Akıllı Şehirler ve Belediyeler Kongre ve Sergisi’nde Yaptıkları Konuşma

15.01.2020

Türkiye Belediyeler Birliği’nin Kıymetli Yöneticileri,

Değerli Belediye Başkanlarımız,

Bakanlarımız,

Kıymetli Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri bu anlamlı buluşmada en kalbi duygularla selamlıyorum.

Akıllı Şehirler ve Belediyeler Kongresi ile Sergisinin şehirlerimize, ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini diliyorum. Bu güzel toplantının düzenlenmesinde emeği geçen tüm kurumlarımıza şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

Kongremize birikimleriyle, tecrübeleriyle, değerlendirmeleriyle katkı sağlayacak herkese şükranlarımı sunuyorum.

Şehirler, medeniyetlerin doğduğu, geliştiği, tüm ihtişamlarıyla tarihe mal olduğu yerlerdir. Şanlıurfa’daki Göbeklitepe ören yeri, insanların yerleşim ihtiyacı konusunda bugüne kadar ortaya konan tüm tezleri değiştirecek bir keşiftir. İnsanlığın kadim tarihinin en önemli yerleşim merkezleri üzerinde yaşıyor olmak, bize sadece gurur vermekle kalmıyor, aynı zamanda ciddi bir sorumluluk da yüklüyor. Tarih boyunca Semerkant’tan Saraybosna’ya kadar nice kadim şehirlere mührünü vurmuş bir ecdadın torunları olarak bugün de şehircilik konusunda en önde olmamız gerekiyor. Türkiye, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki büyük nüfus hareketleriyle şehirlere akın eden nüfusu yönetmekte maalesef yeterince başarılı olamamıştır. İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere cazibe merkezi durumundaki tüm büyük şehirlerimiz ile nüfusu hızla artan her nevi yerleşim yeri altyapıdan bina estetiğine kadar tüm unsurlarıyla sorunlu bir döneme girmiştir. Sadece yeni gelen nüfusa sağlıklı yerleşim alanları sunamamakla kalmadı. Şehirlerimizin kadim miraslarına da sahip çıkamadılar.

Bu bakımdan 1994 yılı bir dönüm noktasıdır. Türkiye genelinde yeni bir şehircilik hamlesinin başladığı bu yıldan itibaren hem mevcut sorunlar kademe-kademe çözülmeye başlanmış, hem de yeni bir anlayışın temelleri atılmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na seçildiğimde aldığım şehir manzarası ile bugünkü İstanbul arasında dağlar kadar fark vardır. Bütün şehir yönetimleri en temel hizmetleri yerine getiremez, en asgari insani ihtiyaçları karşılayamaz durumdaydı. Bugün ise işte burada olduğu gibi akıllı şehirleri konuşuyoruz, sosyal belediyeciliği konuşuyoruz, kardeş belediyeciliği konuşuyoruz. Aynı durum merkezi yönetim içinde de geçerlidir. Ülkemizin son 17 yılda yaşadığı bu büyük değişim, bugün geleceğe umutla bakabilmemizi, büyük hedeflere odaklanabilmemizi sağlıyor. Rahmetli Menderes ve Özal’ın çabaları maalesef ülkemize demokraside ve ekonomide esaslı bir makas değişikliği yaptırmaya yetmemişti. Bu başarı hamdolsun bize nasip olmuştu.

Türkiye 1990’ların ortalarına kadar süren yarım asrı kaçırdı, ama son çeyrek asırda kayıplarının bir bölümünü telafi etmeyi başardı. Tabii her yeni dönem beraberinde yeni ihtiyaçları, yeni talepleri, yeni sıkıntıları da getiriyor. Dünkü meselemiz toplanmayan çöplerdi, patlayan çöplüklerdi. Bugünkü meselemiz ise sıfır atık yönetimidir. Dünkü meselemiz ulaşımın bizatihi kendisiydi, bugünkü meselemiz ulaşım araçlarının entegrasyonudur. Dünkü meselemiz çevre kirliliğiyle mücadeleydi, bugünkü meselemiz çevreyle uyumlu şehirler kurmaktır. Dünkü meselemiz altyapının yokluğuydu, bugünkü meselemiz altyapıyı en verimli şekilde işletebilecek sistemleri geliştirmektir. Dünkü meselemiz şehirlerde parkların hiç olmamasıydı, bugünkü meselemiz millet bahçelerini yaygınlaştırmaktır. Bu örnekleri her alana teşmil edebiliriz. Çağının ötesine geçmeyen şehirler bir süre sonra cazibelerini yitirmeye mahkumdur. Şehirlerimizde bir yandan tarihi, kültürü, medeniyeti koruyacak, diğer yandan yeni ihtiyaçlara uygun yatırımlara yöneleceğiz.

