Engelli Vatandaşlarımızın ve Devlet Korumasından Yararlanmış Gençlerimizin Kamu Kurumlarına Yerleştirilmesi Töreninde Yaptıkları Konuşma

09.01.2020

Aziz Milletim,

Değerli Engelli Kardeşlerim,

Sevgili Gençler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Engelli vatandaşlarımız ile devlet korumasından yararlanmış gençlerimizin bugün kamu kurumlarına atanacaklara görev yerlerinin hayırlı olmasını diliyorum.

Ülkemizdeki engelli memur sayısı bizden önceki döneme göre yaklaşık 10 kat artışla 56 bin 500 kişiye ulaştı. Az önce ekranda da bunları izledik. Bugün de her eğitim seviyesinden bin 304 engelli vatandaşımızı kamuda işe yerleştiriyoruz. Devlet korumasında yetişen gençlerimizden 2002’den bugüne kadar kamuya yerleştirdiklerimizin sayısı 29 bine ulaştı. Devlet olarak 17 yıllık görev sürecimizde hiçbir zaman engelli kardeşlerimize duyarsız olmadık. Her zaman yanlarında olduk, olmaya devam edeceğiz.

Bugün her eğitim seviyesinden bin 561 gencimizin daha atamasını gerçekleştiriyoruz. Böylece Türkiye sosyal devlet olmanın gereklerini yerine getiren bir ülke olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu ülkede yaşayan her birey gibi engellilere ve devlet korumasında yetişen gençlerimize de sahip çıkıyor, kendilerini en iyi geleceğe hazırlamaya çalışıyoruz.

Geçmişte devletle millet arasındaki ilişkiler uzunca bir süre maalesef kopuk yürüdü. Tek parti döneminde insanına tepeden bakan, milleti hor-hakir gören jakoben bir anlayış hâkim oldu. Çok partili siyasi hayata geçilirken milletimiz sadece değerlerine saygı duyan değil, aynı zamanda kendisine hak ettiği hizmetleri getiren bir yönetim anlayışının da özlemi içindeydi. Rahmetli Adnan Menderes ve ardından rahmetli Özal işte bu iki alanda birden yaptıkları reformlarla milletimizin gönlünü fethettiler. AK Parti’nin 17 yıllık iktidarındaki en büyük başarısı, hem demokrasiyi geliştirmesi, hem de kalkınmayı sağlamasıdır.

Tabii kalkınma bu ülkenin vatandaşlarının her birini de kapsayınca anlamlı hale gelir. Ülkenin kaynakları eskiden olduğu gibi sadece bir avuç mutlu azınlığın emrine verildiğinde yapılan işin adı kalkınma değil, adaletsizlik olur. Biz, Türkiye’nin zenginliğini 81 vilayetin tamamına ve buralarda yaşayan her kesimden insanımızın istifadesine sunduk. Türkiye’yi büyütürken, üretimi artırırken, milli gelirimizi üç kattan fazla yükseltirken istihdam yelpazesini genişletirken tüm vatandaşlarımızı özellikle kucaklamaya gayret ettik.

Dünyanın en iyi sosyal güvenlik ve sağlık sistemini kurmamızın amacı da budur. Ülkemizde devletin şefkat şemsiyesi dışında hiç kimsenin kalmaması için özel çaba gösterdik. Sosyal yardımlar için ayırdığımız yıllık bütçeyi –bakın bu rakam çok önemli- 2 milyar liradan 55 milyar liraya çıkardık.

