AK Parti Ankara İl Danışma Meclisi Toplantısı’nda Yaptıkları Konuşma

02.03.2020

Saygıdeğer Divan,

Ankara İl Teşkilatımızın Kıymetli Mensupları,

Değerli Dava ve Yol Arkadaşlarım,

Kıymetli Hanımefendiler,

Sevgili Gençler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Sözlerime ülkemizin bağımsızlığı, milletimizin birliği, vatanımızın bütünlüğü, bayrağımızın gururla dalgalanması, ezanlarımızın ilanihaye semalarımızda yankılanması için toprağa verdiğimiz tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dileyerek başlamak istiyoruz. Ruhları için el Fatiha.

İdlib’de bugüne kadar verdiğimiz şehitlerimizin Rabbim şehadetlerini mübarek, şehitlik mertebelerini âli eylesin diyorum. Şehit yakınlarımızın ve milletimizin başı sağ olsun. Hamdolsun bir gül bahçesine girercesine toprağa düşen hiçbir şehidimizin kanını yerde bırakmadık, mücadelesini akamete uğratmadık.

İdlib’deki operasyonlarımızı meselenin sağduyu ve sulh yoluyla çözülmesini arzu ettiğimiz için sınırlı şekilde sürdürüyoruz. Bu amaçla diplomasi kanallarını son ana kadar etkin bir şekilde işletmek için çalıştık, çabaladık. Meselenin ülkemiz açısından taşıdığı önemi bu uğurda neleri göze aldığımızı muhataplarımıza her seviyede tekrar tekrar ifade ettik. Ancak bizim bu hüsnüniyetimizin yanlış anlaşıldığını gördük. Bunun üzerine operasyonlarımızı 34 askerimizi şehit verdiğimiz 27 Şubat tarihi itibariyle rejimin tüm unsurlarını hedef alacak şekilde kapsamlı hale getirdik. Bu operasyona da Bahar Kalkanı Harekâtı adını verdik. Daha önce Fırat Kalkanı Harekâtıyla, Zeytin Dalı Harekâtı ile Barış Pınarı Harekâtıyla neyi amaçlıyorsak, bu harekâtla da aynı gayeyi güdüyoruz. Sınırlarımızın terör örgütleri ve gözünü ülkemizin topraklarına dikmiş zalim bir rejim tarafından kuşatılmasına, milyonlarca sığınmacının yükünü kalıcı bir şekilde üzerimize yıkılmasına izin vermemekte bundan böyle kararlıyız. Daha İdlib şehitlerimizin cenazelerini kaldırmadan rejime tarihinin en ağır kayıplarını verdirerek Bismillah dedik.

Şu an itibariyle değerli kardeşlerim; 135 tank, 22 zırhlı araç, 45 top, 44 çok namlulu roketatar, 5 hava savunma rampası, 12 tanksavar, 4 havan, 29 pikaba monteli uçaksavar, 2 İHA, 8 helikopter, 49 çeşitli araç, 7 mühimmat rampası, 24 zırhlı araç, 9 mühimmat depo binası, 2 uçak, 2 füze rampası ve 2 bin 557 rejime ait asker ve milis. Bizim kan dökülmemesi, can yanmaması, acı yaşanmaması konusundaki hassasiyetimizi zafiyet veya çekingenlik olarak görenlere gerçek gücümüzü göstermeye daha yeni başlıyoruz. Şu ana kadar rejimin verdiği insan ve araç-gereç kayıpları sadece bir başlangıçtır. Ülkemizi etrafta çokça var olan adı var kendi yok devletçiklerden biri sananlardan olduğu anlaşılıyor.

Kardeşlerim,

Biz bu gafillere Türkiye’nin gerektiğinde baş veren, ama baş eğmeyen büyük bir devlet olduğunu gösteriyoruz. İşlerin bu noktaya gelmiş olmasından dolayı gerçekten üzüntülüyüz. Bunun müsebbibi arkalarına aldıkları güçlerin gölgesini kendi cüsseleri sanarak, bize meydan okuyanlardır.

