Kabine Toplantısının Ardından Yaptıkları Konuşma

24.08.2020

Aziz Milletim,

Değerli Basın Mensupları,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Sözlerimin hemen başında önceki gün başta Giresun olmak üzere Karadeniz’imizin bazı illerini etkileyen afette hayatlarını kaybeden vatandaşlarıma Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Milletimize, bölge halkına ve vefat edenlerin ailelerine başsağlığı dileklerimi sunuyorum. Halen arama çalışmaları süren vatandaşlarımızdan bir an önce mutlu haberler almayı temenni ediyoruz.

Afetin duyulduğu andan itibaren devletimiz tüm kurumları ve imkânlarıyla halkımızın yanında yer almıştır. Bugünkü kabine toplantımızda da bölgede yürütülen çalışmaları ve durumu etraflıca değerlendirdik.

Vatandaşlarımızın yükünü daha da hafifletmek amacıyla Giresun’daki vergi mükelleflerimizi 22 Ağustos 2020’den 30 Kasım 2020 tarihine kadar mücbir sebep hali kapsamına alıyoruz. Bu tarihler arasında verilmesi gereken beyanname ve bildirimlerin süresini 15 Aralık 2020’ye, yine bu bildirimlere istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme süresini de 31 Aralık 2020’ye kadar uzatıyoruz. 22 Ağustos tarihi öncesinde tahakkuk etmiş olup vadesi bu tarihten sonrasına rastlayan ya da resen veya idarece tarh edilen her türlü vergi, ceza ve geçici veya gecikme faizinin ödeme sürelerini de 31 Aralık 2020’ye erteliyoruz.

Sigortalıların mücbir sebep dönemine ilişkin prime esas kazanç ve hizmet bilgilerinin muhtasar ve prim hizmet beyannamesi ile bildirilmesinin zorunlu olması durumunda bu beyannamelerin vergi kesintilerine ilişkin kısmının beyan ve ödeme sürelerini de uzatıyoruz.

2020 yılı üçüncü geçici vergi dönemine ilişkin geçici vergi beyannamelerinin de alınmamasını kararlaştırdık. Yine mücbir sebep hali kapsamındaki amme borçlularından 29 Ocak 2021 tarihine kadar başvuruda bulunanların her türlü amme alacaklarını faizsiz bir şekilde 24 ay süreyle erteliyoruz. Giresun’daki faal mükelleflerin vergi daireleriyle mal müdürlüklerine olan borçlarına da tecil ve taksit imkânı getiriyoruz.

Hasar tespit çalışmalarının ardından hemen temizleme ve yeniden inşa faaliyetlerine başlayacağız. Gerek altyapıda, gerek ev ve iş yeri gibi yerlerde, gerekse üretim alanlarında ortaya çıkan kayıpları en kısa sürede telafi edeceğiz. Rabbim ülkemizi her türlü afetten muhafaza eylesin diyorum.

Ülkemizin pek çok yeri gibi Karadeniz’de de geçmişte şartların zorlamasıyla yaşadığımız coğrafyanın gerçeklerini yeteri kadar dikkate almayan bir yapılaşma ortaya çıkmıştı. İrademizi ve gücümüzü aşan deprem, sel, heyelan gibi afetler bizi önceliklerimizi değiştirmeye mecbur bırakmıştır. Bir süredir bu konudaki hassasiyetimizi hem kentsel dönüşüm çalışmaları, hem yeni imar planları, hem estetik önceliği ile zaten hayata geçiriyorduk. Yaşadığımız her afet bizi bu konuda daha kararlı hareket etmeye yöneltmektedir. İnşallah hep birlikte bizden sonraki nesillere her bakımdan daha güvenli ve yaşanabilir bir Türkiye bırakacağız. Ülkemizdeki 83 milyon vatandaşımızın her birinin de aynı anlayış ve kararlılıkla hareket edeceğine inanıyorum. Özellikle ekranlarda izlediğimiz Giresun’un, gerek Dereli, tamamıyla Dereli’nin merkezinin nasıl o kayalarla dolup taştığını, bütün mağazaların-dükkânların ne durumda olduğunu gördüler. Aynı şekilde Espiye, aynı şekilde merkez, bütün buralarda şu anda Süleyman Soylu kardeşimiz, Bekir Pakdemirli kardeşimiz, Murat Kurum kardeşimiz olayın olduğu andan itibaren hemen oraya geçtiler ve orada milletvekili arkadaşlarımız, Giresun milletvekillerimizle birlikte orada çalışmaları vatandaşlarımızla birlikte yerinde izleyerek atılması gereken adımları atmak, bu arada malum jandarmalarımızdan burada şehit olanlar oldu, onların takibi, aynı şekilde sivil vatandaşlarımızdan şehit olanlar oldu, onların takibi ve yaralılarımızın hastanelerde takibi, bütün bunlar devam ediyor.

