Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda Yaptıkları Konuşma

31.01.2020

Kıymetli İl Başkanları,

Değerli Belediye Başkanlarımız ve İl Genel Meclisi Başkanlarımız, Sevgili Yol ve Dava Arkadaşlarım,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Toplantımızın ülkemiz, milletimiz, partimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Bu hafta Cezayir, Gambiya ve Senegal’i kapsayan bir Afrika seyahatimiz oldu. Afrika turumuzun ilk durağı olan Cezayir’le tam 5 asırlık tarihi ve beşeri bağlarımız bulunuyor. Oruç Reis’in Hristiyan istilacılarına karşı yürüttüğü destansı mücadelenin Cezayir’in bir İslam toprağı olarak kalmasında çok büyük payı vardır. Ömrü İlahi Kerimetullah uğrunda seferden sefere geçen Oruç Reis, 1518 yılında yine Cezayir’i savunurken şehit düşmüştür. Cezayir, Fransa’dan bağımsızlığını yaklaşık 5 milyon evladını şehit vererek kazanmış büyük ve asil bir devlettir.

Cumhurbaşkanı Sayın Tebbun’un göreve gelmesinin ardından Cezayir’e devlet başkanı düzeyinde ilk ziyareti gerçekleştirerek anlamlı bir mesaj verdiğimize inanıyorum.

Ziyaretim sırasında Türkiye-Cezayir Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’ni kurarak, ilişkilerimizi en üst düzeye taşımış olduk. Ayrıca, DEİK’in öncülüğünde düzenlenen İş Konseyi’nde firmalarımızı bir araya getirerek, yeni ortaklıkların tesisine vesile olduk. Sayın Tebbun ile görüşmemizde ikili ticaretimizi en kısa sürede 5 milyar dolar seviyesine çıkarma kararı aldık.

Cezayir’in ardından FETÖ ile mücadelemizde ülkemize ilk ve en güçlü desteği sağlayan Batı Afrika ülkesi Gambiya’ya geçtik. Türkiye’den Gambiya’ya resmi ziyaret gerçekleştiren ilk Cumhurbaşkanı olmam, bu ziyarete tarihi bir nitelik kazandırdı.

Gambiya ziyaretimizi tamamladıktan sonra aynı günün akşamında bu ülkenin komşusu olan Senegal’e vardık. Son yıllarda firmalarımızın Senegal’de hayata geçirdiği altyapı projelerinin sayısı ve hacminde ciddi artışlar yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Macky Sall’in destekleriyle Türk müteahhitleri Senegal’de bugüne kadar 775 milyon dolar değerinde tam 29 proje üstlendi. Mesela Batı Afrika’nın en modern havalimanlarından biri olan Dakar Uluslararası Havalimanı firmalarımızca Afrika’da gerçekleştirilen ilk yap-işlet-devret projesidir. Çabalarımız neticesinde Türkiye ile Senegal arasındaki ticaret hacmi 2007 yılında –burası çok önemli- 66 milyon dolar iken 2018’de 401 milyon dolara çıktı. Bu ziyaretimiz sırasında ise hedef olarak 1 milyar doları belirledik. İnşallah kısa sürede bu rakamı da yakalayacağımıza, hatta aşacağımıza inanıyorum.

Son Afrika turumuzla Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığım döneminde kıtanın 28 farklı ülkesini ziyaret etmiş oldum. Bunların kahir ekseriyeti Gambiya gibi Türkiye’den devlet ve hükümet başkanı düzeyinde yapılan ilk ziyaretlerdir. Gayretlerimiz sonucunda Afrika ülkeleriyle Türkiye arasındaki ticaret hacmi yüzde 381 artışla 26 milyar dolara ulaştı. Göreve geldiğimizde 12 olan büyükelçilik sayımız 42’ye çıktı. Afrika ülkelerinin Türkiye’de sadece 10 büyükelçiliği varken, bu sayı da bugün 36’ya ulaştı. 2008 ve 2014 yılında düzenlediğimiz Türkiye-Afrika ortaklık zirveleri ilişkilerimize farklı bir boyut kazandırdı.

Bayrak taşıyıcımız Türk Hava Yolları İstanbul’dan 38 Afrika ülkesindeki 58 noktaya şu anda uçuş düzenliyor. Türkiye burslarıyla 4500 civarında Afrikalı öğrenciye yükseköğrenim imkânı sağlıyoruz. Maarif Vakfımız 24 ülkede 144 okulu ile 15750 öğrenciye eğitim-öğretim hizmeti sunuyor. TİKA 28 program koordinasyon ofisi ile kıta genelinde Türk tipi kalkınma modelinin öncülüğünü yapıyor.

