AK Parti Grup Toplantısı’nda Yaptıkları Konuşma

12.02.2020

Aziz Milletim,

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Kıymetli Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Grup toplantımızın ülkemiz ve partimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Sözlerimin hemen başında Van’da meydana gelen çığ felaketinde vefat eden 41 kardeşimize Allah’tan rahmet, yaralanan 84 kardeşimize geçmiş olsun dileklerimi şahsım, milletim adına bir kez daha ifade etmek istiyorum. İstanbul’daki uçak kazasında hayatını kaybeden üç vatandaşımıza da Allah’tan rahmet, yaralanan 180 vatandaşımıza geçmiş olsun dileklerimi tekrarlıyorum.

Geçen haftaki grup toplantımızda Elazığ ve Malatya depremlerinden etkilenenler için grubumuz olarak ayrıca bir yardım kampanyası başlattığımız söylemiştim. Şu ana kadar bu kampanya hesabında yaklaşık 1 milyon lira toplanmış bulunuyor. Kampanyamızı il, ilçe, belde teşkilatlarımızı, belediye başkanlarımızı, belediye ve il genel meclis üyelerimizi, tüm üyelerimizi kapsayacak şekilde genişletiyoruz. Ziraat Katılım Kızılay Şubesi’nde AK Parti adına açılan yardım hesap numaramız şu anda ekranda gözükmektedir. Ayrıca bu hesap numarası tüm milletvekillerimize ve teşkilatlarımıza mesajla da gönderilmiştir. Teşkilat mensuplarımızı ve tüm vatandaşlarımızı bu hesaba katkıda bulunmaya davet ediyorum. Her zaman olduğu gibi bu sıkıntılı dönemde milletimizin yanında olmak bizim en büyük görevimizdir, şimdiden teşekkür ediyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Önceki gün rejim güçlerinin ateşi sonucu İdlib’de şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifa niyaz ediyorum. Bu son saldırıyla bugüne kadar İdlib’de verdiğimiz şehit sayısı 14’ü, yaralı sayısı 45’i buldu. Ülkemizin kontrolü altında tuttuğu yerlerdeki huzur ortamından rahatsız olan terör örgütleri sürekli insanlık dışı eylemleriyle kana susamışlıklarını gösteriyor. Sadece iki gün önce Afrin’de meydana gelen bombalı araç saldırısında aralarında çocukların da olduğu tamamı sivil 8 kişi hayatını kaybetti, 7 kişi yaralandı. Benzer tacizler diğer harekât bölgelerimizdeki sivillere de yöneltiliyor. İdlib’de rejim ve onlarla birlikte hareket eden Rus güçleri ile İran destekli militanlar sürekli sivil halka saldırıyor, katliam yapıyor, kan döküyorlar. Söze gelince insan haklarını, çocukları, kadınları, sivil hassasiyetini ağızlarından düşürmeyenler tüm bu saldırılar karşısında derin bir sessizliğe gömülmüş durumdalar. İdlib’le ilgili kimi endişe ifadelerinin de insan hayatına ve onuruna olan saygıdan değil, başka saiklerden kaynaklandığını çok iyi biliyoruz. Herkes gözünü kapatsa, sırtını dönse, vicdanını dondursa da Türkiye bu duruma seyirci kalmayacaktır. İdlib’de rejim ve Ruslar ile yine rejimle birlikte hareket eden güçlerin çoğu saldırılarının teröristleri değil, doğrudan sivil halkı hedef aldığı gerçeğinin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Amaç kolayca işgal etmek için bölge halkını ülkemiz sınırlarına doğru hareketlenmeye zorlayarak, sahayı tamamen boşaltmaktır. Bugüne kadar yapılan anlaşmalara, verilen sözlere riayet edilmesini bekleyerek en az fiili müdahaleyle süreci yönetmeye çalıştık, ama bize verilen sözler yerine getirilmediği gibi anlaşmalara da kimse uymuyor. Üstelik bir süredir bu saldırılar doğrudan askerlerimizi dolayısıyla, doğrudan Türkiye’yi de hedef almaya başladı. Madem durum bu, öyleyse biz de artık lafa değil, sadece sahadaki gerçeklere bakarak hareket edeceğiz.

Şubat ayı sonuna kadar rejimi Soçi Muhtırası sınırları dışına, yani gözlem noktalarımızın gerisine çıkartmakta kararlıyız. Bunun için karada ve havada her ne gerekiyorsa çekinmeden, tereddüt etmeden, hiçbir oyalamaya meydan vermeden bunu yapacağız.

Bitmez tükenmez toplantıların sonucunu beklemeden hemen şimdi ne yapmamız gerekiyorsa onun adımlarını atacağız. Bu amaçla son günlerde İdlib’deki askeri gücümüzü ciddi oranda tahkim ettik. Bölgedeki muhalif gruplardan başıbozuk hareket ederek, rejime saldırı bahanesi verenlere de artık tavizsiz davranacağımızın mesajını ilettik. Geldiğimiz noktada artık kimsenin taşkınlığına, bağnazlığına satılmışlığına, provokasyonlarına göz yumacak değiliz. Ülkemizle birlikte mücadele eden Suriyeli kardeşimiz rejimi Soçi Mutabakatı sınırlarının ötesine atmak üzere harekete geçtiler. İdlib’de sivil yerleşim yerlerini vuran hava araçları artık eskisi gibi rahat hareket edemeyeceklerdir. Karada da rejim güçlerini aynı şekilde belirlediğimiz sınırların ötesine kadar kovalayacağız Adana Mutabakatı’nın gereği bu. Bu süreçte gözlem noktalarındaki veya diğer yerlerdeki askerlerimize en küçük bir zarar gelmesi halinde bugünden itibaren İdlib’le ve Soçi Muhtırası sınırlarıyla bağlı kalmadan rejim güçlerini her yerde vuracağımızı buradan ilan ediyorum.

