İlim Yayma Ödül Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

22.12.2019

İlim Yayma Camiamızın Kıymetli Mensupları,

Kıymetli Akademisyenler,

Saygıdeğer Hocaların,

Kardeşlerim,

Değerli Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Bu anlamlı mükâfat töreni vesilesiyle İlim Yayma Vakfımızın siz fedakâr gönüllüleriyle bir arada bulunmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. İnşallah az sonra yaşadık şu anda mükâfatlar sahiplerini buldu, şimdi bizler de onun gerçekten heyecanını yaşıyoruz. Ve Türkiye’nin akademi mükâfatlarını takdim ettiğimiz mühendislik ve doğa bilimlerinde Profesör Doktor Mehmet Zahmakıran’ı. Sosyal bilimlerde Profesör Doktor İlyas Kemaloğlu’nu. İlim Yayma Büyük Ödülü’nde ise Profesör Doktor Fikrettin Şahin’i şahsım, milletim adına tebrik ediyorum.

İlim Yayma Camiamızın ülkemiz ve milletimiz bakımından böylesine hayırlı bir hizmeti başlattığı için kendilerine teşekkür ediyorum. Ülkemizin sorunlarına çözüm getiren gerçekten özgün değerler üreten, akademik yetkinliği olan, toplumda etki oluşturan çalışmaların özellikle bu şekil mükâfatlandırma ile geleceğe bir başka heyecan katacağına inanıyorum. Dolayısıyla, bu hayırlı yolda sizlere Rabbim’den muvaffakiyetler diliyorum. Malum marifet iltifata tabidir sözüne uygun şekilde bu çalışmanın uzun ve zahmetli bir sürecin sonunda belirlenen ilkelerine bağlı kalarak devam ettirilmesini temenni ediyorum.

Bu yıl ilki yapılan bu mükâfat programına niye mükâfat diyorum onu da söyleyeyim. Dün akşam Necip Fazıl Mükâfat Töreni’ndeydik Profesör Doktor Uğur Derman Hocamız dedi ki, sanatta, musikide ödül denilebilir, ama ilimde bunun adı mükâfat olursa çok anlamlı olur dedi, bu da benim teklifimdir dedi. Tabii Uğur Derman Hocamız malum çizgiye derman olmuş bir Hocamız, hatta çok farklı bir konumu olan bir Hocamız. Dolayısıyla, o nasihati tutalım istedim onun için söylüyorum. Ve bu mükâfat programına 758 başvurunun gelmiş olması aslında mayanın tuttuğuna işaret ediyor. Önümüzdeki yıllarda bu çalışmayı uluslararası boyuta da taşıyarak, inşallah dünya çapında bir marka haline dönüştüreceğinize inanıyorum.

Mükâfat takdim edilecek veya edildi hocalarımızın yetkinliklerinin tartışma götürmez olması, değerlendirme sürecinin sağlıklı ve tarafsız işlediğini de gösteriyor, İlim Yayma Camiasına da böylesi yakışır. Temelleri 68 yıl önce atılan Cemiyetimizin bizler de ekmeğini yedik, onun tasından çorbamızı içtik ve karavanasına her sabah çaydanlıktan oradan bardağından çayımızı aldık, tabii öyle cam bardak değil ha onu karıştırmayalım ve öyle yetiştik. Onun için oradaki büyüklerimize bizim ne kadar onları şükranla anarsak azdır, Allah onlardan razı olsun, mekânları cennet olsun inşallah. Bu hareket şehit Başbakan merhum Menderes’in teşvikiyle başlayan bir mücadelenin meyvesi olarak bugünlere gelmiştir. Kendisine bir kez daha Allah’tan rahmet niyaz ediyoruz.