Dostlarımızın ve kardeşlerimizin toprağı olarak gördüğümüz Afrika ülkeleriyle ilişkilerimizi inşallah daha da yoğunlaştıracağız. 21. yüzyılın aynı zamanda bir Afrika yüzyılı olacağı inancıyla işbirliğimizi artırarak sürdüreceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

24 Ocak Cuma akşamı Elazığ ve Malatya illerimizde can kaybına yol açan, ancak çok daha geniş bir alanda hissedilen 6,8 şiddetinde bir deprem yaşadık. Öncelikle depremde hayatını kaybeden 41 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Depremin ardından hastanelere başvuran 1607 vatandaşımıza geçmiş olsun diyorum. Halen hastanelerimizde 7’si yoğun bakımda olmak üzere toplam 48 kardeşimizin tedavisi sürüyor, diğerleri hastaneden çıkmış durumdalar. Hamdolsun hayati tehlikesi olan depremzedemiz bulunmuyor. Bu büyük afette Elazığ ve Malatya yanında Diyarbakır, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Adıyaman ve Batman’da büyüklü-küçüklü toplam 498 bina yıkılmış, 4 bin 912 bina ağır hasar, 296 bina orta hasar, 5 bin 447 bina hafif hasar almıştır. Özellikle Elazığ’ın merkez, Sivrice ve Maden ilçeleriyle Malatya’nın Battalgazi, Doğanyol, Kale, Pütürge ve Yeşilyurt ilçelerinde ciddi yıkımlar ortaya çıkmıştır. Deprem haberinin alınmasıyla birlikte 3 bakan arkadaşımı anında hemen Elâzığ’a gönderdik. Ve sağ olsunlar gerek İçişleri Bakanım, gerek Sağlık Bakanım, gerekse Çevre Şehircilik Bakanım anında oraya ulaşarak ve o günden bugüne orada bu çalışmalara hep birlikte müzaheret ettiler ve terk etmediler. Dün İçişleri Bakanım Ankara’da yapılan Milli Güvenlik Kurul Toplantısı için geldi ve tekrar Elazığ’a döndü. Aynı şekilde Sağlık Bakanım bu malum son salgın hastalıkla ilgili olarak o da dün akşam geç vakitte Ankara’ya geldi ve buradaki çalışmalara o da kesinlikle bizzat kendisinin yapması gereken müdahaleler sebebiyle burada. Ama Çevre Şehircilik Bakanım orada, şimdi İçişleri Bakanımız da orada. İl milletvekillerimiz orada, çevre illerden milletvekili arkadaşlarımız orada ve yerel yönetimlerden sorumlu arkadaşlarımız sağ olsun onlar da oradalar ve hep birlikte bu süreci takip ediyorlar. Devletimiz tüm kurumları ve görevleriyle insanlarımızın yardımına koşmuştur. AFAD, Jandarma, Sağlık Bakanlığı, itfaiye teşkilatları, Kızılay ve diğer kurumlarımızdan 7 bin 171 personel ve 661 araç deprem bölgesinde görevlendirilmiştir. Şu ana kadar deprem bölgesinde AFAD tarafından 25 bine yakın çadır, 31 bine yakın yatak ve 50 bin battaniye ulaştırılarak ihtiyaç sahiplerinin hizmetine sunulmuştur. Kızılay tarafından da deprem bölgesine 2 bin 500 çadır, 15 bine yakın yatak, 42 binin üzerinde battaniye, 220 bin paket gıda maddesi, her biri 5’er bin kişi kapasiteli 6 mobil ve sahra mutfağı gönderilmiştir.

Bakanlıklarımızın her biri kendi görev alanlarıyla ilgili olarak depremden etkilenen vatandaşlarımıza destek olmaktadır. Genel Başkanvekilim, Genel Başkan yardımcılarım, onlar da aynı şekilde bu süreçte yine deprem bölgesinde bulunmuşlar ve bütün çalışmalara müzaheret etmişlerdir.

Değerli Kardeşlerim,

Şahsım da hemen ertesi gün olay yerine giderek, çalışmaları bizzat yerinde gördüm, takip ettim. Önce Elazığ’a, Elazığ’dan Malatya’ya geçtim ve Malatya’da da yine aynı şekilde orada halkla iç içe olduk. Onlarla halleştik, dertleştik ve daha sonra tekrar Ankara’ya dönerek, malum uzun yolculuk için İstanbul’a geçtim ve uzun yolculuğumuza da başladık.