Bekir Pakdemirli kardeşimiz Adana’da çıkan yangın sebebiyle daha sonra Giresun’dan Adana’ya geçti, şimdi de yine Giresun’a Ulaştırma Bakanımız Adil Beyi gönderiyorum. Aynı şekilde yine elektrikteki sıkıntılar sebebiyle Fatih Beyi de yine oraya gönderiyoruz. Yerinde gerek Karayolları olarak herhangi bir sıkıntı var-yok, bunları yerinde bizzat takip etsinler istiyorum. Onun için de iki bakanımız da şimdi Giresun’a geçecekler ve Giresun’daki bu gelişmeleri gerek elektrik enerji vesaire nerede ne gibi sıkıntılar var, bunları yerinde takip etsinler istiyorum. Ve karayollarıyla ilgili olarak da Karayolları Genel Müdürümüz orada olmasına rağmen, ama ben Ulaştırma Bakanım da bizzat orada bulunsun ve olaya müzaheret etsin, bir an önce altyapıyla ilgili sıkıntıları da inşallah giderelim. Çünkü çöken köprüler var, bu köprülerin yeniden inşası ve bununla birlikte atılacak başka ne gibi adımlar varsa bunların da hemen bu adımların atılması bakanlarımızın nezaretinde olsun istiyoruz.

Aziz Milletim,

Türkiye’nin kalkınma mücadelesindeki en büyük sıkıntılardan biri enerjideki yüksek oranlı dışa bağımlılığı olmuştur. Her ne kadar ufak-tefek petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahipsek de, bunlar ihtiyacımızın yanında adeta devede kulak misali kalıyordu. Büyüyen bir ülke olarak enerji ihtiyacımızın sürekli yükselmesi, dışarıya ödediğimiz kaynağın da hep artması anlamına geliyordu. İhracatımızı fevkalade artırmamıza rağmen enerjideki bu yapısal sıkıntı sebebiyle cari açığımızı bir türlü kapatamıyorduk. Önce yerli ve milli imkânları seferber ederek enerjideki bu dev açığa kısmi de olsa bir çözüm getirmeye çalıştık. Elektrik üretiminde yerli ve yenilenebilir kaynak oranını üçte ikinin üzerine çıkardık. Ancak petrol ve doğal gazdaki dışa bağımlılığımız hâlâ ciddi bir düzeydeydi.

Milli Enerji ve Maden Politika Belgemizi 2017 yılında kamuoyumuzla paylaşarak, bu çerçevede yeni bir dönemi başlattık. Derin deniz aramaları için ilk sondaj gemimizi alarak bismillah, dedik. Ardından ikinci sondaj gemimizi, bu yılın başlarında da üçüncü sondaj gemimizi aldık. Fatih, Yavuz, Kanuni adını verdiğimiz bu derin deniz sondaj gemileriyle dünyanın en büyük filolarından birine sahip olduk. Tabii bunlarla birlikte de Oruç Reis ve Barbaros Hayrettin Paşa sismik araştırma gemilerimizi hizmete soktuk. Doğu Akdeniz’de yürüttüğümüz çalışmaları engellemek isteyenlere gerektiğinde zor kullanma pahasına hakkımıza sahip çıkacağımızı gösterdik.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yetki alanları yanında Libya ile yaptığımız anlaşmanın ülkemize tanıdığı imkânları sonuna kadar kullanmak üzere harekete geçtik. Ege’de de Akdeniz’in en uzun kıyısına sahip devleti olarak ülkemizin hakkının, hukukunun, çıkarlarının gereğini tereddütsüz bir şekilde yerine getirdik.