Kardeşlerim,

Türkiye’yi hedef alan herkes bunun bedelini sadece saldırı alanında değil, her yerde ödeyeceğini bilmelidir. Harekât bölgelerimize yönelik tacizlere ilişkin karşılık özellikle hakkımızdır, hakkımızı da gerektiğinde 1’e 10 misliyle vereceğimiz, en küçük bir ihlali dahi affetmeyeceğimiz bir döneme girdik. Şehitlerimizin bir tek damla kanını dahi teröristlerin ve rejimin tüm güçlerine değişmeyiz. Evet, AK Kadınlar bizimle oldukça biz çok daha güç yürüyeceğiz.

İdlib başta olmak üzere Suriye halkının hayatta kalma ve onurunu koruma mücadelesine destek vermek hem tarihi hem ahlaki hem insani sorumluluğumuzdur. Şayet bunun için hesap vermemiz gerekiyorsa her platformda göğsümüzü gere gere ve her türlü bedeli ödeyerek onu da yaparız.

Mehmetçiklerin kanının döküldüğü bir yerde, kendini ne kadar büyük görürse görsün, hiç kimsenin güvende olmayacağını da burada açıkça söylüyorum.

Bugün Suriye’de vermekten imtina edeceğimiz mücadeleyi yarın kendi topraklarımızda yürüteceğimizin bilinciyle tüm gücümüzü kullanacağız. Unutulmamalıdır ki, Suriye halkının özgürlük mücadelesi aynı zamanda 83 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının beka mücadelesidir. Bu mücadeleyi başarıya ulaştırırsak, önümüzdeki yarım asırda, bir asır da Anadolu topraklarında huzurlu yaşayabiliriz. Eğer Suriye terör örgütlerinin ve ipi başkalarının elinde, kukla rejimlerin elinde kalırsa, bizim de burada güvenliğimiz ve istikrarımız tehdit altına girer. Suriye güvende olacak ki biz de kendi evimizde rahat edebilelim.

Türkiye’nin Suriye’de ne işi var, diye soranlar, kim olduğunu anlıyorsunuz, aslına bakılırsa terör örgütlerinin niçin ülkemizde değil de hâlâ Suriye’de faaliyet gösterdiğine hayıflanandır. Ülkemizin ne terör örgütlerinin eylem sahası haline getirilmesine, ne de kukla rejimlerin burnunun dibinde sürekli tehdit unsuru olarak kalmasına izin vereceğiz. Kendimiz ve Suriyeli kardeşlerimiz için en hayırlısı, ne doğrusu neyse onu yapmak için çalışmayı sürdüreceğiz. Milletimden ülkemizin Suriye’deki mücadelesine bu gözle bakmasını ve desteklerini artırarak sürdürmesini bekliyorum. Bugün gösterdiğimiz çabalarla gelecekte evlatlarımıza 2053 ve 2071 vizyonlarına hayata geçirebilecekleri bir ülke bırakmayı hedefliyoruz. Rabbim bu yolda gayret gösteren kahraman ordumuz başta olmak üzere herkese güç versin, kuvvet versin, zafer nasip eylesin.

Değerli Arkadaşlar,

Biz milletimizle el ve gönül birliği içinde ülkemizin geleceğini şekillendirecek bu büyük mücadeleyi verirken, maalesef birileri de içeride sürekli fitne çıkarmanın, kafaları bulandırmanın peşinde, üstelik bunu dışarıdan ve içeriden belli kesimlerle aynı anda, aynı argümanlarla aynı hedeflere saldırarak yapıyorlar. Açık söylüyorum, bunun adı tetikçiliktir, alçaklıktır, fırsatçılıktır. Siyasetçinin görevi tetikçiliğe soyunmak değil, ülkesinin ve milletinin ortak menfaatleri çerçevesinde hitap ettiği kesimin sözcülüğünü yapmaktır.

Türkiye’nin en büyük sorunlarından birinin Ana Muhalefet ve onun başındaki zat olduğunu söylemekten dilimizde tüy bitti. Bu şahıs son günlerde FETÖ’nün siyasi ayağı diye esip gürlemeye başladı. Madem bu kadar istiyor, öyleyse işte bugün burada FETÖ’nün siyasi ayağını ben size şöyle adeta ekran diyebileceğim duvarda açıklıyorum.

Rus edebiyatının ünlü ismi Tolstoy’un dediği gibi; “Birine çamur atmadan önce iyi düşün ve sakın unutma, önce senin ellerin kirlenecek.” Kılıçdaroğlu bize çamur atmaya çalışırken, elinde çamurla yakalanmıştır. Çünkü bu ülkede FETÖ’nün en önemli siyasi ayağı bizatihi Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisi ve ekibidir. Şimdi niçin böyle olduğunu sizlere ve tüm milletime tüm delilleriyle anlatacağım.