Şunu çok açık net söylemem lazım: Türkiye tarihinin en hızlı ve etkili afete müdahale faaliyetini değerli arkadaşlar, elhamdülillah göğsümü gere gere söylüyorum, bu depremde yürütmüştür. Bizim tarihimizde Erzincan depremi vardır, meşhurdur. Sakarya, Düzce, Bolu, Kocaeli bu depremler var malumdur. O zaman ülkeyi yönetenler de bellidir. Bunun bedeli, faturası ne olmuştur? Bunlar da bellidir. Şu anda çıkıp bu CHP’nin Başkanı bunun çünkü yakın siyasi tarihten zerre kadar haberi yoktur, bilmez bu işleri, bu tarih cahilidir. Ve acaba bir Düzce depreminde, bir Kocaeli, Sakarya depreminde, Bolu’da neler olmuş, neler bitmiş bilmez. Ben daha cezaevinden yeni çıkmıştım ve bu deprem olunca ilk işim oralara gitmek oldu ve yaklaşık 9-10 gün ben deprem bölgelerinde halkla bir araya geldim, çünkü biz dertliydik, bunlardan uzak kalamazdık. Ve gayret ettik, çalıştık, iktidar olduk, yarım kalmış olan o deprem bölgelerindeki çalışmaları biz tamamladık, biz. İnanın bundan da haberleri yoktur. Ve biz bunları yaparken bunu insani, vicdani ve üstlendiğimiz görev sebebiyle bunları yaptık. Fakat haberi yok dedim ya, şimdi sorun Van depreminden haberin var mı diye, inanın yoktur. Ya biz Van depreminde eski parayla yaklaşık, 20 katrilyona yakın para harcadık. Utanmadan soruyor deprem için topladığınız paraları nereye harcadınız? Deprem için toplanan paralar yerine gittiği gibi, biz milli bütçeden buralara çok ciddi harcamalar yaparak oraları ayağa kaldırdık. İşte Van’da Edremit diye bir ilçe var şu anda sorun bilmez. Edremit ilçesini adeta biz denize nazır bir ilçe olarak inşa ettik. İpek Yolu bilmez, buraların hepsini biz yeniden, sıfırdan inşa ettik. Erciş öyle sıfırdan inşa ettik. Van’ın geneli bilmez, suyu yoktu suyu Van’ın. Devlet Su İşlerini seferber ettik, çünkü o suyu getirme sorumluluğu kime aitti? Van Büyükşehir Belediyesine, ama terör örgütüyle el ele olan bu Belediye ne yazık ki halkını susuz bırakmıştır. Biz DSİ’yle oranın su sorununu çözdük. Ve şu andaki Van işte bizim o dev yatırımlarımızla zaten göreve geldiğimizden bu yana son rakamı tam bilmiyorum, ama nereden baksanız 27 katrilyonu buldu son rakamla, fazlası var azı yok. Van’a biz bu denli yatırımlar yaptık. Toplu Konut İdaremiz, Gençlik Spor oralarda çok ciddi yatırımlar yaptık haberi yok. Nereye harcadınız diyor, git yerinde gör, git yerinde gör, neler yaptığımızı.

Aynı şekilde Bingöl depremi arkadaşlar Bingöl depreminin hemen ardından anında deprem bölgesindeydim bakan arkadaşlarımızla beraber oradaydık ve orada da biz çok yoğun çalışmalar yaptık ve süratle bugünkü Bingöl’ü hamdolsun biz inşa ettik, ama bunun bundan haberi yok. Yeni bir şehir orada meydana getirdik, havaalanıyla her şeyiyle bugünkü Bingöl’ü biz inşa ettik. Aynı şekilde Simav, Simav depreminde de yine anında müdahaleyle bugünkü Simav’ı inşa ettik, beklemedik. Bir yerden bir şeyler gelecek demedik. Eğer biz öyle her şeyi acaba nereden ne yardım gelir onlar gelsin de ondan sonra yapalım diyecek olursak yolda kalırdık, ama biz hemen milli bütçemizden adımlarımızı attık ha gelen yardımlarla da oradaki desteği sürdürdük olay bu. Bay Kemal, sen neredesin ya sen neredesin? Sen kiminle cirit attığının farkında değilsin? Ve bu işi de öğrenemeyeceksin.

Değerli Kardeşlerim,

Onlar ne yaparsa yapsın biz vazifemizi iyi biliyoruz, vazifemizin idraki içerisindeyiz. Kalkıyor CHP’li belediyeler oraya gitmişte onların yaptıklarıyla oradaki sorunlar halledilmiş. Ya belediyelerin gittiyse Allah razı olsun, hayırlı olsun. Ya benim zaten halkım benim zaten vatandaşım Allah izniyle onların çok çok fazlasını yapıyor ve yaptı. Deprem gecesinden beri orada bulunan bakanlarımız ve diğer ekiplerimiz başta olmak üzere bu süreçte emeği geçen, katkısı olan herkese şahsım ve milletim adına ben teşekkür ediyorum.

