Kabine Toplantısının Ardından Yaptıkları Konuşma

05.10.2020

Aziz Milletim,

Değerli Basın Mensupları,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Bugünkü Kabine Toplantımızda koronavirüs salgınındaki son durumdan iç ve dış güvenlik konularına, spordan ulaştırma yatırımlarına kadar pek çok hususu kapsamlı bir şekilde değerlendirdik.

Türkiye, bölgemizin ve dünyanın tarihi bir dönüşüm sürecinden geçtiği şu süreçte milleti ve devletiyle yekvücut halinde ortaya koyduğu güçlü duruş sayesinde geleceğine güvenle bakabilmektedir.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin karşılaştığı büyük sınamalar, elbette bizi de olumsuz etkilemektedir. Hamdolsun her alanda verdiğimiz mücadeleyi başarıyla yürütüyoruz. Mesela salgın sürecinde hem sağlık altyapımız, hem sağlık sistemimiz, hem de geliştirdiğimiz teşhis ve tedavi protokolleriyle takdire şayan bir farklılık ortaya koyduk.

Ülkemizde milletimizin faydasına ve çıkarına olan her çabayı değersiz hale getirme gayretinde olanlar, daha da önemlisi muarızlarımıza malzeme sağlamayı misyon edinmiş bir güruh bu konuda da hemen meydana çıktı. Ülkemiz teröristlerle mücadele eder, bunlar teröristlerin yanında yer alır. Ülkemiz Akdeniz’de haklarını savunmanın mücadelesine girişir, bunlar rakiplerimizin yanında saf tutar. Ülkemiz pek çok alanda çifte standarda maruz kalır, bunlar hep karşımızdakilerle birlikte hareket eder. Ülkemiz ekonomisine tuzaklar kurulur, bunlar felaket tellallığıyla hasımlarımızın değirmenine su taşır. Ülkemiz pek çok bölgede hakkın, hukukun, adaletin, insani değerlerin kavgasını verirken bunları hep zalimlerin yanında görürüz. Türkiye’nin karşısında kim varsa onunla birlikte olmayı hayatlarının tek gayesi haline getirmiş olan bu kesimin başka yerde de örneği yoktur. Dünyanın sağlık krizi yanında siyasi ve ekonomik sorunlarla adeta yoğun bakıma girdiği son dönemde bunların kirli yüzleri daha açık şekilde gözükmeye başladı.

Hastane açarız beğenmezler, fabrika açarız kulp takarlar. Yol, otoyol, metro açarız, burun kıvırırlar. İhracatta rekorlar kırarız, inkâr ederler. Sanayii, ticareti, tarımı ayakta tutacak politikalar geliştiririz, bin bir yalan ve iftira ile çarpıtırlar. Hâlbuki böyle bir dönemde dünyanın her yerinde meslek kuruluşları, medya, sivil toplum örgütleri gibi yapılar ülkelerinin ve halklarının yanında yer almıştır. Sağlık ve güvenlik gibi konuların günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutulduğu bu anlayışın ülkemizde de bir önce tesisini umut ediyoruz.

Tıpkı diğer eserlerimiz gibi ardı ardına açtığımız hastaneleri, oradaki modern altyapıyı ve hizmet kalitesini görmeyenler aslına bakarsanız bu imkânlardan en çok da faydalananlardır. Son olarak Cuma günü Konya’da yılsonuna kadar 1250 yatağın tamamının hizmete gireceği Şehir Hastanemizin açılışını yaptık. Salgın döneminde sadece İstanbul’da yüksek kapasiteli ve en ileri teknolojiyle donatılmış 5 hastaneyi hizmete sunduk. Buna rağmen kinleri akıllarının ve vicdanlarının önüne geçmiş bir kesim ihanet derecesindeki husumetinden vazgeçmedi.

