Siyaset Akademisi Açılışı Dersi’nde Yaptıkları Konuşma

27.02.2020

Siyaset Akademimizin Kıymetli Katılımcıları,

Sevgili Yol Ve Dava Arkadaşlarım,

Değerli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. AK Parti 19. Dönem Siyaset Akademisi’nin ülkemize, milletimize, partimize hayırlı olmasını diliyorum.

Aklıselim, kalbi selim, zevki selim sahibi kadrolar yetiştirmenin yolu, her alanda olduğu gibi siyasette de eğitim ve öğretimden geçmektedir. Siyaset Akademisi projesiyle amacımız, ülkesine ve milletine siyaset yoluyla hizmet etmek isteyenlere bunun için gerekli teorik ve pratik zemini hazırlamaktır. 2008 yılında Reha Denemeç Kardeşimi ile başlayan ve 12 yıldır devam eden AK Parti Siyaset Akademisinde bugüne kadar 74 bin kişiye eğitim verildi. Yeni dönemde de 26 büyükşehir, 11 il merkezi ve 2 ilçe olmak üzere toplam 39 noktada 12 bine yakın katılımcısıyla siyaset akademimiz en geniş iştirakle faaliyetlerini sürdürecektir.

“Siyaset Akademide Başlar” sloganıyla gerçekleştirecek, 9 haftalık eğitim-öğretimi tamamlayan katılımcılardan yapılacak sınavda 70 ve üzeri puan alanlara başarı sertifikaları verilecektir. Anayasadan dış politikaya, ekonomiden medyaya, tecrübe paylaşımından kişisel gelişime kadar geniş bir yelpazede verilen derslerin katılımcılara çok önemli katkıları olacağına inanıyor ve görüyorum. Akademiye eğitim için başvuranların üçte ikisinin teşkilatlarımızda görev almayan kişilerden oluşması, burada geleceğin siyasetçilerinin yetişeceğine işaret ediyor. Van’daki 18 yaşındaki üniversite öğrencisi ile Kütahya’daki 70 yaşındaki çiftçi Siyaset Akademisi çatısı altında buluşuyorsa, burada bir ışık, bir cevher, bir umut var demektir. Milletimizin gösterdiği büyük teveccüh, ülkemizin geleceğinin AK Parti’de görüldüğünün en bariz ifadesidir. AK Parti’nin ve Siyaset Akademimizin kapısı herkese açıktır. Derdi ülke ve millet olan her kardeşimiz bu çatının altında kendine yer bulacağından emin olmalıdır. AK Parti’nin gençlik kollarında siyasete atılan arkadaşlarımızdan bugün genel başkan yardımcılığından milletvekilliğine, il başkanlığından belediye başkanlığına kadar her seviyeye gelmiş olanlar var. Aynı şekilde Kadın Kollarımızda siyasete girip de en üst görevlere kadar çıkanlar bulunuyor. İlk defa Siyaset Akademisi ile bu çatının altına girip de bugün her seviyede sorumluluk üstlenmiş kardeşlerimiz olduğunu biliyoruz. Bu tablo AK Parti’nin bizatihi kendisinin bir siyaset okuluna dönüştüğünü gösteriyor.

