Kabine Toplantısı’nın Ardından Yaptıkları Konuşma

28.04.2020

Aziz Milletim,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Kabinemizin 29. Toplantısı’nı gerçekleştirdik. Sözlerimin hemen başında ilk orucunu Cuma günü tuttuğumuz Ramazan-ı Şerifin milletimize, İslam dünyasına ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan Ramazan ayının birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi, dayanışmamızı güçlendirmesini diliyorum.

 Bu mübarek ayın dünyanın dört bir yanında zulüm altında inleyen mazlumların kurtuluşuna vesile olmasını temenni ediyorum. Küresel bir felaket halini alan kovit-19 hastalığının üstesinden gelerek inşallah Ramazan’ın sonunda çifte bayram yapmayı niyaz ediyoruz. Ülke ve millet olarak koronavirüs salgınına karşı yürüttüğümüz mücadelenin somut neticelerini almaya başladığımız bir döneme girdik. Hamdolsun toplam test sayısında bir milyona doğru gitmemize rağmen, yeni hasta ve ölüm sayımız günden güne azalıyor. İyileşen hasta sayımızın yeni hasta sayısını geçmesi, olumlu yönde önemli bir kırılma noktasıdır. Türkiye, toplam hasta sayısına göre ölüm oranı bakımından da Avrupa’daki en iyi ülke durumundadır.

Salgını çok rahatlıkla göğüsleyebilen sağlık sistemimiz, diğer hizmetlerde de herhangi bir aksamaya meydan vermeden faaliyetlerini sürdürmüştür. Sadece ülkemizdeki vatandaşlarımızın sağlığını korumakla ve tedavisiyle yetinmedik, dünyanın her yerindeki kardeşlerimize de sahip çıktık. Yurt dışında yerleşik olmayan eğitim, umre veya kısa süresi seyahat için gitmiş bulunan 40 bine yakın vatandaşımızı ülkemize getirdik. Vatanına kavuşan her vatandaşımızı önce yurtlarda karantinaya aldık, sağlıklarından emin olduktan sonra da evlerine yolcu ettik. Şimdi de 59 ayrı ülkeden 25 bin vatandaşımızı daha ülkemize getiriyoruz. Bu vatandaşlarımızı da yurtlardaki karantina sürelerini doldurduktan sonra evlerine göndereceğiz.

Aynı şekilde yurt dışında yaşayıp da ağır hastalık geçiren ve bulundukları yerlerde tedavileri yapılmayan veya yapılamayan vatandaşlarımızı da sahipsiz bırakmadık. Son olarak İsveç’te salgın hastalığa maruz kalmasına rağmen tedavi edilmeyen Emrullah Gülüşken isimli vatandaşımızı kızının çağrısına kulak vererek ülkemize getirdik. Dün sabah İsveç’e gönderdiğimiz ambulans uçağımız hasta vatandaşımızı alıp ülkemize getirdi. Şu anda Ankara Şehir Hastanesi’nde tedavisi yapılıyor. Bu kardeşimizi sağlıklı bir şekilde inşallah evine göndereceğiz. Avrupa ve Amerika’da durumları ağır pek çok hastanın, sigortası olmadığı veya hastanelerin kapasitesi yetmediği için kendi hallerine terk edildiği bilinen bir gerçektir.

Türkiye’de hamdolsun hiçbir vatandaşımız hastane kapısından geri çevrilmemiş, hiçbir hastanın tedavisi ihmal edilmemiş, hiçbir insanımız sahipsiz bırakılmamıştır. Gerek mevcut hastanelerimizle, gerek yeni açtığımız hastanelerimizle, gerekse salgına karşı yeniden düzenlediğimiz sağlık kuruluşlarımızla tüm vatandaşlarımıza birinci sınıf hizmet veriyoruz. Yıllarca ülkemizin sağlık sistemini ve altyapısını eleştirenler ortaya çıkan bu tablo karşısında umarız biraz mahcup olmuşlardır. Salgın döneminde sağlık hizmetlerinden maske, tulum, ilaç, dezenfektan, gıda gibi temel ihtiyaç ürünlerine kadar her alanda ülkemizin altyapısını ve üretim kapasitesini test etme imkânı bulduk. Rabbimize binlerce şükürler olsun ki bu zorlu süreçten alnımızın akıyla çıkmayı başardık. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinin çaresiz kaldığı pek çok konuda biz kendimize yeterli olmanın ötesinde dostlarımıza destek verecek bir seviyeye ulaştık. Bugüne kadar 55 farklı ülkeye salgınla mücadele amaçlı malzeme desteği verdik. Dünyanın dört bir yanındaki dost ve kardeş toplumlara umut olduk, mücadele azimlerini kamçıladık. Gelişmiş ülkelerin dahi Türkiye’den destek istedikleri bir dönemde elimizdeki imkânları Balkanlar’dan Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyadaki dostlarımıza açmakta tereddüt etmedik. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne maske, yüz koruyucu, siperlik, göz koruyucu, N95 maske, tulum ve dezenfektan oluşan tıbbi yardım malzemelerini de yarın gönderiyoruz. Bu malzemeleri taşıyan Türk Silahlı Kuvvetlerimize ait askeri nakliye uçakları yarın Amerika’ya hareket ediyor.