Her biri canımızdan birer parça olan askerlerimizin hayatına kastedenleri yerle yeksan etmek boynumuzun borcudur. Yaşananlardan ibret almayanların bizi hâlâ gözlem noktalarımıza saldırmakla tehdit etmeleri akıllarının başlarına gelmediğine işaret ediyor. Şayet bir an önce Türkiye’nin belirlediği sınırların dışına çıkmazlarsa bir süre sonra omuzlarının üzerinde o başlar da kalmayacak.

Değerli Kardeşlerim,

Buradan özellikle Rusya’ya ve İran’a bir kez daha sesleniyorum; Suriye’de bizim sizinle herhangi bir derdimiz yok. Türkiye’nin Suriye’deki mücadelesi ne toprak kazanma, ne stratejik veya mezhebi üs edinme gayretidir. Biz Suriye’de hem bu ülkeden kaçarak, ülkemize yönelen milyonlarca kişinin yol açtığı insani krizi çözme, hem de topraklarımızın güvenliğini sağlama mücadelesi yürütüyoruz. Her iki mesele de bizim için hayati öneme haizdir. Topraklarında 3.7 milyon, sınırları dibinde 1 milyon aşkın kişiyi barındıran ne İran’dır, ne Rusya’dır, ne de diğer ülkelerdir. Bu yükü tam 9 yıldır tek başına biz üstleniyoruz, Türkiye üstleniyor.

Batının sadece göçmen korkusuyla söyledikleri süslü sözler gerçek hayatta somut karşılık bulmuyor. Bize ne diyorlar? Kapıları açmayın. Peki, aylar önce ne dedim kendilerine? Eğer bizimle yük paylaşımına girmezseniz bu kapıları açarız. Ama bunlar sandılar ki biz latife yapıyoruz, şaka yapıyoruz, şimdi kapılar açılınca telefon üstüne telefonlar gelmeye başladı. Kapıları şimdi kapatın diyorlar; bitti artık o iş, o iş bitti. Şimdi Batı hesap verecek. Nereye? Dünya Yüksek Mülteciler Komiserliğine. Niye? Çünkü mültecilere şu anda takındıkları tavır; Şu anda mültecilere gaz bombası atmak suretiyle onları yeri geldiği zaman değerli kardeşlerim gerçek bomba atmak suretiyle yıldırmaya çalışanlar bunun uluslararası camiada da hesabını vermek zorunda kalacaklar.

Bu akşam telefon talebinde bulundular yine, dün görüşmeler yaptık, şimdi bu akşam Almanya, Bulgaristan, onlarla da görüşmelerimiz var, Perşembe günü zaten Moskova’da Rusya Başkanıyla görüşmemiz olacak.

Değerli Kardeşlerim,

Biz yıllarca Suriye’de güvenli bölgeler oluşturalım, rejimden kaçan insanları burada iskân edelim çağrısı yaptık. Bu çağrımıza hiçbir Avrupa ülkesi somut destek vermedi, katkıya yanaşmadı. Sınırlarımızı açtığımız saatten beri Avrupa’ya yönelenlerin sayısı, evet, şu anda 100 binler oldu, daha da olacak, bu sayı yakında milyonlu rakamlarla ifade edilecek. Şimdi hepsi de sınırlarımızı açtığımız için feryat ediyorlar. Ya bu insanları kendi topraklarında onurlu bir hayata kavuşturacağız ya da herkes bu yükten payına düşen nasibi alacak. Artık taraflı fedakârlık dönemi bitti.

Lafa gelince ülkemize destek beyanında bulunan diğer kimi devletlerin de aslında kıllarını bile kıpırdatmadan gelişmeleri takip ettiklerini biliyoruz. Güya uluslararası düzeyde barışı, huzuru, güvenliği tesis için kurulmuş yapılarda toplantı yapmak, bildiri yayınlamak, kınamak dışında sadra şifa hiçbir işe yaramıyor.