Ülkemizde bir süredir bilinçli bir şekilde siyasetin ve siyasetçinin itibarını düşürmeye yönelik kampanyalar yürütülüyor. Halbuki siyaset, ülkeye ve millete hizmet etmenin en etkili yollarından biridir. Ne kadar çok vatandaşımız siyasi partilerde aktif görev alırsa, siyasetin kalitesi de o derece artar. Yıllarca halka rağmen halk için anlayışıyla milletin değerleriyle savaşanların tamamen tasfiyesini ancak bu şekilde gerçekleştirebiliriz. AK Parti’nin üye sayısının 10,5 milyona yakın olmasıyla gurur duymamızın sebebi, bu rakamın milletimizin siyasetle ilişkisinin gücünü gösteriyor olmasıdır. Siyasi parti üyeliği gönüllülük üzerine kuruludur. Gönlünü kazanamadığınız kimseyi partinize üye yapamazsınız. Hukuki olarak engeli olmayan her bir vatandaşımızı potansiyel üye adayımız olarak görüyor ve partimizin çatısı altına davet ediyoruz. Bunun için teşkilatlarımızın kapı-kapı dolaşarak, vatandaşlarımıza ulaşmasını, davamızı anlatmasını, icraatlarımızı paylaşmasını, sonuçta da kalpleri fethederek yeni üyeler kazanmasını çok önemsiyorum. İşte geçen hafta İstanbul’da şöyle bir kampanya, bir aylık kampanyanın orada testini yapalım istedik. Ocak ayında ne kadar üye yapıldı? Klasörler bütün ilçelerimizin dizildi ve bir ayda 45 bin üye yaptık. Tabii dedik ki; acaba bir yanılma filan var mı? Orada Fatma Betül Sayan Hanımefendiyle birlikte şöyle klasörleri rastgele açtık, ondan sonra da rastgele oradan bir tane müracaatı çektik telefonla aradık. Bakalım üye olduğunu biliyor mu? Bir tane boş yok, hakikaten hepsi de üye olduğunu biliyor. Bir ayda 45 bin. Şimdi bunu tabii ne yapacağız? Bütün illerde aynı şeyi devam ettireceğiz. Dün İstanbul, arkadaşlarımız hepsi dağılıyorlar illerimizde bu çalışmayı yürütüyoruz. Önümüzdeki dönem üye çalışmasıyla vatandaşlarımızın gönlünü kazanmaya, Siyaset Akademisi eğitimleriyle kadrolarımızı zenginleştirmeye devam edeceğiz. Yeni dönem Siyaset Akademimizin hayata geçirilmesinde emeği geçenleri tebrik ediyor, katılımcılara başarılar diliyorum.

Değerli Arkadaşlar

Geleceğin siyasetçi ve siyaset kademelerinin yönetici adayları olan sizlerle bazı hususları paylaşmak istiyorum. İnsan fani bir varlık olduğuna göre, siyaset de gelip geçici bir uğraştır. Siyasetteki makamlar ilanihaye orada bulunmak için değil, en doğru ve hayırlı hizmetleri vermek için vardır.

Ben siyasetçiydim, ben cumhurbaşkanıyım, başbakanım, bakanım, şu koltuğa oturdum, bir daha ben koltuktan kalkmayacağım; yok böyle bir şey, her an sen de diğerleri gibi gelip geçicisin, gidebilirsin.

Ama bu aralar Bay Kemal’in ağzından bazı şeyler çıkıyor, geliyorlarmış. Geçen gün söyledim, aç tavuk kendini buğday ambarında sanırmış. Siz zaten tek partili dönemden bu yana hep aynı şeyi söylediniz; geldik geliyoruz, geldik geliyoruz, hâlâ geleceksiniz. Ya bu millet size buraları teslim etmez. Siz bu millete çok zulmettiniz, çok çektirdiniz. Onun için bu millet, biliyorsunuz Müslüman öyle uyanıktır ki, bir sokulduğu yerden bir daha sokulmaz. Tarih boyunca nice büyüklü-küçüklü hükümdarlar, nice şan şöhret sahipleri gelip geçmiştir. İşte dün biliyorsunuz Hüsnü Mübarek, soyadı Mübarek, ama ne oldu? Öldü. Mısır’ın bir zamanlar nesiydi, bak ne oldu. Kimse kalıcı değil. İster mütevazı köyünde olsun, ister ülke ve hatta dünya çapında olsun, bu kişilerden geriye sadece yaptığı hizmetler kalmıştır. “İnsan odur ki, koya dünyada eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser” sözü hepimizin temel ilkesi olmalıdır.

Siyaset yapılırken elde edilen makamların milletin emaneti olduğu gerçeğini hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız. Bu emaneti namusumuz bilerek üzerine titremeli, hakkını vermek için gayret göstermeliyiz. Üzerinde tasarruf yetkisine sahip olduğumuz her imkânda beli bükülmüş ihtiyardan henüz doğmamış çocuğa, tüyü bitmemiş yetimden biçare mazluma kadar herkesin hakkı vardır. Bu hassasiyeti yüreğinde hissetmeyen kişiden siyasetçi de olmaz, yönetici de olmaz. Sadece makam için, sadece para için, sadece nefsini tatmin için siyaset yapanlar, gün gelip de kenara çekilmek zorunda kaldıklarında unutulup gitmeye mahkûmdur. Dava adamı vasıflarına sahip bir siyasetçi günü kurtarmanın değil, geleceğe eser bırakmanın şuuruyla çalışır, mücadele eder. Onun için değerli kardeşlerim, bizler bu anlayışla 18 senedir çalışıyoruz ve elhamdülillah Türkiye’nin 81 vilayetini eserlerimizle ne yaptık, donattık.

