Türkiye-Afrika Ekonomi ve İş Forumu Açılış Oturumu’nda Yaptıkları Konuşma

08.10.2020

Kıymetli İş Adamları,

Saygıdeğer Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Türkiye-Afrika Ekonomi ve İş Forumu Açılış Oturumu münasebetiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Bu güzel toplantıyı düzenleyen Ticaret Bakanlığımızı gönülden kutluyor, iş forumunun ülkelerimiz, Türkiye-Afrika ekonomik iş birliği için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Afrika Birliği Sekretaryası ile Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu DEİK’e programın icrasına verdikleri destek için ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.

İnsanlık olarak gerçekten zorlu ve sancılı bir dönemden geçiyoruz. Uzun bir süredir açlık, kıtlık ve istikrarsızlıklarla boğuşan dünyamız şimdi de koronavirüs salgınıyla mücadele ediyor.

Şimdiye kadar 1 milyondan fazla insanın hayatını mal olan bu salgın, son bir asrın en büyük sağlık krizlerinden biridir. 2008 krizinin küresel ekonomide açtığı yaralar henüz kapanmamışken, kovid-19 salgını tüm dünyayı yeni belirsizliklerin içine sürüklemiştir. Gelişmiş ülkelerin dahi hazırlıksız yakalandığı salgının özellikle Afrika Kıtası’ndaki dostlarımızın yükünü ağırlaştırdığını görüyoruz. Gerek sağlık altyapısındaki eksiklikler, gerekse küresel ticaret ve insan hareketliliğinin azalması nedeniyle kıta çok ciddi kayıplar yaşıyor. Batılı gelişmiş ülkelerin maske savaşlarına giriştiği bir dönemde Afrika halkları salgın karşısında maalesef kaderlerine terk edildi. Kovid-19 hastalığı küresel sistemdeki çarpıklıkları gösterirken, sistemin yapısından kaynaklanan eşitsizlikleri daha da derinleştirdi.

Bugüne kadar 1,5 milyon civarında Afrikalı dostumuzun bu hastalığa yakalanmasından büyük üzüntü duyuyoruz. Türkiye Cumhurbaşkanı olarak şahsım ve milletim adına salgında hayatını kaybeden Afrikalı kardeşlerimiz için taziyelerimi sunuyorum.

Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel raporları kıta genelinde vaka ve vefat sayılarında düşüşe işaret ediyor. Bu eğilimin istikrarlı bir şekilde 7 haftadır devam etmesi hepimiz için en büyük teselli kaynağıdır. Bu tarz sıkıntılı dönemler dostlukların da sınandığı kritik eşiklerdir.

Bizim kültürümüzde dost ve gerçek dostluk şöyle tarif edilir: İyi dost iyi günde çağrıldığında, kötü günde ise çağrılmadan gelendir, denilir. Biz de koronavirüs salgınının en sancılı döneminde vatandaşlarımızın ihtiyaçların karşılarken dost ve kardeşlerimizin de yardımına koştuk. Üyesi olduğumuz G-20’nin uluslararası kalkınma yardımı alan ve en az gelişmiş ülkelere yönelik borç erteleme girişimini destekledik. Din, dil, ırk, renk ayrımı yapmadan dünya gelinde 154 farklı ülkenin ve 8 uluslararası kuruluşun destek çağrısına müspet cevap verdik. Tıbbi teçhizat ve malzeme desteğinde bulunduğumuz devletlerin arasında 46 Afrika ülkesi de yer alıyor. Türk malı solunum cihazlarının, maske ve tulumların Afrika’nın virüsle mücadelesine yaptığı katkıları görmekten gururluyuz.

Türkiye, sağlam sağlık altyapısı, kaliteli sağlık hizmetleri, kuşatıcı sosyal güvenlik sistemi ve etkin tedavi protokolleriyle salgını en göğüsleyen ülkelerden biri olmuştur. Son 7 ayda hizmete aldığımız toplamda 15 bin 300 yataklı 14 hastane ve 10 ek hizmet binasıyla sağlık sistemimizi daha da güçlendirdik. Sağlık turizmi konusunda fiyat, kalite açısından Türk sağlık sektörünün yıldızı giderek parlıyor. Afrika ülkelerinden her yıl binlerce kardeşimiz hastalıklarının şifasını Türkiye’de, Türk hastanelerinde arıyor. Yatırımlar, teknik destekler ve ilaç ve tıbbi malzeme ticareti, sağlık turizmi gibi birçok boyutu olan bu alanda iş birliğimizi daha da ilerletebiliriz.

