Demokrasi ve Özgürlükler Adası'nın Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

27.05.2020

Aziz Milletim,

Değerli Meclis Başkanı,

Milliyetçi Hareket Partisi’nin Değerli Genel Başkanı,

Kıymetli Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler; ,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Türkiye bundan tam 60 yıl önce tarihinin en kara günlerinden biri olan 27 Mayıs darbesine maruz kalmıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup cuntacının gerçekleştirdiği darbenin ardından yaşananlar ise sadece demokrasimiz adına değil adalet ve insanlık adına da utanç vericiydi. Üzerinde bulunduğumuz Yassıada’da, diğer bir ifadeyle Yaslıadada yapılan ve bizzat faillerinin itirafıyla önceden verilen emirlerin uygulanması şeklinde geçen yargılamaların sonu çok büyük bir faciayla bitmişti. Yıllarca ülkeye hizmet etmiş olan ve milli iradenin temsilcisi konumundaki Demokrat Parti yöneticilerinin her türlü hakarete işkenceye, iftiraya maruz kaldığı yargılamalar burada yapılmıştı.

Aslında burada yapılan iş yargılama değil darbe yaparak Anayasayı çiğneyenlerin ülkenin meşru yöneticilerini Anayasayı ihlal ithamıyla giriştikleri bir hukuk cinayetiydi. Yassıada’da aylar boyunca tam anlamıyla bir zulüm makinesi işletilmiştir. Ülkenin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, bakanları, komutanları, milletvekilleri, bürokratları hiçbir somut suçları olmadığı halde kin ve nefret ürünü insanlık dışı muamelelere maruz bırakıldılar. İstiklal Harbimizin kahramanlarından olan bu ülkenin Cumhurbaşkanını intihara teşebbüs noktasına kadar getirdiler. Nezaketi, kibarlığı, insani hasletleri dillere destan olan bir Başbakanı idama götürürken bile prostat muayenesi bahanesiyle aşağılamaya kalkacak kadar alçaldılar. Bu ülkenin yüreği vatan sevdasıyla dolu Genelkurmay Başkanını darbecilere katılmayı reddettiği için bir teğmene tokatlatarak tarihimizde görülmemiş rezillikler sergilediler.

Demokrat Parti Hükümeti’nin Başbakanı Adnan Menderes ile bakanları Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idam kararları da yine burada alınmıştı. Her üç kahraman da idam sehpasına vakarla, gururla, inançla yürüdü. Darbeden yaklaşık 16 ay sonra 16 ve 17 Eylül 1961 tarihinde gerçekleşen bu idamlar milletimizin yüreğine kor bir ateş gibi düşmüştü. Aslında o gün hukuk ve adalet ayaklar altına alınarak, idam sehpasına gönderilen milletin bu üç adamı değil bizatihi milli iradenin ta kendisi olmuştu. Darbeyle görevinden indirilen, Yassıada’da kurulan tiyatro mahkemelerde yargılanan rahmetli Menderes ve arkadaşları değil tarihi, kültürü, değerleri ve inançlarıyla milletimizdi. Ama bilmiyorlardı ki Türk milletinin kalbindeki sevgiyi, yüreğindeki ateşi söndürmeye, onu hedeflerinden koparmaya bir avuç darbecinin gücü yetmezdi. Bu vesileyle sürgüne gönderildiği Hindistan’dan idam kararlarının hukuki ve meşru olmadığını, insanlık duygularıyla uyuşmadığını belirterek trajediyi engellemek için çırpınan merhum Alparslan Türkeş’i de rahmetle yad ediyoruz.

Menderes’i ve arkadaşlarını idam sehpasına çıkartanların ve onları destekleyenlerin alınlarındaki kara leke hiçbir zaman silinmeyecektir. Buna karşılık Menderes ve arkadaşlarının milletimizin kalbindeki mümtaz yeri her geçen yıl daha da güçlenerek hep devam edecektir.