Yaşlı, kadın, çocuk, engelli dostu olmayan, günün 24 saati sokaklarında huzurun kol gezmediği bir şehir, akıllı ne olur, olmasa ne olur. Şahsiyeti olmayan, insanı öncelemeyen, dört bir yanında ilim, irfan, sanat ocakları tütmeyen bir şehrin aklı da olmaz. Kapı komşunun halini bilmeyen, sokağından, semtinden, mahallesinden bihaber insanlarla dolu bir şehir ruhunu kaybetmiş demektir. İşte bunun için bizim hem akıllı, hem medeniyet sembolü şehirlere ihtiyacımız vardır. Bu ikisini birlikte başarmadan şehirlerimize hakkıyla hizmet etmiş olamayız. Bugünkü toplantımız geleceğin şehirleri konusunda bize yol gösterecek olması bakımından gerçekten önemlidir.

Değerli Arkadaşlar,

Akıllı şehirler, özellikle şöyle bu kavram, bu mefhum 1990’lı yıllarda ortaya çıkmıştır. En sade şekilde teknolojinin şehirler uyarlanması olarak ifade edebileceğimiz bu yaklaşım giderek yaygınlaşmış, müşahhas hale gelmiş ve benimsenmiştir. Her ne kadar benzer bilişim teknolojileri kullanılıyor olsa da, akıllı şehir uygulamaları her ülkenin, her şehrin kendi ihtiyaçlarına, kendi imkanlarına, kendi altyapısına göre değişebilmektedir.

Türkiye olarak biz de kendi akıllı şehir stratejilerimizi geliştirmek için çalışmalara başladık. İlk olarak 2003-2023 Milli İlim Teknoloji Politikaları Strateji Belgesi’nde yer bulan akıllı şehir çalışmalarını bugün artık oldukça ileri bir düzeye getirdik. Mesela 11. Kalkınma Planımızda bu konuda kapsamlı bir yol haritasına yer verilmiştir. Aynı şeklide Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız 2020-2023 Milli Akıllı Şehirler Strateji ve Eylem Planı’nı hazırlayarak ilçe ve il bazlı bir planlama yapmıştır. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız da akıllı şehir uygulamalarını destekleyen çalışmalar şu anda yürütüyor. Kimi belediyelerimizin şimdiden akıllı şehirlerle ilgili hem kurumsal kapasiteyi geliştirme, hem de fiili uygulamalar yönünde adımlar attıklarını biliyoruz. Tüm bu hazırlıklarla Türkiye akıllı şehirler konusunda dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. Belediyelerin akıllı şehir kavramı çerçevesinde altyapı, güvenlik, enerji, yönetim, eğitim-öğretim, sağlık, bina ve ulaşım gibi alanlarda önlerinde çok geniş bir potansiyel bulunuyor. Bu alanlardaki uygulamaların ortak amacı, daha az maliyetle daha verimli ve etkili hizmet sunabilmektir. Akıllı şehri hizmetleriyle insanların hayat kalitelerini ne kadar yükseltebilir ve ne kadar kolaylaştırabilirsek vatandaşlarımızın bu işi sahiplenme düzeyini de o derece yüksek tutabiliriz.

Marka şehirler hedefimize giden yol akıllı şehir çözümlerinden geçiyor. İşte biliyorsunuz bir adım attık, dedik ki, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız 100 bin sosyal konut inşasına başlayacak ve müracaatlar şu an itibariyle bitmiş bulunuyor ve hamdolsun genel toplam 1 milyon 92 bin 741. Bu nereden geliyor?  Demek ki, halkımız şu anda yönetimine güveniyor. Söylenen neydi? Konut satışı olmuyor, konutlar satılmıyor? Eğer siz güven verirseniz benim halkım gelir senden konutu alır, ama güven vermezsen almaz. Şimdi bütün bu plan ve projeler aynı zamanda neyi çağrıştıracak? İşte bu önemsediğimiz akıllı şehir planlamalarını projelendirmelerini çağrıştıracak ve buralarda bir yaşam şu anda teşekkül edecek.