Eğitimden sağlığa, ulaşımdan adalete, tarımcılık, bütün bu alanların hepsinde elhamdülillah eserimizin olmadığı il yok. Eksiklerimiz vardır, doğrudur. Ama şöyle geçmişe doğru bir baktığınız zaman, bizim yaptıklarımızı şöyle onlarla mukayesesi dahi kabil değil. Sadece bir örnek vereyim, sadece ulaşımdan bir örnek; Cumhuriyet tarihi boyunca 79 senede 6 bin 100 kilometre yol yapılmış, biz geldik, şurada 17-18 senede bizim yaptığımız değerli kardeşlerim, şu anda 22-23 bin kilometre yol. Göreve geldik 76 tane üniversite vardı, biz bunu 207’ye çıkardık. Şu anda üniversitenin olmadığı il yok. Hakkarili bir evladı annesi, babası üniversiteye göndermek için ne yapıyordu? Ankara’ya, İstanbul’a gönderebilir mi? Şartlarını düşünün onların. Bakın bizim öğrencilik yıllarımızda bu çok önemli, 10 öğrenciden bir tanesinin üniversiteye girme şansı vardı, ama şimdi 10’da 10, hepsinin girme şansı var, buraya vardık. Onun için üstlendiğiniz, üstlendiğimiz görevler sebebiyle ne kadar yükselirseniz yükselin asli işinizin millete hizmet olduğunu asla unutmayın.

Kardeşlerim,

Kibir, tepeden bakma, insanları küçümseme, kendini üstün görme en tehlikeli bataklıktır. Hele hele bizim medeniyetimizde, bizim kültürümüzde, bizim dinimizin gereği olarak biz bunların hiçbirini yapamayız, yaşayamayız. Buraya saplandığınızda artık iflah olmanız mümkün değildir. Yüreğinizden merhamet, beden dilinizden samimiyet, yüzünüzden tebessüm, dilinizden tatlılık, işinizden hasbilik eksik olmadığı sürece siyasette önünüz hep açık demektir. Çünkü sevgililer sevgilisi Peygamberimiz işte bize bunları tavsiye ediyor. Devamlı o tebessümü, tebessüm sadakadır, bunu ihmal etmeyeceğiz ve böyle yürüyeceğiz. Sınırlarınız Allah’ın emirleri ve milletin beklentileridir, olaya böyle bakacağız. Milli iradeyi hiçe sayarsanız, haramı, helali umursamazsanız, alicenaplığı terk ederseniz ne yaparsanız yapın halkın ve hakkın rızasına nail olamazsınız. Bizim milletimiz bu ayrımı çok iyi yapar. Seçimden seçime kapısına gelen ile her gün yanında olanı asla aynı tutmaz. Muteber siyasetçi ilindeki, ilçesindeki insanların dertleriyle dertlenip, sıkıntısıyla üzülen, hizmet etmek, eser vermek için çırpınan kişidir. Böyle davranmayan siyasetçi değil, affınıza sığınıyorum, siyaset şarlatanıdır.

Adaletin olmadığı bir yer oksijensiz dünya gibidir, orada yaşanılmaz. Her işinizde adaleti gözetirseniz siyaseten küçülmez, tam tersine sürekli büyürsünüz. Attığınız her adımda, söylediğiniz her sözde, yaptığınız her işte millet sizi görür, notunuzu verir, günü geldiğinde de yerinizi gösterir. Siyasetçinin sözü ve tavrı kendi hayatında karşılık bulduğu ölçüde etkilidir. İmam-ı Azam’a göre atfedilen meşhur hikâyeyi bilirsiniz, et tekraru ahsen velev kane yüz seksen, bir daha söyleyeyim. Baldan başka bir şey yemeyen çocuğu son çare İmam Ebu Hanife’ye getirirler. İmam Ebu Hanife meseleyi dinledikten sonra çocuğun ailesine şunu söyler: 40 gün sonra tekrar gelsin der. Bu sürenin sonunda yeniden geldiklerine İmam-ı Azam çocuğu karşısına alıp bundan sonra bal yeme evladım, dedikten sonra aileye gidebileceklerini söyler. Şaşkınlık içindeki aile madem bu kadar kolaydı niye bizi 40 gün beklettiniz, diye sorar. İmam-ı Azam gülümseyerek şu cevabı verir: İlk geldiğinizde ben de her gün soframdan balı eksik etmezdim, siz gittikten sonra 40 gün boyunca bal yemeği keserek, nefsimi denedim. Baktım oluyor, çocuğunuza da aynı telkinde bulundum, aksi takdirde sözüm ona tesir etmezdi der. Evet, sizler her halinizle çevrenize örnek olacaksınız ki ülke ve millet meseleleri konusunda söylediklerinize itibar edilsin. Elbette bu tavsiyeleri saatlerce devam ettirmek mümkün, ama sadece şu ana kadar anlattığım hususlara riayet etmeniz halinde milletin sizi bağrına basacağından hiç şüpheniz olmasın.