Şu hususun altını da özellikle çizmek istiyorum: Bizim her türlü yapıcı tenkide, teklife, değerlendirmeye sonuna kadar saygımız vardır. Bu şekilde önümüze gelen hususlardan makul ve uygulanabilir olanları hayata geçirmekten de asla imtina etmeyiz. Siyasi rekabetle ülke ve millet menfaatlerini ayrı tutmayı ahlaki bir sorumluluk olarak görüyoruz. Amacımız bağcıyı dövmek değil, üzüm yemektir. Karşımızdakilerin de aynı anlayışa sahip olmaları şartıyla herkese kapımız da, kalbimiz de açıktır. Nitekim eskiden beri siyasi rekabet içinde bulunduğumuz pek çok çevreyle ülkenin ve milletin âli menfaatleri söz konusu olduğunda birlikte hareket etmekten asla çekinmedik, çekinmeyiz. Dolayısıyla karşımızdaki en tatsız manzaranın sorumlusunun biz olmadığımızı da gayet iyi biliyoruz. Tabii su-i misal emsal olmaz, ilkesinden hareketle biz bunlara bakmıyoruz. Bizim tek baktığımız yer; milletimizin ne istediğidir, milletimizin ne dediğidir, hakkın ve hukukun nereyi işaret ettiğidir. Milletimiz de bize 18 yıldır olduğu gibi bugün de durmak yola devam diyor.

Aziz Milletim,

Bu anlayışla salgının sağlık boyutu yanında diğer tüm etkilerini azaltmayı amaçlayan pek çok tedbiri, desteği, teşviki hayata geçirmeyi sürdürüyoruz. Salgının seyrine yönelik gerektiğinde yeni tedbirleri, gerektiğinde yeni normalleşme adımlarını devreye alıyoruz. Böylece ülkemizin salgının yol açtığı tüm olumsuzlukları en kısa sürede geride bırakmasını sağlayacak bir stratejiyle bu süreci yönetiyoruz.

Salgınla birlikte hayata geçirdiğimiz sosyal koruma kalkanı kapsamında çalışanlarımıza ve dar gelirli kesimlere yaptığımız karşılıksız ödemelerin tutarı 38 milyar liraya ulaştı. Normalleşme desteği kapsamında prim desteği olarak 154 bin iş yerindeki 1 milyon 186 bin çalışan için 934 milyon liralık kaynak kullanılmıştır. Kısa çalışma ödeneğinden faydalanan 3,5 milyon çalışanımıza bugüne kadar 20 milyar liranın üzerinde kaynak aktarılmıştır. Nakdi ücret desteği kapsamında1 milyon 976 bin kişiye 4,4 milyar lira ödeme yapılmıştır. İşsizlik ödeneği olarak da 847 bine yakın kişiye 4 milyar liraya yakın kaynakla destek verilmiştir.

Bunlara ilave olarak kovid-19 teşhisi nedeniyle tedavi gördüğü veya karantinada bulunduğu için çalışamayanlara yönelik iş göremezlik ödeneğini devreye soktuk. Bilgileri filyasyon ekipleri tarafından sisteme girilen çalışanlar hastaneye gitmelerine gerek kalmaksızın bu kapsama alınabilecek. Türkiye Eczacılar Birliği ile SGK arasındaki protokolün yenilenmesiyle salgın döneminde üzerlerine oldukça ağır yük binen eczacılarımıza yapılan ödemelerde yıllık ilave ödeme 235 milyon liralık iyileşme sağladık.

Devlet korumasındaki 640 gencimizi de bu dönemde kamuda işe yerleştirerek mağduriyetlerinin önüne geçtik. Böylece devlet korumasındaki gençlerimizin istihdam sayısı toplamda 54 bine yaklaştı.

Salgın döneminde huzurevlerindeki yaşlılarımıza verdiğimiz hizmetler ve gösterdiğimiz ihtimam Dünya Sağlık Örgütü tarafından iyi uygulama örneği olarak ilan edildi.

Bugün de Kabine Toplantımızda salgınla mücadele tedbirleri konusunda yaptığımız istişarelerin ardından yeni kararlar aldık. Geçtiğimiz aylarda yeniden yükselme eğilimi gösteren vaka, hasta ve ağır hasta sayısındaki artışın düşme eğilimine girmiş olmasından memnuniyet duyuyoruz. Hastanelerimizdeki yoğunluğun gözle görülür bir şekilde azalması, bu tespiti teyit ediyor. Pek çok ülkenin baş etmekte zorlandığı hususlarda hamdolsun şu ana kadar kriz düzeyinde bir görüntüyle karşılaşmadık. Havaların soğumasıyla birlikte artacak mevsim hastalıkları kovid-19 ile benzerlikler taşıdığı için süreci çok daha dikkatli şekilde yürütmemiz gerektiğinin farkındayız. Aynı zamanda eğitimden ticarete, spordan sosyal faaliyetlere kadar pek çok hususta ertelenen ihtiyaçların yol açtığı sıkıntıların da bilincindeyiz. Sağlık önceliklerimizden taviz vermeyecek şekilde bu sıkıntıları da aşamalı olarak çözüme kavuşturacak yöntemler geliştiriyoruz.

