığı erkinin üçüncü ayağı olan yargı ilk derece mahkemelerinden en yüksek organlarına kadar tüm unsurlarıyla adaletin tesisine hizmet ediyor. Geçmişte adı darbelerle ve cuntalarla anılan ordumuz sınırlarımız boyunca ve sınırlarımız ötesinde destanlar yazıyor. Kurumlarımızın her biri kendi alanında Cumhuriyet tarihinde yapılanların tamamını 5’e, 10’a katlayan icraatlar gerçekleştiriyor. Nerede bir zulüm varsa Türkiye orada. Bize bazıları akıl da veriyor, onu da söyleyeyim. Ne diyorlar bize? Bu kadar yayılmayın diyorlar, ee zulüm var. Bir tarafta Libya’da zulüm var, sessiz kalamayız. Suriye’de 910 kilometre sınırımız boyu zulüm var, ne yapalım sessiz mi kalalım? Öbür tarafta Somali’de zulüm var, seyir mi edelim? Azerbaycan’da bakıyorsunuz Ermenilerin zulmü var, bunlar bizim kardeşlerimiz seyir mi edelim? Biz duramayız. Tarih boyunca ecdadımızın bize yıktığı bir mesuliyet var, onun için biz durmaz ve oralarda da görevimizi yerine getirmenin gayreti içerisinde oluruz. Türkiye işte bu güzel tablodan aldığı güçle bölgesel ve küresel düzeyde hak ettiği yere gelmenin gayreti içindedir.

Bu iklimde devletin çalışma ahengini, milletin huzurunu bozacak hiçbir beyanı, tutuma, davranışı iyi niyetle bağdaştırmak mümkün değildir. Çıkıyorlar, erken seçim. Ne erken seçimi ya? Dünyanın hangi gelişmiş ülkesinde belirlenen zamanın dışında bir seçime gidilir? Bunlar kabile devletlerinin yaptığı iştir, bakarsanız 3 ayda bir, 6 ayda bir, senede bir seçime giderler. Gelişmiş bir ülkede, gelişmekte olan bir ülkede siz böyle bir şeyi göremezsiniz. Amerika’da böyle bir şeyi görür müsünüz, Batıda böyle bir şeyi görür müsünüz? Hayır. Türkiye artık eski Türkiye değil, yeni Türkiye’de belirlenen zaman neyse, ilan edilen zaman neyse şimdi de 2023’ün Haziran’ıdır ve 2023’ün Haziran’ında seçim yapılacaktır, onu öne almak filan söz konusu değildir, bunu bilmeleri lazım.

Siyasi ve ekonomik bakımdan küresel bir yeniden yapılanma sürecinde bulunduğumuz şu dönemde hep birlikte gücümüzün, enerjimizin, vaktimizin tamamını hedeflerimize ulaşmak için kullanmalıyız. Dönem ne bireysel, ne kurumsal taassup dönemi değildir. Hele hele siyaset dışı aktörlerin siyaseti yönlendirme gayretine girişmeleri gibi eski devir alışkanlıklarına milletimizin hiç tahammülü yoktur. Son günlerde bu çerçevede ortaya çıkan tatsız tartışmaları üzüntüyle karşılıyorum. Ülkemizin sorunlarının çözümüne, milletimizin beklentilerinin karşılanmasına hiçbir katkısı olmayan bu tür çıkışların ve polemiklerin takdirini milletimize bırakıyorum. Biz önümüze bakmaya, taahhütlerimizi yerine getirmeye, hedeflerimize ulaşmak için adım adım ilerlemeye, mücadeleyi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. İnşallah 2023 yılında büyük ve güçlü Türkiye’nin inşası yolunda önemli bir aşamayı da geride bırakmış olacağız.

Ve bir taraftan sismik araştırmalar yapıyoruz, bir taraftan sondaj çalışmalarını yapıyoruz, inşallah Cumartesi günü, evet, bu sondaj gemimizle birlikte yapılan çalışmaları bizzat gemide ilgili arkadaşlarımla beraber ben de takip edeceğim. Temenni ederim ki, yeni müjdeler oradan tespit eder ve açıklarız. Türkiye demokraside ve ekonomide ilerledikçe bu tür meseleler giderek küçülecek ve en nihayetinde tümüyle gündemimizden çıkacaktır.  Rabbim bu kutlu ve tarihi mücadelede hepimizin yar ve yardımcısı olsun diyorum.

Bu duygularla bir kez daha 2020-2021 akademik yılımızın hocalarımıza ve öğrencilerimize hayırlar getirmesini, başarılar getirmesini Rabbimden diliyorum.

Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.