AK Parti Kahramanmaraş İl Teşkilatı ile Yemek Programı’nda Yaptıkları Konuşma

12.02.2020

Sevgili Kahramanmaraşlılar,

AK Parti İl Teşkilatımızın Kıymetli Mensupları,

Değerli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Sözlerimin hemen başında 31 Mart seçimlerinde Büyükşehir Belediyesi’nde yüzde 67,6 gibi rekor bir oyla AK Parti’nin yanında yer alan Kahramanmaraş’a şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Aynı şekilde 11 ilçemizin 9’unda oldukça yüksek oranlarla AK Parti belediyeciliğini tercih eden tüm kardeşlerime de şükranlarımı iletiyorum. İnşallah hem belediyelerimizde, hem Hükümet çalışmalarında sizlerin verdiği bu desteğe layık olmaya çalışacağız.

Kardeşlerim,

Kahramanmaraş’ın Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 100. Yıldönümü’nü bir kez daha tebrik ediyorum. Bu büyük mücadeleye katılan tüm Maraşlıları hürmetle, rahmetle yâd ediyorum. İstiklal Harbimizin zaferinin müjdecisi olan Maraş, aradan geçen 1 asır boyunca bu duruşunu hep korumuş, daima ileriye taşımıştır. Tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de Kahramanmaraş bölgesinin öncü ve toparlayıcı şehri vazifesini yerine getirmeyi sürdürüyor. Ülkemizin tarihi bir mücadele yürüttüğü şu dönemde Kahramanmaraş’ın desteği ve gayreti bizim için çok daha büyük önem taşıyor. Maraş Kalesi’nde dalgalanan bayrağın oradan ilelebet şehrimizi selamlaması için bu mücadeleyi başarıya ulaştırmaya mecburuz. Suriye’den Libya’ya, Ege’den Karadeniz’e kadar geniş bir alanda süren mücadelemizin anlamını ve ehemmiyetini en iyi sizler biliyorsunuz.

Ülkemizde nasıl Maraş işgal edilirken bir yerlerde yabancı güçleri özellikle selamlayanlar, manda teklifiyle milletimizin karşısına çıkanlar varsa, bugün de benzer mankurtlar yine sahnedeler. Bu mankurtlara göre PKK’lılar hendek kazan arkadaşlar, FETÖ’cüler hakkını arayan bir cemaat, bölgemizdeki işgalciler dost eli uzatmamız gereken güçlerdir. Dostunu-düşmanını ayırt edememek, ya zihni meleke eksikliğinin, ya idrak yoksunluğunun, ya özel görevli olmanın işaretidir; başka türlü böyle bir ihanet çukuruna yuvarlanmak mümkün değildir.

Türkiye’nin istiklal ve istikbal mücadelesine destek vermek yerine terör örgütlerinin ve tüm düşmanlarımızın değirmenlerine su taşıyanları tarih elbette kaydediyor. PKK’dan FETÖ’ye kadar ülkemize saldıran tüm terör örgütlerinin yanında tüm değerleri ve kültürüyle bu milletin karşısında yer alanların maskeleri birer birer düşüyor. Türkiye’nin karşısında hangi gâvur varsa onun kılıcını çalmayı siyaset diye yutturmaya çalışanları ifşa etmeyi sürdüreceğiz. Lafa gelince demokratlığı kimseye bırakmayan, ama maskeler inince altından en sefilinden faşistlik akan yüzleriyle bu alçakların ipliğini pazara çıkarmak boynumuzun borcudur.

Şehitlerimizin ve gazilerimizin bize emaneti olan bu ülkeyi her nasılsa bir köşe tutmuş vesayetperestlerin, terörist seviciler, yalan ve iftira tüccarlarının eline bırakmayacağız. Milletimizle birlikte nasıl bunca saldırıyı göğüsleyip bertaraf etmişsek, bu sinsi tuzağı da aynı şekilde boşa çıkartacağız. Bunun için en başta AK Parti olarak bizim çok sağlam durmamız gerekiyor. Dikkat ederseniz tüm okların hedefinde AK Parti ve onun Genel Başkanı var. Bu bendi devirebilirlerse, Türkiye’nin sırtını yere getirebileceklerini düşünüyorlar. Hâlbuki AK Parti’nin bizatihi bu milletin kendisi demek olduğunu, AK Parti Genel Başkanı’nın gücünü bu milletten aldığını ya görmüyorlar, ya görmek istemiyorlar.