Cemiyetimizin tarihi gerçek bir ilim ve irfan mücadelesinin fazilet ve adalet mücadelesinin tarihidir. Milletin iradesine saygının, milletin hukukuna riayetin ve sahip çıkmanın sembolü olan bu müessese ülkesinin ve milletinin insanlığın hayrına yüzbinler yetiştirmiş bir ocaktır. Kurulduğu günden beri hiç sönmeyen bu ocak giderek daha da büyüyen bir iman ve inanç ateşinin Hak yolunda bir kararlılık güneşinin adı haline gelmiştir. Bu cemiyet ayrıştıran ve bölenlerin değil, birleştiren ve kucaklaştıranların yuvası olmuştur. Burası milli ve yerli bir aklın rehberliğinde ve duru bir kalbin eşliğinde memleket hayrına büyük hayallerin kurulduğu, yeşerdiği, büyütüldüğü bir yerdir. Husumetin kapısından içeri giremediği bu cemiyet daima fitne ve fesada karşı verilen amansız mücadelenin de kalelerinden biri olmayı sürdürmüştür. Bütün kalbimle inanıyorum ki, bu ocak bugüne kadar olduğu gibi, inşallah bundan sonra da milli iradenin yılmaz savunucusu olacaktır. Birlik ve beraberliğimizin bu numune kurumu milli ve manevi değerlerimize bağlı nesiller yetiştiren bir çatı olarak daha nice yıllar hizmet verecektir. Milletin bağrından çıkan ve sadece milleti hizmet için çalışan bu örnek sivil toplum kuruluşumuza ilk günden beri emeği geçmiş olan herkesi tekrar hayırla, rahmetle, minnetle yad ediyorum. İlim yayma çatısı altında ülkemizin dört bir köşesinde koşan, koşturan, insan yetiştirmek için ailesinden fedakârlık ederek, gecesini gündüzüne katan kardeşlerime ülkem ve milletim adına teşekkürlerimi sunuyorum.

Maya sağlam olunca emekler Hak için, Allah’ın rızasını kazanmak için verilince Rabbim de bereketini ihsan ediyor. Fidan toprağa samimiyetle dikilince ne kadar büyük olursa olsun hiçbir fırtına onun büyüyüp serpilmesine mani olamıyor. Dikkat edilirse ülkemizde gerçekten uzun soluklu varlık gösteren kurumların hepsi de arkasında milletin, özünde samimiyetin olduğu yapılardır. Milletin kalbinde karşılık bulamamış hiçbir kurum maddi olarak ne kadar desteklenirse desteklensin bir süre sonra içi boş bir balon gibi sönmeye mahkumdur. Türkiye’nin sivil toplum tarihi bu bakımdan pek çok kötü örnekle doludur, ancak İlim Yayma Vakfımız, İlim Yayma Cemiyetimiz ki bunlar kardeş zaten iç içe, Sabahattin Zaim Üniversitesi ile İrfan Okullarıyla, yurtlarıyla, burslarıyla, yayınlarıyla ilim ve irşat faaliyetleriyle hamdolsun dimdik ayaktadır. İlim Yayma Cemiyetimiz de ülkemizin dört bir yanına dağılan 176 şubesi, 179 yurdu, 79 eğitim merkezi ve burslarıyla ilim ordumuza neferler yetiştirmeyi sürdürüyor. Bugünkü bu mükâfat programımızla İlim Yayma Vakfımız yeni bir alanda daha inşallah aynı başarılı yoldan yürümeye devam edecektir.

Aziz Kardeşlerim,

Peygamber-i Zişan Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam, hikmet yani faydalı bilgi müminin yitik malıdır, onu nerede bulursa almaya hak sahibidir buyuruyor. Aynı şekilde Resulullahın Aleyhissalatu Vesselam, ilim öğrenmenin erkek-kadın her Müslümana farz olduğunu belirten bir hadisi şerifi vardır. Bizler beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz buyuran, mescide girdiğinde zikir halkası yerine ilim halkasına oturmayı tercih eden bir Peygamberin ümmetiyiz. Bizler ilk emri ikra, yani oku olan bir dinin müntesipleriyiz. Bilenle bilmeyenin eşit olmadığını vaz eden bir inancın mensuplarıyız. Asırlar boyunca medeniyetimiz dünyanın tüm ilim pınarlarının membaı olmuştur. Fikirle, yazıyla ve amelle ilim peşinde ömür harcayan ecdadın tıptan astronomiye, mühendislikten sosyal bilimlere kadar her alanda sergilediği başarıları iftiharla yâd ediyoruz.