Son 17 yılda tam 339 milyar liralık sosyal yardımda bulunduk. Milli gelirimiz içindeki sosyal yardımların payını yüzde 0,3’ten yüzde 1,2 seviyesine yükselttik. Engelliler ve devlet korumasındaki çocuklar yanında kadınlara, yaşlılara, dul ve yetimlere, şehit yakınları ve gazilere ihtimam gösterdik. Türkiye büyüdükçe, güçlendikçe, zenginleştikçe ortaya çıkan değeri tüm vatandaşlarımıza yansıtmaya inşallah bundan sonra da devam edeceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Engellilerimizin toplumsal hayatın her alanında olmalarını sağlamak için çok yönlü çalışmalar yürütüyoruz. Bunlardan ilki, erişilebilirlik meselesidir; bu çok önemli. Sağlık ve eğitim kurumları ile iş yerleri başta olmak üzere her alandaki hizmetlerin engelli ve yaşlılarımız açısından erişilebilir şekilde verilmesini özellikle istiyoruz, bunun başarılması lazım. Evinden çıkan bir engelli veya yaşlı, kaldırımıyla, yaya geçidiyle, parkıyla, bina girişiyle, toplu taşıma aracıyla her bakımdan kolayca yararlanabileceği imkânlara sahip olmalıdır. Aynı şekilde bu vatandaşlarımız günümüzün vazgeçilmez araçları olarak bilgi ve iletişim teknolojilerinden faydalanma konusunda da hiçbir bariyerle karşılaşmamalıdır. İşte az önce kardeşimizi gördük. Yani üç kişiye bir bilgisayar değil, bire-bir hepsine bu bilgisayarı verebilmek; işte biz bunu başardık. Şüphesiz bunu sağlamanın yolu tüm hizmetleri engelli ve yaşlılarımız için erişilebilir olarak tasarlamaktan geçiyor. Şayet bir şehirde hâlâ yollar, kaldırımlar, bina girişleri, asansörler, lavabolar, velhasıl hayatın her anında ihtiyaç duyulan unsurlar erişilebilir değilse, orada ciddi bir eksiklik var demektir ve siz medeni olmaktan da bahsedemezsiniz. Belediyelerimiz başta olmak üzere bu konuda sorumluluk sahibi her kurumun artık bu gerçeği kabul etmesi ve buna uygun davranması şarttır. Bir belediyeci olarak, bunları yaşamış bir kardeşiniz olarak bunları söylüyorum. Çünkü İstanbul gibi bir şehirde belediye başkanlığı yapmak herhalde sıradan bir olay değildir. Geldiğim zaman susuz bir İstanbul vardı, ama geldik elhamdülillah o konuyu çözdük. Çöp dağlarından geçilmeyen bir İstanbul vardı, bunları kaldırdık. Ve Habitat’ın temizlik ödülünü verdiği bir İstanbul oldu. Çöp dağlarının patladığı ve 39 kardeşimizin, evet o çöp dağlarının altında kaldığı gün Ümraniye Belediyesi yaşadık. Ve solunumda hava kirliliği felaketti ve gazeteler maske dağıtıyordu; böyle bir İstanbul yaşadık. Hamdolsun bunlardan da kurtulduk. Ve artık Türkiye’yi 81 vilayetine doğalgazı taşımak suretiyle temiz havayla karşı karşıya getirelim dedik, şu anda onu da başardık.

Şimdi hedef; yarıdan fazlasına ulaştık, ama tüm ilçelere de doğalgazı götürmek istiyoruz. Hızla şu anda onun çalışmaları devam ediyor. Biliyorsunuz dün İstanbul’da Rusya ile yaptığımız anlaşma gereği TürkAkım dediğimiz projeyi Karadeniz’in altından Kıyıköy’e geçirmek suretiyle bizim üzerimizden doğal gaz nereye gidecek? Avrupa’ya. Ama Türkiye’de de ihtiyacımızın inşallah artık büyük bir kısmını tamamlamış olacağız.

Türkiye artık böyle bir ülke. Yeni yatırımlar, erişilebilirlik esasına göre yapılmalı, eski binaların bu doğrultu da dönüşümleri de süratle tamamlanmalıdır. Onun için şimdi yeni bir hedef belirledik 100 bin konut TOKİ olarak ne yapacağız? Yıllık inşa edeceğiz. Ve diyoruz ki, yani gecekondu mu var? Size hem destek vereceğiz hem de gelin TOKİ’nin yapmış olduğu bu yeni konutlara sizleri taşıyalım. Zira öyle konutlarımız var ki Allah göstermesin, bakıyorsunuz o dar sokaklar içinde bir yangın çıksa itfaiye bile oraya giremiyor. Niye? Erişilebilir değil de onun için. İşte bunları da erişilebilir hale getirmemiz lazım. Bu sürecin rasgele plansız, programsız yürütülmesi de doğru değildir. Erişilebilirlik standartları belirlenmeli ve tüm kurumlar çalışmalarını buna göre yürütmelidir. İşte bu amaçla 2020 yılının erişilebilirlik yılı olarak ilan edilmesinde fayda görüyorum hayırlı olsun.

