İstanbul Milletvekilleri Buluşmasında Yaptıkları Konuşma

29.02.2020

Değerli Milletvekilleri,

Kıymetli Arkadaşlarım,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Ülkemizin gözbebeği İstanbul’umuzda ikamet eden siz mevcut ve eski milletvekili arkadaşlarımla bu vesileyle bir araya gelmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Türkiye’nin bugünü ve geleceği bakımından hayati ehemmiyete sahip özellikli bir mücadeleyi yürüttüğümüz dönemde burada yapacağımız istişarelerin önemli olduğuna inanıyorum.

Suriye meselesi Türkiye için asla bir macera veya sınırlarını genişletme çabası değildir. Maalesef gerek siyasette, gerek medyada, gerekse diğer çeşitli platformlarda ülkemizin Suriye’de yürüttüğü mücadelenin anlamını hâlâ kavramayanlar bulunduğunu üzüntüyle görüyoruz, hâlbuki karşımızdaki manzara gayet açık ve nettir.

Türkiye, yaklaşık 40 yıl boyunca bölücü terör örgütü kullanılarak ağır siyasi, ekonomik ve insani maliyetlerle enerjisi tüketilen bir ülke olmuştur. Biz ülkemizi bu kısır döngüden kurtarmak için pek çok yol denedik. Terör örgütünü sahada varlık gösteremez hale getirecek tedbirleri aldık. Bununla yetinmedik, terör örgütünün istismar ederek, vatandaşlarımızın kafasını bulandırdığı sorun alanlarını çözmek için tarihi adımlar attık. Demokratikleşme hamlelerinden büyük altyapı yatırımlarına kadar geniş bir yelpazede uzanan bu adımların olumlu neticesini de hamdolsun aldık. Geçmişi 1,5 asrı bulan pek çok hak, özgürlük, insani talep, geri kalmışlık sorunlarını birer birer çözerek Türkiye’yi, 81 vilayeti ve 780 bin kilometrekare vatan toprağıyla bölünmez bir bütün haline getirdik.

Aynı şekilde ekonomide ve temel hizmet altyapısında sağladığımız genel iyileşme ile tüm vatandaşlarımızın hayat seviyelerini yükselttik. Bundan 9 yıl önce 2011 yılında ilan ettiğimiz 2023 hedeflerimiz ulaşmak istediğimiz seviyeyi gösteren çok önemli bir çıtaydı. Türkiye demokraside ve ekonomide şahlanışa geçmişken, bir anda gezi olaylarıyla başlayıp, ardı arkası kesilmeden devam eden iç ve dış sıkıntılarla karşılaşmaya başladık. Milletimiz bu süreçte her zaman hayranlıkla ifade ettiğimiz derin irfanıyla oynanan oyunu gördü ve bizim yanımızda yer aldı. Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle önümüze çıkartılan engelleri birer, birer aşarak yolumuza devam ettik. Elbette bedeller ödedik, hedeflerimize ulaşmada gecikmeler yaşadık, ama ülkemizin yere kapaklanmasına, yeniden eski günlere dönmesine asla fırsat vermedik.

15 Temmuz darbe girişimi Türkiye’yi içeriden çökertme girişimlerinin zirvesini teşkil ediyordu. Buradan da netice çıkmayınca bu defa ülkemizi güney sınırları boyunca bir terör koridoruyla kuşatmaya kalktılar. Şu gördüğünüz mekân 15 Temmuz’u tam manasıyla yaşamış olan bir mekândır. Ve çatımızın üzerine çıkmaya yeltendiler, duvarlara merhume annemle ilgili haşa edepsizce, hayâsızca sloganlar yazdılar ve şurada 500 metre ötede Bezmialem Valide Sultan Camii’ni biliyorsunuz 3 gün, 3 gece işgal ettiler ve orada bira şişelerini, bira kutularını hep o dönemde topladık. Bütün bunları yaşadık ve bunlar burada yaşandığı halde kendilerine güya bu ülkede vatansever havasına girenler, güya bu ülkeyi sevdiklerini ilan edenler, ne yazık ki bu süreç içerisinde sadece aydınlık gençler diye, Ana Muhalefetin başı bu gençleri ilan etmeye çalıştı. Bunlar aydınlık filan değil, bunlar tamamıyla aldatılmış gençler, bu da ifademin en iyi yanıdır, olayın boyutu çok büyük.

Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekâtlarıyla da biz ayrıca güneyimizdeki kuşatmayı 3 noktadan kırdık. Suriye sahasında verdiğimiz mücadelede bölgede etkinlik gösteren güçlerle diplomasiyi ve diyaloğu sürdürmeye özel ehemmiyet verdik. Ne kadar bize verilen sözlerin çoğu tutulmamış olsa da, bu yolu açık tutmak için özel gayret gösterdik. İdlib meselesi ise ülkemizi farklı bir şekilde köşeye sıkıştırmak ve diğer kazanımlarımızı elimizden almak için özellikle kurgulanan, kışkırtılan bir konu olarak önümüze geldi. Bölgede yaşayan ve diğer yerlerden kaçarak gelen yaklaşık 4 milyon insan rejimin kanlı saldırıları sebebiyle sınırlarımıza doğru şu anda harekete geçmiştir. Bunların 1,5 milyonu şu anda sınırımızdadır ve biz bütün bunlara yönelik bir güvenli bölge oluşturalım ve bu güvenli bölgede bunları iskân edelim, diye çalışmalar yürütüyoruz. Ne yapıyoruz? İşte bir taraftan Atme Kampı’nda büyük bir yığılma var, ama öbür taraftan biz şimdi dedik ki, daha konforlu bir iskân bölgesi ilan edelim ve bunun için de briket barınaklar 25 metrekare, 30 metrekare yapmak suretiyle onları orada iskân edelim dedik.

Bir burada garip şeyi ifade edeceğim; Şansölyeye dedim ki, Merkel’e, bak böyle bir durum var, sizin bana daha önce verilmiş böyle büyük rakamlarla sözleriniz vardı, şuraya gelin siz de destek verin, bir an önce burayı yapalım. Söyleye söyleye en fazla 25 milyon avro ben de vereyim dedi. Biz ona da tabi kabul dedik ve sonra Kızılhaç’a vereceğini, Kızılhaç’tan da dedi Kızılay’a bu aktarılır.

Değerli Arkadaşlar,

Anlama, tanıma ve bu rakam takip ediyoruz, dediler ki, Birleşmiş Milletler Mülteciler Başkomiserliği’ne gitmek durumundadır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Başkomiserliği’ne gidecek, oradan da Kızılhaç ve Kızılay’a o şekilde ancak gelebilir gibi bir yaklaşım ortaya koydular. Tabii böyle bir şey olmadı. Aradım tekrar Şansölyeyi, para hazır dedi. Dedim hazır olan paranız buraya gelmiyor, eğer bunu vereceksiniz verin, vermeyeceksiniz, dün söylediğimi söylüyorum, kendilerine dedim ki, o zaman bu mültecileri biz size gönderelim, biz 25 değil size 100 milyon avro gönderelim. Ben, onu da istemem, dedi. Onu istemiyorsanız dedim niye Birleşmiş Milletler’e gönderiyorsun bu parayı? Bunu direkt bize gönder, ben sizin pratik olmanızı istiyorum dedim, şu anda biz dedim burada bir ölüm-kalım mücadelesi veriyoruz. Bu insanlar, 3-5 yaşındaki o yavrular o çamur, batak içerisinde ne halde olduklarını televizyonlarda izlemiyorsunuz dedim. İzliyorum. O zaman dedim bir an önce bunu göndermeniz lazım. Siz bana daha önce bu göçmenlerle, mültecilerle ilgili ben yılda1 milyar avro, 2 milyar avro harcıyorum demiştiniz, gerekli desteği de veririm demiştiniz, peki nerede? Yok. Yani güvenmek mümkün değil. Hep söylüyorum ya, biz kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye mahkumuz. Onun için de, Rabbim bereketini versin inşallah, bu işleri de bu şekilde yürütüyoruz, yürüteceğiz. Bakınız, sadece 3,7 milyon Suriyeliyi biz ülkemizde barındırıyoruz, şimdi tabii yeni bir göç dalgasını kaldıracak durumda değiliz. Ayrıca İdilb’deki onca insanı rejimin insafına terk etmek de bizim tarihimize, ne kültürümüze, ne inancımıza sığar.