Bunlarla yetinmedik, Karadeniz’i de arama alanımıza dahil ettik. Azim ve kararlılıkla bu çalışmaları hayata geçiren Enerji ve Tabii Kaynaklar eski Bakanımız Berat Albayrak ile hâlihazırdaki Bakanımız Fatih Dönmez beylere buradan bir kez daha şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum. Nihayet 9. sondajımızda ülkemizin bugüne kadar tespit ettiği en büyük rezervi bularak emeklerimizin karşılığını aldık. Karadeniz’de Sakarya Gaz Sahası adını verdiğimiz bölgede 320 milyar metreküp rezerve sahip doğal gaz kaynağı keşfettik. Ülkemizin geleceği açısından hayati öneme haiz bu müjdeyi geçtiğimiz Cuma günü milletimizle paylaştık. Tespit edilen rezervin çok daha büyük bir kaynağın ilk habercisi olduğu yönünde kuvvetli bulgular var, yani inşallah bu müjdenin devamı gelecek. Tek kuyu değil, bu kuyuların sayısı iki, üç, dört, devam edecek. Ve bu kuyuların sayısının tabii fazla oluşu oradaki ümitlerimizi çok daha artırıyor. Gazın fiilen milletimizin hizmetine sunulması 2023 yılını bulacak. Önümüzdeki süreçte Akdeniz’de de benzer müjdeli haberler alacağımızı ümit ediyorum.

Ülkemiz artık enerji liginde en üst basamağa çıkmış bulunmaktadır. Elektrik üretiminde yerli ve yenilenebilir kaynaklarla bağımsızlığını ilan eden Türkiye, doğal gaz ve petrolde de benzer bir seviyeye ulaştığında Allah’ın izniyle önünde yepyeni bir dönem başlayacaktır. Bu vesileyle güneş enerjisi konusunda büyük bir hamle başlatıp hem yerli ve yenilenebilir enerji potansiyelimizi yükselteceğimizi, hem de atıl kaynakları ekonomiye kazandıracağımızı belirtmek istiyorum.

Yıllardır dışarıya oluk-oluk akıttığımız kaynaklarımızı artık kendi ülkemizin kalkınması, milletimizin zenginleşmesi, hedeflerimizin gerçekleşmesi için kullanacağız. Geleceğin yüksek teknolojiye dayalı dünyasında yerimizi almamızı sağlayacak çalışmaları da ihmal etmiyoruz. Savunma sanayinden ticari kullanımlara kadar her alanda Türkiye’yi hak ettiği seviyeye çıkartacak çalışmaları destekliyor, teşvik ediyoruz. Kazandığımız her başarı milletimizin özgüvenini yükseltmekte, daha büyük projelere yönelmesini sağlamaktadır. Yıllarca bu milletin önünü kesenlerin kullandığı araçların tümünü yerle yeksan ediyor, insanımızın önünde yepyeni ufuklar açıyoruz. Yapılamaz denilen ne varsa yaptık. Cesaret edilemez, denilen ne varsa cesaret ettik. İzin vermezler, denilen ne varsa, izin istemeden yapılabileceğini gösterdik. Bedel ödetirler, dedikleri ne varsa gerektiğinde bedelini ödeyerek başardık. Bize yıkılmaz kaleler olarak gösterilen sırça köşkleri harekâtlarımızla tuzla buz ettik. Bize aşılmaz bentler olarak gösterilen kilden duvarları cesaretimiz ve atılganlığımızla yıktık geçtik. Bize önünde ayakta kalınamaz seller gibi gösterilen yaptırım tehditlerini sağlam duruşumuzla birer birer boşa çıkardık. Maruz kaldığımız çifte standartlarda, çiğnenen teamüllere, ihanet edilen değerlere, ayaklar altına alınan ilkelere rağmen girdiğimiz yoldan geri dönmedik. Siyasette, ekonomide, askeri alanda kendi kararlarını kendi alan, kendi hedeflerini kendi belirleyen, kendi projelerini kendi uygulayan bir Türkiye inşa ettik. İnşallah en zorlu dönemi geride bıraktık. Artık ektiğimiz tohumların hasadını toplamanın verdiğimiz emeklerin karşılığını görmenin, yaptığımız fedakârlıkların bedelini almanın vaktidir. Bu zorlu mücadelede ülkemizin ve milletimizin yanında yer alan herkesten Allah’tan razı olsun diyorum. Yine bu süreçte kendi halkının safında yer almak yerine gâvurun kılıcını çalmayı, Amerika’da, Avrupa’da, Körfez’de hazırlanan senaryoların figüranlığına soyunmayı tercih edenleri de milletimize havale ediyoruz. Rabbim kimseyi teröristte terörist diyemeyen, darbeye darbe diyemeyen, düşmana düşman diyemeyen, milletinin sevinciyle sevinemeyen, üzüntüsüyle üzülemeyen mankurtlardan eylemesin diyorum. Siyasi rekabetle ülkesinin ve milletinin çıkarları arasındaki farkı göremediği için kin, nefret, husumet çukurunda boğulanları kendi akıbetleriyle baş başa bırakıyoruz. Biz 83 milyon milletimizle birlikte daha güçlü, daha büyük, daha huzurlu, daha müreffeh, daha güvenli bir geleceğe doğru başlattığımız bu kutlu yürüyüşü sürdüreceğiz. Bu kutlu yolda bize destek olan, bizimle yürüyen herkesten Allah razı olsun.