Bu amaçla kurulacak Türkiye-Afrika Sağlık Ortakları Platformu sektörde kapsamlı ve kalıcı bir iş birliğine imkân sağlayabilir. Bu yönde atılacak her türlü adımı desteklemeye hazırız.

Kıymetli Dostlar,

Salgınla mücadele ederken sosyoekonomik gerçeklikleri de bir kenara bırakamayız. İktisadi hayatın ve ticaretin devam ettirilmesi salgının etkilerini en aza indirebilmek için hayati öneme sahiptir. Vatandaşlarımızın sağlığından taviz vermeden ekonominin çarklarını da döndürmek gerekiyor. Tedarik zincirinde meydana gelen sıkıntıların sağlığa, güvenliğe, sosyal barışa da menfi yansımaları oluyor. Türkiye olarak bu süreçte kendi önceliklerimiz doğrultusunda dengeli politikalar geliştirdik. Ekonomik hayatın tamamen durmasına müsaade etmediğimiz gibi, şirketlerimizi de üretime, ticarete devam etmeleri noktasında teşvik ettik. Türk firmaları yurt içinde ve yurt dışında gerçekten takdire şayan bir tutum sergilediler. Lojistik sıkıntılara ve karantina önlemlerine rağmen Afrika’daki şirketlerimiz salgın döneminde özveriyle çalışmalarını sürdürdüler. Normalleşme adımlarıyla uyumlu bir şekilde şirketlerimiz de faaliyetlerine hız verdiler.

Salgın öncesinde 40 ülke ve 60 noktaya uçan Türk Hava Yolları, 27 Afrika ülkesinde 33 farklı noktaya yönelik uçuşlarını yeniden başlattı.

Enerjiden inşaata, tarımdan beyaz eşya ve gıdaya kadar farklı alanlarda iş yapan firmalarımızda eski dinamizmlerine yeniden kavuştu. Bugün Türk firmalarının Afrika genelinde üstlendiği projelerin toplam değeri yaklaşık 70 milyar dolara ulaşmıştır. Kıta çapındaki yatırımlarımızın piyasa değeri ise 6 milyar doları aşmıştır. Firmalarımız Afrika’nın alt ve üstyapı eksikliklerinin giderilmesinde gerçekten kritik roller üstleniyor. Türk şirketleri teknoloji transferinden bilgi ve tecrübe paylaşımına, kapasite yatırımından ve artırımından ortak girişimlere kadar özgün bir model uyguluyor. Varlık gösterdikleri ülkelerde yerel istihdama ve üretime en fazla katkıyı yapan bizim firmalarımızdır. İş gücü ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü yerelden karşılayan Türk yatırımcılar, birçok yabancı firma gibi kıtaya dışarıdan işçi ithal etme yanlışına düşmemişlerdir. Yüzbinden fazla Afrikalı emekçi Türk yatırımcılar sayesinde istihdam imkânına kavuşmuştur. Ziyaretlerimizde muhataplarımız Türk yatırımcıların sadece kalitesinden değil, örnek iş ahlakından, taahhütlerine bağlılıklarından, yerel üretime yaptıkları eşsiz katkılarından dolayı özellikle memnuniyetlerini ifade ediyorlar.

Ülkemizde ağırladığımız Afrikalı liderler firmalarımızdan daima sitayişle, övgüyle bahsediyor. Özellikle müteahhitlerimizin bu manada kıta çapında farklı bir üne sahip olduğunu görüyoruz. Müteahhitlerimiz başladıkları hiçbir işi yarım bırakmadıkları gibi, diğer yabancı şirketlerin yarım bıraktığı veya tamamlayamadığı işleri de rekor seviyede tamamlayıp teslim ediyor. Üç sene önce açılışı yapılan Dakar-Blaise Diagne Uluslararası Havalimanı bunun en güzel örneğidir. Yabancı bir firmanın 8 sene boyunca sürüncemede bıraktığı inşaatı Türk müteahhitleri 8 ayda tamamlayarak Senegalli kardeşlerimizin istifadesine sunmuştur. Bugün Dakar-Blaise Diagne Uluslararası Havalimanı Afrika’nın en modern havalimanlarından biridir.

İnşaat yanında altyapı, konut, tarım, ulaşım, enerji sektörleri de kıtanın gelişmesi için kilit öneme sahip alanlar olarak öne çıkıyor. Yine imalat sektörü kıtanın ihtiyaç duyduğu, ülkemizin güçlü olduğu bir başka alandır.