Eğitimde daha önce okul öncesi ve birinci sınıflarda yüz yüze eğitimi sınırlı şekilde başlatmıştık. Diğer sınıflarda da uzaktan eğitim yoluyla eğitim-öğretime geçilmesini temin etmiştik. Bugün yüz-yüze eğitimin kapsamını genişletme kararı aldık. İlkokul birinci sınıfların yanı sıra ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıflarda da yüz-yüze eğitimi belirlenen kurallar çerçevesinde başlatıyoruz. Bunlara ilave olarak ortaokul 8’inci ve lise 12’nci sınıflarda da yine belirlenen kurallar dahilinde yüz-yüze eğitime geçilecek. Ayrıca, özel eğitim okulları ile il hıfzıssıhha kurullarının uygun bulduğu köy okullarında da yüz-yüze eğitimin önünde herhangi bir engel olmadığı görülmüştür. Diğer sınıflarla ilgili kararı gelişmelere bakarak önümüzdeki haftalarda vereceğiz.

Okula gidecek evlatlarımızdan ricamız; annelerinin-babalarının ve tüm aile büyüklerinin sağlığı için temizlik, maske, mesafe kurallarına sıkı bir şekilde riayet etmeleridir. Milli Eğitim Bakanlığımız uzaktan eğitim öğrencilerimizden bilgisayar ihtiyacı olanlar için bir çalışma yürütüyor. İlk etapta 500 bin öğrencimize ücretsiz tablet bilgisayar vereceğimiz bir süreci başlattık. Önümüzdeki haftadan itibaren peyderpey bu tabletleri öğrencilerimize Milli Eğitim Bakanlığı olarak dağıtmaya başlıyoruz.

Ülkemizin internet altyapısını da bu ihtiyaca uygun seviyeye çıkartmak için ayrı bir çalışmayı Ulaştırma Bakanlığımız yürütüyor ve bu konuda da ilgili kuruşlar, Türk Telekom gibi, Turkcell gibi, Vodafone gibi, onlarla da birlikte yürütmek suretiyle hızla mesafe almanın gayreti içerisinde olacağız. Çünkü bu işin ciddi bir altyapısı var, bu altyapının sağlanması gerekiyor.

Diğer yandan yerli aşı geliştirme çalışmalarında oldukça ileri bir düzeye gelindi, bu alanda ülkemizde yapılan yatırımların, verilen desteklerin, hazırlanan yol haritalarının birer birer icraata dönüşmesinin haklı kıvancı içindeyiz. Ülkemizde 13 ayrı aşı geliştirme çalışması başlatılmıştı. Bunlardan iki ayrı kategorideki 5 tanesi insan çalışmaları safhasına yaklaştı. Sadece bu tablo dahi ülkemizin sağlık altyapısına yapılan yatırımların ne kadar stratejik olduğunu göstermeye yeterlidir. Araştırma kuruluşlarımızın yaptıkları planlamaların ve verdikleri desteklerin önemi gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek altyapı ve insan kaynağı gücümüzle yine bu süreçte ortaya çıkmıştır. Üretim konusunda da altyapısı uygun bir firmamızın ayda 20 milyon doz kapasitesi bulunuyor. İkinci bir firmamızın da üretim altyapısını tamamlamasıyla bu rakam ayda 50 milyon dozun üzerine çıkabilecektir. İnsan çalışmalarından biri için önümüzdeki hafta 1000 doz aşı üretilmiş olacaktır. Ayrıca kuduz, suçiçeği, Kırım-Kongo, verem aşılarının geliştirilmesinde de oldukça ileri bir safhaya ulaştığımızı belirtmek istiyorum.

Aziz Milletim,

Önümüze bir harita alıp özellikle son 10 yılda bölgemizde yoğunlaşan kriz ve çatışma alanlarına baktığımızda Türkiye’nin tam manasıyla bir kuşatma altına alınmaya çalışıldığını görüyoruz. Kafkasya’dan Balkanlar’a, Karadeniz’den Akdeniz’e ve bunların mücavir alanlarına kadar uzanan bu kuşatma projesinde asıl hedefin Türkiye olduğu çok açıktır. Türkiye güçlü bir şekilde ayakta kaldığı müddetçe bölgedeki diğer hiçbir senaryonun orta ve uzun vadede başarı sansı olmadığını, bizim kadar bu oyunu tezgâhlayanlar da biliyor. Böylesine çok boyutlu ve çok katmanlı bir mücadeleyi tek başına yürütmek elbette zordur. Hamdolsun milletimizin kadim medeniyet, tarih ve devlet birikimi bu konuda bize ışık tutuyor, yol gösteriyor. Özellikle son 18 yıldır kurduğu güçlü altyapı bu mücadele için bize ihtiyacımız olan nefesi sağlıyor.