FETÖ denilen yapı ülkemizde uzunca bir süre, hayır, eğitim, dayanışma faaliyeti yürüten bir sivil toplum yapısı görüntüsüyle varlık göstermiştir. Ülkemizdeki tüm siyasi iktidarlar pek çok benzer yapı gibi FETÖ’nün faaliyetlerini de ihtiyatlı ve aynı zamanda müsamahakâr bir şekilde takip etmiştir. Hatta diğer yapılara karşı oldukça hoyrat olan CHP iktidarları, darbe yönetimleri ve cunta rejimleri zamanında dahi FETÖ aynı müsamahayı görmeyi sürdürmüştür. Ne zaman ki bu yapı doğrudan milleti ve devleti hedef almıştır, milli iradeyi devirerek ülkeyi teslim almaya kalkmıştır, işte o vakit durum değişmiştir.

Bizim FETÖ’yle davamız asla kişisel değildir. Bizim davamız, ülkemizin ve milletimizin hakkını, hukukunu, geleceğini koruma davasıdır. Geçmişte irtica ile mücadele bahanesiyle bu ülkenin ve milletin değerlerine yönelen saldırılara nasıl karşı çıktıysak, FETÖ tehdidi ortaya çıktıktan sonra da bu yapıya karşı aynı kararlılıkla mücadele ettik.

Daha önce CHP güdümlü vesayete eyvallah etmediğimiz gibi, ardından gelen FETÖ vesayetine de teslim olmadık. Bu yapıyı suç örgütü olarak ilan eden ve o Milli Güvenlik Kurulunun kararının altında imzası olan benim. FETÖ’yü temsil eden kişi ve kuruluşların şahsımıza, hükümetlerimize ve partimize karşı başlattığı saldırılara ve sürdürdüğü savaşa herkes şahittir.

Peki, CHP bu işin neresindedir? Daha eskileri bir kenara bırakıyorum, Sayın Baykal’ın Genel Başkanlıktan ayrılması ve yerine Kılıçdaroğlu’nun gelmesiyle birlikte CHP bu işin tam göbeğine yerleşmiştir. Kılıçdaroğlu kendisini Genel Başkanlığa taşıyan o kaset kumpasının dahi sorumluluğunu üzerimize yıkmaya çalışarak FETÖ’nün istediği yolda yürümeye başlamıştır. Ya seni oraya getiren FETÖ FETÖ, ne konuşuyorsun?

Sayın Baykal’a kurulan kaset kumpasının savcısı FETÖ’den ihraç edildiği halde, bakın burası önemli, Kılıçdaroğlu’nun bunun hiç sözünü ettiğini duydunuz mu? Tam tersine, FETÖ tetikçisi savcının görevden alınması şiddetle karşı çıkan da yine bu zat olmuştur, Kılıçdaroğlu. Kimi CHP milletvekilleri kaset kumpaslarının sorumlusu olarak FETÖ’yü gösteren MHP Genel Başkanına Pensilvanya’daki şahsı ilzam ettiği için teessüflerini dile getirmişlerdir. Biz geçmişten bugüne kadar hukukun suç isnat etmediği tüm yapıların haklarına saygı duyduk, CHP ise FETÖ hukuk tarafından terör örgütü olarak tanımlandığı halde ısrarla bu yapının safında yer almıştır. Bölücü, mezhepçi terör örgütleriyle ve uzantılarıyla kol kola yürüyen CHP, 17-25 Aralık’tan sonra bu kadroya FETÖ’yü de dâhil etmiştir. Esasen bu konuda söyleyecek tek sözü olmayan tek partinin FETÖ’nün siyasi ayağı diye ortaya çıkması suç mahalline dönen hırsız misali kendi kendini ele vermesidir.

Değerli Arkadaşlar,

FETÖ’nün MİT Müsteşarımıza yönelik sinsi kumpasını özellikle, 7 Şubat MİT krizi olarak bilinen hadisede CHP’nin ortaya koyduğu tavır FETÖ’nün siyasi ayağının bir başka örneğidir. Biz bu kumpasın önüne geçmek için çalışırken, dönemin CHP milletvekilleri MİT Müsteşarı yetmez, Başbakan da soruşturmaya dâhil edilsin diyerek FETÖ tezlerinin borazanlığını yapıyorlardı. Kılıçdaroğlu’nun tavrı da farklı değildi, o da MİT Müsteşarını hedef alan FETÖ kumpasını engellemek için yaptığımız düzenlemeyi desteklemek yerine, kişiye özel düzenleme yapılamaz diyerek FETÖ ağzıyla kamuoyu oluşturmanın peşindeydi. Her sözü, her mesajı, her eylemi FETÖ medyasında manşet olan Kılıçdaroğlu, FETÖ’yle mücadele konusunda attığımız her adımda karşımızda yer almıştır.

FETÖ’nün en önemli insan devşirme ve mali kaynak kapısı olan dershanelerin kapatılması tartışması CHP’yi ele veren bir değer örnektir, sağa-sola gitmeye gerek yok. Daha önce dershaneleri kapatmayı seçim beyannamesine dahi koyan bu parti, yani CHP, biz aynı amaçla harekete geçtiğimizde karşımıza en büyük dershane destekçisi olarak çıktı. Çünkü bu zat ve ekibi omurgasızdır, FETÖ’ye diyet borçludur. Tek dertleri AK Partiye ve şahsıma zarar vermektir. Kardeşlerim, bunun için yapmayacakları, iş atmayacakları iftira yoktur, bunlar da yalan zaten bol. Biz kararlılıkla bu işin üzerine giderken, CHP milletvekilleri çıkıp dershaneler kapatılırsa eğitimde sorunlar büyür diyebilecek kadar zıvanadan çıkabilmişlerdir. Hatta CHP dershanelerin kapatılmasıyla ilgili düzenlemeyi tam da FETÖ’nün talebine uygun şekilde Anayasa Mahkemesine taşıyarak bu yapıya veya bu yapıyla aynı safta durduğunu iyice belli etmiştir.