Değerli kardeşlerim,

Siyasette sembol isimler vardır, her birini de rahmetle andığınız, andığımız Menderes, Özal, Erbakan -ki sene-i devriyesi ölümüyle ilgili olarak- Türkeş gibi siyasi şahsiyetleri hem davaları uğruna verdikleri mücadeleyle, hem de geride bıraktıkları eserlerle hayırla yâd ediyoruz.

Bugün rahmetli Erbakan Hocamızın 9 dokuzuncu vefat yıldönümü. Beraberce uzun yıllar siyasette mücadelemiz oldu. İlk gençlik yıllarımdan itibaren yanında bulunma şerefine nail olduğum Erbakan Hocamızdan çok şeyler öğrendiğimi özellikle belirtmek isterim.

Merhum Hocamız tüm ömrünü öğrenmeye, öğretmeye, hizmete, bu ülkenin ufkunu açmaya adamış bir büyük ilim, devlet ve siyaset adamıydı. İnandığı değerler uğrunda yılmadan mücadele eden bir dava adamı olan Hocamız, tüm ömrünü bu ülke için, bu millet için, hepsinden önemlisi tüm ümmet için çalışmaya vakfetmişti. Kendisi şayet imkân verilirse bu ülkenin kendi uçağını, kendi otomobilini, kendi silahını yapabileceğine, kendi sanayisini kurabileceğine yürekten inanan bir idealistti. Tam bir insan sarrafı olan Hocamız, Anadolu’nun inançlı, başarılı, fedakar, geleceği parlak evlatlarına fırsat tanımak için de gayret göstermiştir. Kurucusu olduğum partimizde ve bürokraside halen merhum hocamızın bu şeklide önünü açtığı pek çok arkadaşımız var.

Ahlakı, dürüstlüğü, manevi kalkınmayı, istikamet sahibi olmayı siyaset felsefesinin köşe taşı olarak gören Erbakan Hocamız, geride saygıyla, güzellikle, duayla yâd edilen müstesna bir miras bırakmıştır. Vefatının dokuzuncu yılında kendisine bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, Rabbim onu Cennetiyle, cemaliyle müşerref kılsın diye dua ediyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Biraz önce söylediğim gibi, siyaset demek ülke için eser üretmek, millete hizmet etmek demektir. AK Parti’nin 2011 yılının Ağustos ayında kurulduğu günden bugüne kadar siyasetteki var oluş gayesi işte budur. Türk siyasetinin en genç partilerinden biri olmasına rağmen, AK Parti’nin icraatları Cumhuriyet tarihinin tamamında yapılanların 3 kat, 5 kat, 10 kat fazlasıdır. Şimdi sizlere hükümetlerimiz döneminde yaptıklarımızı şöyle özetin özeti mahiyetinde kısaca hatırlatmak isterim.

İşe başlarken milletimize, Türkiye’yi, eğitim, sağlık, adalet ve güvenlik temelleri üzerinde yükselteceğimizin sözünü vermiştik, yola böyle çıktık. Eğitimde 3 kademeli 12 yıllık zorunlu eğitimi getirerek, katsayı adaletsizliğini gidererek, ders kitaplarını ücretsiz vererek, seçmeli dersler koyarak yeni bir dönemi başlattık. Altyapıyı güçlendirmek için derslik sayısını 316 bin ilaveyle 590 bine, öğretmen sayısını 652 bin ilaveyle 946 bine çıkardık. Yükseköğrenimde, az önce de ifade ettim, üniversite sayısını 76’dan 207’ye ve hiçbir ilimiz şu anda üniversitesiz değil, hepsinde var. Akademik personel sayısını 70 binden 170 bine, yurtların yatak kapasitesini 182 binden 667 bine, öğrenci sayısını -Almanya’da bile yok- 1,6 milyondan 8 milyona yükselterek, isteyen her gencimize üniversite eğitimi alma imkânı getirdik.