Türkiye, bu sıkıntılı dönemi hamdolsun istikbaline daha güvenle ve umutla baktığı bir motivasyonla geride bırakıyor. Gücünü inancımızdan alan sabrımızla, milli birliğimizle, gelişmiş yerli üretim altyapımızla, örnek dayanışmamızla gösterdiğimiz fedakârlığın neticelerini almaya başlıyoruz. Kriz sonrası yeniden yapılanacak dünyada, ülkemizin 2023 hedeflerinin ötesinde bir konuma ulaşabileceğine yürekten inanıyorum.

Aziz Milletim

Geçtiğimiz hafta Perşembe, Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri 31 ilimizde uyguladığımız sokağa çıkma kısıtlamasına gösterdiğiniz hassasiyet için sizlere şahsım ve özellikle de heyetim adına teşekkür ediyorum. Kabinemiz gerçekten bu fedakârlığınızı hiçbir zaman unutmayacaktır. Bilindiği gibi bu hastalık insandan, insana bulaşarak yayılıyor. İnsan hareketliliğini ne kadar azaltırsak, salgının yayılma zincirini o derece hızlı ve etkin kırabiliriz. Salgının kontrol altına alınmasında insanların kalabalık şekilde birarada bulunduğu okullar, kimi işletmeler, spor tesisleri gibi yerlerdeki faaliyetlere ara verilmesinin büyük katkısı olmuştur. Ülkemizdeki bu güzel gidişi devam ettirmek için hafta sonları sokağa çıkma sınırlandırmasını bayram sonrasına kadar sürdürmeyi düşünüyoruz. Bu hafta sonu da yine 31 ilimizde 3 gün süreyle 1 Mayıs sebebiyle sokağa çıkma sınırlandırması uygulayacağız. Vatandaşlarımızın 1 Mayıs gece 00.00’dan başlayıp 3 Mayıs gece 24.00 kadar devam edecek şekilde uygulanacak sokağa çıkma sınırlandırmasına hassasiyetle riayet etmesini bekliyoruz. Cuma günü marketler yine 09.00 ile 14.00 arası açık olacak. Türkiye için tünelin ucundaki ışık gözükmüş, verdiğimiz emeklerin, yaptığımız fedakârlıkların karşılığını alma vakti yaklaşmıştır. Bu anlayışla önümüzdeki olumlu tablonun sürmesi halinde ülke genelinde hayatı normale döndürmeye yönelik kapsamlı bir program hazırlıyoruz. Cumhurbaşkanı Yardımcımızın koordinasyonunda hazırlanan hangi alanda hangi tarihte hangi adımların atılacağını gösteren bu ayrıntılı programı yakında sizlerle paylaşacağız.

Diğer yandan salgın nedeniyle adliyelerdeki dava, icra, şikâyet, itiraz, bildirim süreleriyle ilgili ertelemenin 30 Nisan’da dolan tarihini 15 Haziran’a kadar uzatıyoruz. Çiftçilerimizin Mayıs ve Haziran aylarında vadesi gelecek Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan Hazine destekli kredi geri ödemelerini de faizsiz olarak, 6 ay erteliyoruz. Araştırma-geliştirme merkezleri ve teknoparklarda uygulanan evden çalışma sürelerini de 27 Mayıs’a kadar uzatıyoruz.