FETÖ mensupları tarafından hazırlanan dokümanlar Mecliste CHP milletvekilleri tarafından soru önergesi, konuşma, teklif olarak sürekli gündemde tutulmuştur. Biz FETÖ’nün üzerine gittikçe, Kılıçdaroğlu, biz cemaat dâhil bu grupların özgürlük alanını genişletmek istiyoruz diyerek siyaseten nerede durduğunu gösteriyordu. FETÖ’nün siyasi ayağını soranların bakacakları yerler buralardır.

Gezi olayları FETÖ ile CHP’nin birlikteliğini bir kez daha ortaya koyan hadiselerden bir diğeri. Türkiye’nin tüm büyük projelerinin, yatırımlarının, milletimizin huzur ve güven ikliminin hedef alındığı bu süreçte, CHP yönetimi FETÖ’nün dolaşıma sürdüğü her argümana dört elle sarılmıştır. Avrupa ülkelerine FETÖ tezleriyle mektup yazıp ülkemizi şikayet eden bu zat, İstanbul Havalimanının ve Yavuz Sultan Selim Köprüsünün inşaatlarının durdurulmasını bizzat istemiştir.

Değerli Arkadaşlar,

Tabii bu işin asıl dönüm noktası 17-25 Aralık emniyet- yargı darbe girişimi sürecidir. Bu süreçteki iş birliklerini, aynı mesajları kopyala-yapıştır yaparak atacak kadar aleniyete dökmüşlerdir. CHP yöneticileri turpun büyüğü heybede diyerek bu tezgâhı FETÖ ile birlikte kurduklarını, gelişmelerden haberdar olduklarını aslında ikrar etmişlerdir; heybe dolu.

Bugün hepsi de kaçak durumunda olan FETÖ mensubu savcılar ile CHP yöneticileri 17-25 Aralık emniyet-yargı darbe girişimini yapan çeteye karşı gösterdiğimiz tepkiye aynı refleksle karşı çıkıyorlar. FETÖ savcılarının hukuksuz emirlerine karşı koyan devlet görevlilerini, sanmayın bu devran böyle gidecek diyerek tehdit eden bizzat Kılıçdaroğlu’nun kendisidir.

Aynı Kılıçdaroğlu 15 Temmuz’dan sonra da, bakın burası çok önemli, buradan son zamanlarda meydanlarda dolaşan kıdemli bir Genelkurmay Başkanı’na da sesleniyorum; ne diyor Kılıçdaroğlu? Askerler her koşulda emre itaat eder, diyerek darbecileri savunmaktan da geri kalmamıştır.

17-25 Aralıktan sonra CHP Grup kürsüsü aylar boyunca Kılıçdaroğlu tarafından FETÖ mensuplarının montaj ve iftira kasetlerinin dinletildiği bir mecraya çevrilmiştir. FETÖ ne demişse Kılıçdaroğlu aynını tekrar etmiştir.

Biz paralel devlet yapısı adıyla FETÖ’nün üzerine giderken, Kılıçdaroğlu emniyet ve yargı içinde çöreklenmiş bu yapıyı devletin vicdanı, diye tarif ediyordu. Bu şekilde tarif ettiği kişiler arasında Sayın Baykal’a kaset kumpası kuranların bulunduğunu özellikle burada hatırlatmak istiyorum. Devleti bu terör örgütünün mensuplarından temizleme çalışmalarımızın hepsinde karşımızda öncelikle CHP’yi ve başındaki zatı bulduk. Allah aşkına, bundan ala siyasi ayak olur mu?

2014 yılındaki mahalli idareler ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde FETÖ’nün CHP’yi desteklediğini bizzat bu partinin milletvekilleri açıklamışlardır.

CHP’yle FETÖ’nün ilişkisinin çok net görüldüğü hadiselerden biri de, burası da çok önemli, Adana’daki MİT tırlarının durdurulmasıdır. Bu kumpasın amacı, Türkiye’yi Suriye’deki radikal gruplara silah gönderen bir ülke gibi göstererek uluslararası müdahaleye açık hale getirmekti. FETÖ’nün tüm unsurları ve CHP yönetimi bu olaya adeta dört elle sarılmıştır. Kılıçdaroğlu doğrudan devletimizi hedef alan bu kumpası, savcının görevi bu değil mi diye savunarak, FETÖ’nün siyasi ayağı olduğunu bir kez daha göstermiştir.