Bize diyorlar ki, sizin orada ne işiniz var? Şu anda Suriye, tabii ki diyorlar işgal altındaki topraklarını korumak durumundadır. Bunu da çok açık, net söyleyenlere söyledim, dedim ki, kusura bakmayın, biz oraya Esed’in davetlisi olarak gitmedik, biz oraya Suriye halkının davetlisi olarak gittik. Ve Suriye halkı, tamam, bu iş bitti demeden bizim oradan çıkma niyetimiz de yok, bunu da dedim bilmenizi özellikle istiyorum.

Dün Sayın Putin’e de söyledim, sizin orada ne işiniz var? Eğer siz üs kuracaksınız, üssü gene kurun, ama şu anda orada siz bizim önümüzden çekilin, bizi rejimle baş başa bırakın, ha biz de rejimle gereğini yaparız. Tabii ona da biz çekildik, diyemiyorlar. Ve menfaatleri nedir, inanın bunu çözebilmiş değiliz. Yani 2-3 tane üsse, Tarsus’ta bir deniz üssü, içeride iki tane, işte Lazkiye’de vesaire üsse, işte Hmeymim’leri var bunların meşhur, üsse kurun, bundan bizim bir derdimiz yok.

Ve dün gece Trump diyor ki, ya burada Putin’in ne beklentisi var, ne isteği var? Bunları söyledikten sonra, bir de dedim Kamışlı’da bir petrol olayı bunların var, dedim. Ya orada petrol var mı dedi. Orada petrol var dedim, ama Deyrizor kadar değil, dedim. Ondan sonra böyle bir tabloyla tabi karşı karşıyayız. Fakat bizim böyle bir derdimiz yok, bizim ne petrol derdimiz var, ne orada toprak derdimiz var. Biz sadece bir güvenli bölgeyle sınırlarımızı teminat altına almak istiyoruz. Ve bütün bunlardan sonra tabii İdlib’de, şu anda 3-4 milyon insanın yaşadığı yerde her tarafı yer ile yeksan ettiler acımasızca. Ve İdlib’deki bu ısrarla mücadeleyi sürdürmemizin arkasında işte bu yavruların, bu insanların oralardaki muhatap kılındıkları acımasız felakettir.

Değerli Arkadaşlar,

Meseleyi sadece İdlib parantezinde değerlendirmek bizi yanıltabilir. Burada asıl bakılması gereken, Türkiye’nin bütünüyle bir Suriye politikasıdır, yani bunu etraflıca ele almamız lazım. Şayet biz bugün Suriye sınırlarımızı terör örgütlerinden arındırmaz isek, yarın karşılaşacağımız manzara açıkça ortadadır. Bugün Kamışlı’da, Rasulayn’da, Tel Abyad’da, Aynel Arap’ta, Cerablus’ta, Mümbiç’te, El Bab’da, İdlib’de vermediğimiz savaşı, Allah göstermesin yarın Şırnak’ta, Mardin’de, Şanlıurfa’da, Gaziantep’te, Hatay’da vermek zorunda kalırız, çünkü karşımızdaki senaryonun asıl hedefi Suriye değil Türkiye’dir. Suriye’de istediklerini alanlar namluları hemen Türkiye’ye çevirecektir. Bugün Suriye’yi fiilen 3’e bölenlerin Türkiye’nin bütünlüğüne saygı göstereceğini göstermek gafletten öte bir durumdur.

PKK’nın 1984 yılında gerçekleştirdiği ilk eyleminden itibaren kendi topraklarımızda 7 bin 500’e yakın güvenlik görevlimiz ile 6 bin 800’e yakın sivil vatandaşımızı kaybettiğimizi unutmayalım. Bugün sadece Suriye’de eğitilmiş ve donatılmış bölücü terörist sayısı 40 bin ila 60 bin arasında ifade ediliyor. Şayet Suriye’de verdiğimiz mücadeleyi başarıyla sonuçlandıramazsak, bu teröristlerin çoğu ülkemize yönelecektir.

Aynı şekilde Suriye’de ülkemize düşmanlığı temel misyon edinmiş, topraklarımızda gözü olduğunu da asla inkâr etmeyen bir rejim varken, biz burada nasıl huzurla yaşayabiliriz? Öyleyse, Suriye’de verilen mücadelenin hepimizin geleceğiyle ilgili olduğunu herkesin görmesi ve kabul etmesi gerekiyor.

