Gayrettepe-İstanbul Havalimanı Metro Projesi İlk Ray Kaynağı Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

18.01.2020

Sevgili İstanbullular,

Kıymetli Misafirler,

Değerli Kardeşlerim,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. İstanbul’un ulaşım sorununa en köklü çözümü getiren raylı sistem projelerimizden birinin ilk ray kaynağı töreni vesilesiyle biraradayız.

Gayrettepe-İstanbul Havalimanı Metro Hattı’nın inşasında sona doğru yaklaştığımızın ifadesi olan ilk ray kaynağı töreninin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Türkiye’yi son 17 yılda tarihinin en büyük projeleriyle tanıştırdık. Bu projelerin önemli bir bölümünü de İstanbul’da gerçekleştirdik. İlk etapta 90 milyon yolcu kapasitesiyle açılan ve 200 milyon yolcu kapasitesine kadar büyüme imkanı olan İstanbul Havalimanımız bu dev projelerden biridir.

Havalimanımızı şehrimize kazandırırken elbette ulaşım boyutunu da ihmal etmedik. Açılışla birlikte havalimanı işletmesi kendi otobüs seferlerini zaten başlattı. Toplu taşımayı kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla metro hattının inşası için de hemen kolları sıvadık. Toplam uzunluğu 37,5 kilometreyi bulan ve 9 istasyondan oluşan bu metro güzergahı İstanbul’daki diğer tüm toplu taşıma hatlarıyla da bağlantılıdır.

Gayrettepe-İstanbul Havalimanı metro hattı, ülkemizin kazı çalışmaları en hızlı yürütülen projesidir. Az önce Sayın Bakanımızın da ifade ettiği gibi, 10 kazı makinesinin birden çalıştığı bu süreci hamdolsun başarıyla sürdürüyoruz. Kazı çalışmalarının yüzde 94’ü, tünellerin de önemli bir kısmı tamamlandı. Projenin genelinde de aşağı yukarı 3’te 2’lik gerçekleşme oranına ulaştık, şimdi rayların döşemesine başlıyoruz. Amacımız, 24 saat kesintisiz çalışmayla günde 470 metrelik ray montajını gerçekleştirmektir. Rayları ve bağlantı malzemelerini ülkemiz firmaları üretiyor, Türk mühendisleri ve işçileri döşüyor. İnşallah bu hattın sinyalizasyon sistemi metro vagonları da bu arada gerçekleştirilmiş olacak.

Özellikle içinden geçtiğimiz şu kritik dönemde ülkemizde üretimi mümkün olan hiçbir işin dışarıdan getirilmesine rıza gösteremeyiz. Bu konuda varsa yapılan yanlışlar hepsinin de derhal düzeltileceğine inanıyorum.

Aynı şekilde tamamlandığında saatte 120 kilometreyle ülkemizin en hızlı metro araçları burada faaliyet gösterecek, böylece ülkemizin ilk hızlı metrosu unvanını da kazanacak bu hatla Havalimanı-Gayrettepe arasındaki ulaşım 35 dakikada sağlanacak. Hedefimiz, ilk 28 kilometrelik kısmı oluşturan ve Hasdal’a kadar olan bölümü bu yılın sonunda, Kağıthane bölümünü 2021 Nisan’ında, Gayrettepe’yi de 2021 Ağustos’unda hizmete almaktır.

Kardeşlerim,

Şu anda bulunduğumuz İhsaniye İstasyonu da ilk hizmete girecek kısımda yer alıyor. İstanbul’a ulaşım hizmetlerinde gerçek anlamda çağ atlattık. Önce Marmaray; ne diyorlardı? Yaptırmayız, istemezük. Kim diyordu? Bu CHP zihniyeti diyordu. Allah’tan ki denizdin altından geçtiği için göremediler, yaptık, bitirdik. Ve açılışından bu yana, son rakamı aldım az önce, ne kadar İstanbullu veya oradan insanlar geçti biliyor musunuz? Değerli kardeşlerim; 500 milyon. Ya biz buyuz, onların hayalleri bile ulaşamaz, bizim ulaştığımız yerlere.