Aziz Milletim,

Değerli Misafirler,

Tarihi değiştiremeyiz, ama doğru yorumlamasını sağlamak için tarihin hatırlanma biçimini değiştirmek elimizdedir. Böylece bir yandan o meşum günleri hatırlarken, diğer yandan da milli iradenin her hal ve şart altında üstün geldiğini gösterebiliriz. Şu anda üzerinde bulunduğumuz adada tarihe karşı işte böylesine anlamlı bir duruş sergiliyoruz.

Uzun süre Yassıada zindanlarında ömür çürüten şair Faruk Nafiz Çamlıbel o kara günleri şöyle anlatıyor:

“Bilmiyor gülmeyi sakinlerinin binde biri

Bir vatan derdi birikmiş bir avuçluk karada

Kuşu hicran getirir, dalgası hüsran götürür

Mavi bir gözde elem katresidir Yassıada.

Gece zindanda Yusuf'lar, sıralanmış, yatıyor;

Yüzlerinden okurum sapsarı rüyalarını:

Kimi sehpada görür kendini, çarmıhta kimi;

Ve ararlar yine zindandaki dünyalarını!

Evler yıkılır, köyler olur hâk ile yeksan

Viran yeri, birkaç yıla varmaz, onarırlar

Yalnız şu gönül mülkü harap olmaya görsün

Tamire yetişmez onu dünyada asırlar.”

Evet, idam sehpasındaki son sözü “Devletime ve milletime ebedi saadetler dilerim” olan rahmetli Menderes’in aziz hatırasına sahip çıkmak hepimizin boynunun borcudur.

İdama götürülürken önce –burası da çok önemli- abdestimi alıp iki rekât namaz kılıp, ardından altındaki sandalyeyi kendisi iterek düşüren ve celladına da sen çekil, o sandalyeyi ben iterim diyen Fatin Rüştü Zorlu’nun hatırasına sahip çıkmak hepimizin boynunun borcudur. Kişilik bu, kimlik bu, şahsiyet bu, mesele bu.

Başarılı bir Maliye Bakanı olduğu halde sırf geçmişte darbecilere istedikleri imtiyazları sağlamadığı için kendisine kin beslenen Hasan Polatkan’ın hatırasına sahip çıkmak hepimizin boynunun borcudur.

Onları deviren, yargılayan ve asanlar hayatlarını milletin nefret dolu bakışları altında sürdürmek zorunda kaldılar. Her ne kadar bu cinayete ortak olanlardan bazıları sonradan biz Yassıada’da katliam yaptık diyerek suçlarını ikrar etseler de, tarihin ve milletin hükmünden kurtulamamışlardır.

Rahmetli Özal’ın gayretiyle Menderes ve arkadaşlarının kabirlerinin İmralı Adasından İstanbul’a taşınması, 30 yıl sonra gelen bir vefa örneğiydi. Bugün burada, şehitlerin bize emaneti olan bu adada 60 yıl sonra yeni bir dönemi başlatarak, gönülleri tekrar tamir etmek üzere işte bir aradayız. Milletimiz buranın adını Yassıada’dan Yaslıadaya dönüştürmüştü. Üzerinde durduğumuz toprakların ıstırabını dindirmek için Yassıada’yı da, Yaslıadayı tarihe gömüp burasını Demokrasi ve Özgürlükler Adası haline getirmeyi kararlaştırdık, bu da bize nasip oldu.

Adadaki her bir tesise de tarihi anlamına uygun isimler verildi. Subay Gazinosu’nun ismi Adnan Menderes Müzesi olarak devam edecek. Konferans Salonu da Adnan Menderes ismini taşıyacak, gördüğümüz alan. Her ikisi de burada yargılanan Genelkurmay Başkanı, bunlar da çok enteresan, Rüştü Erdelhun’un ismi Cam Meydana, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Sadık Altıncan’ın ismi de Kütüphaneye verildi.

Yargılamaların yapıldığı Spor Salonu Hasan Polatkan’ın, cami de ölümün üzerine iman dolu bir haykırışla yürüyen Fatin Rüştü Zorlu’nun ismini taşıyacak.

Tüm bu sembolleriyle Demokrasi ve Özgürlükler Adası ülkemizin geçmişten bugüne verdiği istiklal ve istikbal mücadelesiyle gönüllerdeki hasbi sevginin inşallah nişanesi olacaktır.