Şu anda ekranları başında bizi izleyen milletimize özellikle sesleniyorum; Türkiye’nin Suriye’de ne işi var sorusu, aslında Türkiye terör örgütlerine ve kendine düşman bir rejime teslim olmalı önerisini bize tavsiye ediyorlar, bunların yaptığı budur.

Buradan şimdi milletime soruyorum, terör örgütlerine teslim mi olalım? Ülkemize düşman rejime boğun mu eğelim? Bunları kullanarak vatanımızın bütünlüğüne ve milletimizin birliğine göz dikenlerin önünde diz mi çökelim? Bölgemizde her yerde evinden, yurdundan olanların gidecekleri yerleri var en azından, onları koyalım bir kenara, hiçbir şey olmasa bile Türkiye var. Peki, bizim evimizden, yurdumuzdan olduğumuzda gidecek bir yerimiz var mı? Kimileri Avrupa’yı, kimileri Amerika’yı, kimileri daha başka yerleri aklından geçirebilir, ama milletimin herhangi bir ferdinin böyle bir durumda gitmeyi düşünebileceği hiçbir yer olmadığını biliyorum. Değerli arkadaşlar, şahsen benim yok, sizlerin de olmadığına inanıyorum.

Öyleyse ülkemize, devletimize, vatanımıza sıkı sıkıya sahip çıkacak, bunların bekası için nerede hangi mücadeleyi vermemiz gerekiyorsa verecek, hangi bedeli ödememiz gerekiyorsa ödeyeceğiz. Bu mücadelede şehit düşen her evladımızın acısı yüreğimizi dağlıyor. Bin yıldır değerli kardeşlerim; bu topraklarımızı vatanımız kılmak için yürüttüğümüz mücadeleyi, verdiğimiz sayısız şehitler kervanına bunu da ilave etmemiz gerekiyor. Ve şehitler tepesi hiçbir zaman boş kalmayacak.

Tabii bu vesileyle İdlib Harekâtımızda önceki gün vermiş olduğumuz 34, daha sonra 36’ya çıktı, şehitlerimiz inanıyorum ki bu milletin vatan kılınması mücadelesinin zirve yaptığı noktalardır. 20 günlük harekât boyunca vermiş olduğumuz şehitlerin ailelerine şahsım, milletim adına başsağlığı dilerken, milletimizin de başı sağ olsun diyorum. Ve bu kutlu mücadele için bütün bu adımlar inanıyorum birer bu milletin verdiği mücadelede alacağı mesafenin inşallah işaret fişekleridir. Yaralı kahramanlarımıza da Rabbimden acil şifalar niyaz ediyorum.

Amacımız, ülkemizi, şehitler vermediğimiz huzurlu, güvenli, müreffeh bir geleceğe inşallah taşımaktır. Bugün canımız dahil her şeyimizi ortaya koyacağız ki, yarın bu hedefimize ulaşabilelim.

Şehitlerimizi, hani Akif Merhumun, her zaman tabii bunları Çanakkale şehitlerinde de söylediği için söylüyorum, şu mısralarla bir kez daha yad ediyorum:

“Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...

O, rûkü olmasa, dünyada eğilmez başlar,

Yaralanmış tertemiz alnından uzanmış yatıyor;

Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!”

Evet, uğruna nice güneşler batsa da Allah’ın izniyle bu hilâl hiçbir zaman oradan inmeyecek.

Hamdolsun, şehitlerimizin kanlarını yerde bırakmıyoruz, bırakmayacağız. Şu ana kadar 2 bin 100’ün üzerinde rejim unsuru, artık rejim unsuru da demeyelim, onların askerleri öldürülürken, aralarında 94 tank, 37 obüs topu, 28 çok namlulu roket atar, 17 zırhlı aracın da bulunduğu 300’e yakın araç-gereç imha edilmiştir. Ayrıca, aralarında uçak pistlerinin de, silah mühimmat depolarının, hava sistemlerinin, uçak hangarlarının, kimyasal silah üretim tesislerinin yer aldığı pek çok yer de, ağır ateş altına alınmak suretiyle onlar da tahrip edilmiştir. Her geçen gün bu baskıyı artıracak, rejime de, onları destekleyenlere de kararlılığımızı göstereceğiz. Hatta dün akşam itibarıyla 7 kimyasal ürünlerin olduğu depo, onlar da yine patlatılmıştır. İşin bu noktaya gelmesini asla arzu etmezdik, ama mademki kendileri bizi buna zorladılar, sonuçlarına da katlanacaklar.