Rahmetli Fuat Sezgin Hocamızın yadigârı olan İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi bu konudaki büyük birikimin en azından bir kısmını derli toplu bir şekilde bize hatırlatıyor. Peki, buna rağmen nasıl oldu da bugün ilmin neredeyse her alanında böylesine geriye düştük? Bizden ilham alarak yola çıkanlar şimdi fersah fersah önümüze geçmişken nasıl oldu da biz bugün sahip bulunduğumuz mirasımız bile farkına varamaz hale geldik? Bu sorular üzerinde cesaretle düşünüp, doğru cevapları bulmadan coğrafyamızın ve kardeşlerimizin yaşadığı sıkıntıları çözemeyiz. Az önce de ifade ettim, yitik kaybedildiği yerde aranır derler. Çözümü kendi içimizde, kendi ruhumuzda, kendi zihnimizde, kendi dünyamızda bulacağız. Bize düşen medeniyetimizin üç tasavvurunu kalbi selimi, zevki selimi, aklıselimi kendi tarihimizde, kendi geçmişimizde aramak, bulmak, yeniden yorumlamak ve geleceğe taşımaktır. Hep aynı şeyleri yaparak, her defasında farklı sonuçlar beklemek akıl ve basiret sahiplerinin hiçbir zaman çözüm yolu değildir. Dünyanın ve bizim karşı karşıya bulunduğumuz her yeni duruma uygun yeni duruşlar, yeni yöntemler geliştirmemiz şart. Tabii bunu yaparken Türkiye’nin yaşadığı FETÖ tecrübesi ve halen medeniyet coğrafyamızda şahit olduğumuz pek çok hadisenin bize verdiği mesajı da doğru okumalıyız. Kudema’nın dediği gibi; "kem âlât ile kemâlât olmaz. Medeniyetimizin ve kültürümüzün kendi dinamikleri içinde doğmayan, tek gayesi ümmeti, millete ve insanlığa hizmet olmayan hiçbir güç, hiçbir iktidar, hiçbir yapı bize iki asırdır hasretini çektiğimiz şahlanışı yaşatamaz. Kökleri sağlam olmayan ağaç, gövdeye sıkı sıkı bağlı olmayan dal, ona güçlü şekilde tutunmayan yaprak varlığını sürdüremez. Mevlana Hazretlerinden ilhamla bir ayağımızı inancımıza, değerlerimize, kültürümüze sabitleyip, diğeriyle tüm dünyayı, tüm evreni kucaklayacağız. Geçmişin acı tatlı tecrübelerinden ders alarak, ihtişamlarından cesaret alarak istikbale odaklanacağız. Sadece sorunlara, sadece eksiklerimize değil, bunları çözecek dertlerimize şifa üretecek reçeteleri uygulamaya yoğunlaşacağız.

Türkiye olarak bu sürece öncülük etme görevi hem tarihi hem de coğrafi olarak bize düşüyor. Kendi tecrübelerimiz bu konuda samimi olunması ve yeterli gayret gösterilmesi halinde çok kısa bir sürede önemli mesafeler kat edilebileceğine işaret ediyor. Ülkemizin bilhassa son 17 yılı diğer alanlarla birlikte ilmi faaliyetlerde adeta bir silkiniş, bir kabuğu kırış, bir yeniden diriliş dönemine girdiğimizin ifadesidir. Elbette hâlâ yapmamız gereken çok iş var, ama hamdolsun istikamet çizilmiş ve kutlu yürüyüş başlamıştır.