Yürütülecek projelerle hem fiziksel erişim hem dijital dönüşüm en önemlisi de zihinsel dönüşüm yönünde gereken adımlar atılmalıdır. Eğer zihinsel dönüşüm sağlanmazsa zaten burada bir sakatlık var demektir. Bu sürecin Cumhurbaşkanı olarak bizzat takipçisi olacağımı özellikle ifade etmek istiyorum. Aynı şekilde ailesi olmayan veya ailesinin yanında hayatını sürdürme imkânı kalmayan her bir çocuğumuza sahip çıkmak devlet olarak en başta gelen görevimizdir. Elbette esas olan çocuğun ailesinin yanında veya ona aynı hissi yaşatacak bir ailenin yanında büyümesidir. Çünkü eskiden yaygın şekilde rastladığımız yurt tipi binalarda ve sadece kamu görevlilerinin gözetiminde çocuk yetiştirilmesi pek mümkün olmuyor. Bu amaçla iktidara geldiğimiz yıldan itibaren devlet korumasındaki çocuklara ilgili sistemi baştan sona değiştirdik. Yurt tipi binaları terk ederek, çocukların aile ve mahalle sıcaklığı içinde hayatlarını sürdürebilecekleri yeni bir sisteme geçtik. Maddi durumu iyi olmadığı için devlet gözetimine verilen çocukları kendi aile ortamlarında ekonomik ve sosyal olarak destekledik. Hâlihazırda 128 binin üzerinde çocuğun bu şekilde kendi aileleri yanında yetişmelerini sağlıyoruz. Kimsesi olmayan çocuklar için koruyucu aile sistemini yaygınlaştırdık. Bunu yaparken kardeşleri ayırmamaya da itina gösterdik. Halen 6 bine yakın koruyucu aile, 7 bin 259 çocuğumuza ne yapıyor? Sahip çıkıyor. Görüldüğü gibi devlet gerektiğinde ne deriz biz? Devlet baba, gerektiğinde devlet ana. Bakın bize Anadolu demişiz, nereye? Anadolu’muza. Niye? Bundan dolayı. Daima ihtiyaç duyulan vatandaşlarımızın ve korumaya muhtaç çocuklarımızın devlet baba, devlet ana her zaman yanındadır.

İnşallah önümüzdeki dönemde bu hizmetleri çok daha yaygın ve güçlü şekilde devam ettireceğiz.

Değerli Dostlar,

Aile kurumu milli varlığımızın bel kemiğidir. Büyük ve güçlü Türkiye hedefimize ulaşabilmenin en önemli şartlarından biri aile kurumunu sağlam bir şekilde ayakta tutmaktır. Aksi takdirde tıpkı omurgası çökmüş bedenin felç olması gibi aile kurumu dağılmış bir toplumun da yerle yeksan olması kaçınılmazdır. Bugün Batı toplumlarını bekleyen en büyük tehdit budur. Batı çöküyor niye? Aile diye bir kavram buralarda kalmamış, ama şimdi bizi de tehdit ediyor. Aile kurumu dağıldığında nüfus da azalmaya başlıyor. Niye ben en az üç çocuk diyorum? Bunu dememin sebebi güçlü milletler güçlü ailelerden oluşur. Güçlü aileleri kuracağız ki güçlü millet olalım.

Yıllarca maalesef doğum noktasında kısırlaştırma politikası güttüler. Niye? Türkiye’nin nüfusu azalsın diye. Ben de tam aksini iddia ediyorum, nüfusumuz çoğalmalı ki biz ekonomi tahsili gördük, ekonominin bel kemiği insandır, insan varsa güçlüsünüz, insan yoksa güçlü değilsiniz. İnsan varsa emek var, insan varsa sermaye var, insan varsa para var, insan varsa üretim var, tüketim var, insan yoksa bunların hiç biri yok. Aile kurumu dağıldığında nüfus da azalmaya başlıyor. Çünkü sadece bireylerin ve onların hayat biçimlerinin hakim olduğu bir yerde çocuğa yer bulunamıyor. Bu yüzden pek çok Batı toplumu bir süre sonra yeryüzünden silinme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Türkiye’de henüz bu derece değilse bile aynı tehditle yüzleşmeye başlamıştır.