Attığımız her adımı sağlıklı ilgili önceliklerimizden asla taviz vermeden ve bilim insanlarımızın tavsiyeleri doğrultusunda hayata geçireceğiz. Tüm bakanlıklarımız kendi sorumluluk alanlarıyla ilgili planlarını ve hazırlıklarını sürdürüyor. Diğer yandan, salgınla mücadele için aşama-aşama hayata geçirdiğimiz tedbirlerin tüm kesimler üzerindeki olumsuz etkilerinin önüne geçmek için de pek çok paketi devreye soktuk. Ekonomik istikrar kalkanı kapsamında verdiğimiz desteklerin toplamı 200 milyar lirayı buldu. Böylece sıkıntılı dönemlerinde milletimizin her kesiminin yanında olduğumuzu gösterdik.

Temel ihtiyaç desteğiyle yaklaşık 4 milyon vatandaşımıza 22,3 milyar liralık bir kaynak tahsis edildi. Yaklaşık 450 bin esnafımıza da 8,4 milyar liralık finansman tahsisi yapıldı. Ayrıca, 3003 binin üzerinde esnafımız 8,5 milyar liralık paraf kart finansmanından yararlandı. Kredi Garanti Fonu kefaletiyle çoğunluğu KOBİ olmak üzere 120 bin firmamız 108 milyar liraya yakın finansman desteği aldı. İstihdamı özellikle korumak için maaşların asgari ücrete kadar olan bölümünü kısa çalışma ödeneğinden karşılamaya başladık. Bugüne kadar 3 milyon 190 bin çalışanımızla ilgili başvuru alınmış, 1 milyon 360 bin çalışanımıza ödemeleri yapılmıştır. İşten çıkarmayı 3 ay süreyle kısıtlandırarak istihdamı koruma altına aldık. Telafi çalışma süresini de 2 aydan 4 aya çıkartarak istihdamda devamlılığın sürmesini temin ettik. Ücretsiz izne çıkartılan veya sözleşmesi feshedilen çalışanlara 1177 lira gelir desteği sağlamaya başladık. Mücbir sebep kararı alınan iş yerlerinin Nisan, Mayıs ve Haziran aylarındaki 40 milyar liralık sigorta prim ödemelerini 6 ay süreyle erteledik.

Önce 2 milyon 100 bin haneye, ardından 2 milyon 300 bin haneye olmak üzere toplam 4 milyon 400 bin haneye biner lira nakdi destek verdik. Şimdi de herhangi bir ön şart aramaksızın başvuran ve ihtiyaç sahibi olduğu tespit edilen herkese biner lira yardım yapacağımız 3’üncü bir destek paketini devreye aldık. Üçüncü faz salgın sosyal destek programına başvurular 4,5 milyonu bulmuştur.

Amacımız, hiçbir vatandaşımızın salgın hastalıkla mücadele sürecinde temel ihtiyaçlarını karşılamayacak duruma düşmesine meydan vermemektir. Başlattığımız özellikle “Biz Bize Yeteriz Türkiyem” kampanyasında toplanan bağışlar bu destek programları için kullanılmaktadır. Kampanyamızda şu ana kadar 1 milyar 850 milyon lira meblağ toplanmıştır. Hayırseverlerimizi devam eden yardım kampanyamıza destek vermeye davet ediyorum.

Sosyal yardım programlarımızın bütçelerini de artırdık.  Ayrıca, Ramazan ayında hayır yapmaya, zekâtını ve fitresini vermeye hazırlanan vatandaşlarımıza buradan çağrıda bulunmak istiyorum. Her hayırseverimiz köyündeki, mahallesindeki, ilçesindeki, ilindeki en yakın akrabalarından, komşularından başlayarak ihtiyaç sahibi tüm kardeşlerine sahip çıkmalıdır. Bu güçlü dayanışma ve yardımlaşma ile hem Ramazan-ı Şerifi değerlendirmiş, hem de salgın sürecinin sıkıntılarını paylaşmış olacağımıza inanıyorum.