Değerli Arkadaşlar,

Bir an için empati yapalım ve Suriye’de ne işimiz var, diyenlere hak verip, hemen bugün son askerimize kadar oradan çıktığımızı düşünelim. Böyle bir durumda Türkiye olarak yarın sabaha daha güvenli, huzurlu, mutlu, güçlü bir şekilde mi uyanacağız? Rusya’sından Amerika’sına, rejiminden terör örgütlerine kadar mücadele ettiğimiz herkes, tüm projelerinden vazgeçip, bizi mi alkışlayacaklar? Ülkemizdeki ve sınırlarımızdaki milyonlarca Suriyeli güle oynaya evlerine dönüp, kendilerine yeni bir gelecek mi acaba kuracaklar? Türkiye’nin etrafındaki kuşatma kalkacak ve herkes bize destek vermek için seferber mi olacak? Yoksa Suriye içinde tuttuğumuz sorunların daha biz soluklanmadan peşimizden sınırlarımıza dayandığını mı göreceğiz? Cesaretlenen terör örgütleri ve rejim yeniden şehirlerimizi, topraklarımız tacize, bombalamaya, işgale mi yeltenecek? Türkiye’yi kendilerince yola getirdiğini düşünen güçler karşımıza yeni dayatmalar, yeni taleplerle mi çıkacak?

İnanın bütün bunlar olurken tabii dün gün boyu sürekli liderlerle görüşmelerimiz oldu, Ana Muhalefetin başı hariç, o arama lütfunda bulunmadı. Neymiş, ben onu arayacakmışım. Ben seni niye arayayım ya? Dünya bizi arıyor, sen de bizi ararsın, biz de sana bütün detaylarıyla her şeyi veririz.  Aklı ve vicdanı olan herkes için bu soruların cevabı bellidir. Milletimiz kendi zihninde ve yüreğinde bu meseleyi çözdüğü için mücadelemize kayıtsız, şartsız destek veriyoruz. Böyle olduğu için biz kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.

Suriye’de tüm sınır hattımız boyunca 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölgeyi bilfiil oluşturmak için şu anda çalışmalarımız devam ediyor. Barış Pınarı Harekâtı bölgesinin sağındaki ve solundaki bölgelerde bize verilen sözlerin tutulmadığını, terör örgütünün serbestçe faaliyet gösterdiğini biliyoruz. Dün Sayın Putin’e de söyledim, Sayın Trump’a da ve diğerlerine de, bize verilen söz neydi? YPG’yi, PYD’yi, bunlar bu bölgelerden çıkaracaklardı. Ne Rusya verdiği sözü tutabildi, ne Amerika, çıkarmadılar ve şu anda PYD de, YPG de buralarda yine terör estiriyorlar, bunları her iki liderler de paylaştım. Kalkıp şunu diyemiyorlar: Hayır, çıkardık, diyemiyorlar. Ama biz yazılı sözleşmemizde onlardan bunun sözünü aldık, altında imzaları var ve bu sözlerini yerine getirmediler ne Rusya, ne Amerika ve şimdi kalkıp bize yok şöyle, yok böyle diyorlar. Biz gereğini yapıyoruz, ama onlar gereğini yapamıyorlar.  Ve teröristler her fırsatta harekat bölgelerimize saldırıyor veya sızmaya çalışıyor.

İdlib’de de mutabakatlara uyulmadı; rejim neredeyse yüz bin defa ateşkesi bozduğu halde, bunu asla gündeme getirmeyenler, kendi topraklarını savunan muhalifleri terörist gibi gösterip saldırılarına gerekçe yapıyor. Sivil yerleşim yerleri insafsızca yerle bir edilir, masum insanlar öldürülürken seslerini çıkarmayanlar, bizim huzuru koruma çabalarımıza ateşle karşılık veriyorlar. Bu iç acıtıcı fotoğrafı sadece seyretmekle kalıp, sözde üzüntü beyanında bulunanların durumları da farklı değildir. Hiçbirinin samimi olmadığını, sorunun çözümü için en küçük bir katkı sağlamadığın yaşayarak görüyoruz.