Biz, karadan, dikkat edin kadırgaları yüzdüren, geçiren Fatih’in torunlarıyız. Dedemiz karadan kadırgaları geçirdi ve Haliç’e indirdi, biz de dedemizin izinden denizin altından hem Marmaray’ı yaptık, ardından da Avrasya Tüneli’ni açtık. Şimdi bu istemezük, diyenler Marmaray’dan geçiyor mu? Geçiyor. Avrasya Tüneli’nden geçiyor mu? Geçiyor. Ama bunlarda, marifet iltifata tabidir diye güzel bir kelam var ya, böyle bir şeyden anlamazlar, saygı duyalım demezler. Ama isteseler de, istemeseler de biz milletimize hizmete devam edeceğiz.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü yaptık, ne dediler? İstemezük. Yaptık mı? Yaptık. İnşallah orada da bir raylı sistemi ayrıca köprüde 3’üncü bir hat olarak yapacağız. Ve Osman Gazi Köprüsünü yaptık mı? Yaptık. İstanbul Havalimanımızın ilk etabını da onlarla beraber hizmete aldık.

Kardeşlerim,

Düşünebiliyor musunuz, ya şu anda İzmir-İstanbul arasını 3 saat 15 dakikaya indirdik ya, 8-8,5 saatlik bir yolu buraya indirdik. Bay Kemal İzmir milletvekili, bir gün de kalk ya teşekkür et be; yok. Niye? Bunların zihniyetinde bu yok, çünkü bunlar hem hizmet vermezler, hem de hizmet edene teşekkür etmezler.

Kardeşlerim,

İstanbul’un Ankara, Eskişehir, Konya, Bilecik, Kocaeli ve Sakarya ile olan bağlantılarını yüksek hızlı trenle sağladık. İnşası devam eden hızlı tren hatlarıyla İstanbul’u ülkemizin dört bir noktasına bağlayacağız. İstanbul inşallah böylece dünyanın mega kenti olarak, dünyanın en büyük şehirlerinden birisi olarak bu namını daha da yayacak. Bakın Kuzey Marmara Otoyolunun Kınalı-Odayeri ve Kurtköy-Akyazı kesimlerinin bir kısmını trafiğe açtık, kalan kısımları da önümüzdeki aylarda hizmete açıyoruz.

Marmaray ve Avrasya’dan sonra Boğazın altından geçecek olan yeni tünelimiz Büyük İstanbul Tüneli’nin etüt proje çalışmalarını da bitirdik. Bu proje günlük 6,5 milyon yolcunun kullanacağı toplam 11 farklı raylı sistem hattını birbirine bağlayacak hızlı metro karakterinde bir raylı sistemdir. Büyük İstanbul Tüneli’nin ihale hazırlık çalışmaları da devam ediyor. Marmaray’ın devamı niteliğindeki Gebze-Halkalı banliyö hatlarını baştan sona modernize ettik.

Biz Büyükşehir Belediye Başkanı olduğumuzda İstanbul’un raylı sistem uzunluğu 34 kilometreyi zar-zor buluyordu, bugün 233 kilometre raylı sistemle İstanbul’a hizmet veriyoruz.

Ayrıca, uzunluğu 14,2 kilometreyi bulan tünellerin ve 288 kilometre uzunluğundaki metro hatlarının yapımları da sürüyor. Hedefimiz, İstanbul’u inşallah 190 kilometreyi bulan tünelleri ve 1100 kilometrelik metro hatlarıyla dünyanın en yaygın ulaşım ağına sahip kılmaktır.

Değerli Kardeşlerim,

Halen hizmet veren veya inşası süren 318 kilometrelik raylı sistem ağının 165 kilometresini, yani yarıdan fazlasını Ulaştırma Bakanlığımız gerçekleştirdi, çünkü İstanbul’un projeleri bu şehrin mahalli yönetimlerine bırakılamayacak kadar önemlidir, hayatidir, büyüktür. Ülkemizin adeta vitrini ve gözbebeği olan İstanbul’a ibadet şevkiyle hizmet ediyoruz. 81 ilimizin tamamında da büyük projeleri yine hükümet olarak üstleniyor, milletimize ihtiyacı olan hizmetleri hızlı ve etkin bir şekilde sunuyoruz. Bizim için hizmette rekabet, siyasi rekabetten önde gelir.

