Hadımköy Dr. İsmail Niyazi Kurtulmuş Hastanesi Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

31.05.2020

Sevgili İstanbullular,

Değerli Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Hadımköy Doktor İsmail Niyazi Kurtulmuş Hastanemizin şehrimize, ülkemize, milletimize hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum.

Bu hastanenin banisi Abdülhamd-i Sani Hazretlerini rahmetle, minnetle yâd ediyorum. Yaklaşık bir asır boyunca bu eser, asker hastanesi olarak hizmet vermiştir. Artık bu bölge yerleşim yeri haline dönüştüğü için buranın binasını restore ve içini modernize ederek şehrimizin hizmetine sunmak istedik. Hamdolsun ortaya gerçekten hem buram-buram tarih kokan, hem de vatandaşlarımıza şifa vesilesi olacak bir eser ortaya çıktı. Eser güzel olunca, isminin de bununla mütenasip olmasını arzu ettik, böylece Hadımköy Doktor İsmail Niyazi Kurtulmuş Hastanemize kavuşmuş olduk.

Doktor İsmail Niyazi Kurtulmuş, gençliğimizde şahsen tanıdığımız, desteğini ve teşvikini gördüğümüz bir büyüğümüzdür. Kendisi Balkan Harbi, Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Harbi kahramanlarından, aynı zamanda alim olan Ordu Ünyeli Binbaşı Numan Kurtulmuş’un oğludur. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirip, dâhiliye uzmanlığını tamamladıktan sonra hayatını bu şehirdeki tüm hastaların, gariplerin, gençlerin hizmetine adamıştır. Gariplerin babası olarak tanınması bu yüzdendir. Perşembe günleri, az önce Numan Beyin de ifade ettiği gibi tüm hastalara ücretsiz bakar, ilaçlarını ücretsiz verir, ihtiyaç sahiplerinin ceplerine harçlıklarını da koyardı.

Babam rahmetli beni imam hatip okuluna girmeden önce Niyazi Amcaya teslim etti. Çünkü yine bizim köyümüzden İsmail Niyazi Bey’in okul arkadaşı, onlar Fatih’deki Fetih Yurtları’nda, orada derslerini çalışırlar, babam da zaman zaman onların yanına gelir, giderdi. Ve imam hatip okuluna girerken de beni Niyazi Amcaya götürdü, dedi ki; ben oğlumu size teslim ediyorum ve imam hatip okuluyla da ben böylece tanışmış oldum. 

Tabii İsmail Niyazi Kurtulmuş nöbetçi oldukları zaman, biz o zaman Fatih’deki yurdun en üst katı yurdumuzdu, gelir yurtta geceleri bizim yatakhaneyi dolaşır, kimin üstü açık-kimin kapalı ve bizim yorganlarımızı tek tek elden geçirirler ve bu şekilde de bizim oradaki babalığı da onlardan ayrıca görmüş olduk.

Vefatından sonra yıllarca her Perşembe evinin kapısına gelen pek çok kimse kendisine hep dua etmiştir.  Merhum Doktor İsmail Niyazi Kurtulmuş’un tabii bir önemli hasleti de, iyi bir gençlik yetiştirmek için çalışıp dininmiş olmasıdır. Daha doğrusu, merhumun ideali, hani diyorum ya bazıları da eleştiriyor; dindar bir nesil. Merhumun ideali; tüm insanlığı iyilik, güzellik, hayır, hasenat, sevgi, dostluk, kardeşlik çizgisinde birleştirmekti. 1971 yılından Milli Saraylar Hekimi olarak görevini Dolmabahçe Sarayı’nda yürütmeye devam etmesi, onun medeniyetimize, tarihimize, kültürümüze, ecdada olan bağlılığının bir ifadesiydi.

İlim Yayma Cemiyeti’nin kuruluşunda ve eğitim hizmetlerinde çok büyük katkıları vardır. Anadolu’daki yoksul ailelerin çocuklarının eğitimlerine devam edebilmeleri ve meslek sahibi olmaları konusunda ayrı bir hassasiyet sahibiydi. Bu yönüyle de tam bir vakıf insanıydı. İmam hatip okullarına ayrı sevgi beslerdi. Hekimlik görevini yürütürken 51 yaşında sınavları verip, İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden mezun olması bu sevginin bir neticesiydi. Dar-ül beka, özellikle onun için tabii hakikaten o göç 1986 yılında hasta, talebe, garip gureba olarak sayısı on binlerce insana yardım eli uzatan bu büyüğümüzün ismini yaşatmak bizim de boynumuzun borcuydu. Hamdolsun şimdi böyle bir görevi ifa etmenin mutluluğu içerisindeyiz. Ecdada olan muhabbetini de bildiğimiz için Abdülhamid-i Sani Hazretleri’nin emaneti Hadımköy’deki bu hastaneye Doktor İsmail Niyazi Kurtulmuş ismini vermenin isabetli olacağını düşündük. Bu vesileyle her iki ismi de bir kez daha rahmetle anıyor, Allah’tan mekanlarının cennet olmasını niyaz ediyoruz.