Aziz Milletim,

Salgın krizi sonrası küresel sistemin çarpıklıklarıyla birlikte ülkemizdeki siyaset anlayışı da köklü bir sorgulamaya tabi tutulacaktır. Biz yıllarca eser inşa etmeye, hizmet getirmeye, yatırım yapmaya çalıştıkça, karşımıza çıkan istemezükçü siyaset anlayışının ne kadar içi boş olduğunu bu süreçte hep birlikte bir kez daha gördük. Eğer bugün Türkiye salgın dönemine 15 bine yakın birinci basamak, 4 bine yakın tedavi kurumu, bin 526 modern hastaneyle girmemiş olsaydı hep birlikte perişan olurduk. Avrupa’daki toplam yoğun bakım yatak kapasitesine ve toplam bilgisayarlı tomografi cihazı sayısına tek başımıza sahip olmamış olsaydık, salgını bu derece soğukkanlılıkla karşılayamazdık. 700 binden fazlasını son 18 yılda istihdam ettiğimiz 1 milyonu aşkın sağlık çalışanımızın gayreti ve fedakârlığı olmasaydı sokaklarda, bakım evlerinde, evlerde diğer ülkelerdekine benzer acı görüntüler yaşanırdı. Talep eden her vatandaşımızın dahil olabildiği bir sosyal güvenlik şemsiyesi kurmamış olsaydık, insanlar hastane kapılarından geri dönmek zorunda kalacaktı. Organize sanayi bölgelerimizin sayısını 122 ilaveyle 315’e, buralardaki istihdamı 1 milyondan fazla ilaveyle 1,5 milyona, teknoparkların sayısını 53 ilaveyle 56’ya çıkarmamış olsaydık tıbbi malzeme ve cihaz üretiminde bu seviyeye ulaşamazdık. Bu örnekleri eğitimden ulaşıma, enerjiden tarıma her alanda teşkil etmek mümkündür.

Burada dikkati çekmek istediğim husus, tüm bu başarıları, attığımız her adımda yapılan işlere katkı vermek yerine takoz olmayı kendine misyon edinmiş bir muhalefet anlayışına rağmen elde etmiş olmamızdır. CHP’nin başını çektiği bu muhalefet anlayışı hep uzlaşma yerine çatışmayı, birlik ve beraberlik yerine bölücülüğü, müsamaha yerine kin ve nefreti körüklemeyi esas almıştır. Son dönemde belediyelerin yardımlarını engellediğimiz yalanında ısrarında, İletişim Başkanımızın ev ve aile mahremiyetine yönelik fütursuz saldırının da gerisinde işte bu hastalıklı zihniyet vardır.

Esasen İletişim Başkanımızın görevi gereği istediği yerde ikamet etme hakkı vardır. Kendisi ailesiyle birlikte İstanbul’un eski bir semtindeki 45 metrekare taban oturumu olan mütevazı bir evde yaşamayı seçmiştir. Hukuken evini kendi arsası içinde büyütme imkânı olduğu halde bunu da yapmamıştır. Evinin ve bahçesinin hemen yanında bulunan tüm mahallenin de bizar olduğu 200 küsur metrekarelik mezbelelik bir alanı ise Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden kiralayarak, bakımını üstlenmiştir. Bu takdir edilmesi gereken çaba, il ve ilçe başkanından medyasına kadar CHP zihniyeti tarafından topyekûn bir iftira kampanyasına dönüştürülmeye kalkışılmıştır. Bu zihniyetin arkadaşımıza ve ailesine karşı sürdürdüğü çirkin saldırıdaki tutarsızlıklar siyasi kokuşmuşluğun en bariz örneğidir.

CHP Üsküdar İlçe Başkanı, ben gittiğim, evin yanındaki arazinin fotoğrafını çektim, İl Başkanıma rapor ettim diyor. İl Başkanı da kendi sosyal medya hesabında partinin talimatıyla gitmiştir, yine gidecektir, diyerek bu durumu açıkça kabul ediyor. CHP Genel Başkanı ise çıkıyor, hiç utanmadan, arlanmadan, sıkılmadan, İlçe Başkanımız oradan geçiyormuş, fotoğraf çekme diye bir şey yok, diyerek bu açık gerçeği inkâr ediyor. Aynı şekilde bu zat Vakıflar Genel Müdürlüğünün söz konusu mezbelelik arazinin tamamen usullere uygun kira ihalesi konusunda da fütursuzca yalan söylüyor.

Belediyelerin yardımlarıyla ilgili meselede de biz valiliklerle koordinasyon ve planlama yapılması gerektiğini söylerken, onlar işi bambaşka yerlere götürmeye çalışıyorlar. Gerçi yardım paketlerinin içine Alevi Bektaşi kardeşlerimizi İslam dışı gösteren, kanun dışı eylemleri öven kitaplar koymak suretiyle kirli yüzlerini, sinsi niyetlerini bir kez daha göstermeyi de ihmal etmediler. Ve çok açık, net, dağıttıkları kitapçıklarla Aleviliği din olarak takdim eden bu anlayışı özellikle milletimin huzurunda telin ediyorum, kınıyorum.