Şayet bir şehrimizin hizmete ihtiyacı varsa, biz orada oy oranına, milletvekiline, belediyesine bakmayız, bakanlıklarımızın her biri kendi alanlarında tespitlerini yapar, hazırlıklarını tamamlar ve çalışmaya başlar. İşte bu anlayışla Türkiye’nin tamamına 17 yılda Cumhuriyet tarihinde yapılanların hepsinden katbekat fazla hizmet götürmeyi başladık. Eğitimden sağlığa, ulaşımdan enerjiye, toplu konuttan spora, şehircilik altyapısından sosyal yardımlara kadar her konuda 82 milyon insanımızın her birini kucaklamanın gayreti içinde olduk.

Bak, 100 bin sosyal konut, dedik. Değerli kardeşlerim, ne diyorlardı? Toplu konut olmaz, yapılmaz. Değerli kardeşlerim, bak müracaatlar ne oldu biliyor musunuz? 1 milyonu aştı. Niye? Benim milletim eğer inanıyorsa bir kuruma, hele hele devletine, orada akan sular durur. İşte TOKİ’ye inanıyor ve inandığı için de müracaatlarını yoğun bir şekilde yaptılar. Faizleri de indirdik mi? İndirdik ve daha da inecek, faizler indikçe benim vatandaşımın bu noktadaki müracaatları daha da artacak. Çünkü gecekondularda ben kardeşlerimin, vatandaşımın oturmasına istemiyorum, çünkü benim vatandaşım insanca yaşama erdemine buralarda ulaşacak. Hamdolsun milletimiz de bizim bu hasbi çabamızı gördü ve daima yanımızda yer aldı.

Milletimiz hizmette rekabet yerine kişisel siyasi gündemlerini önce çıkartanlara derslerini daima vermiştir, verecektir. Hatırlarsanız, 1989 yılında ülkemizdeki belediyelerin çok büyük bir bölümü CHP çizgisindeki bir siyasi anlayışın eline geçmişti, ardından yapılan 1994 seçimlerinde hizmet yerine lafta, sloganda, göz boyamada yarışanların hepsi tarihe gönüldü. Biz de aynı dönemde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak başladığımız yolculuğumuzu Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığıyla sürdürdük.

Ülkeyi ve şehirleri yönetme yetkisi almak, böyle ağır bir sorumluluğun altına girmek herkese nasip olmaz. Şayet milletin size verdiği bu fırsatı Hakk’a ve halka hizmet anlayışla en güzel şekilde değerlendirirseniz önünüzde uzun ve aydınlık bir yol açılır. Ama işi siyasi şaklabanlığa vurup, sadece kendi hesaplarınızın ardından giderseniz millet de size ilk fırsatta dersinizi verir. Genel Başkanı olduğum AK Partiye mensup belediye başkanlarına da aynı tespitleri ifade ediyor, aynı tavsiyelerde bulunuyorum. Çünkü bizim amacımız, kimseyi dövmek, kimseyi rencide etmek, kimseyi haksız şekilde hizmetten alıkoymak değildir, tam tersine bu ülkenin ve 82 milyonun Cumhurbaşkanı olarak halka hizmet eden herkese destek vermekle görevli olduğumuzu biliyoruz.

Nitekim İzmir, Diyarbakır, Eskişehir, Mersin gibi farklı partilere mensup belediye başkanları tarafından yönetilen şehirlerimize nice büyük yatırımların yapılmasını biz sağladık. Üstelik bu yatırımların çoğu da o illerimizin belediyelerinin sorumluluk alanındadır. Bugün de şehrine hizmet getirmek isteyen her belediyeye partisine bakmaksızın destek veriyoruz. Ama Belediyeler görevlerini yerine getirmiyor diye halkımızın mağduriyetine göz yumacak da değiliz. Söz verdiler, sözlerini yerine getirdiler mi? Suyu ucuzlatacağız dediler, ucuzlattılar mı? Otobüslerdeki ücretleri düşüreceğiz dediler, düşürdüler mi? Çünkü bunların en marifeti yalandır. Hamdolsun, ilk günden beri bu anlayıştan bunlar sapmadı, ama biz verdiğimiz sözlerin arkasında durduk. İstanbul’da da yapılan her hayırlı işin yanında yer alırken, bizim hayata geçirmeye çalıştığımız hayırlı işlerin önünün kesilmesine de izin vermeyeceğiz.

Değerli kardeşlerim… Evet, ücretsiz süt vereceklerdi, hala süt gelecek. Nerede kaldı bu süt. Su, su fiyatları düşecekti, ne oldu? Neyse, Allah’a dua edelim de yağmurlarımız kesilmesin, inşallah sular devam etsin.