Aziz Milletim,

Diğer alanlarda ülkemize diş geçiremeyenler hep yaptıkları gibi yine ekonomimize saldırıyorlar. Klasik hale gelen döviz kuru, faiz, enflasyon, şer üçgenini bir kez daha başımıza musallat etmek için tüm güçleriyle yükleniyorlar. Hâlbuki ülkemiz toplamda 90 milyar dolara yaklaşan rezerviyle gayet iyi durumdadır. Merkez Bankamızın mevcut rezervinin 45,4 milyar doları döviz ve 42,8 milyar doları da altın cinsindedir. 2016 yılında altın rezervimiz sadece 14 milyar dolar seviyesindeydi. Hem yurt dışındaki altınımızı ülkemize getirerek, hem ülkemizde çıkan tüm altını Türk Lirası üzerinden alarak altın rezervimizi yaklaşık üç kat arttırdık. Türkiye döviz ve altın kıymetleri bakımından gerçekten önemli bir güce sahiptir. En büyük rezervi de Karadeniz’in altında bulduğumuzu tekrar hatırlamak isterim. İnşallah bu müjdenin de devamı gelecek.

Diğer alanlardaki çalışmalarımızla Türkiye çok yakında doğalgaz da dünyanın en büyük rezervlerinden birine inşallah sahip olacaktır. Buradan elde edilen her kuruş kazanç doğrudan milletimizin hayat kalitesinin yükseltmesini sağlayacak çalışmalara gidecektir. Doğal gazın ucuzlamasıyla konuttan sanayiye kadar her alanda milletimizin cebine ilave kaynak girişi sağlayacağız. Yani buradan afaki bir buluştan değil, ülkemizi ve milletimizi gerçek anlamda zenginleştirecek somut bir kaynaktan bahsediyorum. Bu hakikate rağmen ülkemizle ilgili olumsuz hava pompalayanların bir kısmı bunu zaten doğrusuna yanlışına bakmaksızın taammüden yapıyor. Amaçları aslında siyasi sonuç almaktır, ekonomiyi bir araç olarak kullanıyorlar. Türkiye aleyhinde pozisyon alanların bir kısmı da ülkemizde yanlış mecralardan beslendikleri için yanıltılmak suretiyle böyle bir konuma sürükleniyorlar. Dünyanın salgınla en başarılı mücadelesini yürüten ülkelerinden birini en kötülerin arasına koyanların içerideki akıl daneleri kim olduklarını gayet iyi bildiğimiz yeminli Tayyip Erdoğan ve AK Parti düşmanlarıdır. Aynı şekilde tüm dünyanın takdirini kazanan bir doğal gaz rezervi keşfinin ardından ekonomi notumuzu olumsuza çevirenlerin de bu aklı nereden aldığını, ülkemizdeki kimi manşetlerden ve beyanatlardan görebiliyoruz. Tüm dünyanın borç batağına sürüklendiği, sürekli para basarak ayakta kalmaya çalıştığı bir dönemde Türkiye kendi dengeleri üzerinde kararlılıkla yoluna devam ediyor. Özellikle gelişmiş ülkeler milli gelirlerine göre yüzde 90,7 ortalamayı bulan borçluluk oranlarıyla ekonomilerini çevirmeye çalışıyorlar. Türkiye bu bakımdan kamu borç yükünün milli gelire oranında yüzde 35,6 ile gerçekten çok iyi bir yerde duruyor. Faiz ödemelerimizin toplam harcamalara oranı da yüzde 10’u aşmıyor. Bunlar gerçekten çok önemli ve ülkemizin güçlü duruşunu gösteren rakamlardır.