Türkiye’nin 17 yılının her gününde büyük sorumluluk üstlenen AK Parti kadroları, bugün çok daha önemli bir vazifeyi yüklenmiş durumdalar. Ülkemizin verdiği mücadelenin başarısı bizim sağlam durmamıza bağlıdır. Şayet bu kadro en küçük bir yalpa yapar, en küçük bir zafiyet gösterir, surda en küçük bir gedik açtırırsa, kin ve nefret dolu bir güruh sel olup ülkemizin üstüne çullanır. Bunun için gün, birliğimizi ve beraberliğimizi güçlendirme, saflarımızı sıklaştırma, kardeşliğimizi tahkim etme günüdür. Büyük Kongre sürecimizi bu şahlanışın vesilesi haline dönüştürmeliyiz. Vatandaşlarımızın tamamının gönüllerini kazanmak için gece-gündüz çalışmalı, sadece kırgınlıkları, küskünlükleri gidermekle kalmayıp 7’den 70’e herkese ulaşmalı, mücadelemizin önemini anlatmalıyız.

Kardeşlerim,

Doğru yerinden kalkana kadar yalan dünyayı dolaşırmış derler. Her gün envai çeşit kanaldan yürüttükleri yalan, iftira, çarpıtma dolu kampanyalarıyla insanlarımızı ifsat etmeye çalışanları ancak bu şekilde durdurabiliriz. Hakikat güneşi karşısında erimeyecek hiçbir buz, gerçekler karşısında sönüp gitmeyecek hiçbir yalan yoktur. Vatan toprağının her karışında bu mücadeleyi veriyoruz. Sizler de kendi yakın çevrenizden başlayarak, dalga-dalga aynı gayreti gösterdiğinizde ulaşamayacağımız hedef kalmaz. Türkiye’nin potansiyeline, Türk milletinin gücüne ve dirayetine ne kadar iman ediyorsak, kendimizin bu başarıyı elde edeceğine de o derece inanıyoruz. Bu kutlu mücadelede her birinize güveniyorum. Rabbim emeğinizi, gayretinizi artırsın, yüreğinize kuvvet versin diyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Milletimizin moralini bozmak, gardını düşürmek, mukavemetini kırmak, inancını sarsmak isteyenler sürekli ülkemizin kötü durumda olduğu, daha da kötüye gideceği yalanını tekrarlıyorlar. Elbette böylesine büyük mücadele veren bir ülkenin sıkıntıları, dertleri, hatta kimi zaman kayıpları olacaktır. Önemli olan, her duraksamanın ardından yeniden hızlanabilecek iradeye sahip olmaktır. Rabbimize bize bu gücü ve imkânı verdiği için hamd ediyoruz. Allah’ın yardımı ve milletimizden aldığımız cesaretle karşılaştığımız her sıkıntıya çare buluyor, yaşadığımız her kaybı süratle telafi ediyoruz. İşte bunu El Bab’da yaşadık mı? Yaşadık. Afrin’de yaşadık mı? Yaşadık. Şu anda aynı şekilde Tel Abyad, Rasulayn, burada yaşıyor muyuz? Yaşıyoruz. Ama hiçbir yerde dikkat edin geri adım atmadık. Şu anda 4 milyon mülteciye ev sahipliği yapan biziz. Ve birçok afetlerle karşı karşıya kaldık, bunların hepsi bizim için birer imtihan. Ama kimseye el açmadık, sadece Rabbimize el açtık ve Rabbimizin lütfuyla da bunların hepsinin altından kalktık, kalkıyoruz.