CHP’nin yayın organı gibi çalışan Cumhuriyet Gazetesi bu operasyonu yürüten savcı görevden alınınca hemen kendisiyle röportaj yapıp, MİT suç işledi başlığını atıyordu. Şimdi Genel Yayın Yönetmeni nerede?  Almanya’da, 5 küsur yıla mahkûm olan bu adam şu anda Almanya’da. Onunla beraber ajanlık yapan CHP’nin milletvekili cezaevine girdi, bir müddet yattı, şimdi nerede? CHP’de ve Parlamento’da. Kim siyasi ayak? Siyasi ayak kim? Hali hazırda CHP Meclis Başkanvekili olan dönemin CHP Grup Başkanvekili FETÖ’cüler gibi Lahey Adalet Divanı’nda yargılanmayı gerektirecek savaş suçu işlemekle itham ediyordu. FETÖ’nün siyasi ayağı tarifine en çok bu örgütün üyelerinin gözaltına alınmasını cadı avı olarak niteleyen CHP yönetimi yakışıyor. Genel Başkanı başta olmak üzere CHP milletvekilleri kapatılan FETÖ gazetelerinin binalarına giderek dayanışma gösterisi yaparken, aynı zamanda siyasi ayağın kimliğini ilan etmiş oldular. Yine CHP’nin cumhurbaşkanı adayının yapılan operasyonları cemaati sindirme girişimi olarak niteleyip, devamında CHP’nin mallarına el konacağını iddia etmesi de aradaki ilişkinin bir ikrarıdır. Tabii Kılıçdaroğlu’nun 15 Temmuz’dan sonra da FETÖ elebaşının kitaplarının toplatılmasına da karşı çıktığını hatırladığımızda bu tavrın gayet bilinçli olduğu anlaşılıyor. Kendilerini yıllarca Atatürkçü olarak pazarlayan CHP destekçisi kimi yazarların, bir anda en büyük FETÖ sevdalısı kesilmeleri projenin kapsamının genişliğini gösteriyor. Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın şehit edilmesinden, Büyükelçi Karlov suikastına ve 6-8 Ekim hendek olaylarına kadar ülkemizin karşı karşıya kaldığı her krizde CHP yönetimiyle, FETÖ ortak dil ve tavır geliştirmiştir.

Kardeşlerim,

15 Temmuz’u kontrollü darbe olarak niteleyen Kılıçdaroğlu’na bu aklı ve tabiri veren kim? O da FETÖ. Halen ByLock dâhil pek çok delille FETÖ üyeliğinden hapiste olan Kılıçdaroğlu’nun bir danışmanının yazışmalarında bu durum zaten anlatılıyor. FETÖ’cü danışman ByLock’ta yazıştığı örgüt ağabeylerine Kılıçdaroğlu’na istediklerini söyletebileceklerini belirtiyor, ben söylemiyorum her şey açık, net ortada. Kılıçdaroğlu sözde adalet yürüyüşünü zahirde kendi milletvekili, ama aslında FETÖ’cüler için yapmıştır. Yollarda FETÖ’cülerle, PKK destekçileri kol kola yürümüşlerdir. Dünyada terör örgütüne destek için bunca yol yürüyen bir siyasetçinin aynı yapının bir ayağı olmadığına kimseyi inandıramazsınız. CHP yönetiminin sadece 15 Temmuz’u itibarsızlaştırma çabası ile darbe girişiminin ardından FETÖ’yü devletten ve toplum hayatından tasfiyeye yönelik her adımı engelleme çabası örgütün siyasi ayağı olduğunun en büyük delilidir. Ağızlarını her açtıklarında bizi FETÖ konusunda ikaz ettiklerini söyleyenler FETÖ’nün hain yüzü ortaya çıktıktan sonra bu yapının en büyük sözcüsü, taşeronu ve müdafi haline geldi. Ya ikazları yalandı ya sonrasında ortaya koydukları tavır yalan, netice itibariyle bunların hayatı yalan. Madem bu işler soru sorarak oluyor, sorular soruyor ya, öyleyse ben de burada birkaç soru sorayım. Onun kadar fazla soru soracak şu anda hazinede yer yok, ben daha kısa, az.

FETÖ’nün siyasi ayağı FETÖ’cülerin devirmeye çalıştığı siyasetçi midir, yoksa yükseltmeye çalıştığı siyasetçi midir? FETÖ’nün siyasi ayağı, FETÖ’nün darbe gecesi öldürmeye çalıştığı siyasetçi midir, FETÖ’nün yol verdiği siyasetçi midir?

FETÖ kanalından şahsıma tehditler, kaçarsam beni yakalayacakmış. Bu vatandan ben korkmam Kılıçdaroğlu sen kaçarsın, ama ben buradayım ben buradayım. Biz hiçbir zaman bu topraklardan kaçmadık, kaçmayız, kaçmayacağız, o ancak sen kendini tarif ediyorsun kendini. Siyasi ayak, FETÖ’cü gazetecilere destek, ByLock’çu başdanışman, FETÖ’cülerle yoğun bir telefon görüşmesi. ByLock üzerinden FETÖ-CHP yazışması buyurun kendi adamı söylüyor. Genel Başkan’ın talimatıyla Zaman Gazetesi’ne gittim, diyor. Evet, 6 tane danışman FETÖ’cü çıktı buyurun. Urla Belediye Başkanı malum FETÖ’cü çıktı ve şu anda içeride. Nereye bakarsan bak FETÖ’nün siyasi ayağı tamamen Bay Kemal’in yatak odasına girmiş haberi yok. FETÖ’nün siyasi ayağı, bu yapı terör örgütü olarak tanımlanmadan önce görüntü veren midir? Devlet aynı yapıyı terör örgütü olarak tanımladıktan sonra yanından ayrılmayan mıdır? FETÖ’nün siyasi ayağı gerçek yüzü ortaya çıkmadan önce oy verdiği parti midir?  FETÖ tehlikesi ayyuka çıktıktan sonra tüm gücü ve imkânlarıyla desteklediği parti midir? FETÖ’nün siyasi ayağı FETÖ ile kavgada saldırıya uğrayan parti midir, FETÖ adına yumruk sallayan parti midir? FETÖ’nün siyasi ayağı, bu yapıyla topyekûn mücadeleye giriştiği için hedef alınan parti midir? FETÖ’nün organlarına, kurumlarına, adamlarına sahip çıkan, onlara göğüslerini siper edenler midir? FETÖ’nün siyasi ayağı, 2012 MİT operasyonundan 2013 17-25 Aralık yargı kumpasından, 2014 Milli Güvenlik Kurulu bildirisinden ve Bakanlar Kurulu kararından 2016 darbe girişiminden sonra FETÖ’ye kol kanat geren, FETÖ’nün propagandasına hizmet eden, FETÖ’cülerin argümanlarını kullanan değil mi?