Sayıları 207’yi bulan üniversitelerimiz, bilimsel araştırma faaliyeti yürüten kurumlarımız, özel sektörümüzün araştırma geliştirme merkezleri harıl harıl çalışıyor. Eskiden yurt dışına giden bilim ve araştırma insanlarımızın göçü artık tersine dönmüş durumdadır. İlmi ve akademik bakımdan olgunlaşmış, kendi alanında çığır açıcı eserler vermiş pek çok vatandaşımız hamdolsun artık ülkemize ve milletimize minnet borcunu ödemek gayesiyle bu topraklara geri dönüyor. Uluslararası lider araştırmacılar programıyla TÜBİTAK’ımız son birkaç yıldır bu alanda gerçekten büyük çabalar sergiliyor. İnşallah önümüzdeki dönem de insan yetiştirmek içtin öğrenci ve akademisyen değişim programlarına daha fazla ağırlık vereceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Biliyorsunuz geride bıraktığımız hafta İsviçre ve Malezya’yı kapsayan dört günlük bir yurt dışı seyahatimiz oldu. Cenevre’de Birleşmiş Milletler öncülüğünde ilk kez düzenlenen Küresel Mülteci Forumu’na katılarak, bu tarihi foruma Eş Başkanlık yaptık. Dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan milli gelire oranla insani yardımlarda dünyanın en cömert ülkesi olarak, Cenevre’de Türkiye’nin mazlumlara sahip çıkmak adına yaptığı çalışmaları anlattık. Her yıl milyonlarca insanı vatanlarını terk etmeye zorlayan sebepleri ve bunların çözüm yolların muhataplarımızla paylaştık. Meselenin imkân kıtlığı olmadığını, vicdan ve empati eksikliği olduğunu foruma katılan herkese rakamlarla izah ettik. Suriye’nin kuzeyinde hayata geçirmeyi planladığımız güvenli şehirler gibi insani dramları hafifletecek, mültecilerin geri dönüş haklarını garanti edecek projelere ağırlık verilmesinin gerekliliğini ifade ettik. Ayrıca Suriye’de attığımız adımların önemini ve Suriyeli mültecilerin geri dönüşleriyle ilgili pozitif gelişmeleri anlatma fırsatı bulduk. Foruma katılan ülkeler dünyadaki mültecilerin yükünü paylaşma adına 7,5 milyar dolarlık bir taahhütte bulundu. 2 trilyon doların silahlanmaya ayrıldığı, 1 trilyon doların ise lüks tüketime harcandığı bir dönemde bu rakam elbette devede kulak misalidir. Avrupa’nın mülteci sınırlarının dışarıda tutulması için tahsis ettiği miktar bile forum kapsamında ayrılan miktarın kat be kat üstündedir. Sembolik meblağlarla mültecilerin sıkıntılarına çözüm bulunamayacağı gayet açıktır. Daha önce yerine getirilmeyen sözlerin acısını çok çekmiş bir ülke olarak biz vaatten ziyade icraata bakıyoruz. Bundan sonraki aşamada alınan kararların takipçisi olup, uygulamaya geçmesi için gayret göstereceğiz. Bilhassa Batılı zengin ülkelere artık denizin bittiğini, mülteci sorunundan kaçmalarının daha fazla mümkün olmadığını söylemeyi sürdüreceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Şu anda milli gelire oranla dünyada özellikle en az gelişmiş ülkelere en fazla desteği veren ülke birinci sırada ülkemiz Türkiye’dir. Diğerleri sadece bunun lafını yapıyor, OECD’nin açıkladığı rakamlar ortada, bir numara biziz. Türkiye Suriye kaynaklı yeni bir göç dalgasını kaldıramaz. 4 milyon insanın yaşadığı İdlib’deki son katliamlar sebebiyle bu bölgede tekrar ciddi bir hareketlilik oluştu. Bombardımandan kaçan 80 binin üzerinde İdlib’li kardeşimiz ülkemiz sınırına doğru göç etmeye başladı. Şayet İdlib halkına yönelik vahşet son bulmazsa bu sayı daha da artacaktır. Böyle bir durumda Türkiye bu göç yükünü tek başına taşımayacaktır. Bizim maruz kalacağımız baskının olumsuz yansımaları başta Yunanistan olmak üzere tüm Avrupalı ülkelerin de hissedeceği bir konu olacaktır. Bu durumda 18 Mart Mutabakatından önce yaşanan sahnelerin tekrarlanması kaçınılmazdır. Biz Rusya nezdinde saldırıların son bulması için gereken her türlü çabayı gösteriyoruz, göstermeyi de sürdüreceğiz. Nitekim yarın bir heyeti Moskova’ya gönderiyoruz, görüşmeleri yapacaklar ve alınacak neticeye göre biz de atacağımız adımları belirleyeceğiz. Avrupa ülkelerinin de Türkiye’yi Suriye’de attığı meşru adımları nedeniyle köşeye sıkıştırma yerine, enerjilerini İdlib’deki katliamı engellemek için çaba harcamaya davet ediyoruz. Diğer türlü İdlib’deki yangının kenti topraklarına sıçramasına mani olamayacaklardır.