Terör örgütlerine binlerce tır silah, mühimmat, araç-gereç vesaire yardımını yapanlar, rejim çok ciddi manada silah, mühimmat, araç-gereç, füze, her şeyi yine bu ülkelerden alırken, kimse Türkiye’ye ne bu konuda herhangi bir destek veriyor, ne de bu mültecilerle ilgili bize destek veriyor. Ne dedik aylar önce? Eğer bu böyle giderse biz kapıları açmak zorunda kalacağız. Rahatsız oldular, inanmadılar bizim bu söylediklerimize. Ve biz de dün ne yaptık? Kapıları açtık ve şimdi bu sabah itibarıyla yaklaşık 18 bin oldu kapıları zorlayıp geçenler, ama bugün herhalde 25 bin, 30 bini bulabilir. Ve biz bu kapıları bundan sonraki süreçte de kapatmayacağız ve bu devam edecek. Neden? Avrupa Birliği sözünde durması lazım, sözünü tutması lazım. Biz bu kadar mülteciye bakmak, onları beslemek durumunda değiliz. Eğer dürüstseniz, samimiyseniz, o zaman siz de buradan bir paylaşımda bulunacaksınız, bulunmadığınız takdirde biz bu kapıları açarız. Hep yaptığımız gibi, yine kendi göbeğimizi kendimiz kesecek, bu mücadeleyi öyle veya böyle mutlaka başarıya ulaştıracağız.

Hava savunma sistemlerinde mi sorun yaşıyoruz, en iyisini geliştirecek, en modernini imal edeceğiz. Mühimmatta, tankta, topta, uçakta mı sıkıntı çekiyoruz, en ileri teknolojiye sahip olanını üreteceğiz. İşte bunlar bize biliyorsunuz İHA’yı vermediler ilk iktidara geldiğimiz zamanlar ve İHA’yı yaptık. SİHA’yı zaten hiç vermediler, hamdolsun onu da yaptık. Şimdi en üst olanını, Akıncı’yı inşallah yapıyoruz, test uçuşları vesaire hepsi yapıldı, şu anda başarılı, seri üretim için hazırlıklar devam ediyor. Ve daha da ileri gidiyoruz, Allah’ın izniyle insansız denizaltını da yapacağız, onun da çalışmaları şu anda yapılıyor. Zihinsel tamam, bunun dışındaki adım da atılacak. Muharip asker sayımız mı yetersiz, ne kadar gerekiyorsa o kadarını eğitecek, donatacak, ordumuzun saflarına katacağız. Diplomaside yalnız mı bırakılıyoruz, elimizdeki kozları ve imkânları en etkili şekilde kullanarak, bunun da üstesinde geleceğiz. İşte bu anlayışla büyük ve güçlü Türkiye’nin inşası yolunda gece-gündüz çalışmayı sürdüreceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

Bir ülkenin iddialarını hayata geçirebilmesinde en önemli unsurların başında malum ekonomik gücü geliyor. İşte biz içeriden, dışarıdan battık, bittik, yıkıldık, şu-bu, filan-falan, bunları bize söylüyorlar değil mi? Şimdi böyle bir dönemde biz bu mücadeleyi de sürdürüyor muyuz? Sürdürüyoruz. Herhangi bir yerden en ufak bir destek geliyor mu? Yok, gelmiyor, ama biz elhamdülillah bu maddi imkânlarımızla, maddi gücümüzle bu yola devam ediyoruz.

İşte Türkiye 2013 yılından beri yaşadığı, 2018 yılında da tarihinin en sinsi saldırılarından birine maruz kaldığı ekonomik sıkıntılarını çözme yolunda kararlı adımlarla ilerliyor. Her gelen veri toparlanma dönemini geride bırakıp yeniden yükselişe geçtiğimizi tekrar tekrar teyit ediyor. İşte turizmde 2019 yılını hamdolsun rekorla kapattık. Turist sayısı 52 milyona yaklaştı, turizm gelirlerimiz 35 milyar dolar bandına çıktı. Bu yılın Ocak ayında da yeni bir rekora imza attık, ülkemize Ocak ayında gelen yabancı turist sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 16’dan fazla artarak 1,8 milyon kişiye ulaştı. İnşallah bu yıl toplam 58 milyon turist, 41 milyar dolar turizm geliri bekliyoruz.