Değerli Arkadaşlar,

Elazığ ve Malatya’daki arama kurtarma çalışmaları depremden sonraki 67. saatte tamamlandı, bu hakikaten çok seri, çok yoğun bir çalışmanın sonucunda elde edilmiş neticedir. Yıkılan ve tehlike arz eden binaların enkazları da şu anda süratle kaldırılıyor. Kullanılamayacak durumda olan binalar da en kısa sürede yıkılacak. Hiçbir vatandaşımızı mağdur etmeden bu büyük afetin yaralarını inşallah süratli bir şekilde saracağız.

Kamunun acil durum ödenekleri yanında vatandaşlarımız tarafından toplanan yardımlar da depremin yaralarının sarılması için kullanılmaktadır. Depremde en çok can kaybının yaşandığı Elazığ’ın Mustafapaşa ve Sürsürü mahallelerinden başlayarak bölgede kapsamlı bir kentsel dönüşüm çalışmasını başlatıyoruz. İlk etapta Elazığ’da 3 bin 850, Malatya’da 2 bin 550 olmak üzere toplam 6 bin 400 yeni konutu süratle yaparak vatandaşlarımıza teslim edeceğiz.

Türkiye 1999 depreminin ardından ortaya çıkan hasarları gidermek için sadece İstanbul, Kocaeli, Yalova, Sakarya, Düzce ve Bolu’da 103 milyar liralık yatırım yapmıştır Bay Kemal. Bak bu rakamları iyi takip et. Van, Kütahya, Bingöl, Afyon Dinar depremlerinin ardından da vatandaşlarımıza tüm altyapısı ve sosyal tesisleriyle 38 bine yakın kalıcı konutu yapıp teslim ettik. Depreme dayanaksız binaların dönüşümü için sadece kira yardımı, hibe, kamulaştırma, harç muafiyeti, bina inşaatı gibi işler için 61 milyar liraya yakın bir kaynak kullandık. Riskli alan olarak belirlenen yerlerde de hali hazırda 60 milyar liralık bir kaynakla yatırımlarımız devam ediyor. Görüldüğü gibi ülkemizi depreme hazırlamak için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz. Hani sürekli deprem vergileri ne oldu, hep bunu söylüyor. İşte o sordukları deprem vergilerinin 2003-2019 yılları arasındaki toplamı cari fiyatlarla 66 milyar lira, 2019 fiyatlarıyla 147 milyar liradır, bugüne kadar depremlerin ardından yapılan ve depreme hazırlık için yürütülen çalışmalarda harcanan kaynak ise bu rakamların yaklaşık 5 katıdır.

Türkiye’yi onca acısının arasında bu tür tartışmaların içine çekenleri de huzurlarınızda kınıyorum ve sevgili milletime havale ediyorum.

Vatandaşlarımızın da artık deprem konusunda çok daha bilinçli bir şekilde hareket ettiklerini memnuniyetle görüyoruz. Bu ülkede artık hiç kimse vatandaşlarımızı depreme dayanaksız bina yapmaya veya oralarda yaşamaya yönlendiremez. Her fırsatta ısrarla altını çizdiğimiz yatay yapılaşmanın ne kadar önemli olduğunu maruz kaldığımız her deprem bize bir kez daha ispatlıyor. 81 vilayetimizin tamamında bundan sonra artık hiçbir yeni yerleşim yeri ne çürük zeminde, ne de yüksek katlı olarak inşa edilemeyecektir. Depreme hazırlık kapsamında ülke çapında tespit ettiğimiz 1,5 milyon binanın dönüştürülmesi çalışmalarına hız veriyoruz. Görüldüğü gibi deprem bizi beklemiyor, öyleyse bizim deprem kapımızı çalmadan hazırlıklarımızı tamamen bir defa yapmamız şarttır. İnşallah önümüzdeki dönemde milletimizin de desteğiyle bu hassasiyetle yatırımlarımızı hızlandıracak ve neticeye ulaştıracağız.

Çevre ve Şehircilik Bakanıma da söyledim, hiç beklemeden Elazığ ve Malatya’da kırsal kesimde süratle oralarda tek katlı binaları yapacağız, yanına ahırı varsa ahırını da yapacağız ve böylece oralarda çelik konstrüksiyonla bu inşaatı tamamlayıp bitireceğiz.