Kardeşlerim,

Cenevre’den sonra Malezya Başbakanı Değerli Dostum Mahathir bin Muhammed himayesinde bu sene ilk kez lider seviyesinde düzenlenen Kuala Lumpur Zirvesi’ne iştirak ettik. İlk gün Malezya ile 14 iyi niyet muhtırası imzalayarak, savunmadan teknoloji paylaşımına, stratejik alanlardaki iş birliğimizi güçlendirdik.

İnşallah önümüzdeki dönem de burada atılan imzaların meyvelerini çok farklı bir şekilde toplayacağız. Ziyaretimizin ikinci gününde ise İslam dünyasının dört bir ucundan zirveye katılan akademisyenler, araştırmacılar, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve kanaat önderleriyle bir araya geldik. Müslümanların etkin ve mezhep eksenli iç kavgalarla yorulmak, yıpratılmak istendiği bir dönemde İran, Katar, Malezya ve Türkiye olarak tüm dünyaya anlamlı bir mesaj verdik. Çatışmanın değil, barışın, ayrışmanın değil, vahdetin safında olduğumuzu dost düşman herkese bir kez daha gösterdik. Gerek açılış konuşmamızda, gerekse zirvenin diğer toplantılarında İslam aleminin içinde bulunduğu duruma dikkat çektik. Kuala Lumpur Zirvesi Müslümanların inkişafına mani olan en büyük handikabın iç rekabet olduğunu tekrar ifşa etmiştir. Malum bazı ülkeler ellerindeki imkânları Müslümanların güçlenmesi ve başarı için değil, adeta parçalanmışlıklarının devam etmesi için yapıyor. Kimi zaman diplomatik baskı yaparak, kimi zaman açıktan tehdit ederek İslam dünyasının kendi meselelerini özgürce konuşabilmesi ve bunlara çözüm üretmesi engelleniyor. Ne zaman Müslümanlar üzerlerindeki ölü toprağını temizlemeye kalksa içeriden birileri sürekli bu sürece sabote ediyor. Müslümanlar ayağa kalkmaya çalıştıkça Batılı ülkelerden önce içimizdeki gafiller paçamızdan çekiyor. Yemen’den Libya’ya kadar İslam alemindeki çatışmaları körükleyenler de yine bu çevrelerden başkası değildir. 251 vatandaşımızın şehit olduğu 15 Temmuz darbesinin finans ayağında da bu odakların izlerini görüyoruz. Bunların sabotajlarına rağmen biz hedeflerimiz doğrultusunda yürümeye kararlılıkla devam ediyoruz. Hiçbir kirli senaryo bir daha ülkemizi eski güçsüz, zayıf, iç karışıklıklarla boğuşan kötü günlerine Allah’ın izniyle döndüremeyecektir.