Fuar alanını ve içindeki stant malzemelerini sahra hastanesi diye anlatan bu zihniyetin her şeyi gibi bu konudaki hassasiyetinin de sahte ve içi boş olması şaşırtıcı değildir. Şimdi sizleri videoda şöyle bir yapılanların ne denli yalan olduğunu göstermek için bir izlemeye takip ediyorum.

Evet, görüldüğü gibi yalanlar silsilesi devam ediyor. Bir taraftan talimat vermedim diyor, ama İlçe Başkanı da aldığı talimatın gereği gidip, orada o fotoğrafı çektiğini ve ondan sonra da burada böyle bir inşaat filan olmadığını söylüyor. Aynı şekilde Adana’da Cumhurbaşkanlığı’nın böyle bir dev hastane yapmadığından bahsediyor, ya Adana’da hastane filan söz konusu değil ki, Adana’da Fuar Merkezini Belediye Başkanı gelmiş, oradaki stantları panellerle bölmek suretiyle ortaya hastane çıkardım diye, girişine de sahra hastanesi diye bir yazı yerleştiriyorlar. Ama tabii yalancının mumu yatsıya kadar yanıyor, hemen yan tarafında da Kongre Merkezi yazıyor; böyle bir durum var. Ve Adana, şu anda zaten hastane yatak kapasitesi itibariyle de doygun şehirlerimizden bir tanesi. Çok lüks, modern bir şehir hastanesi başta olmak üzere oradaki diğer hastanelerimizde zaten Adana’nın bu sıkıntılarını biz çoktan yerine getirmiş durumdayız. Demek ki bunun Adana’da ne var, ne yok bundan da haberi yok. Ve sahra hastanesi dediler, gidip bakın bakalım şu an da böyle bir şey orada var mı? Yok. Her şey yalan. Biz, ne aldanan, ne aldatan olmadık. Ve şu anda işte biliyorsunuz Başakşehir Şehir Hastanesi’nin birinci etabını açtık. İkinci etabını da inşallah 20 Mayıs’ta açıyoruz ve 2 bin 500’ü aşkın yatak kapasitesine sahip dünyada sayılı modern hastanelerden bir tanesini açmış oluyoruz. Ve yol itibariyle bütün altyapı hazır, inşallah şu an da metro yapımıyla ilgili talimatları da verdim ve metro konusundaki çalışma daha da hızlanacak dolayısıyla, Başakşehir Şehir Hastanesi’ne hem yol, hem metro gelmiş olacak. Zira burayı Büyükşehir Belediyesi daha önce AK Parti’de olduğu için AK Parti Büyükşehir Belediyesi yolunu ve metrosunu yapacaktı tabii. Bu Beyefendi, yeni gelen ne yazık ki ne yolu, ne metroyu yapamam deyince; biz de iyi ki iktidardayız, hemen talimatı verdik ve yolunu da, metrosunu da biz yapmak suretiyle inşallah Başakşehir Şehir Hastanesi’nin o ihtiyacını da gidermiş oluyoruz.

Değerli Arkadaşlar,

Tabii şimdi bu zihniyetle iş bitmiyor, bu zihniyetin bir başka yansımasını da Diyanet İşleri Başkanımızın İslam’a ve Kur’an’a göre yaptığı değerlendirmelere gösterilen tepkilerde görmek mümkündür. Diyanet İşleri Başkanlığı devletin bir kurumudur ve Başkanımız biliyorsunuz bir açıklama yaptı, bu açıklamasıyla sadece inancının, ilminin ve yürüttüğü görevin gereğini yerine getirmiştir, söyledikleri de sonuna kadar doğrudur. Elbette Diyanet İşleri Başkanımızın sözleri sadece kendini Müslüman olarak tanımlayan, İslam dairesinde gören kişiler için bağlayıcıdır. Kendini bu sıfatlarla tanımlamayanlar için söz konusu ifadeler sadece bir görüşten ibarettir. Bir defa burada şu gerçeği çok net görmemiz lazım: Ülkemizde eğer İslam adına konuşması gereken birisi varsa, bir kurum varsa Diyanet İşleri Başkanlığıdır ve buranın Diş İşleri Yüksek Kurulu vardır ve Diyanet İşleri Başkanımız da herhangi bir konu dini noktada olduğunda çıkar bu konuyu gerek hutbelerinde, gerek vaazı nasihatlerinde, gerekse kendilerini ziyarete gelenlere anlatmakla yetkilidir. Kalkıp da bu Ankara Barosu’nun yetkisinde olan bir konu değildir herkes yerini bilecek, haddini bilecek. Ankara Barosu’nun açıklaması başta olmak üzere, Diyanet İşleri Başkanımızın görüşlerine karşı kullanılan üslup, konu ve şahıs boyutunu aşıp doğrudan İslam’a yönelen kasıtlı bir saldırı haline almıştır. Zira Diyanet İşleri Başkanımıza yapılan saldırı devlete yapılan saldırıdır. Diyanet İşleri Başkanımıza ve açıklamalarına karşı kullanılan her kavram, yapılan her gönderme karşımızdaki zihniyetin ilkelliğinin ve içindeki nefret bataklığının birer yansımasıdır.