Yine bu dönemde geniş bir coğrafyada halklar nezdinde oluşturduğumuz geniş dostluk ve kardeşlik halesini de arkamızdaki görünmeyen güç olarak kabul ediyoruz. Elbette bedeller ödüyoruz terörle mücadelede ve sınır ötesi harekâtlarımızda verdiğimiz her şehidimizin acısı yüreğimizde ilk günkü gibi tazedir. Ekonomik saldırıların doğrudan veya dolaylı etkileri yüzünden sıkıntıya düşen her vatandaşımızın derdi bizim de derdimizdir. Salgın döneminde aldığımız tedbirlerden ekonomik veya sosyal yönden olumsuz etkilenen okuluna, işine, sevdiklerinin yanına gidemeyen her insanımızın sıkıntısı bizim de sıkıntımızdır, ama hamdolsun bu fedakârlıkların hiçbiri boşa gitmiyor. Türkiye terörle mücadelede tarihinin en başarılı dönemini yaşıyor. Çevremizdeki kuşatmanın zincirlerini birer birer kırıyoruz. Daha düne kadar ülkemize karşı buyurgan bir dille konuşmayı adet haline getirmiş olanlar artık bizimle eşit şartlarda müzakere noktasına gelmiştir. Ülkemizi bölgesel ve küresel tüm meselelerde dışarıda bırakıp, sadece alınan tedbirleri, alınan kararlara tabi kılma politikalarını tümüyle çökerttik. Yıllarca Türkiye’ye verdikleri hiçbir sözü tutmayıp, üstüne bir de bizi suçlayanları artık lafa değil icraata bakılan bir çizgiye çektik. Bugün Türkiye bölge ve dünya siyasetinde onurlu, ilkeli ve etkin bir konumda bulunuyor. Bugün Türkiye ekonomisini çökertmeye yönelik saldırıları göğüsleyebilecek ve hedeflerine doğru kararlılıkla yürüyebilecek bir yere gelmiştir. Ülkemizi bölgesel anlamda değerli kardeşlerim ve küresel tüm meselelerde dışarıda bırakıp sadece alınan kararlara tabi kılma politikalarını tümüyle çökerttik. Yıllarca Türkiye’ye verdikleri hiçbir sözü yerine getirmeyenler üstüne bir de bizi suçlayanları artık lafa değil, icraata bakılan bir çizgiye çektik.

Özellikle bugün Türkiye bölge ve dünya siyasetinde onurlu, ilkeli ve etkin bir konumda bulunuyor. Bugün Türkiye ekonomisini çökertmeye yönelik saldırıları göğüsleyebilecek ve hedeflerine doğru kararlılıkla yürüyebilecek bir yere gelmiştir. Bugün Türkiye insanlığın ortak vicdanı olarak her konuda söz söyleyebilecek ve bunu dinletebilecek bir iradeye sahiptir. Bugün Türkiye siyasi ve ekonomik politikalarını sahada aktif, askeri destekle uygulayabilecek bir güce kavuşmuştur. Bugün Türkiye kendisiyle beraber tüm dostlarına ve kardeşlerine de destek verebilecek ve bunun arkasında durabilecek seviyeye ulaşmıştır.

Rabbimize bize bugünleri gösterdiği için hamd ediyoruz. Milletimize bu izin ve zahmetli mücadele sürecinde bize verdiği destek ve duyduğu güven için şükranlarımızı sunuyoruz. İnşallah halen çektiğimiz sıkıntıların karşılığını çok yakında her alanda alacağız. Karadeniz’de keşfettiğimiz doğal gaz rezervi bunun ilk müjdesidir. İnşallah Akdeniz’den de yakın zamanda güzel haberler bekliyoruz. Sanayide, üretimde, ihracatta, istihdamda olumlu gelişmeler yaşanıyor. Salgının ardından yeniden şekilleneceği anlaşılan dünyanın üretim merkezi tercihlerinde ülkemizin hak ettiği konumu mutlaka alacağından şüphe duymuyoruz.