Bakın gençlerimizin evlilik yaşı giderek yukarı doğru çıkıyor. Genç yaşta maalesef evlenmiyor kızlarımız da, erkeklerimiz de. Çoğu 30’u aşkın evleniyor veyahut da çoğu evde kalıyor, böyle bir şey olur mu ya? Devlet babadan bahsediyor muyuz? Devlet babanın başında da şu anda Erdoğan var mı? Var. Ben de şu an da tavsiye ediyorum. Hiç evlenmeyenlerin sayısı da artıyor. Evlilik dışı hayat biçimi medya aracılığıyla meşrulaştırılmaya, daha da vahimi özendirilmeye çalışılıyor, televizyonların birçoğunda bunun kampanyası yapılıyor, aman bunlara dikkat edelim. Aile kurumunu kökünden kurutmayı amaçlayan sembollerin önü bilinçli bir şekilde açılırken aile kurumuna sahip çıkan davranışlar küçümseniyor. Bu büyük tehlikeye hep birlikte karşı koymalıyız.

Burada anneler var, burada babalar var hepimiz birlikte bunun mücadelesini vermemiz lazım. Ailemizin içinde yer aldığı değerlerimize sahip çıkmanın bizi küçülten değil, yücelten bir tercih olduğunu gençlerimize göstermeliyiz. Rabbimiz ne buyuruyor? Nikâhlanınız, çoğalınız buyuruyor. Ve nikâh dışı evlilik bizim değerlerimizde yok. Buna bir defa hep birlikte tavır koymamız lazım. Sevgili Peygamberimiz ne buyuruyor? Kıyamet gününde diğer topluluklara karşı ümmetimin çokluğuyla övüneceğim diyor, bunlar çok önemli, buna dikkat edeceğiz ve hep birlikte bunun gayreti içinde olacağız. Yeni nesil okumaktan ve duymaktan ziyade gözlemden etkileniyor. Bir başka ifadeyle, bizler ne kadar örnek bir aile hayatı ortaya koyarsak çocuklarımız da kendileri için benzer bir gelecek tasavvur eder. Kadına şiddet başta olmak üzere sıkıntısını yaşadığımız pek çok sorunun çözümü aile kurumunun güçlendirilmesinden geçiyor. İşte geçenlerde bir olay daha yaşadık bir namussuz, bir alçak meşru olmayan bir yaşamla maalesef bir kıza onunla beraber yaşıyor, neyse asit veya kezzap yüzüne atıyor ve tabii bir göz gidiyor. Mahkemenin verdiği ceza ortalama söylüyorum 13 yıl. Şimdi tabii ben soruşturuyorum, bana verilen cevap şu: Kanunun diyorlar en yüksek oranı bu. Şimdi ben de diyorum ki, bunu da bizim getirdiğimizi söylüyorlar. Ben de diyorum ki arkadaşlara, arkadaşlar siz niye kanun diyerek, bize böyle bir cevap yolunu buluyorsunuz? Ben kanundan bahsetmiyorum, ben haktan bahsediyorum, hukuktan bahsediyorum, adaletten bahsediyorum. Siz burada hakkı arayacaksınız, hukuku arayacaksınız, adaleti arayacaksınız. Böyle bir olay kendi kızının başına gelmiş olsa orada bu olayı nasıl değerlendirirsin? Kanunlara mı bakacaksın, yoksa böyle bir hak olur mu, böyle bir adalet olur mu buna mı bakacaksın? Onun için buradan ben tüm yargı dünyasına da sesleniyorum, bu kanunların sayfaları arasındaki maddelere değil, vicdanınızın sesine lütfen kulak verin. Adaletin tecellisini hakta, hukukta arayın. Her zaman söylüyorum, benim yolum kanun yolu değil, hukuk yoludur. Hukuk eşittir kanun değildir, bir defa bunu iyi anlamamız lazım. Bu vesileyle bunu burada tekrar hatırlatmak istedim.