Türkiye mücadelesini herhangi bir ülkeye veya kuruma güvenerek değil, kendi yüreğine, kendi bileğine, kendi insanına, kendi imkânlarına dayanarak yürütmektedir.

Değerli kardeşlerim; şair ne diyor:

“Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi.

Senin uğrunda ölen ordu, budur ya Rabbi.

Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın,

Galip et, çünkü bu son ordusudur İslam'ın.”

Evet, bu kopan fırtına bizim ordumuzdur, gerisinde Allah’ın desteği, yüzmilyonlarca dostumuzun duası, milletimizin yüreği olan bu fırtınanın nelere kadir olduğunu herkes görüyor ve görecek. Türkiye şu ana kadar Suriye’de ne Rusya’yı, ne İran’ı doğrudan hedef almamıştır. Harekatımızla sadece askerlerimizin kanını döken rejim unsurlarını imha ediyoruz, bu hassasiyetimize de saygı gösterilmesini bekliyoruz. Türkiye her meselesini olduğu gibi Suriye’deki sorunu da kendi imkânlarıyla çözecek iradeye ve kapasiteye sahiptir.

Böyle günler aynı zamanda gerçek dostların ve sinsi düşmanların ayırt edildiği dönemlerdir. Önümüzdeki günlerde yaşanacak gelişmeler bu ayrımı daha da netleştirecektir.

Değerli Kardeşlerim,

Burada önemli bir hususun altını daha çizmek istiyorum: Bu mücadele bizim şahsi tercihimizde değil, milletimizin topyekûn iradesiyle yürütülmektedir. Suriye’de oynanan oyunu milletimizle birlikte gördük, teşhis ettik ve karşı hamlemizi yaptık. Bu millet 15 Temmuz’da niye sokağa çıkmışsa, bugün de Türkiye aynı sebeple Suriye’dedir. Bu millet PKK’nın ve DEAŞ’ın saldırılarına karşı nasıl göğsünü siper etmişse, bugün de Türkiye aynı sebeple Suriye’dedir. Bu millet PKK’nın ve DEAŞ’ın saldırılarına karşı nasıl göğsünü siper etmişse bugün de Türkiye aynı sebeple İdlib’dedir, Suriye’nin diğer bölgelerindedir. Türkiye için Ege’deki haklarını korumakla, Libya’da başlattığımız inisiyatifle, Akdeniz’deki haklarımızı müdafaa etmek arasında hiçbir fark yoktur. Ekonomik tuzaklara karşı verdiğimiz mücadeleyle sınırlarımızı terör koridoruyla kuşatma girişimlerine karşı verdiğimiz mücadele aynıdır. Suriye meselesinde milletimizin birlik ve beraberliğini bozmak, ülkemizin mücadelesine zarar vermek, düşmanlarımızı sevindirmek için aleni veya örtük şekilde yürütülen faaliyetleri sizler de takip ediyorsunuz. Kimsenin Suriye’de Rusya’nın ne işi var, Amerika’nın ne işi var, İran’ın ne işi var, Fransa’nın ne işi var dediğini duydunuz mu? Duymadın. Ama iş Türkiye’ye gelince hemen Suriye’ne işimiz var yaygarasını basıyorlar. Kimler olduğunu biliyorsunuz. Birileri dönüp dolaşıp Suriye’de ne işimiz var teranesini tekrarlarken şehitlerimizden biri bakın çok önemli, sizden ricam, sakın Suriye’de ne işimiz var diyenlerden olmayın, bakın bunu şehit söylüyor şehit olmadan önce. Gittim gördüm, tam da olmamız gereken yerdeyiz, mesajını veriyor. Meydanı zahirde şehitler için üzülüyor gibi gözüküp, ağzını açtığında şehadet kavramına ve şehitlerimizin aziz hatıralarına hürmetsizlik yapan gafillere bırakmayız, bırakamayız.