Büyük spor tesislerimizin sayısını 1572’den 3 bin 708’e, mahalle tipi sahaların sayısını 578’den 3 bin 764’e, atletizm pistlerinin sayısını 12’den 56’ya, yüzme havuzlarının sayısını 46’dan 145’e, spor salonlarının sayısını 372’den 905’e çıkartarak spor altyapısında da devrim yaptık. Niye? Gençleri kötü alışkanlıklardan kurtaralım, onları buralara çekelim. Yok sigara alışkanlığıydı, içki alışkanlığıydı, affedersiniz tinerdi, uçucu şu-bu, bütün bunlardan kurtaralım, gençlerimiz sporla uğraşsın, sporla iştigal etsin ve böylece dinamik, ahlakıyla hakikaten mükemmel bir nesil yetiştirelim. Sportif yetenek taramasını başlattık, daha ortaokul çağındayken evlatlarımızın kabiliyetlerini keşfedip onları doğru alanlara ne yapıyoruz, yönlendiriyoruz.

Sağlıkta hastane ve tedavi kurumu sayısını 5 bin 500’e, hastane yatağı sayısını 240 bine, birinci basamak sağlık kuruluşlarının sayısını 14 bin 873’e yükselterek altyapıyı güçlendirdik.

Hatırlayın, 18 sene önce bu hastanelerin hali neydi? Bay Kemal SSK’nın Genel Müdürüyken hastanelerin hali neydi? Hiç Savaş Ay’ın programını seyretmediniz mi? Seyrettiyseniz Bay Kemal’in nasıl bir Genel Müdür olduğunu gayet iyi görmüşsünüzdür. Allah bunların eline düşürmesin. Ben bunları tanımlarken biliyorsunuz hep şöyle tanımlarım: Çöp, çukur, çamur. Bunların hastane dönemlerinde de zaten hastanelerimizde hijyen diye bir şey söz konusu değildi. Öyle şimdiki gibi tek hastanın yattığı oda, yanında refakatçisi, böyle bir şey yoktu, koğuş sistemi. Sağlam gir hastaneye, hasta çıkarsın. Affedersiniz, tuvaletler rezillik, her taraf kan revan içinde, böyle bir yapı var. Başta kim var? Bay Kemal. Yoksa siz o dönemleri hatırlamıyor musunuz ya? Bu demektir ki, daha çok çalışacağız, daha çok gayret edeceğiz ve bunları bilmeyen vatandaşlarımıza da bunları anlatacağız.

Sağlık kurumlarını en modern cihazlarla, ambulanslarla donatırken, hekim sayısını 161 bine, sağlık çalışanı sayısını dikkat edin 1 milyon 64 bine yükselttik. Şehir hastaneleriyle sağlıkta hizmet standartlarını dünya ortalamasının çok üzerine çektik.

Adalet hizmetlerinin daha iyi yürüyebilmesi için hakim, savcı sayımızı 9 bin 349’dan 20 bin 616’ya, yardımcı personel sayısını 26 binden 72 bine çıkartırken, 267 yeni hizmet binasıyla altyapıyı geliştirdik. Şimdi Bay Kemal hakimlere, savcılara veriyor, veriştiriyor. Ya niye verip veriştiriyorsun? Onlar da hizmetini yapıyor. Dert başka, adalettin tecellisi Beyefendiyi rahatsız ediyor. Kanunları yenilerek vatandaşımız lehine pek çok ilave hak arama yolu getirerek hukuk devleti ilkesinin en güçlü şekilde hayata geçmesini sağladık.

Ulaştırmada bölünmüş yol uzunluğunu 27 bin 181 kilometreye, otoyol uzunluğunu bin 714 kilometreden 3 bin 100 kilometreye, kara yolu tüneli uzunluğunu 50 kilometreden 515 kilometreye, köprü, viyadük uzunluğunu 311 kilometreden 657 kilometreye çıkardık.

Emniyet hizmetlerinde 307 bine aşkın polis, 188 bini aşkın jandarma, 4 bin 500’ü aşkın sahil güvenlik personeliyle günün 24 saati milletimize hizmet veriyoruz. Askerimizle, polisimizle, jandarmamızla, güvenlik korucularımızla, bekçilerimizle terör örgütlerine göz açtırmıyoruz.

Türk Silahlı Kuvvetlerimiz 400 bin kadrolu ve yükümlü asker mevcuduyla hem sınırlarımızın korunmasında, hem de sınır ötesi operasyonlarda adeta destan yazıyor.