Özellikle ülkemizde kadına şiddet olgusunu bahane ederek aile kurumuna saldıran bir zihniyet peydah oldu. Vicdan yok, acıma hissi böyle bir şey söz konusu değil, bunlar da yok. Ama mücadelemizi gerek İçişleri Bakanlığı, gerek yargı vermeye devam edecek. Ve bu zihniyetin amacı kadını korumak değil, aileyi dağıtmaktır. Bunun için toplumun önüne hakikatle ilgisi olmayan bir dehşet tablosu koymaya çalışıyorlar. Mesela Türkiye’deki kadın cinayeti vakaları Avrupa ülkelerinin yarısı, dünya ortalamasının 3’te 1’i kadardır böyle de bir durum var, yani bunu da bilmenizi istiyorum. Buna rağmen ülkemizi adeta her köşesinde her an kadınların katledildiği bir yer gibi gösterme çabalarına rastlıyoruz, bu tür gayretler asla iyi niyetli değildir. Kadına fiziken veya ruhen şiddet uygulayanın hele hele hayatına kastedenin karşısına ilk önce biz çıkarız biz, bunun bilinmesini isterim.

Anne olan, eş olan, kız evlat olan, hepsinden önemlisi insanın yarısı olan kadına yönelik her türlü ayrımcı davranışa ve şiddete eyvallah etmedik, etmeyiz. İnsani duyarlılıkların sinsi bir şekilde istismarıyla aile kurumunun içinin boşaltılmasına ve çökertilmesine de asla izin vermeyeceğiz.

Eğitimden medyaya kadar her alanda seferberlik ruhuyla aileye sahip çıkacak bir anlayışla çalışmalarımızı yürüteceğiz. Bugünümüz ve geleceğimiz için aile kurumunun yaşatılmasını ve güçlendirilmesini sağlamayı en az güvenlik kadar, en az ekonomi kadar önemli görüyoruz.

Değerli Arkadaşlar,

Devletlerin ve milletlerin tarihlerinde kritik dönüm noktaları vardır. Biz yaklaşık bir asır önce 600 yıllık bir cihan devletini kaybedip, yerine Cumhuriyet fidanını toprağa dikerek, böyle bir dönem yaşadık. Cumhuriyet tarihimizin kendi içinde de önemli kırılma noktaları bulunuyor. Son yıllarda yaşadıklarımızla gelecek yarım asrımızı hatta bir asrımızı belirleyecek önemde olması sebebiyle yeni bir tarihi dönüm noktasıdır. Şayet bu süreci güçlü bir şekilde geride bırakır 2023 hedeflerimize ulaşırsak, gençlerimize 2053 ve 2071 vizyonlarını hayata geçirebilecekleri bir Türkiye emanet etme imkânını bulacağız. Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu doğrultuda çok önemli mesafe kat ettik. Öncelikle ülkemizi terör örgütleri aracılığıyla içeriden çökertme çabalarını boşa çıkarttık. Bugün hâlâ gezi olaylarına halk hareketi, 17-25 darbe girişimine hukuku uygulama çabası, çukur eylemelerine sıradan asayiş olayı, 15 Temmuz darbe girişimine tiyatro, diyenler çıkabiliyor. Bunlar ya olup bitenlerden hiçbir ders çıkarmamış olanlardır ya da zaten projenin bir parçasıdır.

Ardından bir terör koridoruyla güney sınırlarımızı kuşatma girişimiyle karşı karşıya kaldık. Gerçekleştirdiğimiz ve başarıyla sonuçlandırdığımız harekâtlarla bu terör koridorunu da paramparça ettik.

Akdeniz’de ülkemizi kendi sahillerine hapsetmeye yönelik bir senaryoyu hayata geçirmeye çalıştılar. Önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ardından da Libya ile yaptığımız anlaşmalarla bu oyunu da bozduk. Ülkemizin ve milletimizin daha önceki mücadelelerine kulp takanlar, şimdi de Akdeniz’deki hamlelerimizi itibarsız hale getirmenin gayreti içindeler. Türk askerinin çöllere gönderilmesinden, ülkemizin bataklığa saplanmasından söz edenlerin kendi zihinleri çölleşmiş, kendi gönülleri bataklık haline dönüşmüştür.