İhracatımız 2019’da yüzde 2,2 artarak 180,7 milyar dolara yükseldi. Buna ilave olarak, hizmet ihracatımız 54 milyar doları buldu. Turizmde ihracatta yakaladığımız bu başarı sayesinde 2019 yılını 1,7 milyar dolar cari fazlayla kapattık. Sanayi üretimimiz Aralık’ta yüzde 8,6 artarak ciddi bir sıçrama yaptı. Aynı şekilde perakende satış hacmi de yüzde 11’le olumlu ivmeyi devam ettirdi. Böylelikle ekonomimizi 2019 yılının son çeyreğinde, yüzde 6, tamamında ise yüzde 0,9 reel olarak büyütmeyi başardık. Evet, Türkiye’nin batacağı, biteceği, yerle yeksan olacağı, küçüleceği söylenen 2019’u neredeyse yüzde 1’lik büyümeyle kapatarak şom ağızlılara hak ettikleri dersi verdik.

Özellikle sanayi sektörümüzün son çeyrekte yüzde 5,9 oranında büyümesi kayda değerdir. 2020 yılı gelişmelerine baktığımızda ise, Ocak ayı imalat satın alma yöneticileri endeksinin 51,3’e yükselerek son 22 ayda ilk kez eşik değerin üzerine çıktığını görüyoruz. Ocak ayında konut satışları yüzde 56, otomobil satışları ise yüzde 100’ün üzerinde arttı. Yine Ocak’ta kurulan şirket sayısı bir önceki aya göre yüzde 33,5 ve bir önceki yıla göre yüzde 26,6 arttı. Bu gelişmelere paralel ekonomiye olan güven 5 aydır istikrarlı bir şekilde artmaya devam etti. Şubat ayında ekonomik güven endeksi 97,5’a ve kapasite kullanım oranı yüzde 76’ya yükseldi. Bu rakamlar tartışmasız bir şekilde ekonomide başarının ifadesidir. Hep birlikte kriz bekleyenleri hüsrana uğratan bir yeniden yükseliş hikayesini yazdık, yazıyoruz.

Birbiri ardına gelen olumsuz gelişmelere rağmen yakaladığımız bu güçlü ivmeyi devam ettirmek kararlıyız. Bu yıl için hedeflediğimiz yüzde 5 büyüme oranını aşacağımıza inanıyorum, eğer yüzde 6 müjdesini verirsek şaşırmayın. Nitekim uluslararası kuruluşlar da ülkemizin büyüme oranıyla ilgili tahminlerini revize etmeye, yükseltmeye başladılar, yavaş yavaş bizim hedefimize doğru yaklaşıyorlar, gerçi o kadar güncelledikten sonra herkes tahmin eder. Yine de özellikle açıkça söyleyeyim bizi izlemeye devam etsinler diyoruz.

Değerli Arkadaşlar,

Tabii bu duygularla milletvekili olarak geçmişten bugüne ülkemize ve milletimize verdiğiniz hizmetler için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. İnşallah sizlerle birlikte daha çok yol yürüyecek, daha çok işler yapacak, daha çok büyük başarılara birlikte imza atacağız.

Tabii bütün mesele değerli arkadaşlar; birliğimizin, beraberliğimizin korunmasıdır. Bu birliği, beraberliği dağıtmaya çalışanlar her zaman olabilir, yani bunu olmaz diye bir kenara atmayalım, her zaman olabilir. Ama bilesiniz ki, bu dava inşallah bunlardan da etkilenmeyecek, milletin teveccühüyle çok daha güçlenerek yoluna devam edecektir. Ve bu tür yanlış yollara sapanlar zaten bedelini de onlar ödeyeceklerdir.

Ben hep söylüyorum, yine söyleyeceğim, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet, bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız anlayışıyla bu yola devam edeceğiz.

Bir kez daha sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla diyorum.