Ve şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanımız süratle zemin etütleri başta olmak üzere zemin etütlerini de yapıp kırsal kesimi öncelikle halledelim diyoruz, hemen arkasından da merkezdeki binaların inşallah yapımına başlayacağız, oralarda da yine zemin+3 şeklinde, ama çok daha güçlü ve mümkün olduğunca da çelik konstrüksiyonla bu binaları yapıp merkezi halletmek ve Çevre ve Şehircilik’in elinde şu anda 400 kadar konut var, bu konutlara geçmeyi kabul eden vatandaşlarımızı da hemen bu konutlara taşımayı kendi gönül rızasıyla yapmayı planlıyoruz. Ve böylece bir an önce vatandaşlarımızı sağda-solda kalmaktan, kirada vesaire kalmaktan kurtaralım istiyoruz.

Değerli Arkadaşlar,

Ecdadımızın asırlarca barış içinde yönettiği ve Birinci Dünya Savaşı’nın ardından geride bıraktığı pek çok bölge halen huzura kavuşmadı. İşgal, yıkım ve gözyaşının sürdüğü yerlerin başında ise malum Filistin geliyor. İkinci Dünya Savaşı’nın akabinde Filistin topraklarında korsan bir şekilde kurdurulan İsrail, kan döke döke haksız ve hukuksuz bir şekilde bugünkü sınırlarına ulaşmıştır.  Zalimin gözü kana da doymaz, mala da doymaz, İsrail’in de gözü doymuyor. Son olarak Amerikan yönetiminin desteğiyle hem Kudüs’ü, hem de İsrail özellikle ısrar ettiği işgal altındaki diğer Filistin topraklarını ilhak anlamına gelen bir planı devreye almaya çalışıyor. 1947’de bir Filistin vardı, bugün ise maalesef İsrail 1947’deki Filistin’in topraklarının aynıyla şu anda işgalci ve tamamıyla Filistin’e de şu anda hani böyle damla damla gösterebileceğimiz bir ne yazık ki artık Filistin var. Ve şimdi utanmadan, sıkılmadan bunlardan da Filistin’i mahrum etmenin Batı Şeria da dâhil olmak üzere bunun gayreti içindeler. Tekrar altını çizerek ifade ediyorum, bu planla işgal edilen Filistin topraklarının ilhakı amaçlanıyor. Türkiye olarak görünürde iki devletli çözümü kabul eden, ama esasta Filistin’i tümüyle yok eden ve Kudüs’ü tamamen gasp eden bu planı asla tanımıyor ve kabul etmiyoruz.

Rabbimizin, çevresiyle, yani tüm Kudüs ve Filistin topraklarıyla birlikte mübarek kıldığı Beytü’l-Makdis’in, yani Mescid-i Aksa’nın mahremiyetine uzanan elleri kırmak imanımızın bir gereğidir. Şayet bugün Mescid-i Aksa’nın mahremiyetini koruyamazsak, yarın kem gözlerin Kabe’ye çevrilmesini engelleyemeyiz, hele hele şu andaki zihniyetle hiç mi hiç engelleyemeyiz. İşte bunun için Kudüs kırmızı çizgimizdir diyoruz.

İslam dünyasındaki ülkelerin şu atılan adım ve açıklanan metinle ilgili tavırlarına baktığımız zaman, ben halimize acıyorum. Başta Suudi Arabistan sesin çıkmıyor sesin, ne zaman çıkacak? Bakıyorsunuz Umman, Bahreyn, aynı şekilde Abu Dabi yönetimi bir de oraya katılıp alkış tutuyorlar; yazıklar olsun yazıklar olsun. Acaba o alkış tutan eller bu haince atılan adımın hesabını nasıl verecekler? Başlarında kipalarla orada olanlar da alkış tutuyor, onlar da alkış tutuyor. Söyle bana arkadaşını, söyleyeyim sana kim olduğunu, bunların yaptığı bu.

Binlerce yıldır olduğu gibi, bugün de dünya barışının anahtarı Kudüs’tür. Barış çınarı Kudüs’te yıkılırsa bunun altında tüm dünya kalır. Kudüs’ü tümüyle İsrail’in kanlı pençelerine terk etmek, sadece orada yaşayan Müslümanlara ve Hıristiyanlara değil, tüm insanlığa yapılmış en büyük kötülük olacaktır. Aynı şekilde zaten kendi kadim vatanlarında parya durumuna düşürülmüş olan Filistinli kardeşlerimizi böyle rezil bir planı kabule zorlamanın da izahı yoktur.

Mazlum Filistin halkına ve Kudüs-ü Şerif’e yaptıkları tacizlere seyirci kalarak İsrail’i cesaretlendiren herkes, ortaya çıkacak vahim sonuçların sorumluluğuna ortaktır.

