Prof. Dr. Feriha Öz Acil Durum Hastanesi Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

29.05.2020

Sevgili İstanbullular,

Değerli Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Profesör Doktor Feriha Öz Acil Durum Hastanesi’nin şehrimize, ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Sözlerimin hemen başında koronavirüs salgınında kaybettiğimiz tüm hocalarımız ve vatandaşlarımızla birlikte Feriha Öz Hocamıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.

Biz kadirşinas bir milletiz. Ülkemize hizmet eden, bu uğurda fedakârlık gösteren hiç kimseyi unutmayız, bunun için buraya Profesör Doktor Feriha Öz, Yeşilköy’de inşa edilen hastaneye de Profesör Doktor Murat Dilmener’in ismini verdik. Böylece ömürlerini insan sağlığına adayan, salgın döneminde de yine büyük bir gayretle çalışırken son nefeslerini teslim eden hocalarımızın isimlerini ebediyete kazıdık. Bir diğerini de yine Profesör Doktor Cemil Taşçıoğlu, onun adını da yine Okmeydanı’ndaki inşa ettiğimiz şehir hastanesine verdik, o da evet Profesör Doktor Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi oldu. Aynı şekilde Hadımköy’de restore edilen hastaneye de, Sultan II. Abdülhamit’in askerlerimiz için inşa ettiği, burayı da şöyle tepeden tırnağa restore etmek suretiyle Doktor İsmail Niyazi Kurtulmuş’un ismini vererek, bu sağlık, eğitim ve hayır gönüllüsü büyüğümüze vefamızı gösterdik.

Yunus Emre ne güzel söylemiş:

“Bir hastaya vardın ise bir içim su verdin ise

Yarın anda karşı gele Hak şarabın içmiş gibi”

Evet, hastaya bir yudum su vermeyi “Hak şarabın” içmekle eş gören bir medeniyetin mensupları olarak sağlık çalışanlarımızın her birine şükranlarımızı sunuyoruz.

Bu hastanenin ülkemize kazandırılmasında emeği geçen Sağlık Bakanımızı ve ekibini, özellikle yüklenici firma Rönesans grubunu mimarından mühendisine, işçisine, herkesi tebrik ediyorum. Tabii bu arada Rönesans Firması’na özellikle şahsım, milletim adına ayrıca şükranlarımı ifade edeceğim, o da şudur: Malum gerek Murat Dilmener, gerek Feriha Öz, her iki hastaneyi de Rönesans yüklendi ve bunlardan bir tanesinin tamamen bedeli kendilerine ait ve bu bedel bize ait olacak, dediler ve bir tanesinden bizden herhangi bir bedel istemiyorlar ve biz sadece bir tanesinin bedelini kendilerine ödeyeceğiz. Onun için de kendilerine şahsım, milletim adına ayrıca teşekkür ediyorum.

Dünyada pek çok ülkede salgın sebebiyle sağlık sisteminin çöktüğü bir dönemde Türkiye, hem mevcut imkânlarını en iyi şekilde kullanarak, hem de işte buradaki gibi yeni imkânlar üreterek farklı bir konuma gelmiştir. Kapasitesinin tamamı gerektiğinde yoğun bakım altyapısına sahip olan bu hastanemizi iki ay gibi kısa bir sürede tamamladık. Tabii bir başka özelliği var; hemen pist burada. Aynısı Murat Dilmener’de de var, malum Yeşilköy Havalimanı. Burası da daha önce askeri havaalanıydı. Uluslararası herhangi bir hasta buraya gelmek istediğinde rahatlıkla pist var, bu piste inecek ve buradan yürüme mesafesinde hemen hastaneye gelecek. Aynısı Yeşilköy için geçerli, orada da yine havaalanına gelecek ve oradan yürüme mesafesinde hastaneye inecek. Tedavi bitti, yine hemen uçağıyla gitmesi gereken yere gidecek. İster ulusal-ister uluslararası, hepsine hazır. Niye? Dedik ya, sağlıkta sağlık turizmini hedefliyoruz ve bunu başaracağız.

Şayet salgın acil bir ihtiyaç göstermiş olsaydı, bu süreyi belki daha da kısaltabilirdik. Tabii 72 bin metrekare kapalı alana binin üzerinde yatağa, en modern cihazlara sahip böyle bir eseri bu kadar kısa sürede hizmete hazır hale getirmek dünya çapında bir başarıdır. Teknolojinin en ileride seviyede olanlarını biz buraya transfer ettik. Türkiye’nin sağlık alanında geldiği seviyenin en somut örneği olan bu hastanelerimiz kendi vatandaşlarımızla birlikte şifayı ülkemizde arayan herkese hizmet verecektir. Geçtiğimiz yıl 750 bine yaklaşan yabancı hasta sayısının önümüzdeki yıllarda katlanarak artmasını bekliyoruz.