Toplu konut inşasında da çok ciddi bir potansiyelimiz vardır. Son 18 yılda TOKİ vasıtasıyla 900 bin yeni konut üreterek insanımızın kullanımına sunduk.

Savunma sanayi ise Türkiye’nin son yıllarda adeta destan yazdığı sektörler arasındadır. Son 18 yılda hayata geçirdiğimiz projelerle savunma sanayinde ülkemizin dışa bağımlılığını yüzde 70’lerden yüzde 30’lara düşürdük. Firma sayımız 56’dan 1500’e çıkarken, savunma sektörünün cirosu da 1 milyar dolardan 11 milyar dolara yükseldi. Türk savunma sanayi firmalarının dünya pazarındaki payı, sözü ve gücü gün geçtikçe artıyor. Dünyanın ilk 100 savunma şirketleri listesinde 7 firmayla temsil ediliyoruz. İHA, SİHA ve TİHA üretiminde ise artık dünyanın ilk 3-4 ülkesi içindeyiz. Tüm bu sektörlerle iş birliğimizi derinleştirebileceğime inanıyorum.

Değerli Katılımcılar,

Afrika’nın en büyük devlet adamlarından Nelson Mandela, özgürlüğe giden 27 yıllık çileli yolculuğunu bakınız nasıl özetliyor: Madiba, büyük bir tepeyi aştığında insanın bulacağı şey, daha aşılacak çok tepelerin olduğudur, diyor. Bu tespit günlük hayatta olduğu gibi, iş hayatında, siyasette, ekonomide, uluslararası ilişkilerde de geçerlidir.

2003 yılında Afrika açılımının ilk adımlarını attığımızda içeriden ve dışarıdan pek çok eleştiri aldık. Bin yılı aşan ortak tarihe rağmen maalesef Türkiye ile Afrika birbirine çok uzak görünüyordu, ülkelerimiz arasına birçok suni engel örülmüş, ön yargılar hakikatlerin önüne geçmişti, işe öncelikle bu önyargıları yıkarak başladık. Afrika halklarıyla milletimiz arasında gönül köprüleri kurduk. Afrikalı kardeşlerimizin ülkemizi daha yakından tanıması, Türkiye’nin potansiyelini keşfetmesi için çalışmalar yürüttük. Bunun yanında, kıta ülkelerini Türk ürünleri için salt bir pazar olarak asla görmedik, kazan-kazan ve eşit ortaklık temelinde iş birliğimizi her alanda geliştirmenin mücadelesini verdik. Bu süreçte düşünce kuruluşlarımızdan, sivil toplum örgütlerimizden, üniversitelerimizden, kıtayı bilen, tanıyan iş adamlarımızdan istifade ettik. Allah’a hamdolsun, aradan geçen süre zarfında aşılmaz gibi görünen nice tepeyi aştık, nice zorluğun üstesinden geldik.

Kıta sathında 12 olan büyükelçilik sayımızı 42’ye, ticaret müşavirliklerimizin sayısını ise 26’ya yükselttik. Ankara’daki Afrika büyükelçiliklerinin sayısı da 10’dan 36’ya ulaştı. Diplomatik misyonlarımızın yanı sıra TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı, Anadolu Ajansı, Türk Hava Yolları gibi kurumlarımızla kıtadaki varlığımızı yaygınlaştırdık.

İlki 2008 yılında İstanbul’da, ikincisi 2014 yılında Malabo’da olmak üzere 2 kez Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi düzenledik.

Başkanlık ve Cumhurbaşkanlığım döneminde 28 Afrika ülkesini ziyaret ettim. Uluslararası toplumun milyonlarca insanın dramına gözlerini kapattığı Somali’yi 2011 yılında eşimle beraber ziyaret eden ilk lider oldum.

Ahdi altyapımızı güçlendirmek için 42 ülke ile ticari ve ekonomik iş birliği anlaşması, 30 ülkeyle de yatırımların karşılıklı teşviki ve korunması anlaşması imzaladık. Ayrıca, 13 ülke ile çifte vergilendirmenin önlenmesi anlaşması ve 5 Afrika ülkesiyle serbest ticaret anlaşması akdettik.