Maruz kaldığımız bunca saldırıya rağmen dimdik ayakta kalmamızı hazmedemeyenlerin yeni oyunlar, tuzaklar, senaryolar peşinde koşmaları şaşırtıcı olmaz. Dışarıda yazılan senaryolara, içeride figüranlık yaparak, sürekli ülkesi aleyhine malzeme üretenler gerçekleri ters düz edip anlatarak önümüze engeller dizenler istedikleri kadar uğraşsınlar başaramayacaklar. Herkesin bir hesabı vardır, ama hiç şüphesiz en büyük hesap sahibi Allah’tır. Biz Rabbimizin hesabına ram olmuşuz, onun dışındaki her şeyin üstesinden Allah’ın izni ve milletimizin desteğiyle geliriz. Ve ülkemizin son 7 yılı bunun sayısız örneğiyle doludur. Diğer yandan Birleşmiş Milletler’e deklare edilen kıta sahanlığı sınırlarımız içinde Oruç Reis Gemimiz tarafından yürütülen sismik araştırmalarla ilgili NAVTEX adı verilen seyir duyurumuzun süresini 27 Ağustos’a kadar uzatmıştık nokta mı, virgül mü? Buraya ben şimdi bir virgül koyayım, çünkü bundan sonrası da bunun var. Türkiye’nin Uluslararası Denizcilik Örgütü kurallarına uygun şekilde yürüttüğü bu faaliyetlere karşılık Yunanistan yetkisiz şekilde ve şımarıkça bir eda ile kendi NAVTEX mesajını yayınlamıştır. Her şeyden önce Yunanistan’ın bölgede böyle bir NAVTEX ilanına hakkı yoktur. Yapılan bu açıklama bölgede bulunan tüm gemilerin kıyı ve seyir emniyetini tehlikeye atan bir şımarıklıktır. Uluslararası hukuka, iyi niyete, komşuluk ilişkilerine aykırı bu tutumuyla Yunanistan kendi kendini içinden çıkamayacağı bir kaosun içine atmıştır. Bundan sonra bölgede yaşanabilecek her olumsuzluğun tek müsebbibi Yunanistan, tek zarar gören de yine bu ülkenin kendisi olacaktır. Yunanistan’ı Türk donanmasının önüne atanların yarın yaşanacak bir sıkıntıda asla ortada gözükmeyeceklerini bizim kadar Yunanlı komşularımızın da bilmesinde fayda mülahaza ediyorum. Türkiye ne Oruç Reis Gemimizin, ne ona refakat eden donanma unsurlarımızın faaliyetlerinden en küçük bir geri adım atmayacaktır. Tam tersine, bu bölgede hakkını ve hukukunu koruma konusunda çok daha kararlı hareket edecektir. Bundan sonrasını düşünecek ve ortaya çıkacak sonuçlara katlanacaklar NAVTEX ilan ettiğimiz bölgede karşımıza çıkacak olanlardır.