Değerli Misafirler,

Salgın sürecinde sağlık konusunda ülkemizin elindeki imkânların kıymetinin çok daha iyi anlaşıldığına inanıyorum. Zira şu an itibariyle 190’ı aşkın ülkeden talepler geldi. Ama biz 90’ı aşkın ülkeye her türlü bu noktada sağlık ürünlerini gönderdik ve burada nazlanmadık. Dedik ki; madem burada sıkıntı var, biz de elimizden geleni yapacağız.

Bir başka adım; son 18 yılda inşa ettiğimiz 1526 yeni hastane, 4 bine yakın tedavi kurumu, toplamda 240 bini bulan yatak kapasitesi, 1 milyon 100 bine yaklaşan sağlık çalışanı sayısı seviyesine biz hocalarımızın gayretleri, bizim hazırladığımız fiziki mekânlarla ulaştık.

Ülkemiz hastanelerinde 48 adet olan –lütfen buraya çok dikkat edelim- MR sayısını 906’ya, 323 olan bilgisayarlı tomografi sayısını bin 210’a, 4 bin 891 olan diyaliz sayısını 17 bin 640’a, 889 olan yoğun bakım yatağı sayısını 40 bine, 618 olan ambulans sayısını 5 bin 382’ye çıkartmamış olsaydık herhalde bu başarıyı gösteremezdik. Muhalefetin bizi adeta topa tuttuğu şehir hastanelerinin yüksek kapasiteleri ve güçlü altyapılarıyla ne kadar önemli olduğunu bu süreçte çok daha iyi görüyoruz.

Bugüne kadar hizmete açtığımız 16 binin üzerinde yatak kapasitesine sahip 11 şehir hastanemizin her birini dünya çapında sağlık kuruluşları olarak inşa ettik. Ecdadın, “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” ifadesine uygun şekilde, dünyanın en büyük mutluluğunu sağlık olarak gören bir inançla ülkemizin dört bir yanını en modern tesislerle donattık. Hamdolsun, insanı yaşat ki devlet yaşasın anlayışıyla sağlık hizmetlerinin kapasitesini arttırmak ve kalitesini yükseltmek için yaptığımız her yatırımın karşılığını aldık. Şu anda Feriha Öz Hocamızın üç evladı da her biri onun gibi profesör ve yine tıpta. Kendilerine az önce ricada bulundum, dedim ki; yetiştireceğiniz öğrenciler çok çok önem arz ediyor. Zira tıpta biz fiziki mekânları hazırlıyoruz, ama biz fiziki mekânları hazırlarız, hocaları ise siz yetiştirecek ve hocalarımızla da bu fiziki mekânlar ayrıca güç bulacak. Bunu ne kadar başarırsak, bu işte ne kadar büyük hamleler yaparsak inanıyorum ki bu hastanelere gelen hastalarımız da oradaki gördükleri kabiliyetli hocalarımızla birlikte şifa bulacak ve ondan sonra da dualar hem size, hem bize olacak.

Dünyanın en kapsamlı ve en düşük maliyetli genel sağlık sigortası sistemini ülkemizde kurmuş olmamızın önemi salgın sürecinde daha iyi anlaşıldı. Bakın Amerika bile çözemedi işi, Rusya çözemedi işi hepsi sıkıntıda hepsi. Bizden bakın destek istediler, biz de her yere gönderdik. Mademki bizde var, göndeririz dedik ürettik, üretiyoruz.

Serbest ve ücretli çalışanlar zaten gayet makul prim ödemeleriyle sistemde yer alıyor. Ayrıca dileyen herkeste sadece aylık 88 lira ödeyerek, genel sağlık sigortasına dâhil olabiliyor. Bu rakamı ödeyecek gücü olmayan vatandaşlarımızın primlerini ise tümüyle devlet olarak biz üstleniyoruz. Teşhisin, tedavinin, ilacın tamamı genel sağlık sigortası kapsamına girdiği için vatandaşlarımız herhangi bir sıkıntı yaşamıyor. Özel sağlık kuruluşlarından hizmet almak isteyenler de genellikle de oldukça makul bir rakam olan farkını ödeyerek bu imkândan yararlanabiliyor. Milletimiz tarafından tüm bu hizmetler Allah razı olsun mukabelesiyle, memnuniyetle karşılanmıştır. Diğer ülkelerin hiçbirinde böyle bir sistem yok, Amerika’da, Avrupa’da, diğer gelişmiş ülkelerde insanlar ancak yeteri kadar paraları varsa sağlık hizmeti alabiliyor, yoksa gerçekten çok perişan durumlara düşüyorlar. Üstelik biz bu salgın döneminde, özellikle de Hollanda’dan birçok oralarda çalışan vatandaşlarımız maalesef ölüme terk edilmişlerdi ve onları biz ambulans uçaklarımızla aldırttık ve geldiler tedavileri Türkiye’de devam ediyor. Üstelik biz bu hizmetleri bütçemizi altüst etmeyecek, sağlanan fayda ile maliyetin gayet dengeli olduğu ekonomik bir zeminde veriyoruz. Türkiye’deki genel sağlık sigortasını incelemek için dünyanın dört bir yanından heyetler ülkemizi ziyaret ediyor. İnşallah salgın döneminden sonra hem sağlık tesislerimizi hem genel sağlık sigortamız başarılı bir model olarak küresel düzeyde daha çok ilgi çekecektir.