Ülkemizin katettiği mesafeyi sadece biz söylemiyoruz, uluslararası kuruluşlar da bu hakkı teslim ediyor. Önceki gün Birleşmiş Milletler bir açıklamada bulundu. 2018 yılı sürdürülebilir kalkınma göstergeleri ülke olarak geldiğimiz yeri hiçbir itiraza mahal vermeyecek şekilde işaret ediyor. Şimdi bu göstergelerden bazılarını ben sizlerle paylaşmak istiyorum. Buna göre 8 yıllık dönemde ülkemizdeki yoksulluk oranı yüzde 16,9’dan yüzde 13,9’a indi. 100 bin nüfus başına düşen hekim sayısı 167’den 187’ye, diş hekimi sayısı 29’dan 37’ye, ebe ve hemşire sayısı 224’ten 302’ye yükseldi. Karayolu trafik kazaları nedeniyle ölüm oranı 2015 yılında 100 bin nüfusta 9,6 iken, bu rakam da 8,1’e geriledi. Doğalgaz abonesi hanelerin oranı 2014’teki yüzde 51 oranından şimdi yüzde 63,5 seviyesine yükseldi. Ormanlık arazinin toplam arazi büyüklüğüne oranı yüzde 27,1 iken, bu rakam da 1,4 puan artarak yüzde 28,5 oldu. 2010’da yüzde 32,3 olan ne eğitimde, ne istihdamda olan gençlerin oranı 2018’de 24,5’a geriledi. Elbette bu oran da yüksek, ama elde edilen başarıyı da görmemiz gerekiyor.

Saatlik ortalama bürüt ücret 7,6 liradan 2018 itibariyle 20,7 liraya yükseldi. Araştırma ve geliştirme harcamalarının milli gelir içindeki payı yüzde 0,8’den yüzde 1,03’e çıktı. İmalat sanayi katma değerinin milli gelir içindeki payı yüzde 15,1’den yüzde 19’a yükseldi. Bu 8 yıllık dönemde kamunun tüm hizmetlerinden memnuniyet seviyesi arttı. İnternet kullanan bireylerin oranı yüzde 37,6’dan yüzde 71’e yükseldi. Türkiye’nin net resmi kalkınma yardımlarının toplamı 2010-2018 döneminde 9 kat artarak 8 milyar 612 milyon doları buldu.

Bir kez daha altını çiziyorum; tüm bunlar benim açıkladığım rakamlar değil, Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen kriterlere göre oluşturulmuş göstergelerin ifadeleridir. Üstelik önümüzde çok daha ümitvar olmamızı sağlayacak bir tablo var. Küresel düzeyde süren ticaret savaşları ve Çin’in yaşadığı virüs krizinin yol açtığı sorunlar sadece tarafları değil tüm sistemi etkiliyor. Şayet iyi çalışır, doğru adımlar atarsak bu kriz dönemini ülkemiz için fırsata çevirebiliriz. Bundan sonra artık katma değerli üretim meselesi üzerinde çok daha fazla durmamız gerekiyor.

Türkiye’nin işte en son yaptığımız açıklamayla otomobil projesi milletimizin bu konuda atılan her adımı nasıl büyük bir heyecan ve hevesle karşıladığının en son örneğidir. Kimin ne dediğine değil milletimizin ne istediğine, ülkemizin neye ihtiyacı olduğuna bakarak yolumuza devam edeceğiz. Daha güzel yarınlar bizi bekliyor.