Özellikle rahmetli Menderes’in, rahmetlinin bu noktada yani, yeter söz milletindir, çıkışı bizim de bunu daha sonra yeter karar milletindir ifadesiyle geliştirdiğimiz süreçler birbirinin adeta mütemmimdir. Şimdi çok daha yukarıya taşıma anlayışıyla biz bu şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Rabbim mekânlarını inşallah cennet eylesin niyazında bulunuyoruz.

Aziz Milletim,

Değerli Misafirler,

Türkiye’nin çok partili siyasi hayata geçiş süreci çok önemlidir. Milletimizin her bir ferdinin özellikle de gençlerimizin bu dönemi çok iyi bilmesi gerekiyor. Onun için şu an da ekranları başında bizleri izleyen gençlerimize özellikle sesleniyorum, Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal, hastalığının ve ölümünün ardından tek parti CHP yönetimi ülkenin üzerine adeta bir kâbus gibi çökmüştü. Kurtuluş Savaşımızdan sonra başlatılan kalkınma hamlesinin önü tek parti zihniyeti tarafından bilinçli bir şekilde kesilmiş, mesafe kat edilen çalışmalar birer birer akamete uğratılmıştır. Merhum Menderes’in 1950-60 10 yılı gençler, burayı iyi öğrenmelisiniz, 10 yılda Türkiye’nin kat ettiği mesafeyi çok iyi öğrenmelisiniz. Bu işler lafla olmuyor, acaba 10 yılda bu ülkede yapılan barajlarından tutunuz köprülerine, yollarına varıncaya kadar bütün bunlarla beraber Türkiye neler kazandı? Milli geliri nereden, nereye çıktı? 1’e 3 katlamak suretiyle Türkiye katladı, buralara vardı. Bunları gençlerin araştırıp öğrenmesi lazım. Ve bütün bunlarla beraber uçak üretiminden demir yollarına, silah yapımından tarımın geliştirilmesine kadar pek çok kritik milli üretim projemiz işte bu dönemde hayata geçti, bunları görmek lazım. Halkın taleplerine ve baskısına daha fazla dayanamayan tek parti CHP’si millete olan güvensizliği sebebiyle çok partili siyasi hayata geçişi ancak gençler, burası da çok önemli, açık oy, gizli tasnif yöntemiyle başlatmıştı. Böyle bir demokrasi olabilir mi? Ama işte CHP bunu yapmıştı. 1950’de nasıl olsa yine sandıklara hakim olacağı inancıyla gittiği seçimlerde milletimizin ortaya koyduğu iradenin gücünü kırmaya CHP’nin faşizan yöntemleri bile engel olamadı. Daha sonra yapılan, 1954 ve 1957 seçimleri milletimizin demokrasi ve özgürlük konusundaki tercihinde kararlı olduğunu gösterdi. 1950 seçimlerinde yüzde 53,5 ile iktidara gelen Demokrat Parti, 1954 seçimlerini yüzde 56,6 ve 1957 seçimlerini de yüzde 47,8 ile birinci olarak tamamlamıştır.