Demir yollarımızı hızlı tren hatlarıyla tanıştırıp şu ana kadar bin 213 kilometrelik kısmını hizmete açtık. Diğer demir yollarımızın tamamına yakınını modernize ettik. Büyük şehirlerimizdeki metro hatlarının önemli bir bölümünü Hükümet olarak biz yaparak milletimizin hizmetine sunduk. Havalimanı sayımızı ne yaptık? 26’dan, 56’ya çıkarttık. Şu anda neredeyse Türkiye’de artık havalimanı uzaklıkları evlerimize yarım saat, kırk beş dakika böyle bir noktaya geldik. Ve lüks otobüslerle gitme yerine, artık benim vatandaşım neyle gediyor? Uçakla gidiyor, o hale geldik. Yani Batı’da bu var da, Türkiye’de niye olmasın? Oldu mu? Oldu.

Terminallerimizin yolcu kapasitesini yılda 60 milyon kişiden 317 milyon kişiye yükselttik. Yurt dışında 60 noktaya uçan bir 150 uçaklı hava yolu filosundan 546 uçakla, 126 ayrı ülkede, 328 noktaya uçuş yaparak dünya liderliğine oturan bir ülke olduk.

İstanbul’da hizmete giren yeni havalimanımız kendi alanında dünyanın en iyilerinden birisidir. Deniz taşımacılığında yılda 190 milyon ton yük taşıma kapasitesinden 460 milyon tona ulaştık. Bilgi ve iletişim teknolojilerinde 3 bin olan geniş bant internet abone sayımız 77 milyonun üzerine, 23 milyon olan mobil telefon abone sayısı 83 milyona, daha önce hiç olmayan elektronik devlet üye sayısı 45 milyona, fiber abone sayısı da 3 milyonun üzerine çıktı. Ekonomide satın alma paritesine göre ülkemizin milli gelirini dünyada 17’nci sıradan satın alma paritesiyle söylüyorum, 13’üncü sıraya yükselttik.

Türk ekonomik göstergelerinde bütünüyle tüm 2002’ye göre çok ileride bir yere ulaştık. Son dönemde maruz kaldığımız tüm sıkıntılara rağmen, hedeflerimize doğru kararlılıkla ilerliyoruz. İhracatımız 181 milyar dolara, hizmet ihracatımız 54 milyar dolara, turist sayımız, 52 milyon kişiye yükseldi.

Sanayide organize sanayi bölgeleriyle, araştırma geliştirme merkezleriyle, teknoparklarla, sanayi siteleriyle ülkemizi dünyanın önde gelen üretim merkezlerinden biri haline getirdik. Bugün Çin’de yaşanan sorunlar sebebiyle alternatif olarak gözler hemen Türkiye’ye çevriliyorsa bunda geçtiğimiz 17 yılda yüksek teknoloji ve ihracat odaklı olarak güçlendirdiğimiz sanayi altyapımızın büyük payı var.

Enerjide toplam -burası çok önemli- göreve geldiğimizde 32 bin megavatı bulmayan kurulu gücümüzü şu anda nereye çıkardık biliyor musunuz? 91 bin megavatın üzerine çıkartmak suretiyle 1’e 3 katladık. Karanlıktan geçilmiyordu ülkemiz, elhamdülillah şimdi bunu büyük oranda bitirdik.

Ülkemizin su, güneş ve rüzgar temelli enerji kaynaklarını harekete geçirme yanında, Akdeniz’de yürüttüğümüz sondaj faaliyetleriyle enerjide yeni bir dönemin kapılarını açıyoruz. Bizim böyle sondaj gemimiz, sismik araştırma gemimiz böyle şeylerimiz yoktu. Dünyadan yalvar yakar acaba şöyle bir sismik araştırma getirebilir miyiz, sondaj gemisi getirebilir miyiz? Bir tane şöyle yarım yamalak bir gemi bir yerden bulmuşlardı, onunla beraber dolaşıyorlardı, bizim işte böyle bir sismik araştırma gemimiz var diyorlardı; ama şimdi onların hepsi tarih oldu. Şimdi iki tane bize ait sismik araştırma gemimiz var, bunun yanında şimdi 3 tane de sondaj gemimiz var. Kendi denizlerimizde bütün bu araştırmaları yapabileceğimiz gibi, şimdi başka denizlerde de gidip araştırma yapabiliriz, bu imkâna kavuştuk.