Değerli Misafirler;

Biliyorsunuz önceki gün İstanbul’un Fethinin 567. Yıldönümü’nün coşkusunu milletimizle birlikte yaşadık. Ecdadımız, fethi sadece toprakların ele geçirilmesi değil, asıl gönüllerin kazanılması olarak görürdü. Son günlerde bazı kendini bilmezler çıkıp, fethi işgal olarak tanımlamaya çalışıyorlar. Bunlar inanın dört dörtlük cahil, cühela. Sorun bunlara, fethin manası nedir, diye bilmezler. Fetih, açmaktır. Fetih, gönülleri özellikle kazanmaktır. Ama bunlar bunu bilmezler. Ecdadımız bir yıl öncesinden başlayarak, asırlar boyunca Anadolu’nun, Trakya’nın, Balkanlar’ın dört bir yanını alp erenler, dervişler, gaziler vasıtasıyla önce ilmik-ilmik işlemiştir, kimlerle? Akıncılarla. Örnek ahlakları, üretkenlikleri, bilgileri, birikimleri ve çalışkanlıklarıyla ecdadın bu öncüleri tarafından hazır hale getirilen yerlerin fethi, sadece bir formaliteden ibaret kalmıştır. İşte Fatih’in surlardan içeri girerken Rum bayanlarının başımızda kardinal külahı görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi arzu ederiz, deyişi bu hazırlığın bir ifadesidir.

İstanbul’u fetheden Sultan Mehmet Han Hazretleri şehre girdiğinde bir düşman gibi değil, adeta beklenen bir kurtarıcı gibi karşılanmıştır. Ecdadımız fethettiği her yer gibi İstanbul’da da insanlık için iyi olan, doğru olan, güzel olan, faydalı olan, hayırlı olan ne varsa hepsine sahip çıkmıştır. Ayasofya dini bir husumetle yerle yeksan edilmek yerine, daha da güzelleştirilerek, fetih hakkı olarak Müslümanların hizmetin sunulmuştur. Diğer ibadethanelere ise dokunulmamış, ihtiyaca cevap verecek ölçüde yaşatılmıştır. Bizim bir asır önce terk etmek zorunda kaldığımız yerlerdeki camilerimiz ve sembol eserlerimiz ise kısa sürede yok edilmiştir. Bakın şu anda Atina’da bizim bir tane camimiz yoktur, hepsi yerle yeksan edilmiştir. Ama biz İstanbul gibi bir şehirde böyle bir yola gitmedik. Sadece bu tabloya bakarak dahi ecdadın gönlünün yüceliğini görebiliyoruz.

Gerçi biz de son bir asırda kendi topraklarımızdaki ecdat yadigarlarını yaşatma hususunda yeteri kadar başarılı olmadık, ama bunun istisnalar haricinde kasıttan değil ihmalden veya cehaletten kaynaklandığını biliyoruz. Türkiye’nin son 18 yılında her alanda olduğu gibi tarihimize, kültürümüze, ecdadın mirasına sahip çıkma hususunda da devrim yaptık. Sadece ecdadımızın değil, coğrafyamızın tüm mirasını korumaya aldık. Hükümete geldiğimizde sadece 460 eserin restorasyonunun yapıldığını gördük. Biz 18 yılda 5 bin 60 eseri restore ederek, milletimizin ve insanlığın hizmetine sunduk. UNESCO somut olmayan kültürel miras listesine kayıtlı hiç değerimiz yokken, bugün aynı listede 18 eserle temsil ediliyoruz. Bu kategoride dünyada 178 ülke arasında ilk 5’te yer alıyoruz. Yaşayan insan hazinelerindeki temsilci sayımız da 45’e yükseldi. Dünya mirası listesindeki varlık ve alanların yasını 9’dan 18’e çıkarttık. Zeugma’dan Göbekli Tepe’ye kadar insanlık tarihinde önemli pek çok kadim mekanının gün ışına çıkartılmasını da temin ettik. Müze ve ören yerlerinin daha önce yılda 7,5 milyonu bile bulmayan ziyaretçi sayısının geçen yıl 33 milyonu geçmesi bile tek başına bu konuda kat ettiğimiz mesafenin ifadesidir.

Sınırlarımız dışındaki eserlerimiz konusunda da aynı hassasiyeti sergiledik. Osmanlı ve Türk coğrafyasında toplam 120 eseri restore ettik. Arşivlerimize sahip çıkarak, 12 milyon belgeyi dijital ortama taşıdık. Bezmiâlem ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversiteleri’ni faaliyete geçirerek ecdadın gayesine uygun yeni kurumlar oluşturduk. İstanbul’da kendi haline terk edilmiş pek çok eseri Cumhurbaşkanlığı bünyesine katarak, hem restore ettik, hem de aktif olarak kullanılır hale getirdik. Ayrıca, ülkemizin pek çok yerindeki tarihi eserlerden ayakta kalanları amaçlarına uygun kurumlara vererek, yaşatılmalarını temin ettik. Gayrimüslimlere ait vakıfların faaliyetlerini kolaylaştırdık, mal varlıklarının adlarına tescil edilmesini sağladık. Görüldüğü gibi maziden atiye köprü kurmanın tüm yollarını açtık ve bilfiil işlettik. Hadımköy Hastanesi’nin serencamına da böyle bakılması gerekiyor.

 İnşallah bu eser hem ecdadın hatırasını yaşatarak, hem de bölge halkına şifa dağıtarak, asırlar boyunca ayakta kalmayı sürdürecektir. Bu eserin restorasyonunda ve hizmete hazır hale getirilmesinde emeği geçenleri tebrik ediyorum.

İstanbul halkına sunulan bu hizmetin ifasında görev alacak tüm sağlık personelimize, başhekiminden hemşirelerine, sağlık memurlarına varıncaya kadar hepsine başarılar diliyorum. Hayatlarını Doktor İsmail Niyazi Kurtulmuş gibi insanlığa hizmete adamış olan tüm büyüklerimizi bir kez daha rahmetle yâd ediyorum.

Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.