Rahmetli Menderes’in milli gelirimizi üç katına çıkartan, ülkeyi barajlarla, yollarla, lojmanlarla, sanayi tesisleriyle donatması milletimizi memnun ederken, birilerinin de rahatsızlığına yol açıyordu. Yerli ve milli olan her şeyi husumeti hayatlarının merkezine koyanlar ardı ardına gelen bu demokrasi ve kalkınma dalgalarına karşı daha sonra da sık sık başvuracakları bir yönteme sarıldılar. Sınırlarımızın bekçisi, milletimizin güven kaynağı kahraman ordumuz içinden devşirdikleri cuntacılar vasıtasıyla milli iradeyi tehditle, baskıyla, silahla, yeri geldiğinde kanla alt etmeye çalıştılar. Sadece darbe yapanları değil, daha ne bekliyorsunuz kışkırtmasıyla ordumuzun içine darbe virüsünü sokanları da bu millet asla af etmeyecektir. Ülkemizdeki tüm darbelerin ve cunta hareketlerinin temel karakteri milletimizin değerlerine ve tarihine düşmanlıktır. Emperyalistlerin uç beyliğini yapan darbeciler aynı zamanda ülkemizdeki bölücülük cereyanlarının değirmenine de su taşımışlardır. Her darbe öncesinde sokakları kana ve ateşe boğarak binlerce masumun acı çekmesine, her darbe sonrasında da yetişmiş kadroları tasfiye ederek ülkenin gerilemesine yol açmışlardır. Halkı hor ve hakir görerek inancını, kılığını, kıyafetini aşağılayanların gerçekte ne kadar ilkel, ne kadar bağnaz olduklarının en çarpıcı örnekleri darbelerdir. Darbeciler ve onları yönlendirenler hep aynı kodlarla hareket etmişlerdir. Demokrat Parti’nin ezanı aslına döndürmekten kapalı camileri açmaya, Türkçe’nin bin yıllık birikimine sahip çıkmaya kadar milletin taleplerine verdiği her cevabı yüzlerine atılmış bir tokat gibi görüyorlardı. Yıllarca kendisine söz hakkı verilmeyen milletin demokrasi ve özgürlük talebinin karşılık bulması bunlarda başlarına inmiş birer yumruk hissi uyandırıyordu. Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir ilkesinin hayata geçirilişini hesapsız, sorumsuz bir şekilde kullandıkları iktidar gücünün ellerinden kayıp gidişi olarak değerlendiriyorlardı.

Demokrat Parti’nin milletimizin güçlü desteğiyle iktidara gelmesi oyunlarını bozunca üstüne birde milli iradenin desteğini almaktan ümitleri kesilince bunlar için her yol darbeye çıkmaya başladı. Sokakları karıştırmaktan, terör örgütlerinden medet ummaya, emperyalistlerin senaryolarında figüranlıktan yalana ve iftiraya kadar her yolu mubah sayan kirli bir siyaset anlayışına sarıldılar. Sırf kendi çıkarları için Meclis’i itibarsız hale getirmekten provokasyonlara, bunlara çanak tutmaktan, darbe çığırtkanlığı yapmaktan bile asla çekinmediler. Ülkenin ve milletin başına gelen her felaketi kendilerine iktidar alanı açacak bir fırsat olarak görerek, çoğu defada gizleyemedikleri bir sevinçle karşıladılar. Yapılan her hizmete, ülkeye kazandırılan her esere, her yatırıma, yükselen her inşaata, elde edilen her başarıya karşı çıktılar. Menderes’e hangi inançla saldırdılarsa, rahmetli Özal’a şimdi de Cumhur ittifakına aynı nefret duygularıyla yöneldiler. Hükümetlerimiz döneminde bunun sayısız tezahürüyle karşılaştık.

Eğitimi güçlendirmek için okullar inşa ettik, üniversiteler kurduk, öğretmen, akademisyen istihdam ettik, ücretsiz bilgisayarlar, kitaplar dağıttık hepsini de eleştirdiler. Sağlık hizmetlerini geliştirmek için yeni hastaneler açtık, şehir hastaneleri kurduk, içlerini en gelişmiş cihazlarla donattık, personel eksiğini giderdik, hizmet kalitesinin yükselttik hepsini de engellemeye çalıştılar. Adeta sanki koronavirüs olaylarını yaşar gibi bu şehir hastaneleri ve eğitim araştırma hastanelerini inşa ettik. Ulaştırmada ülkemizi boydan boya bölünmüş yollarla, otoyollarla, hızlı tren hatlarıyla, hava limanlarıyla donattık, istisnasız hepsine de karşı çıktılar. Enerjide yerli ve milli imkânlara öncelik vererek kalkınmamız için gereken altyapıyı kurduk. Attığımız her adımda önümüzü kapatmaya kalktılar. Hatırlarsanız, Akdeniz’deki sondajlarımızdan rakip ülkelerden daha çok CHP ve şürekâsı rahatsız oldu. Biliyorsunuz kaç tane sondaj gemimizin Akdeniz’de olduğunu bilmeyecek kadar bunlar cehalet timsali. Biliyoruz yine rahatsız olacaklar, ama şimdiden müjdesini milletimizle paylaşmak istiyorum, Fatih Sondaj Gemimiz 29 Mayıs günü İstanbul Boğazından geçerek yeni sondajlar için inşallah Karadeniz’e açılacak.