Değerli kardeşlerim;

Sizlerin de takip ettiği gibi, son günlerde, önemli bir konuya geliyorum, İstanbul’da bir Kanal İstanbul tartışması yaşanıyor. Bugün de bir toplantı yapmışlar, hani bunların bir Millet İttifakı var ya; millet midir, zillet midir? ayrı bir konu. Aslında bizim açımızdan ortada tartışılacak bir şey yok, kalkmışlar hala Montrö diyorlar, İstanbul’a alternatif bir su yolu ihtiyacını Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemimden beri savundum, savunuyorum. Tarih boyunca da hep böyle bir projenin hayali kurulmuştur. Biz bunun adını Kanal İstanbul olarak koyduk ve 2011 seçimlerinde milletimizin takdirine sunduk. Milletimiz seçimlerde ezici bir çoğunlukla bize destek vererek, bu projeye sahip çıktığını gösterdi. Hatırlarsanız adını da ne koymuştum? Çılgın proje. Daha önce de ifade ettiğim gibi, bu tartışma ülkemizde icraat yapanlarla tek misyonu yapılanları engellemek olanlar arasındaki farkı bir kez daha ortaya koymuştur.

Benzer tartışmaları İstanbul’a son 70 yılda kazandırılan her eserde görmek mümkündür. Rahmetli Menderes bugün İstanbul trafiğinin nefes boruları olan dev yolları açarken, buraya uçak mı indireceksiniz diye suçlanmıştı. İşte bunun örneği Vatan Caddesidir. Boğaziçi Köprüsü, yani bugünkü 15 Temmuz Şehitler Köprüsü inşa edilirken CHP zihniyeti ne demişti biliyor musunuz? İstanbul’un başına gelen en büyük felaket diye karşı çıkmıştı. Özal’ın eseri olan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün inşasında da benzer yaygaralar koparmıştı. Biz de Marmaray’ı ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü inşa ederken çok büyük saldırılara maruz kaldık. Temel kazılarında ortaya çıkan tarihi eserler sebebiyle inşat süresi uzayan Marmaray’ı karalamak için her gün çeşitli iftiralarla meydana çıktılar. Hatırlarsanız, Yavuz Sultan Selim Köprüsü için de mahkemenin verdiği kısmi bir yürütmeyi durdurma kararını yanlış anlayıp, Üçüncü Köprü artık 2 kuleden ibaret manşetleri atmışlardı. Kuzey Marmara Otoyolu’na da asfalt izinden ibaret bir proje yaftası takmaya kalkmışlardı. Bu hastalıklı zihniyetin o kadar çok örneği var ki, hangi birini sayacağımızı şaşırıyoruz. Peki, sonuçta ne oldu? Marmaray yapıldı ve hizmete girdi.

Bugün buraya nereden geliyorum biliyor musunuz? Bugün buraya, evet, Tophane’deki Galataport, bu dev projenin şöyle bir son haline göreyim istedim, oraya gittim. İnşallah Mayıs sonu ilk etabı bitecek, yılsonu tamamı bitecek ve burası dünyanın dev cruise gemilerinin yanaştığı turizmde en önemli bir atak merkezi olacak, dünya turizmine açık ve gerçekten otelleriyle, alış veriş mekânlarıyla, tarihi mekânlarıyla, gerek kendi vatandaşlarımızı, gerekse tüm dünyayı hayran bırakacak bir proje. Ben şimdiden size bugün gördüklerimin müjdesini verdim; Mayıs sonunda da ilk etabını açacağız, yılsonunda da inşallah bitecek. İstanbul’a yakışan neyse bunları sağ olsun özel sektörümüzle beraber yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz.

Kardeşlerim,

Bugüne kadar Marmaray’dan 500 milyon kişi iki yaka arasında gidip-geldi mi? Geldi. Yavuz Sultan Selim Köprüsü Boğaza çizdiğimiz 3’üncü gerdanlık olarak hizmet veriyor mu? Veriyor. Kuzey Marmara Otoyolu İstanbul’un özellikle transit trafik yükünü büyük ölçüde aldı mı? Yine en çok saldırdıkları ve karalamaya çalıştıkları İstanbul Havalimanı gurur abidemiz olarak çalışıyor mu? Aradan bunca zaman geçtiği halde hala ilgisiz, alakasız resimlerle İstanbul Havalimanını kötülemenin peşindeler mi? Neymiş efendim, Putin İstanbul Havalimanına inmemiş, biz de İstanbul Havalimanına inmiyoruz.