Tüm bu gayretlerimiz neticesinde 2003 yılında Afrika Kıtası ile 5.4 milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2019 yılında 26.2 milyar dolara ulaştı. Kıtaya olan ihracatımız 2003 yılında sadece 2.1 milyar dolar iken bu rakam 2019 yılı itibariyle 16.6 milyar doları aştı. Salgının sebep olduğu olumsuzlukların ilişkilerimizde bu yakaladığımız ivmeyi azaltmasına izin vermemeliyiz. 2019 sonu itibariyle 26.2 milyar dolara ulaşan ticaret hacmimizi önümüzdeki birkaç yılda 50 milyar doların üzerine taşımalıyız.

Kıymetli Dostlarım;

Tarihimizin en büyük başarılarını elde etmemize rağmen bulunduğumuz konumu asla yeterli görmüyoruz, sürekli daha iyiye, daha güzele, daha yükseğe ulaşmanın mücadelesini veriyoruz.

Burada şu gerçeği tekrar açık ve net ifade etmek isterim: Kıta ile bin yıllık kadim bağları olan Türkiye, Afrikalıların kader ortağıdır. Afrika’yla ilişkilerimizin özü samimiyettir, kardeşliktir, dayanışmadır. Biz asla kısa vadeli çıkarlar peşinde değiliz, birlikte kazanmayı, birlikte başarmayı, birlikte yol yürümeyi istiyoruz. Yeni yöntemlerle eski kolonyal alışkanlıkların sürdürülmek istenmesini tasvip etmiyoruz. Tarihinde sömürgecilik lekesi bulunmayan bir ülke olarak, kıtaya yönelik kibirli, buyurgan bakış açısını reddediyoruz.

Afrika, binlerce yıllık birikime, tecrübeye ve zamanı aşan hikmete sahip büyük bir öğretmendir. Hepimizin, tüm insanlığın Afrika’dan öğreneceği çok büyük dersler olduğuna inanıyorum.

Türkiye olarak kıta ile ilişkilerimizi ilerletirken, Afrikalı kardeşlerimizin birikimlerinden de istifade ediyoruz. Önümüzdeki yıl Türkiye’de düzenleyeceğimiz Üçüncü Türkiye Afrika Ortaklığı Zirvesi bu süreçte bizlere önemli bir fırsat sunacaktır. Bu vesileyle, Afrika ülkelerinin değerli liderini ve Afrika Birliği Komisyon Başkanını ülkemizde ağırlamaktan şeref duyacağız.

Sizlere veda etmeden önce, buradaki tüm dostlarımın yakından takip ettiğine inandığım güncel bir konuya değinmek istiyorum.

Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik saldırıları sebebiyle Dağlık Karabağ bölgesinde sıcak çatışmalar yaşanıyor. Dağlık Karabağ, yaklaşık 30 yıldır Ermenistan tarafından işgal edilmiş bir Azerbaycan toprağıdır. Birleşmiş Milletler ve AGİT’in açık kararlarına ve çağrılarına rağmen Ermenistan bu topraklardan çekilmemiştir. Minsk Grubu da sorunu çözme konusunda şimdiye kadar hiçbir irade göstermemiştir. Ermenistan’ın uzlaşmaz ve şımarık tavırları sebebiyle 30 yıldır adeta kangrene dönmüş bu meselenin çözümü, işgalin son bulmasıdır. İşgali meşrulaştırılan önerilerin artık sahada uygulanma şansı yoktur.

Azerbaycan’ın da topraklarını özgürleştirme konusunda son derece kararlı olduğunu görüyoruz. Türkiye olarak tüm kalbimizle Azerbaycan’ın topraklarını geri almak için yürüttüğü haklı mücadelesini destekliyoruz. Adalet ve hakkaniyeti savunan tüm ülkeleri Azerbaycan’a destek olmaya çağırıyoruz. Afrikalı dostlarımız başta Filistin davası olmak üzere işgale karşı hep en güçlü tepkiyi vermişlerdir. Dağlık Karabağ’ın işgalden kurtarılmasında da sizlerin Azerbaycan’ın yanında yer alacağına inanıyorum.

Bu düşünceyle sözlerime son verirken, Türkiye-Afrika Ekonomi ve İş Formu’nun hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Çevrim içi de olsa bizleri biraraya getiren tüm kurumlarımıza şükranlarımı sunuyor, çalışmalarında başarılar temenni ediyorum.

Ülkelerinize ve haklarınıza İstanbul’dan dostluk ve kardeşlik mesajlarımızı iletiyor, Anadolu’dan Afrika’ya kucak dolusu selamlarımızı gönderiyorum.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.