Aziz Milletim,

Türkiye yaklaşık 200 yıldır demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi Batı merkezli doğup gelişen ve fakat evrensel değerler haline dönüşen bir çizginin takipçisidir. Bu değerlerin önemli bir kısmının çok daha ilerisi kendi medeniyet kültür ve tarihimizde elbette mevcuttur. Yaşadığımız kayıplara ve acılar rağmen bu değerleri sonuna kadar korumayı, yaşatmayı başarmış bir milletiz. Öyle ki, Batı toplumlarının tamamının sömürge peşinde koştuğu bir dönemde, biz dost ve kardeş olarak gördüğümüz halkların güvenliği ve esenliği için kendi canımızı vermeye devam ediyorduk. Petrol kaynakları için insan canının hiçe sayıldığı dönemlerde, biz önceliğimizi daima yaşamaya ve yaşatmaya vermiş bir milletiz. Bu sağlam maya günümüzde de aynı şekilde bize yön vermekte, istikamet çizmektedir. Ancak, erdemli duruş Batı’nın kurduğu demokratik ve ekonomik sistemin dünya çapında egemen olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Nitekim biz de Osmanlı’dan itibaren aşama-aşama bu sistem içinde yerimizi almanın gayreti içinde olduk. Cumhuriyetin ilanıyla bu doğrultuda çok daha keskin ve geri dönüşü olmayan bir tercihte bulunduk. Gerçeği biz bu tercihi yaptık, ama Batı’nın hiçbir zaman aynı hüsnüniyetle yaklaşmadığını da kabul etmek durumundayız. Hangi reformu yaparsak yapalım, hangi adımı atarsak atalım, hangi değerlerimizden taviz verirsek verelim, Batı bizi hiçbir zaman kendisi gibi görmedi. Bu gerçeği Avrupa Birliği tam üyelik sürecinde bizzat yaşamış bir kişiyim.

18 yıldır ülkede Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı yaptım ve Avrupa Birliği’yle olan görüşmelerin hep içinde oldum. Ama Avrupa Birliği liderlerinin hep tutarsızlıklarıyla karşı karşıya olduk, hiçbir zaman dürüst olmadılar, hiçbir zaman sözlerinin arkasında durmadılar. Ülkemizin tam üyeliği için hangi şartları önümüze getirdilerse tamam dedik, ne dedilerse yaptık, ne istedilerse taahhüt ettik, fakat sonuçta ortaya çıktı ki Avrupa Birliği’nin bizi tam üye yapmaya en başından beri niyeti yokmuş. O güne kadar önümüze getirilen her şey oyalama taktiğinden ibaretmiş. Bu süreçte Avrupa Birliği’nin bir değerler ve ilkeler bütünü değil, bir grup ülkenin saplantılarının esiri bir yapı olduğunu gördük, hâlâ da aynı saplantıyla bize yaklaşıyorlar. Ülkemize karşı teröristleri destekliyorlar. İşte Yunanistan’dan teröristler giriyor, FETÖ’sü giriyor, PKK’sı giriyor, gittiği yer neresi? Almanya, Almanya’da bunlara oturum da veriyorlar. Bir kısmı da bakıyorsunuz Fransa’ya gidiyor, bir diğer kısmı bakıyorsun bir başka yere gidiyor ve onlara buralarda ev sahipliği yapıyorlar. Dostluk bu mu? Bunlarla baş başa oturup konuştuğumuz zaman maalesef bunları inkâr da ediyorlar. Her türlü marjinal grubu destekliyorlar, her türlü sapkınlığı destekliyorlar. Bir tek bu ülkenin istiklali ve istikbali uğrunda gerektiğinde hayatını feda etmeyi göze alan milletine saygı duymuyor, onun yanında yer almıyorlar. Türkiye’ye karşı sergilediği ikiyüzlü tavır Avrupa Birliği’nin sonunun da ilanı olmuştur. Artık dünyada hiç kimse bu birliği bir değerler ve ilkeler manzumesi olarak bakmıyor.

Benzer bir yaklaşıma Amerika’daki kimi çevrelerden de maruz kalıyoruz. Bu ülke, yıllarca NATO ittifakının doğu kanadının en önemli üyesi olan Türkiye’yi terör örgütleriyle mücadelesinde yalnız bırakmıştır. DEAŞ’a karşı Suriye’de başlattığımız ve bugün 4’üncü yıldönümü olan Fırat Kalkanı Harekâtımıza bile bu ülke destek vermedi ve ne yazık ki bir terör devleti kurulmasının da önünü açtılar. Ve bu terör devletinin kurulmasıyla ilgili olarak da her türlü silah desteğini binlerce kamyonlarla, evet, Fırat’ın doğusuna yığdılar. Bunları konuştuğumuz zaman kendileriyle, yok böyle bir şey dediler. Hepsi var, kayıtlarımız da var, istihbari bilgilerimiz de var, var oğlu var.