Kardeşlerim,

Ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin devlet başkanlarıyla birlikte eski, daha önceki Atatürk Havalimanı’nın uçak seyahatleri için orada özel yaptırdığımız Şeref Salonu var, onları orada ağırlıyoruz ve biz de orayı kullanıyoruz; Sayın Putin de oraya gelmiştir, orada karşılanmıştır. 15 Temmuz gecesi darbecilere karşı milletimizle birlikte destansı bir mücadele verdiğimiz bu Şeref Salonu uzun yıllar boyunca da hizmet verebilecek bir durumda. Biz de elimizde böyle bir imkân varken İstanbul Havalimanı’nda yeni bir şeref salonu inşasına şimdilik gerek duymadık. Her ne kadar tarifeli uçuşlara kapanmış olsa da havalimanı statüsü hala devam eden Atatürk Havalimanı’nı bu amaçla kullanıyoruz. Dolayısıyla Sayın Putin de Rusya Devlet Başkanı sıfatıyla Şeref Salonunun bulunduğu Atatürk Havalimanı’na indi. Tabii bunların derdi hakikatleri öğrenmek değil de, çamur atmak olduğu için acaba niye böyle oldu? sorusunu sormak akıllarına bile gelmiyor. Şimdi aynı tartışmayı Kanal İstanbul konusunda yaşıyoruz.

Değerli Kardeşlerim,

Kanal İstanbul’a karşı çıkanların hiçbirinin bu projenin aslında ne olduğu konusunda en küçük bir bilgileri veya fikirleri bulunmadığından eminiz. Halbuki bu projenin ne olduğunu 2011 yılından beri çeşitli vesilelerle defalarca anlattık. Şimdi burada bir kez daha tekrar ediyorum, ama gözleri olup da görmeyenlere, kulakları olup da duymayanlara, dilleri olup da konuşmayanlara faydası olur mu bilemem.

İstanbul Boğazı’ndan yılda ortalama 45 bin gemi geçiyor. Her gün şehrin iki yakası arasında 550 bin kişi gidip-geliyor. Boğazın üzerindeki yük ve insan trafiği baskısı her geçen yıl artıyor. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre, Boğazdan geçen ticari gemi trafiğini engelleme imkânımız bulunmuyor. Fakat bunlar Montrö Sözleşmesi’nin nereyle ilgili olduğundan haberleri bile yok. Kanal İstanbul’u Montrö Sözleşmesi bağlar mı, bağlamaz mı, bundan da haberleri yok. Bir defa, Kanal İstanbul’un Montrö Sözleşmesi ile yakından, uzaktan alakası yoktur, bu böyle biline.

Tabii Boğazımızda şu anda kılavuz kaptan ve römorkör gibi uygulamalarda kazaları önlemelerde yetersiz kalıyor. Boğazı ortadan kaldıramayacağımıza göre, bu soruna kökten bir çözüm bulmamız gerekiyordu. Dünyadaki örneklere baktığımızda, Kanal İstanbul tarzı su yollarının hem yaygın, hem de oldukça karlı olduğunu görüyoruz. 2011 yılında milletimize bu sözü verdikten sonra adım adım dersimizi çalıştık. İşin doğrusu, 2023 hedeflerimizden biri olan Kanal İstanbul’u yapmakta geç bile kaldık.

Projenin ön hazırlıkları kapsamımda, jeolojik, jeoteknik, hidrolojik araştırmalar, dalga ve deprem analizleri, trafik etütleri, altyapı deplase ihtiyaçları, çevresel etki çalışmaları gibi süreçler tamamlandı. Bu çalışmalarda 34 ayrı bilim dalına mensup 200’ün üzerinde bilim insanı görev aldı. Sonuçta Kanal için belirlenen 5 farklı güzergahtan en uygun olanını kararlaştırdık ve milletimize de ilan ettik. Bu Kanal güzergahı boyunca 304 ayrı noktada 17 bin metrenin üzerinde sondaj ile 248 jeofizik etüt yapıldı. Laboratuvar deneyleri ve zemin çalışmalarının ardından bu alanda dünyanın en önde gelen firmalarıyla birlikte kanalın modellemesine geçildi, mühendislik projelerinin ve ÇED çalışmalarının tamamlanmasıyla bugünkü aşamaya gelindi.