Son 7 yıldır maruz kaldığımız saldırılar sebebiyle bazılarının tereddüde düştüğü 2023 hedeflerimizden asla taviz vermedik. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin sağladığı avantajları da kullanarak ülkemizi hem krizlerden kurtarıyor, hem hedeflerine yaklaştırıyoruz. İnşallah gençlerimize 2053 vizyonu için her alanda güçlü bir Türkiye bırakacağız.

Aziz Milletim,

Son dönemde bölgemizdeki en önemli hadiselerden biri de işgalci Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarına karşı yeniden başlattığı saldırıların ardından yaşanan gelişmelerdir. Uluslararası toplum, Karabağ ve Azerbaycan topraklarının bir bölümü Ermeniler tarafından işgal edilirken maalesef bu alçaklık karşısında sessizliğe bürünmüştü. Üstelik Karabağ’da sadece işgal değil, aynı zamanda insanlığın yüzkarası katliamlar gerçekleştirilmişti. Ermenilerin çocuk, kadın, erkek demeden yaptıkları ve övünçle anlatmaktan çekinmedikleri katliamları da cezasız bırakıldı.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı bünyesinde Amerika, Fransa ve Rusya tarafından oluşturulan Minsk Grubu sorunu çözmek yerine, adeta çözümsüzlüğe mahkûm etti. 30 yıla yakın bir zamandır Minsk Üçlüsü zaten bu sorunu ihmal ettiği içindir ki bu duruma gelindi. Kardeş Azerbaycan halkı yıllarda hem işgalin, hem kayıplarının acısıyla yaşadı. Ermenistan geçmişte işlediği cürümlerin bedelini ödememiş olmanın şımarıklığıyla yeniden Azerbaycan topraklarına saldırınca, bu defa hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaştı, Azerbaycan ordusu Ermenistan’ın saldırılarına cevap vermek ve Karabağ’ı işgalden kurtarmak için hızla harekete geçti, şu ana kadar Karabağ’daki pek çok yerleşim birimi işgalden kurtarıldı.

Türkiye olarak en başından beri tüm kalbimizle ve imkânlarımızla Azerbaycan’ın yanında olduğumuzu söylüyoruz. Esasen Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarını kurtarma mücadelesine destek vermek, her onurlu devletin vazifesidir. Dünya haydut devletlerden ve onların haydut yöneticilerinden kurtarılmadan insanlığın kalıcı barışa ve huzura kavuşması mümkün değildir. Maalesef özellikle bizim bölgemizde haydut devlet sayısı oldukça fazla. İsrail’den Kıbrıs Rum Kesimi’ne ve Suriye rejimine kadar uzanan bu haydut devletler hem kendi vatandaşlarına zulmediyor, hem de dünyanın istikrarını bozuyor. Küresel güçlerin eteği altına saklanarak, insanlığın başına adeta bela olan bu devletlerin kullandıkları yöntemlerin devri artık kapanıyor, dünya bu zulmü daha fazla taşıyamaz. Türkiye elindeki gücü ve imkânları bu haksız, hukuksuz, çirkin ve kanlı oyunu bozmak için kullanmakta kararlıdır. Bunun için Birleşmiş Milletler’de, “Dünya beşten büyüktür” diyoruz. Bunun için Suriye’den Libya’ya kadar nerede bir mazlum varsa hepsine de kapımızı ve kalbimizi açıyoruz. Bunun için gerektiğinde yedi düvele meydan okuma pahasına kendimiz ve dostlarımız için hakkın ve hakikatin yanında yer alıyoruz. Azerbaycan’ın Karabağ’ı ve işgal altındaki topraklarını kurtarma mücadelesinde yaptığımız da bundan ibarettir.

Kafkasya’nın son 30 yıldır en önemli kriz konusu olan Karabağ meselesinin bu şekilde çözüme kavuşması hem tarihin, hem hukukun, hem de coğrafyanın gerçeklerinin icabıdır, aksi takdirde bölgedeki huzursuzlukların ve çatışmaların bitmesi mümkün değildir.

Bir kez daha Azerbaycanlı kardeşlerimize gazanız mübarek olsun diyor, kutlu mücadelelerinde zafere kadar yanlarında olduğumuz tekrarlıyoruz.

Bu duygularla bir kez daha sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.