Ülkemizi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapma hedefiyle sanayimizi geliştirdik, ticaretimizi büyüttük, ihracatımızı artırdık, artırıyoruz, üretimi ve istihdamı rekor seviyelere çıkarttık, bu zihniyet hepsine engel olmaya çalıştı. Türk milleti 15 Temmuz darbe girişiminde sokaklarda hainlere karşı canı pahasına mücadele verirken tankları alkışlayan, televizyon başında sonucu bekleyenler işte yine bunlardı. AK Parti ve MHP olarak ülkemizin en büyük yönetim reformunu hayata geçirirken de karşımızda yine bunlar vardı. Dün ezandan, İstiklal Marşı’ndan, bayraktan, birliğimizden ve beraberliğimizden rahatsızdılar, bugünde rahatsızlar. Dün milli iradeye rağmen iktidar rüyası görüyorlardı, bugünde aynı rüya ile avunuyorlar. Dün darbeden, emperyalistlerin desteğinden, felaketlerden medet umuyorlardı, bugün de aynı beklentiye özellikle sarıldılar. Hamdolsun milletimiz adeta kılcal damarlarına kadar ezbere bildiği bu habis zihniyete 1950’den beri ülkeyi teslim etmemiştir. Buna rağmen darbe ve kaos dönemlerindeki kısa yönetimleri sırasında yol açtıkları tahribatların telafisi bile çok uzun sürmüştür. Türkiye 2023 hedeflerine ulaşma yolunda ilerledikçe, gençlerimiz 2053 ve 2071 vizyonlarına sahip çıktıkça Allah’ın izniyle bu zihniyet beyhude çırpınmaya devam edecektir. İşte şurada kısa bir süre önce bildiğiniz gibi Başakşehir’de Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nin açılışını yaptık. 2 bin 600 yataklı bu hastanemiz dünyada örnek hastanelerden bir tanesi. Şimdi bu hafta içerisinde iki tane daha bin 6’şar yataklı hastaneyi inşallah bir tanesi Yeşilköy’de, bir diğeri de Sancaktepe’de olmak üzere bunların açılışını yapıyoruz. Birisi maalesef o da işte koronadan rahmetli Profesör Murat Dilmener Hastanesi, bir diğeri Sancaktepe’de Feriha Öz yine o da koronadan rahmetli oldu, o da bin 6 yataklı bir hastane ve bir diğeri de Sultan II. Abdülhamid’in evet askerlerimiz için yapmış olduğu bir hastane Hadımköy’de bu hastaneyi de İsmail Niyazi Kurtulmuş adına inşallah açılışını yine ayın 31’nde yapıyoruz.

Aziz Milletim,

Değerli Misafirler,

Ülkemizde bugün demokrasimize gölge düşürmeye çalışanlara dikkat edin hepsi de 27 Mayıs hayranıdır. Hepsi de zahirde 12 Eylül’e karşı gibi gözükse de, o darbeden en çok faydayı görendir. Hepsi de 28 Şubat meftunudur. Hepsi de 15 Temmuz’a tiyatro diyerek, milletimizin destansı mücadelesini küçümsemeye çalışır. Hepsi de ülkesini yurt dışında bulduğu her mahfilde şikâyet eder. Hepsi de geçmişten bugüne teröristlere karşı derin muhabbet besler. Hepsi de yerli ve milli olan her şeye düşmandır. Hepsi de milli iradeden umudunu kestiği için darbecilerden, yabancılardan, terör örgütlerinden medet umar. Dünyanın tamamıyla birlikte ülkemizi de etkileyen koronavirüs salgını dahi bu amaçla kullanmaya kalkacak kadar sefil bir zihniyetle karşı karşıyayız. Sadece bu tablo bile bize tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diye ifade ettiğimiz milli çağrımıza ne kadar sık sıkıya sarılmamız gerektiğinin ispatıdır.