İşte şu anda Libya’yla yaptığımız anlaşmada; malum çevreleri çıldırtan da bu. Şu anda Libya iyi gidiyor. O malum gayrimeşru bir Hafter var ya, o bir yerlerden malum asker desteği alıyor, güvenlik desteği alıyor ve biz de Libya’da askeri eğitim noktasında verdiğimiz destek, ondan sonra da yine orada ayrıca eğitimini alan askerlerle beraber şu anda Libya’da daha önce lehine gelişen yapıyı hamdolsun tersine döndürdük. Aynı şekilde İdlib, İdlib’de de gelişmeler şu anda lehe döndü. Üç tane şehidimiz var, mekanları Cennet olsun. Fakat onun yanında tabii rejim güçlerinin kaybı çok büyük, onları tek tek anlatmama gerek yok ve mücadele orada hala devam ediyor, edecek.

Ruslarla görüşmeler devam ediyor, edecek. Fakat biz şunu söylüyoruz, diyoruz ki; biz Adana Mutabakatıyla İdlib’deyiz. 911 kilometre sınırımız var. Bu sınırları Bay Kemal çizmedi. Orada ne işiniz var diyor. Sen anlamazsın bu işlerden, sen siyasetin cahilisin. Bizi taciz eden kim olursa olsun tepesine bineriz. Akıl veriyor, Esed’le gidip görüşsünler diyor. Sen daha Esed’i tanımazken ben onunla görüşüyordum, onun karakterinin ne olduğunu biliyorum. Çok seviyorsan sen git görüş, zaten adamların görüşüyor, aldıkları neticeler ortada. Ama şu anda Esed’in nasıl bir katil olduğunu, nasıl kendi vatandaşlarını haince öldürdüğünü görmüyorsan, sana ne diyelim ya? Şu anda Rusya’nın desteği olmasa, İran’ın desteği olmasa Esed’in ayakta durması mümkün değil. Ve terör örgütleri destekli olarak ne yapıyor, bir mücadele yürütüyor. Kim var arkasında? YPG, PYD, PKK; bunlar. Biz ise yine orada Suriye Ulusal Milli Ordusuyla oradayız. Askerlerimizle dayanışma içindeler ve bu şekilde mücadeleyi orada sürdürüyorlar.

Değerli Arkadaşlar,

Biz bu bölgede terör istemiyoruz. En batısından en doğusuna bu topraklar huzur toprağı olsun istiyoruz. Ve yüzbinlerce vatandaşını öldüren bir Esed’i kalkıp da dost olarak görmek mümkün değil. Varsın o Bay Kemal’in dostu olsun, ama bizim dostumuz olamaz.

Değerli Arkadaşlar,

Siyasette her mevzi, her mevki, her temsil önemlidir. Yeter ki siz bu imkânı doğru ve verimli şekilde değerlendirmesini bilin. Mesela geçtiğimiz günlerde ülkemizin en çok eleştiriye maruz kaldığı yerlerden biri olan Avrupa Parlamentosu’nda bir rapor yayınlandı. AK Partili İstanbul Milletvekilimiz Serap Yaşar’ın girişimiyle hazırlanan ve raportörlüğünü de kendisinin üstlendiği bu çalışma, Avrupa’daki kayıp mülteci ve göçmen çocukları meselesini dünya gündemine taşıdı. Çeşitli ülkelerden Avrupa’ya gelen onbinlerce göçmen çocuğun kaybolduğu gerçeğinin bizzat Avrupa Parlamentosu tarafından rapora bağlanmış olması çok önemlidir. Hâlbuki aynı dönemde Türkiye sayıları milyona yaklaşan sığınmacı çocuğa barınmadan eğitim ve sağlık hizmetine kadar her türlü imkânı sağlamıştır. Avrupa’nın bırakınız bunlara benzer hizmetler sunmayı, çocukların bizatihi kendilerine bile sahip çıkamamış olması aramızdaki farkın en iyi göstergesidir. Çünkü biz karşımızdaki herkese eşrefi mahlukat nazarıyla bakıyoruz, yani yaratılmışların en şereflisi nazarıyla bakıyoruz. Kökeni, dili, dini, rengi ne olursa olsun her insan bizim için hürmete layıktır. Avrupa ise kapısına gelen mazlumları kendi refahına ve güvenliğine yönelik bir tehdit olarak görüyor. Onbinlerce çocuğun Avrupa içinde nerede olduğu, kimler tarafından kaçırıldığı, hangi amaçlarla kullanıldığı soruları ancak vicdanı nasır tutmamış kişiler için bir anlam ifade eder. Böylesine derin, insani boyutları olan bir konunun Avrupa Parlamentosunda gündeme getirilmiş olması, belki vicdanları harekete geçirir diye umut ediyoruz. İnşallah benzer çalışmalar, göçmenlerin yaşadığı diğer sorunlar ile yeniden hortlamaya başlayan neo-Nazi örgütlerin katliamları için de yapılır. İşte Almanya’da yaşananlar, geçenlerde yaşanan olay malum, 11 Müslüman ne oldu, öldürüldü. Bunun 5’i bizim vatandaşımız. Ne oluyor? Yürekleri acıyor mu? Yok. Polisler bile sadece seyirci, bunlar yaşandı. Hindistan, şu anda tamamen katliamların adeta cirit attığı bir ülke haline geldi. Ne katliamı bu?  Müslüman katliamı yapıyorlar. Kimler yapıyor bunu? Hindular yapıyor. Dershanede ders çalışan çocukları ellerinde demirlerle-sopalarla bakıyorsunuz öldüresiye dövüyorlar. Ve bunlar nasıl olacak da dünya barışına imkân verecekler, destek verecekler? Mümkün değil. Lafa geldiği zaman nüfusu fazla ya, oradan bakıyorsunuz ben güçlüyüm havasına giriyorlar. Hiç orada değil. Ve adalet bununla da tecelli etmez. Onun için biz nerede olursa olsun hakkı, hukuku, adaleti korumak ve konuşmakla yolumuza devam edeceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