Filistin halkının ve devletinin özellikle güvenliğini işgalci İsrail’e bırakmak, kuzuyu kurda teslim etmekle aynıdır. Çok enteresan, bu açıklamayı yapıyor Sayın Trump, yanında kim var?  Seçim kaybetmiş bir Netanyahu var. Basın mensupları içeri alınıyor, Türk medyası içeri alınmıyor. Hani sizde basın özgürlüğü vardı? Hani siz basın özgürlüğünden yanaydınız? Acaba aynı şeyi Türkiye’de biz Amerikan medyasına yapacak olsak, ne yaparsınız? Kıyameti koparırsınız. Peki, Türk medyasını niye almadınız bu toplantıya, neden? Hadi bunu da açıklayın. İşte bunların özgürlük anlayışı bu, basın özgürlüğü anlayışı bu.

Üstadın “kurt yapmaz bu taksimi, kuzulara şah olsa” dediği türden böyle bir planı destekleyen kimi Arap ülkeleri Kudüs’le beraber kendi halklarına, daha önemlisi tüm insanlığa ihanet etmektedir. “Kul kurar, kader gülermiş” derler. İstedikleri kadar plan yapsınlar, istedikleri kadar zulüm işlesinler, Allah’ın yardımı ve vicdanlı, ahlaklı, hakkaniyetli insanların desteğiyle Kudüs davası hep ayakta kalacaktır.

Biraz sonra Mahmud Abbas ile bir görüşmem olacak, inşallah ardından İsmail Heniyye ile yine bir görüşmem olacak, onlarla konuları değerlendireceğiz. Bizim burada tabii ayrıca Hıristiyan dünyasına da bir mesajımız var. Hıristiyan dünyasının buraya sahip çıkması lazım. Dikkat edin, bu işin başını çeken Sayın Trump, Hıristiyan değil mi? Bu olaylar karşısında Hıristiyan dünyası herhalde eli bağlı kalmayacaktır. Çünkü aynı zamanda Kudüs’te Hıristiyanların da malum hakkı var, onların da burada dik durması lazım, diri durması lazım.

Dün beni ziyarete gelen Hahambaşı ve heyetine de onu söyledim, sizin de burada atmanız gereken adımlar var, yapmanız gerekenler var, sizden de ben bunu bekliyorum dedim.

Değerli Kardeşlerim,

Bizim hem inancımız, hem kültürümüz gereği Musevilere karşı en küçük bir düşmanlığımız yoktur, olamaz. Bizim 1967 sınırları temelinde egemen, bağımsız ve bitişik bir Filistin’in komşusu olan İsrail Devleti’yle de sorunumuz yoktur. Bizim karşı olduğumuz, İsrail yönetiminin sergilediği haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik, zulüm ve kıyımdır. Sokaklarda çocuğundan yaşlısına masumların resmen infaz edildiği, insanların evlerinin başlarına yıkılarak gasp edildiği böyle bir haydut devlet, böyle bir terör devleti bizim gözümüzde hiçbir zaman muteber olamaz.

Tarihte hiçbir zaman zalimlerin abat olduğu, uzun süre ayakta kaldığı görülmemiştir. Binlerce yıl boyunca omuz üstünde baş bırakmayarak kıtalar dolaşanlar hani nerede? Bir dönem Afrika’yı ve Güney Amerika’yı kan denizine boğanlar, çalıp çırpanlar hani nerede? İşte son Cezayir ziyaretimde 5 milyon insanımızı bu Fransa katletti dedi bana; kim? Cumhurbaşkanı. Düşünebiliyor musunuz? Ben de kendisinden, dedim ya bana bunların ayrıca bir arşiv bilgilerini de gönderirsen çok isabetli olur. Çünkü dedim bu Macron bu işleri bilmiyor, ona da bunları anlatmamız lazım, siz bunları yaptınız.

İkinci Dünya Savaşında onlarca milyon insanın ölümüne yol açanlar hani nerede?  Ve Senegal’de Goree Adası var, oraya köleler adası da derler ve oraya Müslümanları zincirlerler, ondan sonra da oradan kadırgalarla Amerika’ya onları yolcu ederlerdi zincire bağlı olarak. Bunu yapanlar bunun hesabını verdiler mi? Hayır. Ada orada duruyor, o hücreler de orada duruyor, ben gezdim gördüm orayı. Bunlar böyle hain.

Evet, onun için biz diyoruz ki, ‘Zalimler için yaşasın cehennem.’ Bugünkü zalimlerde yarın tarihin karanlık dehlizlerinde yok olup gidecektir. Biz Türk milleti olarak hep lanetle anılardan değil, hayırla yad edilenlerden olduk, inşallah olmaya da devam edeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti inancımızın ve medeniyetimizin gereğini yerine getirerek hem Kudüs davasına hem Filistin halkının onur mücadelesine sonuna kadar destek verecektir.