Kanal İstanbul’un inşa maliyeti birilerinin söylediği gibi 125 milyar lira değil, şu an itibarıyla 75 milyar lira olarak hesaplanıyor. Güzergâh boyunca iki liman, bir yat limanı, bir lojistik merkezi, 7 köprü, iki demir yolu hattı, iki hafif raylı sistem sistemi yer alacak, İstanbul bir başka güzel olacak.

Kanal etrafında büyük bölümü de kentsel dönüşüm çerçevesinde sadece 500 bin kişilik konut alanına izin verilecek. İnşaat sürecinde ortaya çıkacak hafriyat bu projeye mahsus bir yöntemle değerlendirilerek şehrin olumsuz etkilerden korunması sağlanacak. Haliç’te bunu yaptık mı? Biz yaptık, ama bunlar yapamaz. Onlar Haliç’i toprakla dolduracaklardı, biz ise Haliç’i bugünkü haline getirdik. Şimdi balık tutuluyor mu? Biz oradan çıkan balçığı ne yaptık? Alibeyköy’deki bir taş ocağına doldurduk ve orada bildiğiniz gibi şimdi çocuklar için oyun alanı meydana getirdik. Görüldüğü gibi, bu tüm unsurları ve boyutlarıyla iyi çalışılmış, her ayrıntısı düşünülmüş bir projesidir. Projenin finansmanında ve inşasında inşallah herhangi bir sıkıntı yaşamayacağız.

Türkiye’nin tüm büyük projelerini olduğu gibi Kanal İstanbul’u da kör düşmanlık yapanlara rağmen Allah’ın izni ve milletimizin desteğiyle tamamlayacak, bu abide eseri ülkemize kazandıracağız.

Değerli kardeşlerim,

Hadi Marmaray’ı, Yavuz Sultan Selim Köprüsünü, İstanbul Havalimanı’nı, Kanal İstanbul’u bir kenara bıraktık, diyelim ki bunların çapı böyle dev projeleri anlamaya yetmiyor. Peki, bu zihniyetinin Türkiye’nin güney sınırlarını güvenlik altına alma, Akdeniz’deki çıkarlarını koruma çabalarına karşı çıkmasına ne diyeceğiz? Ülkemizin güney sınırları boyunca bir terör koridoruyla kuşatılma gayreti ilkokul çocuklarının bile anlayabileceği açıklıkta yürütülen bir projedir. Buna rağmen hâlâ ne işimiz var bizim Suriye’de, diye sorabilen bir kafa, Türkiye ve Türk milletiyle tüm gönül bağlarını koparmış demektir. Türkiye’nin Suriye’de ne işi olduğunu bütün dünya anladı, bir tek bizim Muhalefet Partisi yöneticileri anlayamadı.

Şimdi de her ağızlarını açtıklarında, ne işimiz var bizim Libya’da, diye soruyorlar. Üstelik bunu söyleyen zat daha birkaç ay önce Akdeniz’de herkes var, ülkeleri sayıyor, Türkiye yok, diyerek yine bizi suçluyordu. Akdeniz’de Libya ile yaptığımız anlaşma sayesinde tüm dünyayı şaşırtan ve hayran bırakan bir denklem kurduk. Bay Kemal, bunu görmedin mi, bundan haberin yok mu? Ya Barbaros’u görmedin mi orada? Yavuz’u görmedin mi? Sismik araştırma gemilerimizi görmedin mi? Hepsi oralarda çalışıyor. Onların etrafında bizim Silahlı Kuvvetlerimizin, Deniz Kuvvetlerimizin firkateynlerini de görmedin? Dedim ya, ama gözü var görmüyor, kulağı var duymuyor, dili var ama konuşamıyor. Ülkemizin Libya’da ne işi olduğunu sormakla Akdeniz’de ne işimiz olduğunu sormak aynı şeydir.

İşte yarın Almanya’dayım Bay Kemal, herhalde bunu da görmezsin, görsen de, görmesen de oradayız ve orada bütün Akdeniz’de Libya’yla ilgilenenlerle bunları konuşacağız. Tabi devlet yönetimini, diplomasiyi, güç dengelerini kurmayı, parti içi ayak oyunlarıyla karıştıran sığ bir zihniyetin başka türlü bir refleksi olamaz.