Milletimizin inancına, değerlerine ve onları temsil eden kavramlara böylesine kin duyulabildiğini bu husumetin böylesine pervasızca ifade edilebildiğini görmekten üzüntülüyüz. Faşizmin en ilkel halini yansıtan bu yaklaşımların ülkemizdeki varlığı demokrasi, çoğulculuk, inançlara saygı gibi ilkelerin hala yerli yerine oturmadığına işaret ediyor. Demokratlık adına faşizmi, halkçılık adına millet düşmanlığını, yargı adına hukuksuzluğu, eşitlik adına sapkınlığı yücelten bu mankurtların gerçek yüzleri birer birer ifşa olmaktadır. Türkiye geçmişleri darbe ve cunta çığırtkanlığından, vesayetin sözcülüğüne kadar pek çok kara lekeyle dolu olan bu zihniyetten arınma aşamasına gelmiştir.

Biz, 18 yıldan beri ısrarla ve bilinçli olarak bu ilkel siyaset tarzının ülkemizi sürüklemeye çalıştığı mecraya kaymayı reddettik. Şayet eğer bizler bu oyuna gelmiş olsaydık, böyle davranmasaydık, yani icraat yerine sadece polemik yapsaydık bugün hep birlikte halimiz haraptı. Cumhuriyetin tamamında yapılanların kimi alanlarda 3-5 katı, kimi alanlarda 10 katı hizmetleri eserleri, yatırımları, ülkemize kazandırarak, Türkiye’yi geçmişte uzunca bir süre içine sıkıştırıldığı büyük kısır döngüden çıkarttık. Salgın sonrası Türkiye’nin en büyük kazançlarından birinin de ülkeye ve millete hiçbir faydası ve katkısı bulunmayan hiçbir eser ortaya koymamış işte bu yalancı, iftiracı siyaset anlayışının tamamen tasfiyesi olacağına inanıyoruz.

Önümüzdeki dönemde tüm dünya ile beraber ülkemizde de özellikle siyaset alanında yeni bir dönemin kapıları aralanacaktır. Ve aziz milletim, artık tünelin ucu Allah’ın izniyle göründü. İnanıyorum ki, Ramazan Bayramı’nı iki bayram olarak Rabbim bizlere kutlamayı nasip etsin. Bu duygularla bir kez daha Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik ediyorum. Tuttuğunuz oruçların, eda ettiğiniz ibadetlerin Rabbim katında kabul olmasını diliyorum. Ve milletimin özellikle de bu hafta sonu kısıtlamalarına göstermiş olduğu ilgiyi, alakayı ve onlara göstermiş olduğu riayeti şahsım, özellikle kabinem adına teşekkür ediyorum, kendilerini kutluyorum. İşte dayanışma budur, birlik, beraberlik budur. Ve bu kardeşlik anlayışı içerisinde inşallah biz bu koronavirüsü yeneceğiz.

Salgında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı temenni ediyorum.

Bütün sağlık çalışanlarımıza, bütün sağlık mensuplarımıza şahsım, milletim adına şükranlarımı özellikle bildirmek istiyorum. Ve bu süreç içerisinde onların içerisinde de ölenler oldu, onlara da Allah’tan rahmet diliyorum, yaralı olanlara Rabbimden şifalar niyaz ediyorum.

Sizleri biz kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.