Değerli Arkadaşlar,

Son dönemde önemli gelişmelerin yaşandığı yerlerden ikisi de Suriye ve Libya’dır. Esed rejimi İdlib’deki saldırılarını artırmıştır. İdlib’deki vahşeti engellemek Suriye’nin istikrarına ve siyasi çözüme destek vermek amacıyla Rusya ile bir mutabakat imzalamıştık. Bu mutabakat Esed rejimi ve onu destekleyen Rusya tarafından kanla ve acıyla adım adım delinmekte, bozulmakta, ihlal edilmektedir. Suriye’deki her gelişme Türkiye için en az kendi sınırları içindekiler kadar önemlidir, hayatidir, kritiktir. Halen 3,6 milyon Suriyeliyi topraklarında barındıran ülkemizin yeni bir göç dalgasına tahammülü yoktur. Rejimin terör örgütleriyle olan kötü sicilini de göz önüne aldığımızda aynı zamanda yeni tehditlerin sınırlarımıza dayanmasına da seyirci kalamayız. Hiçbir ülkenin siyasi ve ekonomik çıkarı Türkiye’nin güvenlik ve istikbal önceliklerinden daha önemli olamaz. Bu bakımdan Suriye’nin ne diğer bölgelerindeki, ne de İdlib’deki duruma seyirci kalmayacağız ve kalamayız.

2016’dan beri gerçekleştirdiğimiz Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekâtlarımız hassasiyetlerimize riayet edilmemesi halinde sahadaki durumu fiilen kontrol altına alma irademizin en somut örnekleridir. Bize diyorlar ki, sizin orada ne işiniz var? Adana Mutabakatını git öğren, oku, niye oradayız o zaman bunu en iyi şekilde anlarsın. Biz bu mutabakatın gereği olarak oradayız ve teröristlerle mücadelede Adana Mutabakatının gereği biz teröristleri sonuna kadar kovalarız. Bu bazen YPG olur, PYD olur, bazen DEAŞ olur, hatta bazen de FETÖ olur. Bunları sonuna kadar kovalayacağız. Nereye kaçtı? Suriye’ye kovalayacağız. Nereye kaçtı? Irak’a kovalayacağız, sonuna kadar. Bizim topraklarımıza tehdit oluşturan kim varsa gereğini yapacağız. İdlib’de ki durumun süratle normale döndürülmemi halinde yeniden aynı yola başvurmaktan başka çaremiz kalmayacaktır. Bize verilen sözlerin yerine getirilmediği Barış Pınarı Harekâtı bölgesinde de aynı yol ayrımına doğru gidiyoruz. Hiç kimsenin Türkiye’yi bölücü örgütün kıskacına sokmaya ya da rejimin zulmüne rıza göstermeye, zorlamaya hakkı yoktur.

Buradan bir kez daha ilan ediyorum, adı ne olursa olsun bölücü terör örgütünün Suriye’nin herhangi bir yerinde bölgemiz için bitip tükenmeyecek bir fitne ve ihanet çukuru açmasına izin vermeyeceğiz. Gerekirse teröristlerin bulunduğu her yere bilfiil giderek bu oyunu bozacağız. Rejimin kendi halkına zulüm ederek, saldırarak, kanını dökerek, tehdit ederek ülkemizi sürekli bir şekilde göçmen tehdidi altında tutmasına da izin vermeyeceğiz. Suriye’deki krizin tek çözümü bu ülkenin tüm vatandaşlarını kucaklayan siyasi sürecin hızla ve adil bir şekilde hayata geçirilmesidir. Bu ülke topraklarında yakarak, yıkarak, öldürerek, göç ettirerek, elde edilmiş gibi gözüken kazanımlar siyasi sürecin önünü kesmekten başka işe yaramaz. Rejimi bu yönde cesaretlendirenlerin tek amacının da Suriye’deki krizin uzun süre devam etmesini sağlamak olduğu açıktır. Biz Türkiye olarak tüm samimiyetimizle Suriye’nin tüm halkıyla birlikte istikrarını ve güvenliğini istiyoruz. Bunun için de askeri güç kullanmak dahil ne gerekiyorsa yapmaktan çekinmeyeceğiz, bunu da ifade ediyorum. Ülkemizi Suriye’de çıkmaza sürükleyerek dikkatimizi dağıtmak isteyenlerin hesapları tutmayacaktır. Bu ilkeli duruşumuzun bir benzerini Libya’da sergiliyoruz. Türkiye Suriye’de halkın, Libya’da da ülkenin meşru hükümetinin yanındadır. Hafter gibi af edersiniz ücretli bir lejyonerle değil, biz oradaki ilişkimizi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin tanıdığı Serrac’la yürütüyoruz. Ama maalesef birçok ülkeler Hafter gibi, Abu Dabi yönetiminin adeta memuru konumundaki bir lejyonerle yürütüyorlar. Wagner denilen yine Rusya’nın oraya göndermiş olduğu güvenlik güçleri Hafter’in oradaki askerleri konumundadır. Sudan’dan gelen 5 bin asker aynı şekilde, ama biz şu anda sadece komuta kademesi olarak orada evet Serrac’ın yanında Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin tanıdığı bir liderin desteğini bize davetiyle anlaşmamızı yaptık ve oradayız. Libya halkının kahir ekseriyetinin desteğinin ve duasının da bizimle olduğunu biliyoruz.