FETÖ’nün siyasi ayağı, FETÖ’nün yargı darbesinde kullandığı montaj ses kayıtlarındaki yalan ve iftiraları siyasete taşıyan, seçim malzemesi yapan kürsü kürsü gezdiren değil midir? FETÖ’nün siyasi ayağı, FETÖ’yle mücadeleye tam destek vermek yerine, süreci sulandıran ve kafaları karıştırmaya kalkan değil midir? FETÖ’nün siyasi ayağı, darbe kalkışmasını milletle birlikte durduran mıdır? Kontrollü diyerek darbeyi meşrulaştırmaya çalışan mıdır?

Evet, şöyle Yeşilköy Hava Limanı’na da gelelim tekrar. FETÖ’nün siyasi ayağı bu yapıyla canı pahasına mücadele eden midir? Genel Başkanlık koltuğu dâhil, CHP Genel Merkezini işgal etmiş olan FETÖ’nün ayak takımı mıdır? Kılıçdaroğlu sürekli yalan söyleyerek, sürekli altı boş ithamlarla kamuoyunu meşgul ederek suçunu bastırmaya çalışıyor. Hatta bugünlerde eski Genelkurmay başkanlarından biri vasıtasıyla doğrudan Meclis’in yasama dokunulmazlığına saldırı anlamına gelen bir kampanya başlattılar. Meclis’te tam kadro destek verdikleri bir düzenlemeyi hemen ardından iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine götürenlerin kulaklarının bu arada kimler tarafından çekildiği ortadadır. Vesayet döneminin hastalıklarının kalıntısı gördüğünüz bu tür saldırılara karşı tüm milletvekillerimizin derhal dava açması önemlidir. Ama şimdi ben buradan soruyorum, o da şu buradan soruyorum: Malum Genelkurmay Başkanı bir diğer şu anda tabii öldü Genelkurmay Başkanı, bunlar bildiriyi hazırladılar, bu bildiri yetmez. Şimdi soruyorum, her ikisinin de Genelkurmay Başkanlığı döneminde çıksınlar şunu söylesinler: Biz şu kadar FETÖ’cü subayı ordudan ihraç ettik. Bu görev kimin? Benim görevim değil, sizin görevinizdi, niye ihraç etmediniz? Ya kimi aldatıyorsunuz? Askeri Şûrada önümüze imza için getiriyorlardı değerli kardeşlerim, 17 yaklaşık şahsım, Milli Savunma Bakanım ve generaller ve her şey hazırlanır önümüze gelir, önümüze geldikten sonra da imzalar atılır. Ve bunların içinde çoğu zaman FETÖ’cü değil, bu Nurcuların içerisinden Kurtoğlu takımı vardır, onlardan da bunların ihraç ettikleri olmuştur, biz onlara bile imza atmadık. Ben de atmadım, milli savunma bakanlarım da atmadı. Peki, bunlar neye atıyordu imzayı? Onlara atıyordu. Peki, FETÖ’cülere niye atmadınız? Onları niye ihraç etmediniz? Bana bunun cevabını verin, bunu söyleyin. Çıkıp sağda, solda ben Başbakana şunu söyledim, bunu söyledim, yalan söylüyorsun yalan. Sadece yargıdakilerden endişe ettiğin için, korktuğun için ve bunlardan dolayı da biz acaba bunu çözer miyiz diye bize bunları anlattınız. Ama açık net söylüyorum, elinizde rahatlıkla ihraç edebileceğiniz FETÖ mensubu subaylar vardı, bunları en iyi sizin bilmeniz gerekirdi, niye bunların tespitini yapmadınız? Askeri istihbaratta vardı, askeri istihbaratta bunları niye çıkarmadınız? Nitekim televizyon televizyon dolaşan şu anda istihbaratçı bir korgeneral de var, niye bunları halletmediniz, niye bunları çıkarmadınız, kimi aldatıyorsunuz ya? Bizim eğer bugün Genelkurmay Başkanını Savunma Bakanı yaparak sivilleşme sürecine girdiysek, sivilleşme sürecinin anlamı işte budur. Çünkü bu onların işine gelmiyor, bunu istemiyorlardı. Şimdi bu beyefendi de istemiyor aslında, işine gelmiyor ve bundan rahatsız. Ama biz bu adımı atarak nitekim Avrupa Birliği’nin de 2014 sonuna kadar tamamıyla savunma bakanlıklarının sivil olması noktasında ortaya koyduğu tezi de halletmiş olduk. Neyle birlikte? 15 Temmuz’la birlikte. Ama rahatsız bundan. Demek ki, artık bu süreç mütekait olanlarla değil, bundan sonraki süreç daha kararlı, daha ciddi bir şekilde yürüyor, işte 15 Temmuz’la birlikte de görüldüğü gibi FETÖ’cüler büyük bir oranda ne oldu? Silahlı Kuvvetlerimizden temizlenmiş oldu. Bitti mi? Daha yapacağımız işler var daha bitmedi. Ama yanlış iş yaptın ve şimdi bu yanlışı düzelt. Şimdi bak avukatlığına kim soyundu? Avukatlığına da Kılıçdaroğlu soyundu, çok anlamlı değil mi? Herhalde bir şeyler vaat ettiler. Ve sırtında tabi resmi kispeti varken, kıyafeti varken ne yapıyordu? Boruyu çıkartıp gösteriyordu. Kime? Medya mensuplarına. Yeri geliyordu yargıya, ama şimdi artık onlar yok. Ve şu andaki hale gelişinde de yine bu Parlamento’nun, bu yasama organının çok çok büyük onlara desteği var, ama bunun da kıymetini bilemedi ve şimdi onun savunmasını yapan partinin de destek verdiği o düzenlemeyi şimdi onlar da inkar ediyor. Kusura bakmasınlar, ne gerekiyorsa biz bunu yaparız, yapacağız.