Elbette teknoloji yatırımları ciddi bir kaynak gerektiriyor. Önemli olan, bu iş için altına girilecek finansal yükle elde edilecek neticenin doğru tespit edilebilmesidir. Şayet bu denge iyi kurulabilirse, belediye bütçesi yanında yatırımcıların desteğiyle de alınabilir. Esasen akıllı şehir uygulamalarının hepsi belediyeyle de ilgili değildir. Yeni nesil teknoloji altyapısının insan hayatında yol açacağı büyük dönüşüm düşünüldüğünde bu konunun çok geniş bir uygulama alanı olduğu görülecektir. Bu konuda önce kim harekete geçerse en çok onun kazançlı çıkacağını söylemek mümkündür. Ülkemizde ister belediyeler, ister diğer kurumlar veya özel sektör tarafından olsun hayata geçirilecek tüm akıllı çözüm uygulamalarının birbiriyle uyumlu olması kritik öneme sahiptir, aksi takdirde Türkiye teknoloji çöplüğüne döner. Biz ülkemizi teknoloji çöplüğü olarak görmek istemiyoruz. Bunun için hem ilgili bakanlıklarımızın ve kurumlarımın, hem de Türkiye Belediyeler Birliğimizin öncü bir rol üstlenmesi gerekmektedir, gerekirse bu işe hukuki bir altyapı kazandırmak dahil, birbiriyle uyumlu teknoloji altyapısı kuruluşu konusunda gereken her türlü tedbiri almak zorundayız. Türkiye, 1990’lı yıllarda her kurumun farklı teknolojilere dayalı sistemler kurması sebebiyle bu sıkıntıyı yaşamıştır. Bir süre sonra elektronik devlet uygulaması ile tüm sistemleri birbiriyle konuşabilir, birbiriyle özellikle veri alış verişi yapabilir hale getirme zorunluluğu ortaya çıktığında daha önce yapılan yatırımların çoğu çöpe atılmıştır. Bunu bir daha yaşamak istemiyoruz.

Şehirlerimizde altyapı yatırımı yapan farklı kurumlar, hatta belediyelerin farklı birimleri arasında doğru dürüst bir koordinasyon kurulamadığı için aynı iş defalarca tekrarlanıyordu. Bunu elektrikte görürsünüz, bunu suda görürsünüz, bunu fiber optikte görürsünüz, bütün bu alanların hepsinde görürsünüz. İnşallah akıllı şehirler konusunda aynı hatayı yapmayacağız. Hep birlikte standartları belirleyecek ve sıkı bir denetimle bu süreci yöneteceğiz. Ülkemizde bundan sonra şehirlerimizde yapılan her yatırımın, atılan her adımın akıllı şehirler stratejimize uygun yapılmasını sağlamakta kararlıyız. Rastgele keyfe keder, plansız, programsız, hesapsız kitapsız iş yapma devrine özellikle geri dönüşe izin veremeyiz.

Diğer alanlarda olduğu gibi akıllı şehir uygulamalarında da sadece kendi ihtiyaçlarımızı karşılamakla kalmayacak, dünya pazarlarına ihracatçı olarak gireceğiz. Birkaç yıl içinde pazar büyüklüğü 800 milyar doların üzerine çıkacağı hesaplanan bu alanda önemli bir oyuncu olmak için ne gerekiyorsa yapmakta kararlıyız.

Değerli Arkadaşlar,

Türkiye, dünyada her alanda artık en üst ligde yer alan, tüm hazırlıklarını buna göre yapması gereken bir ülkedir. Eski Türkiye’nin standartlarıyla bugünümüzü kıyaslayamayacağımız gibi, eski Türkiye’nin alışkanlıklarıyla geleceğimizi de inşa edemeyiz, bunun için önce zihinlerimizi, düşünce yapımızı, kavrayışımızı değiştirmeliyiz. Dünya değişmiş, bölgemiz değişmiş, Türkiye değişmiş, şehirlerimiz değişmiş, demokratik ve ekonomik standartlarımız değişmiş, yönetim sistemimiz değişmiş, ama bazı kafalar hala 20 yıl öncesinde, hatta 70 yıl öncesinde kalmış. Maalesef sayıları az da olsa böyle bir kesimin var olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ön yargıları parçalamanın atomu parçalamaktan zor olduğu söylenir. Kendi ülkesine, kendi toplumuna, kendi insanlarının değerlerine, kültürüne, sembollerine düşmanlığı adeta hayat biçimi haline getirmişleri ne yaparsanız yapın, ne söylerseniz söyleyin değiştiremiyorsunuz.