Değerli misafirler, Türkiye son iki asır boyunca sürekli bir uçtan diğerine savrulurken epeyce büyük kayıplar yaşamış, tarihi fırsatları kaçırmıştır. Ülkemizin bu savrulmalarının ve içe dönük mücadele üzerine kurulu serencamın sürmesini isteyenler darbelerden vesayete, terör örgütlerinden kifayetsiz siyasetçilere kadar malzeme bulmakta zorlanmamıştır. Ancak milletimiz istiklalinden ve istikbalinden ümidini hiç kesmemiştir. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin gönül sözüyle ifade edecek olursak;

Hiç ummadığın yerde nagah açılır, perde derman erişir derde.

Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler.

Evet, milletimiz işte böyle bir tevekkülle, böyle bir inançla, böyle bir azimle adeta dişiyle, tırnağıyla kazıyarak verdiği mücadele sayesinde bugünlere gelmiştir. Bu süreçte milli iradeden aldığı güçlü bu kısır döngüyü kırmak için mücadele verenlerden bazıları darağacına gönderilmiş, bazıları da aynı akıbetle tehdit edilmiştir. Rahmetli Abdülhamid-i Sani, Gazi Mustafa Kemal, Adnan Menderes ve Turgut Özal gibi isimlerin milletimizin gönlünde taht kurmasının gerisinde işte bu gerçek vardır. Milletimizin 18 yıldır gerektiğinde canı pahasına bizim yanımızda yer alması da bu mücadele silsilesinin devamıdır.

Türkiye’de bu dönemde yaşanan her hadiseyi gerisindeki bu büyük fotoğrafın bir parçası olarak görmek gerekiyor. Rabbime binlerce şükürler olsun ki, bunca emek, bunca çaba boşa gitmemiş, ülkemiz her alanda hedeflerine doğru kararlılıkla ilerlediği bir çizgiye oturmuştur.

Tabii şimdi biz burada 1008 odalı hastaneyi yaptık. Biliyorum şimdi Belediye Başkanımız Şeyma Hanım her gördüğünde, Başkanım, işte burada da bir şehir hastanesi yapacaktık, ne oldu? Hani bunun vaadini de yapmıştık. Şimdi bu 1008 odalıyı hamdolsun süratle yaptık, şehir hastanesine de başlayabiliriz. Benden duyurması, araması da tabii Sağlık Bakanımızdan, o da aramasını yapar. Ama şimdilik artık acil bir ihtiyacımız yok, acil ihtiyacımızı Acil Durum Hastanesiyle şu anda gidermiş durumdayız.

Daha bir asır önce hasta adam yaftasıyla tarihe gömülmek istenen bir milletin bugün gıptayla takip edilmesi bu gerçeğin en yalın ifadesidir. İnşallah ülkemize yapacak daha çok hizmetlerimiz var. Türkiye’yi mutlaka 2023 hedeflerine ulaştıracağız.

Gençlerimize bugün 567. Yıldönümüne ulaştığımız fethin, 600. Yıldönümü olan 2053 için büyük ve güçlü Türkiye’yi bırakmakta kararlayız. Biz göremesek de evlatlarımızın Malazgirt Zaferimizin bininci yıldönümü olan 2071’de tüm kayıplarını telafi etmiş, dünya sahnesinde hak ettiği yere gelmiş bir Türkiye’de yaşayacağından eminiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Bu duygularla bir kez daha açılışını yaptığımız Profesör Doktor Feriha Öz Acil Durum Hastanesi’nin İstanbul’umuza, milletimize, ülkemize ve tüm insanlığa hayırlı olmasın diliyorum.

İnşa süresinden donamına kadar her şeyiyle iftihar verici bu eserin ülkemize kazandırılmasında emeği geçenleri tekrar tebrik ediyorum. Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.