Yıllarca bu ülkenin ve milletin adeta kanını, iliğini, enerjisini sömüren vesayet anlayışının sesi olan CHP, aynı role FETÖ soyunduğunda bu defada oraya demir atmakta tereddüt etmemiştir. Vesayete, darbelere, cuntalara karşı verdiğimiz mücadelede dünde karşımızda CHP vardı, bugün de karşımızda CHP var. Vesayetin darbecinin kimliği değişiyor, ama CHP’nin oradaki konumu hiç değişmiyor. Hamdolsun bizim de bunların karşısındaki konumumuz değişmiyor. Yıllarca bu ülkeyi irtica tehdidiyle korkutanlar ile teröre bulaşmış bir yapının siyasi temsilciliğini yürütenlerin aynı kalmasını takdirini milletimize bırakıyorum. Bunlar FETÖ’cülerle uğraşmadılar, FETÖ’yle uğraşmadılar, bunlar bizimle uğraştılar, açık ve net söylüyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Yaşadığımız bir askeri şûrada rahmetli Nejat Uygur GATA’da hastanede yatıyor, eşim eşiyle, arkadaşlar, dostlar onu ziyarete gitmek istiyor, hastaneni başında tabii bir General var ve rahmetlinin eşine diyorlar ki, sakın gelmesin. Niye? Başörtülü olduğu için. Ve eşim, Başbakanın eşi, düşünebiliyor musunuz, Nejat Uygur’u ziyarete gidemiyor. Tabii tatsız bir Yüksek Askeri Şûra geçirdik bu olay sebebiyle. Şimdi öldü tabii, anlatmak istemiyorum bazı şeyleri. Ya bunlardan geçtik, bunlardan geçtik. Yani GATA’daki bir hastayı, bir devlet sanatçısını, bu ödülleri almış bir Nejat Uygur’u ziyarete gidecek Başbakanın eşi, bundan rahatsız oluyorsunuz. Niye? Başörtüsü var. Buralardan geldik, neler çekti bu millet.

Değerli Kardeşlerim,

İşte bunları bir daha yaşamamak için biz çok daha fazla çalışmamız lazım, yere sağlam basmamız lazım ve bunlara bu ülkede bu noktada evvel Allah buraları terk etmememiz lazım.

Kardeşlerim,

Biz dün de milli irade düşmanlarına karşıydık, bugün de karşıyız, yarın da karşı olmayı sürdüreceğiz. AK Parti olarak Türkiye’ye yaptığımız en büyük hizmetlerden biri de, içeride ve dışarıda ne yaşanırsa yaşansın hedeflerinden kopmama iradesini temel bir ilke olarak yerleştirmiş olmamızdır. Yaşadığımız onca tarihi hadiseye rağmen ülkede tüm çarkların işlemesini bu kabiliyete borçluyuz. Ülkemizin son açıklamaya göre artık 83 milyonu geçen nüfusunun her biri bu gerçek ışığında yönü daima geleceğe dönük olarak hayatını sürdürmektedir.

Hatırlarsanız, 2019 yılına başladığımızda birileri yine milletimizin umudunu kırmak için kendilerine biçilmiş rollerini oynuyorlardı. Onların senaryosuna göre, 2018’deki kur, faiz, enflasyon darbe girişiminin ardından Türkiye 2019’da tümüyle batacak, bitecek, yerle yeksan olacaktı. Bunlara göre dolar 10 lira olacak, enflasyon yüzde 30’u aşacak, bankalarımız tökezleyecek, Hazinemiz iflas edecekti. Ne oldu, bunların hiçbiri oldu mu? Aldığımız kararlar, uygulamaya koyduğumuz tedbirler, iş dünyamızın dirayetli duruşu ve en önemlisi milletimizin desteğiyle hamdolsun bir kez daha bu felaket senaryolarını yırtıp attık.

Ülkemizi hızla bir toparlanma sürecine sokarak, 3’üncü çeyrekte ekonomimizi yeniden artı büyümeye geçirdik. Öncü göstergeler 4’üncü çeyrek rakamı da açıklandığında inşallah 2019’un tamamını da artı büyümeyle kapatacağımıza işaret ediyor.