Türkiye’nin çok partili hayata geçildikten sonra teşebbüs ettiği her büyük yatırımda, her büyük değişimde, her büyük projede, her büyük atılımda bu anlayışın direnişini görmek mümkündür. Hatta son olarak Türkiye’nin otomobili gibi iftiharla yaklaşılması gereken bir projeye bile kulp takma yarışına girenlere rastladık. Peki, yapılana karşı çıkanlar bunun yerine daha iyisini, daha büyüğünü, daha faydalısını mı teklif ediyor? Hayır, sadece istemezük, diyorlar.

Ülkemizde tüm siyasi ve bürokratik kariyerini tuğla üstüne tuğla koymadan sadece yapılanlara direnerek geçirmiş nice insan var. Keban Barajı’ndan İstanbul Boğazı’na gerdanlık gibi dizilen köprülere, yollardan turizm tesislerine, konut projelerinden sanayi yatırımlarına kadar her şeye karşı çıkmanın adı ne siyasettir, ne memleket sevgisinin, ne millet aşkının kendisidir.

Biliyorsunuz Marmaray’ı yaptık, Allah’tan ki denizin altından gidiyor, inanın denizin üstünden çıksa ona da istemezük derlerdi. Fakat bitene kadar görmediler, iş bitti, açılışına geldiler. Ve o günden bugüne Marmaray’dan 440 milyon insan geçti. Aynı şekilde Avrasya Tüneli. Öyle de olsa, böyle de olsa biz dağları nasıl deliyorsak, denizin altından nasıl geçiyorsak, aynen hem dağları deleceğiz yola devam edeceğiz, çünkü biz Ferhat’ız, millet Şirin, bunu yapacağız.

Mevlana Hazretleri ne diyor: “Kamil odur ki koya dünyada eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser.” Evet, bugün şöyle bir geçmişe doğru baktığımızda kimin eserleriyle gönüllerde yaşadığı, kimin de yerinde yeller estiği açıkça ortadadır.

Biz eser üretmenin, gelecek nesillerin gönlünde bu şekilde yer etmenin peşindeyiz. Belediye başkanlarımızın her birinin aynı yoldan geçerek gelmiş birisi olarak bu gayeyle hareket ettiğinden şüphe duymuyorum. Amacı eser ortaya koymak olan her belediye başkanımızın yanında yer almak bizim de boynumuzun borcudur.

Akıllı şehirler, vicdanlı, becerikli ve çalışkan belediye başkanlarıyla kurulur. Eser üretmek yerine yapılan işlerin önüne engel çıkartmaya çalışanların gayretlerini boşa çıkarmak da aynı şekilde görevimizdir. Takdir her zaman ki gibi en büyük hakem olan milletimizindir.

Değerli Dostlar;

Türkiye’yi, 81 vilayeti ve 82 milyon vatandaşıyla 2023 hedeflerimize ulaştırarak Cumhuriyetimizin 100. Yıldönümünde farklı bir Türkiye, güçlü bir millet olarak inşallah 2023’e ulaştırmanın gayreti içindeyiz. Ülkemizi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline getirmekte kararlıyız. Bunun için Cumhurbaşkanıyla, bakanlarıyla, milletvekilleriyle, belediye başkanlarıyla, işvereniyle, işçisiyle, esnafıyla, çiftçisiyle hep birlikte çok çalışmamız gerektiğini biliyoruz.

Dünyada emek vermeden, ter dökmeden, zihin ve beden gücünü sonuna kadar zorlamadan elde edilmiş bir başarı yoktur. Geçmişte yapılan hatalardan ders çıkartıp geleceğimize güvenle bakabilmek için önce birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sıkı sıkıya sarılabilmeyi başarmalıyız. Diğer başarıların hepsi de bunun arkasında gizlidir.

Merhum Akif ne diyor: “Girmeden tefrika bir millete düşman girmez, toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.” Türkiye’nin son 17 yılda elde ettiği kazanımların hepsinin de gerisinde toplu vuran yürekler vardır. Bu sayede vesayetin zincirlerini kırdık. Bu sayede terör örgütlerini tepeledik. Bu sayede darbe girişimlerini boşa çıkardık. Bu sayede sınırlarımızı koruduk. Bu sayede ekonomimizi ayakta tuttuk. Şimdi daha büyük hedeflere doğru yürüyoruz, Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle inşallah bunları da başaracak, ülkemizi hak ettiği yere getireceğiz.

Bu duygularla bir kez daha Akıllı Şehirler ve Belediyeler Kongre ve Sergisi’nin hayırlara vesile olmasını diliyorum, emeği geçenleri, katkı verecek olanları tekraren şahsım ve milletim adına tebrik ediyorum.

Sağ olun, var olun.