Yine de belki kalbi biraz yumuşar da, kulağına iki kelam gider umuduyla bir kez daha tekrarlıyorum; Türkiye, güney sınırlarını ve oralarda yaşayan kardeşlerinin huzurunu tamamen sağlayana kadar Suriye’de olmaya, hatta daha da ilerlemeye devam edecektir. Sen katil Esad’la her türlü flörtü yapmaya devam et. Ülkemizin güney sınırlarının güvenliğini artık Mardin’de, Şanlıurfa’da, Gaziantep’te, Hatay’da değil, daha ötesinde başlatıyoruz.  Üç yayında, beş yaşında, yedi yaşında ayakları çırılçıplak olan yavruların İdlib’deki halini görmüyor musun Bay Kemal? Onlara sessiz mi kalacağız? Onlar bizim kardeşlerimiz ya. Zaten bu değil mi ya o bombalardan kaçıp da bize sığınanlara biz bunları tekrar Suriye’ye göndereceğiz diyen? Ah kardeşlerim ah, bunlarda vicdan yok vicdan, ama biz ensar ve muhacir olmanın idraki içindeyiz, biz o kültürle yetiştik. Allah göstermesin, böyle bir şey bizim başımıza gelseydi halimiz ne olurdu?

Terör örgütlerini kendi inlerinde kıstırıp şimdi onları biz etkisiz hale getirebiliyoruz. Türkiye, Akdeniz’deki hakları teslim edilene, 500 yıllık kardeşlik bağlarının olduğu Libya halkının meşru yönetimi güvene kavuşana kadar Libya’da olmayı sürdürecektir. Bu konuda yalan-yanlış lakırdı edenleri, Turgut Reis başta olmak üzere o topraklarda yatan binlerce şehidimize saygılı olmaya davet ediyoruz. Hiç değilse Gazi Mustafa Kemal gibi Libya topraklarında canları pahasına mücadele yürüten kahramanlarımızın hatıralarına hürmeten en azından susmayı deneyebilirler. Ne diyor? Biz Atatürk’ün partisiyiz. Hadi oradan, geç o işi geç, kimleri aldatıyorsun? Kabrinden kalksa, size bu ülkede yaşam hakkı tanımayacağına inanıyorum.

Osmanlı’nın en zayıf olduğu dönemde yürüttüğü Trablusgarp ve Bingazi savunmalarıyla çekilirken bölgede kurulmasını sağladığı cumhuriyet, çok değil bir asır öncesinin hadiseleriydi. Libya halkının bugün ülkemizi bağrına basması herhalde bir anda ortaya çıkan bir ruh halinin eseri değildir. Gerisinde çok derin bir tarih ve medeniyetin arka planı vardır. Suriye, Akdeniz ve Libya konularında siyasetin, diplomasinin ve askeri gücün tüm imkanlarını sonuna kadar kullanmakla kararlıyız.

Ülkemizin bu tarihi mücadelesinde bize destek veren başta Cumhur İttifakı, Başkan Sayın Bahçeli, hepsine şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Böyle bir desteği vermedikleri gibi, kısır siyasi hesaplarla bilerek veya bilmeyerek yeminli düşmanlarımız tarafından üretilen kampanyalara alet olanları da milletimize havale ediyorum.

Bizi 2023 hedeflerimizi gerçekleştirmekten kimse alıkoyamayacaktır. En büyük mirasımız, evlatlarımıza 2053 ve 2071 vizyonlarını hayata geçirebilecekleri bir Türkiye bırakmak olacaktır. İnşallah büyük ve güçlü Türkiye idealimize her geçen yıl biraz daha yaklaşıyoruz.

Değerli Kardeşlerim,

Bu vesileyle bildiğiniz gibi merhum Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Hanım o da rahmetli oldu, kendilerine rahmet diliyorum ve tüm sevenlerine aynı şekilde ben de bu duygularımı kendileriyle paylaşıyorum.

Şimdiden ilk ray kaynağı törenini gerçekleştirdiğimiz Gayrettepe-İstanbul Havalimanı metro hattımızın hayırlı olmasını diliyorum. Bu projenin hayata geçirilmesinde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

Sizlere de sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.