Yurt içinde terör örgütlerinden ekonomimize kurulan tuzaklara, sınırlarımız dışında bekamız için gerçekleştirdiğimiz harekâtlara kadar tüm mücadelemizi bu anlayışla yürütüyoruz. Bize ne diyorlar? Suriye’de ne işiniz var? İdlib’de ne işiniz var? Libya’da ne işimiz var? Buralarda ne işimiz olduğunu çok kısa zamanda çok çok iyi anlayacaksınız.

Hamdolsun milletimizin desteği ve duası her zaman olduğu gibi bugün de en güçlü şekilde yanımızdadır.

Açılışını yapmak üzere bir araya geldiğimiz Demokrasi ve Özgürlükler Adası’nın Türkiye’nin 60 yıllık demokrasi mücadelesi yanında gelecekteki hedeflerinin de sembolü olacağına inanıyorum. Biliyorsunuz meşhur bir Camp David Adası vardır ve burada uluslararası toplantılar yapılır, kapanırlar oraya ve orada toplantı biter, nihai kararlar oradan açıklanırdı. İnşallah Demokrasi ve Özgürlükler Adası işte bu tür toplantıların yapılabileceği bir ada olacak, misafirlerimiz buraya gelecek, burada ulusal, uluslararası fark etmez toplantılar yapılacak ve bu toplantılardan sonra da buradan nihai kararlarını açıklayarak ayrılmış olacaklar.

Rahmetli Menderes başta olmak üzere ülkemizin gelişmesi, kalkınması, büyümesi, istiklali ve istikbali mücadele eden tüm kahramanlarımıza, bu uğurda canını veren tüm şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum.

Sınırlarımız içinde ve dışında ülkemizin bekası, milletimizin esenliği için görev yapan tüm askerlerimize, polisimize, jandarmamıza, istihbaratçılarımıza, kardeşlerimize şükranlarımı özellikle sunuyorum.

Ve Cumhur İttifakı olarak kararlı bir şekilde emin adımlarla bu yolda devam ediyoruz.

Rabbim hepimizi milletçe inşallah diyorum ki bütün olabilecek belalardan korusun, esirgesin ve zafere ulaştırsın. Ve Genel Başkan Sayın Bahçeli’ye, ekibindeki tüm MHP’li kardeşlerime Türkiye’nin tarihinin en zorlu mücadelelerinden birini yürüttüğümüz bu dönemde sergiledikleri dirayet ve verdikleri destek için şükranlarımı sunuyorum.

Yassıada’nın demokrasi ve özgürlükler adası haline gelmesini sağlayan, yatırımları gerçekleştiren Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimize, Sayın Başkana ve ekibine, hasbi ve özellikle milletim adına teşekkür ediyorum, hasbi olarak bunu söylüyorum.

Bu eserin ülkemize kazandırılmasında emeği geçen Kültür ve Turizm eski Bakanımız Ömer Çelik, Genel Başkan Yardımcımız özellikle Çiğdem Karaaslan, tabii yanında aynı zamanda eşinin de çok büyük emeği var, buranın mimari noktadaki gayretlerini bir kenara koymak mümkün değil, aynı zamanda Ankara milletvekilimiz Ali İhsan Arslan başta olmak üzere herkesi tebrik ediyorum.

Oteli, kongre merkezi, müzesi, spor salonu ve diğer tesisleriyle bu adanın Türkiye Cumhuriyeti var oldukça demokrasimizin ve özgürlüğümüzün simgesi olarak kalmayı sürdüreceğine inanıyorum.

Demokrasi ve Özgürlükler Adasının ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olması temennisiyle sizler bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.

Demokrasi ve Özgürlükler Adamız tüm milletimize ve tüm demokrasi, özgürlük aşığı insanlığa hayırlı olsun diyor, kurdeleyi bu anlayışla, bu inançla kesiyoruz; ya Allah, Bismillah.