2019’da tarihte eşine nadir rastlanacak şekilde faizler 4 ayrı indirimle yılı yüzde 12 ile kapattı. Bu yılın ilk ayında faiz rakamı yüzde 11,25’e geriledi, piyasa faizleri yüzde 8-10, bu aralıkta, Gezi olayları döneminin gerisindeki seviyeye kadar hamdolsun düştü. Risk göstergemiz 235 geriledi, borsamız tarihinin en yüksek seviyesi olan 120 binleri buldu. Ocak ayında yıllık bazda tüketici fiyatları endeksi yüzde 12,2 ve üretici fiyatları endeksi de yüzde 8,8 olarak gerçekleşti. İnşallah enflasyonda yılsonu hedefimiz olan yüzde 8,5’un bile altına ineceğiz.

Merkez Bankası döviz rezervimiz 2018 Ağustosu’ndaki rakamın da üzerine çıkarak 105 milyar dolar seviyesinde seyrediyor. Başbakanlığım döneminde hatırlayın 135 milyar doları da bulmuştuk, onu da tekrar Allah’ın izniyle yakalayacağız.

Turizm’de yılı 51,7 milyon turist ve 34,5 milyar dolar turizm geliriyle kapattık, turizmde patlama. Geçtiğimiz yıl ihracatımız yüzde 2’nin üzerinde artarak 180,7 milyar dolara yükseldi, yani 181 milyar dolar. Dış ticaret açığımız yüzde 45 düşerken, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 76’dan yüzde 86 seviyesine çıktı.

Türkiye çok uzun bir süre cari dengede fazla verir hale gelmeyi başardı. Kasım ayı itibarıyla 2,7 milyar dolar cari fazla elde ettik. Geçen hafta açıklanan Ocak ayı dış ticaret rakamlarımız ise bu ivmenin devam ettiğini gösteriyor. Ocak’ta ihracatımız aylık bazda yüzde 6,1 artarak 14,8 milyar dolara, yıllık olarak 181, 6 milyar dolara ulaştı. Bu şimdiye kadarki en yüksek Ocak ayı ihracat rakamına tekabül ediyor.

Yine Ocak ayında otomobil satışlarında yüzde 100’ün üzerinde bir artış yaşandı. Görüldüğü gibi faizler indiği halde ne döviz kuru patladı, ne enflasyon zıpladı, ne piyasalar karıştı, ne başka bir sıkıntı yaşandı. Tam tersi, açıklanan her gösterge daha iyiye doğru bir gidişe işaret ediyor. Bu tablo, ülkemizde eskiden beri sürekli faizleri indirirseniz batarsınız, biterseniz diyen zihniyete verilmiş en güzel cevaptır. Ekonomimizin gerçeklerine uygun olarak bu süreci kontrollü bir şekilde sürdüreceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

Sözlerimi turizm sektörümüz açısından önem taşıyan bir müjdeyi milletimizle paylaşarak tamamlamak istiyorum.  2020 yılını Patara Yılı ilan ettik. Bilindiği gibi Patara Antik Kenti Fethiye-Kalkan arasında bulunuyor. Şimdi görüntü vereceğim ve bu görüntüde de Patara’yı hep birlikte izleyelim.

Evet, şimdi 2020’yi Patara Yılı ilan ettik. Likya’nın ana liman şehri olan Patara, bizim tarihimizin de önemli sembollerinden biridir. Osmanlı Devleti Kuzey Afrika’yla olan telgraf bağlantısını Patara Telsiz Telgraf İstasyonu aracılığıyla sağlıyordu. Yaklaşık 850 kilometrelik uzunluğuyla Avrupa’nın en büyük hattının ucunda yer alan Patara İstasyonu, İtalyanlar tarafından bombalanana kadar ülkemize çok önemli hizmetler vermiştir. Bu telsiz telgraf istasyonunu aslına uygun şekilde yeniden ayağa kaldırıyoruz. Roma’nın bir parçası olan Likya Birliği’nin yönetim modeli, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşuna örnek olacak kadar önemlidir. Nitekim Likya Birliği’nin meclis binası tarihi önemine binaen Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığımız tarafından restore ettirilmiştir. Antik dönemden günümüze kadar ulaşan tek deniz feneri de yine Patara’dadır. Bu deniz fenerini de en kısa sürede ayağa kaldırmayı planlıyoruz.

Şehir kapısından suyollarına kadar daha pek çok nadide özelliğiyle Patara’yı ülkemizin tarihi zenginliğini dünyada temsil edebilecek bir yer olarak gördük. Sayın Bakan, öyle mi? Yoğun çalışacağız, yetiştireceğiz. 2020 Patara Yılının ülkemize ve turizm sektörümüze hayırlı olmasını diliyorum. Bu kampanya ile geçtiğimiz yıl 200 bine yakın turisti ağırlayan Patara’yı çok daha ileri bir yere taşımayı hedefliyoruz.

Sizlere bu haftaki Meclis çalışmalarında başarılar diliyorum.

Şimdi inşallah hemen suretle, evet, kurtuluşunun 100. Yıldönümünde Kahramanmaraş’taki kutlamalara katılacağım, süratle oraya gidiyorum. Ve bu vesileyle, Genel Başkan Yardımcımız Mehmet Özhaseki ve Yusuf Ziya Bey, Menderes Türel Bey biliyorsunuz geçen haftanın sonunda bir trafik kazası Antalya’da geçirdiler. Dün akşam kendisiyle Mehmet Bey’in de görüştüm, hamdolsun, eşleriyle beraber geçirdikleri bu trafik kazasından sonra şu anda durumları iyiye gidiyor. Rabbim şifalar versin inşallah.

Hepinize saygılar sunuyorum, sevgilerimi sunuyorum, sağ olun, var olun.