Bu ülkede maalesef hayatta hiçbir laftan tiksinmedim, şehitler ölmez vatan bölünmezden tiksindiğim kadar diyebilecek derecede alçalabilen ve maalesef şu anda CHP milletvekili sıfatıyla Meclis’te yer alabilen kişiler var. Aynı kişi bugün Suriye’ye savaş açsak banko Esad’ı tutarım, diyerek ülkemizin yürüttüğü mücadeledeki safını yıllar önce belli etmişti. Esed ülkesini savunuyor diyebilecek bir noktaya savrulan CHP Genel Başkanının söz veriyorum biz gelirsek şehitler tepesi boş kalacak ifadesi de bu zihniyetin bir yansımasıdır. Bu kişinin şehitlik kavramı ve şehitler tepesinin ne anlama geldiğini bilmediğini görüyorum. Çünkü bilmeden söylüyorsa en fazla cehaletini sergilemiş olur, fakat şehitliğin ne olduğunu, şehitler tepesinin neyi ifade ettiğini bilerek bu sözü söylüyorsa ortada gerçekten vahim bir durum var demektir.

Kardeşlerim,

Bilindiği gibi şehit kelimesi Kur’an-ı Kerim’de kimi yerde şahit, kimi yerde Esmaül Hüsna’dan biri, kimi yerde örnek kişi anlamlarında, tam 56 defa geçer. Üç ayette ise doğrudan doğruya Allah yolunda canını feda edenleri tarif etmek üzere şüheda ifadesi yer alır. Gençler, Bakara Suresi’nin 54. Ayeti’nde yer alan esteuzu billah bismillah Velâ tekûlû limen yuktelu fî sebîlillâhi emvât bel ahyâun velâkin lâ teş’urûn ila ahiril ayeh. Allah, yolunda ölenlere sakın ölüler demeyiniz, zira onlar diridir, fakat siz bilemezsiniz, farkında değilsiniz. Bu emri ilahi hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde şehadetin anlamını bizlere gösteriyor. Bu konuda Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu vesselam hadislerinde şehidin bütün günahlarının af edileceği, kabir azabı çekmeyeceği, cennetteki makamını göreceği, cennete ilk girenlerden olacağı gibi müjdeler de var. En büyük müjdesi, kendisinin şehitler safında olduğudur.

Ülkemizin ve milletimizin bağımsızlığı, onuru, güvenliği, geleceği için mücadele ederken, hayatını kaybeden herkes, özellikle de cephede son nefesini veren herkes şehittir. Bizim dar-ül bekaya uğurladığımız askerimizin, polisimizin, jandarmamızın, güvenlik güçlerimizin, tüm kamu görevlilerimizin şüheda makamına yükseldikleri konusunda en küçük bir şüphemiz yoktur. Tabii 15 Temmuz’da milletimiz sokaklarda şehit olurken, darbecilerin açtığı yoldan tankların arasından gittiği bir evde kahvesini yudumlayıp televizyon seyreden birine bunları anlatmak elbette zordur.

Ama şimdi ben burada bir şey daha söylüyorum; Bay Kemal, sen kendi partinin geçmişini dahi bilmiyorsun. İkide bir bu partinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyorsun. Şimdi sana sesleniyorum, Gazi Mustafa Kemal Atatürk Çanakkale’de askerlerimize ne diyordu? Ben sizlere ölmeyi emrediyorum diyordu. Bay Kemal, sen partinin geçmişinden bile bihabersin. Biz bu şehitleri ta Bedir’de verdik, Uhud’da verdik, Huneyn’de verdik, Hendek’te verdik, Selçuklu’da verdik, Osmanlı’da verdik, Cumhuriyet döneminde Çanakkale’de verdik, bundan sonra da vermeye devam edeceğiz Bay Kemal. Ama sen şehadeti bilmezsin, sen şehitliği bilmezsin, bunu anlaman da mümkün değil, çünkü sende o iman, o inanç yok.