Hatta bununla kalmamış, PKK-YPG terör örgütüyle bir olup ülkemize karşı pozisyon almışlardır. Demokratik hukuk devleti yerine terör örgütleriyle hareket etmeyi tercih eden bu hastalıklı zihniyet Amerikan siyasetini esir almıştır. Ülkemiz terör örgütlerinin saldırılarına uğradığında kafasını çeviren, darbeye maruz kaldığında heyecanla neticeyi bekleyen, darbeciler yenilince hepsine kucak açan bu zihniyet, demokrasinin yüzkarasıdır. Daha acısı, Amerika’daki politikacıların Türkiye’yle ilgili faşist planlarını, niyetlerini, hesaplarını gizleme gereği dahi duymadan ifşa edebilmesidir. Türkiye’de darbe ile yapamadıklarını muhalefeti destekleyerek gerçekleştirmeyi düşündüklerini kameralar önünde söylemekten de çekinmiyorlar. Ya dostluğumuz var, oturup konuşmuşluğumuz var, en azından bir oturup çay içmişliğimiz var, böyle bir ifadeyi bizim için nasıl kullanırsın? Ama kullandılar. Bu hezeyana cevap vermesi gereken bizden önce muhatap olarak gösterilen muhalefet olmalıdır. Dikkat ederseniz ben hiç cevap vermedim. Maalesef ülkemiz muhalefeti bu ağır ithama tepsini tüm şiddetiyle ortaya koymak yerine, konunun niye aylar sonra gündeme geldiği bir zırvanın arkasına sığınmayı tercih etmiştir. Çünkü bunların kafasında askeri darbeden hukuk, emniyet darbesine, siyasi darbeden toplumsal kaosa ve teröre kadar her türlü faşist yol ve yönteme yer vardır. Hayatlarının hiçbir döneminde umutlarını millete bağlamamış, gözleri hep dışarıya dönük olan bu siyasi anlayış Türkiye’nin en büyük ayıbı ve kaybıdır. Seçimlerde delikanlıca milletin karşısına çıkıp yarışmaya bile cesaret edemiyorlar, bunun yerine şeytana pabucunu ters giydirmeyi hedefleyen binbir alavere dalavereyle siyaset mühendisliği oynuyorlar.

Türkiye için, Türk milleti için kalplerinde hiçbir hayali, kafalarında hiçbir projesi olmayanların tek yapabildikleri, onun külahına buna, bunun külahını ona giydirmek suretiyle illüzyon peşinde koşmaktır. Biz, harbi olun,  hasbi olun, mert olun, delikanlı olun, yenilikseniz, öyleyse şerefinizle yenilin, bunu söylüyoruz. Biz yenilin dedikçe, onlar Amerika’dan Avrupa’ya, terör örgütlerinden marjinal gruplara kadar gördükleri her melanete sarılıyorlar. Kim, husumet ve bağnazlıkla kararan gönüller gözleri de kör ediyor. Hem de öyle bir kör ediyor ki, kimlerle yürüdüklerine, kimlerden destek aldıklarına, kimlere hizmet ettiklerine dahi bakmıyorlar.

Türkiye siyasetinin tek mottosunun Tayyip Erdoğan gitsin de nasıl giderse gitsin, haline dönüşmüş olması gerçekten yüreğimizi acıtıyor. Biz milletimizin desteğiyle sandıkla geldik, gideceksek de öyle gideriz. Bunun kararını ne terör örgütleri, ne marjinal sapkın gruplar, ne Amerika ve Avrupa’daki husumet odakları verir, tek karar mercii milletimizdir. Milletin iradesi dışında yol ve yöntem arayanların bu ülkeye tek verebildikleri vesayet, cunta, darbe, terör, kaos, fakirlik ve huzursuzluk olmuştur. AK Parti işte bu çarkı milli iradenin üstünlüğü ilkesiyle kırdığı için 18 yıldır iktidardadır. Çareyi millette değil de dışarıda arayanlar için bundan daha büyük örnek ve ibret olabilir mi? Biz Allah’ın izni ve milletimizin desteğiyle 2023’te de ülkemize hizmet etmeyi sürdüreceğiz. Şayet muhalefet ısrarla sarıldığı faşist kafayı değiştirmezse, korkarım 2028 seçimlerinde de aynı şeyleri konuşuyor olacağız.

Yeni nesillere 2053 ve 2071 vizyonlarını emanet ediyoruz, derken karşımızdaki zihniyetin çapsızlığını da hesaba katıyoruz. Bu tarihlerin afaki birer hayal değil, her geçen gün yaklaşan birer menzil olduğunu da hatırlatmak istiyoruz.