Değerli Kardeşlerim,

Gölcük’te de söyledim; Gazi Mustafa Kemal’in Libya Trablusgarp’ta ne işi vardı dedim. Niye? Çünkü oraya Türk’ün gitmesi gerekiyor da Gazi Mustafa Kemal onun için askerimizi aldı ve Trablusgarp’a çıktı ve orada yaralandı da. Hani sürekli söylenir ya, Gazi Mustafa Kemal’in şehla olan gözü, o yaradılıştan değil, şarapnel parçasının gözüne sıçramasından. Bunlardan bihaber olanlar kurusıkı atıyorlar. Ve şu anda bizler de ecdadımızın da oralarda tarih yazdığı bu yerlerde sadece adaletsizliği, zulmü gidermek için varız. Ve davet üzere oradayız, davetsiz yere biz icabet etmeyiz. Türkiye, Irak’ta da, Suriye’de de, Akdeniz’de de kendi hak ve menfaatlerini sonuna kadar savunmaya devam edecektir. Ülkemizin güvenliğinin ve geleceğinin kendi sınırlarımızda değil, çok daha ötesinde başladığı gerçeğini anlayamayan kifayetsiz muhterislere en güzel cevabı milletimiz verecektir. Kendi halkının güvenliğini sağlayamayanların acı hali ortadayken, ısrarla Türkiye’yi üzerinde oynanan senaryolara teslim olmaya davet eden çarpık zihniyet iflas etmeye mahkûmdur. Biz tüm kurumlarımızı tam bir iş birliği halinde çalıştırarak, ülkemizi hedeflerine doğru adım-adım yaklaştırıyoruz.

Bu kutlu mücadelede elbette kayıplarımız da oluyor. Onun için şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum,  gazilerimize Allah’tan şifalar diliyorum. Her birimizin şehidimizin künyesi istiklalimizin ve istikbalimizin birer berat belgesidir. Her bir gazimiz, bu toprakların ebedi vatanımız olarak devam edeceğinin bir remzidir, işaretidir. Bu yolda milletimizin yaptığı her fedakârlık, geleceğimizi aydınlatmak için yakılan adeta bir çeragdır. Bir asır önce Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde bu millet “Ya istiklal, ya ölüm” diyerek kıyam etmiş ve zafere koşmuştur. Bugün de yine milletimizle birlikte tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet şiarıyla bir büyük mücadele veriyoruz. İnşallah bu kutlu mücadeleyi de zaferle taçlandıracağız. Bunun için ne kadar çalışmamız, ter dökmemiz, fedakârlık yapmamız gerekiyorsa onu yapacağız. Bunun için de bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. Bunun için nerede olmamız gerekiyorsa orada olacağız, bunun için kiminle karşı karşıya gelmemiz gerekiyorsa ondan da asla çekinmeyeceğiz. Çünkü bu sadece bizim değil aynı zamanda koskoca bir tarihin ve bir medeniyetin de var oluş mücadelesidir. Bu yolda atılan her adımın büyük önemi vardır. Hamdolsun bugüne kadar yıkılmadan hep yürümeye devam ettik. Geride bıraktığımız her engel, bozduğumuz her tuzak, bizi daha güçlü hale getirdi. Artık önümüzün daha açık olduğunu, ufkumuzun daha aydınlık hale geldiğini görüyoruz. Zafere kadar bize durmak, duraksamak, hele hele geri adım atmak asla yoktur.

Gençler,

Hep söylediğimiz gibi; Allah’ın yardımı ve milletimizin desteği yanımızda olduğu müddetçe ya olacağız, ya öleceğiz haykırışıyla hep daha ileriye doğru gitmeyi sürdüreceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Bu duygularla bir kez daha bugün atamasını yapacağımız engelli vatandaşlarımıza ve devlet korumasından yararlanmış gençlerimize görev yerlerinin hayırlı olmasını diliyorum. Ülkemize ve milletimize bu hizmetlerin sunulmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.