Bu ülkenin Köroğlu Türkleri başta olmak üzere tüm halkıyla olan 500 yıllık ortak geçmişimizin getirdiği sorumluluktan asla kaçmayacağız. Libya’nın meşru hükümeti ve halkı yerine bir darbecinin yanında yer alanlar en başta demokrasiye ihanet etmişlerdir.

Ülkenin meşru hükümeti Moskova’da ve Berlin’de yapıcı bir tutum ortaya koymasına rağmen, -yani Serrac’ı kastediyorum- darbeci general her seferinde masayı devirerek, adeta gerçek yüzünü göstermiş ve Moskova’dan kaçmıştır, Berlin’de de otel odasında saklanmıştır. Sadece bununla kalmamış, saldırılarını sürdürerek, niyetinin asla anlaşmak olmadığını ortaya koymuştur. Buna rağmen darbeci generali desteklemeyi sürdüren bazı Avrupa ve Arap ülkelerinin riyakarlığını tarih kaydetmiştir.

Sudan’dan Rusya’ya kadar dünyanın dört bir yanından paralı askerleri darbeci generalin safında savaşa sokanlar, kendisine her türlü silahı, desteği verenler kalkıp bir de utanmadan Türkiye’yi eleştiriyorlar. Libya konusunda hiçbir kimsenin özellikle eli kanlı savaş baronlarına kol kanat gerenlerin Türkiye’ye söz söyleme hakkı yoktur. Çünkü Türkiye, Libya’da meşruiyet sınırları dışında hiçbir adım atmamıştır. 15 Temmuz’da darbecilere karşı şanlı bir direniş sergileyen Türkiye, Libya’da da meydanı darbecilere bırakmayacaktır. Halkın tamamının rıza göstereceği bir çözüm bulunana, istikrar ve güven iklimi tesis edilene kadar Libya’da kalmaya devam edeceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

Gördüğünüz gibi içeride ve dışarıda yapacak çok işimiz var. Kurulduğu günden beri Türkiye’yi büyütmenin, kalkındırmanın, güçlendirmenin mücadelesini veren AK Parti’nin sorumluluğu giderek artıyor. Biz gücünü milletten alan, hakkın ve halkın rızası için çalışan bir kadro olarak bugünlere geldik.

Türkiye’nin önünü kesmek, istikrarını bozmak, gücünü kırmak, hedeflerine ulaşmasını engellemek isteyenler gece-gündüz bizi zayıflatmaya çalışıyor. Bu tablo karşısında bize düşen daha çok çalışmak, daha çok çalışmak, daha çok çalışmak, milletimizden aldığımız desteği daha çok artırmaktır.

Ülkemizde yaşayan 82 milyonun her birinin gönlüne girmeden, her birinin desteğini almadan kendimizi başarıya ulaşmış sayamayız. AK Parti bu ülkedeki herkesin partisidir. Bu gerçeği ne derece sandığa yansıtabilirsek, o derece işimizi iyi yapmış oluruz.

Teşkilatlarımız günün 24 saati, yılın 365 günü bu hedef doğrultusunda çalışmalı, gayret göstermeliyiz. Cumhur İttifakı’nı daha çok güçlendirmeliyiz, ileriye daha farklı bir şekilde taşımalıyız. Kongre sürecimizi bu çerçevedeki eksiklerimizi giderme, gücümüzü takviye etme vesile olarak görüyorum. İnşallah hep birlikte AK Parti’yi daha da yükseğe çıkartacak, ülkemizi 2023 hedeflerine, 2053 ve 2071 vizyonlarına adım adım yaklaştıracağız.

Rabbim bu kutlu yolda gösterdiğiniz gayretler için hepinizden razı olsun, sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.