Medeniyetler maddi kalkınma unsurları yanında kafa ve gönül zenginliğini ifade eden sembolleriyle tarihe mal olur. Ecdadımız Orta Asya’dan Endülüs’e kadar ayak bastığı her yerde bu sembollere özel önem vermiştir. Bugün kadim vatanımız Orta Asya yanında Osmanlı ve Selçuklu coğrafyasının neresine gidersek gidelim bu eserlerin izlerini görebiliyoruz. Cumhuriyet dönemi bakımından özellikle maalesef oldukça kısır geçen bir süreç olmuştur. Gerçek anlamda medeniyet sembolü olabilecek eserler inşa etmekte zorlandığımız bir asrı geride bıraktık. Ülkemizin yönetimini devraldıktan sonra bu eksiği gidermek için epeyce bir mücadele ettik, kafa yorduk, çalıştık, çalışıyoruz. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni işte bu anlayışla Cumhuriyet döneminin sembol medeniyet eseri olarak inşa etmeye çalıştık. Biliyorsunuz ilk hizmete girdiğinde kendi medeniyetlerine, tarihlerine ve kültürlerine düşmanlık etmekle maruf kesimler Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne de çamur atmak için epeyce gayret sarf ettiler. Hamdolsun milletimiz bunların hiçbirine itibar etmedi ve külliyemize sahip çıktı. Geçtiğimiz günlerde külliyemizin en gurur verici eseri olan Millet Kütüphanemizi Özbekistan Cumhurbaşkanı ile birlikte hizmete açtık. Gerçek bir medeniyet sembolü olan kütüphanemiz bir haftada 35 bin ziyaretçiyi ağırladı. Mimarisi, teknolojisi, kitap ve hizmet zenginliği ile ülkemize yakışır bir eser olan kütüphanemizi araştırmacılarımız ve öğrencilerimiz adeta bir Cennet gibi sahiplendi.

İnşallah İstanbul’da da Rami Kışlası’nı benzer bir medeniyet sembolü olarak ihya edip ülkemize kazandıracağız. Yakın zamanda inşallah onun inşaatına da başlıyoruz.

Siyasetin en güzel tarafı; bizlere işte bu tür gurur verici eserlere imza atma imkânı sağlamasıdır. İnşallah sizlerin de yarın sorumluluk üstlendiğiniz yerlerde benzer hizmetleri hayata geçireceğinize inanıyorum. Rabbim yar ve yardımcınız olsun diyorum.

Bu duygularla bir kez daha AK Parti Siyaset Akademisinin 19. Dönemi’nin hayırlı olmasını diliyorum. Genel Merkez Araştırma Geliştirme Başkanlığımız başta olmak üzere akademi çalışmalarında emeği geçenleri özellikle tebrik ediyorum.

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.