Aziz Milletim,

Dünya ile birlikte ülkemizi de etkisi altına alan koronavirüs salgınıyla mücadelemiz sürüyor. Maalesef son dönemde bu konuda olumsuz bir görünümle karşı karşıyayız. Düğün, cenaze, taziye ve tatil gibi toplu etkinlikler virüsün yayılma alanları haline dönüştü, hele hele plajlar buralar ayrı bir felaket ve buralarda yayılma alanı çok çok fazla. Can kaybında küçükte olsa bir artış yaşanıyor, bundan dolayı üzüntülüyüz. Milletimizden bir kez daha TMM diye ifade ettiğimiz temizlik, maske ve mesafe kurallarına sıkı bir şekilde riayet etmesini istiyoruz. Bunlar rast gele ifade edilen, laf olsun diye tekrarlanan kurallar değildir. Her bir kuralın gerisinde çok büyük tecrübe, emek, bedel ve acı vardır. Temizliğe dikkat etmeyen, maskesini takmayan, fiziki mesafeye uymayan her kişi kendisiyle birlikte temas ettiği herkes için sonu ölüme kadar varan bir tehdit kaynağı haline dönüştüğünü unutmamalıdır. Bazıları taşıyıcı oldukları için hastalığın ağır etkilerini hissetmiyor olabilir, ama bu kişiler virüs bulaştırdıkları insanların bir kısmının çok büyük acılar çekmesine, bir kısmının da hayatını kaybetmesine yol açtıklarını hiçbir zaman akıllarından çıkarmamalıdır. Kendi ailesine, sevdiklerine veya hiç tanımadığı insanlara böylesine bir kötülük yapmak, akıl ve vicdan sahibi hiç kimsenin altına giremeyeceği bir vebaldir. Milletimden bir kez daha rica ediyorum, Türkiye şu illeti yenene kadar lütfen kurallara uyalım, uymayanları ikaz edelim. TMM, yani temizlik, maske, mesafe, ama birde bugün bir şey daha hatırlatacağım o da şu: Lütfen şu sigaralarınızı özellikle artık çöpe atın. Biliniz ki en büyük tehdit unsurlarından bir tanesi de işte o sigaradır. Kendi kendinize adeta ölüm fermanını imzalıyorsunuz o sigaranın dumanıyla, bunu da bir kenara koymanız lazım.

Her türlü toplu etkinliğe işte bu sürede ara verelim. Düğünlerimize az sayıda katılımla ve kısa sürede yapmanın bize hiçbir maliyeti olmaz. Bakınız ben çok çok sevdiklerimin dahi düğünlerine bu sürede gitmedim, gitmiyorum. Kendilerini makamıma davet ediyorum ve makamımda kendileriyle görüşüyor, hediyelerini de makamımda kendilerine veriyorum ve bu şekilde kendilerine temennilerimi de söylüyorum, bu şekilde uğurluyorum. Taziyelerimizi telefonla bildirmek, Fatiha’mızı uzaktan okumak aynı sonucu verir.

 Tatilimizi kısa tutmak ve izole bir şekilde yapmak bizi aynı şekilde dinlendirir. Ülkemizin normalleşme adımlarını daha ileriye taşımak için bu mücadeleyi başarıya ulaştırmak mecburiyetindeyiz. Hasta, yoğun bakım ve vefat sayılarını belirli bir çizginin altına düşürmeden hiçbirimiz rahata, huzura, güvene kavuşamayız.

Türkiye’nin üretimde, istihdamda, ihracatta hedeflerine ulaşabilmesinin yolu da salgının seyrinin düşüşünden geçiyor. Libya’dan Suriye’ye, Doğu Akdeniz’den Karadeniz’e kadar geniş bir alanda tarihi mücadele yürüten bir ülke olarak gücümüze, dikkatimize, enerjimize sahada ihtiyacımız var. Bu büyük potansiyeli salgına kurban vermeyelim. Denizi geçtiğimiz bir yerde derede boğulmamak için hep birlikte çok daha dikkatli, dirayetli, kararlı hareket edelim.

Bu duygularla bir kez daha sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum, kalın sağlıcakla.

Teşekkür ediyorum.