Bak Rahmetli Arif Nihat Asya ne diyor, Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor şiirinde, nasıl o duyguları dile getiriyor. Şehitler tepesinin niçin boş kalmayacağını anlatmak onun için pek mümkün değil. Şimdi burada bu anlamlı şiiri bir kez daha tekrarlayalım ki nasır tutmuş yürekler titresin, milletimizin kalbi ferahlasın, şehitlerimizin ruhları şad olsun.

Ne diyor Arif Nihat Asya:

“Şehitler tepesi boş değil,

Biri var bekliyor.

Ve bir göğüs, nefes almak için;

Rüzgar bekliyor.

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;

Yattığı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli,

Kim demiş meçhul asker diye?

Destanını yapmış, kasideye kanmış.

Bir el ki; ahretten uzanmış,

Edeple gelip birer birer öpsün diye fâniler!

Öpelim temizse dudaklarımız,

Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız.

Rüzgarını kesmesin gövdeler,

Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar, kasideler.

Geri gitsin alkışlar geri,

Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!

Ona oğullardan, analardan dilekler yeter,

Yazın sarı, kışın beyaz çiçekler yeter!

Söyledi söyleyenler demin,

Gel süngülü yiğit alkışlasınlar

Şimdi sen söyle, söz senin.

Şehitler tepesi boş değil,

Toprağını kahramanlar bekliyor!

Ve bir bayrak dalgalanmak için;

Rüzgar bekliyor!

Destanı öksüz, sükûtu derin meçhul askerin;

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye,

Yattığı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli,

Kim demiş meçhul asker diye?..”

Evet, bizi düşen görev, tuttuğu bayrak belli olmayan, bastığı torağı kirleten, kimin kılıcını çaldığını hepimizin gördüğü, şahadet nedir, şehit kimdir bilmeyenlerin gerçek yüzlerini hep beraber milletimize anlatmalıyız. Bunlara verilecek en güzel cevabın devlet ve millet olarak tüm gücümüz ve imkânlarımızla yürüttüğümüz mücadeleyi zafere ulaştırmak olduğunu biliyoruz. Ülkemize göz diken DEAŞ’ı, PKK’yı, FETÖ’yü, tüm terör örgütlerini nasıl durdurduysak, zalim rejimi de aynı akıbete uğratacağız. Bunun için hep birlikte gece-gündüz çalışmaya devam edeceğiz.

Ankara İl Teşkilatımız ülkemizin ve partimizin tüm zorlu mücadelelerinde güçlü bir şekilde yanımızda yer alarak vefasını ve cesaretini ortaya koymuş bir teşkilattır. Özellikle 15 Temmuz’da milletimizle birlikte Ankara’da yazdığınız destan sizi aynı zamanda gazi bir teşkilat yapmıştır. Rabbime, bana sizler gibi dava arkadaşları verdiği için ne kadar hamd etsem azdır.

Türkiye’nin ikini büyük şehri ve Başkenti olan Ankara’yı ne kadar sağlam tutarsak, diğer şehirlerimizde o derece rahat oluruz. Bunun için sizlerden çok daha fazla gayret göstermenizi istiyorum.

Ve kayıt, üye kaydında da sizlerden çok daha fazla üye kaydı bekliyorum, bu bir yarış, bunu yapacağız.

Sözlerimi Fetih Suresinin ilk 4 ayetinin Türkçe mealiyle bitirmek istiyorum.

“Bismillahirrahmanirrahim;

Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. Ta ki Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin. Ve Allah sana şanlı bir zaferle yardım etsin. O, inanların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları, unutmayalım Allah’ındır. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Rabbim kahraman odumuzu muzaffer eylesin, ülkemize güç versin, milletimizi korusun diyorum.

Bu duygularla sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, şehitlerimizi rahmetle, minnetle, şükranla tekrar yad ediyorum, gazilerimize Mevla’dan sağlık ve afiyet diliyorum.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.