Kardeşlerim,

Atalarımız yüksek dağın başı da dumanlı olur diyor, biz de güçlendikçe ekonomik bakımdan bağımsızlığımızı perçinledikçe, İslam dünyasının meseleleriyle daha fazla ilgilendikçe içeriden ve dışarıdan saldırılara maruz kalıyoruz. Son 17 yılda elde ettiğimiz başarıların gerisinde her aşaması zorluklarla örülü çetin bir mücadele vardır. Ne vesayete ne teröre, ne de uluslararası şer şebekelerine karşı elde ettiğimiz hiçbir zafer bize altın tepside sunulmamıştır. Ne yaptıysak, neyi başardıysak birlik, beraberlik ve dayanışma içinde hareket ettiğimizden dolayı başardık. Bu süreçte İlim Yayma Camiamızla beraber Türkiye davasına gönül vermiş diğer sivil toplum kuruluşlarımızın da desteğini aldık. Sizler kendi alanınızda yürüttüğünüz çalışmalarla ülkemizin yolunu ayrık otlarından temizlediniz. Sizler bilhassa beşeri sermayemizin yetişmesi noktasında gerçekten ciddi çabalar harcadınız. Türkiye’nin insan kaynağı havuzunun nitelikli gençlerle, akademisyenlerle, öğretmenlerle dolması için mücadele ettiniz. Varsın birileri İlim Yayma Camiasıyla bağını koparmayı marifet zannetsin, varsın birileri makamları gereği bulundukları görevlerden bile imtina etsin. Biz sizlerin ne yaptığını, ne tür fedakarlıklar gösterdiğinizi gayet iyi biliyoruz. Türkiye Cumhurbaşkanı olarak sizlerin hizmetlerinden daima iftihar ettim, gurur duydum. İnşallah bundan sonra sizin yanınızda durmayı sürdüreceğim. Sizlerden de aynı kararlılıkla yolunuza devam etmenizi özellikle bekliyorum.

Son günlerde birilerinin inancını yaşamaktan başka hiçbir gayesi olmayan insanlarımıza ve kurumlarımıza yönelik azgınlıkları karşısında asla sinmemenizi, çekinmemenizi, endişeye kapılmamanızı istiyorum. Bu davanın ve sizin Hak yolunda yaptığınız faaliyetlerin sahibi Allah’tır. Rabbimizin buyurduğu gibi, Allah size yardım ederse, size galip gelebilecek olan kimdir ki. O sizi bırakırsa size yardım edecek, kurtarabilecek kimse olamaz. O halde müminler Allah’a güvenip dayansınlar. Evet, bu ilahi emre mütenasip bir şekilde hepimiz sadece Rabbimize güveneceğiz, sadece Rabbimize dayanacağız, en dar zamanlarımızda yardımı yine ondan bekleyeceğiz. Allah bes baki heves, diyerek samimiyetimizden, ilim ve hikmet davamızdan asla taviz vermeyeceğiz. Unutmayalım ki biz işimizi düzgün yaparsak, en güzel şekilde insanımıza hizmet edersek Rabbim de nusretiyle bizi destekleyecektir.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, bir kez daha ödüle layık görülen hocalarımızı, ilim erbabımızı tebrik ediyorum. İlim Yayma Camiamıza çalışmalarında özellikle muvaffakiyetler diliyorum. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Her birinize ahde vefanız, muhabbetiniz için teşekkür ediyorum. Sizlere sevgi ve saygılarımı sunuyor, hepinizi Allah’a emanet ediyorum.

Kalın sağlıcakla.