Değerli Kardeşlerim,

Benim sizlerden isteğim şu: Şu anda Kahramanmaraş gibi kahramanların yoğun olduğu bu güzel ilimizde ben inanıyorum ki bundan sonraki süreçte de ana kademimizle, Kadın Kollarımızla, Gençlik Kollarımızla yoğun bir şekilde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bizim birliğimizi, bizim beraberliğimizi, bizim dayanışmamızı kimse Allah’ın izniyle bozamayacak. Hep söylüyoruz ya; bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

Bazıları puslu havaları sever, onlara da bu fırsatı vermeyeceğiz. Çünkü biz birbirimizi kardeşlerim, Allah için seviyoruz, buna inanmışız ve bu yola böyle çıkmışız. Öyleyse, kampanyamız var biliyorsunuz, nedir bu kampanya? Üye kampanyalarımız yoğun bir şekilde devam ediyor. Bu kampanyaların dışında, işte bugün de yine Grup Toplantımızda açıkladım, Elazığ ve Malatya depremiyle alakalı olarak milletvekillerimizin biliyorsunuz parti olarak açtığımız bir hesaba yatırdıkları paralar var, ama bir de ayrıca yine teşkilatımızın o hesaba yatırmasını beklediğimiz paralar var. Ve bunlarla beraber istiyoruz ki bu hesapta toplanan parayla biz süratle inşallah Elazığ ve Malatya’yı ayağa kaldıralım. Biz bunu milli bütçemizden yaparız, zaten bu çalışma bir taraftan gidiyor. Ama AK Parti’nin mensuplarının bu para içerisinde onların da bir kuruşunun olması orayı çok daha güçlü, çok daha bereketli hale getirecektir. Bunu yapar mıyız biz, yapar mıyız? Hele hele yani bizim Edeler bu noktada boş durmaması lazım. Ve bu şekilde atacağımız adımlarla inşallah şu an itibariyle milletvekillerimizin vermiş oldukları, yapmış oldukları bu konudaki yardımlar 1 milyonu aşmış vaziyette. Şimdi de teşkilatlarımızdan bakalım neler gelecek? İnşallah onları da toplamak suretiyle yoğun bir halde Elazığ’da, Malatya’da devam eden bu çalışmalarımızı çok kısa bir sürede inşallah bitirelim istiyoruz. Bitirelim ki bu kış mevsiminin hemen ardından süratle inşallah kardeşlerimiz evlerine, konutlarına girebilsinler. Ciddi çalışmalar yapıyoruz. Şu anda İçişleri Bakanım ile Çevre Şehircilik Bakanım üç gündür oradalar, hafta sonuna kadar da orada kalacaklar ve orada çeşitli görüşmeleri, çalışmaları yapıyorlar.

Tabii bizim sadece orada işimiz yok, biz aynı zamanda o çalışma orada yürürken bir taraftan da şu anda İdlib’den sınırımıza doğru yürüyen mazlumlar var, mağdurlar var. Biz, Bay Kemal gibi “bunları almayız, bunları kovarız” diyemeyiz. Biz, ensar kimdir, muhacir kimdir bunu bilen bir zihniyetin mensuplarıyız. Ve şu anda da bu gayretle sınırımızdan 30 kilometre Suriye içine doğru güvenli bir bölge oluşturduk biz ve o bölgede değerli kardeşlerim, şu anda briket barınaklar yapıyoruz, hızla bu devam ediyor ve bu briket barınaklara o kardeşlerimizi yerleştireceğiz. Ve bunun dışında da farklı bazı şu anda attığımız proje çalışmasıyla adımlar var, onlarla süreci biraz daha hızlandıracağız. İlk etapta bir 25 bin aileyi yerleştireceğimiz buralarda konutları yapıyoruz, yapacağız.

Ve Rabbim bu kardeşlerimizin, televizyon ekranlarından izliyorsunuz herhalde değil mi, çektikleri çileleri, o yavrularıyla beraber düştükleri durumları hep beraber izliyoruz, siz de izliyorsunuz. Bugün Sayın Putin’e yine söyledim, 4 gün önce yine söyledim. Bizim tabii bir farkımız var, herkes bizim baktığımız gibi bakmıyor bu olaylara. Onun için biz gayreti gösterelim, Rabbimin lütfuyla da inşallah bu işte çözümü yakalayalım. Kahramanmaraş’ın hem kahramanlarına, hem zenginlerine de özellikle seslenmiş oluyorum.

Allah yar yardımcımız olsun.

Bir kez daha sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.