2019 Necip Fazıl Ödülleri Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

21.12.2019

Saygıdeğer Hocalarım, Değerli Misafirler,

Kültür, Sanat, Edebiyat, İlim ve Medya Dünyamızın Kıymetli Mensupları,

Star Gazetesinin Değerli Çalışanları,

Sevgili Genç Kardeşlerim,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Ülkemizin ilim, sanat ve kültür hayatına istikamet veren eserleriyle özellikle de yolumuzu aydınlatan siz kıymetli dostlarımla bir kez daha buluşmanın bahtiyarlığı içindeyim. Bu sene 6’ncısı düzenlenen Necip Fazıl Ödülleri’nin yayın hayatımız, edebiyat ve fikir dünyamız için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum.

Sözlerimin hemen başında büyük şair, büyük mütefekkir, büyük dava adamı, Büyük Üstat Necip Fazıl Kısakürek’i bir kez daha rahmetle, minnetle, hasretle yâd ediyorum, Rabbim ondan razı olsun. Onu cennet ve cemaliyle müşerref kılsın.

Bu yıl 6’ncısını özellikle takdim ettiğimiz bu mükâfatların ilim ve kültür hayatımız açısından artık bir Türkiye klasiğine dönüştüğünü görüyoruz. Bu başarıda altı yıllık emeği olan Star Gazetesi’ne, üstadın mirasına ve onun aziz hatırasına sahip çıktıkları için şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. Türkiye’nin zengin kültür ve edebiyat havuzundan isimleri her yıl ince bir çalışmayla tespit edilen özellikle bu mükâfatların takdiminde bizlere istikamet veren jüriye şükranlarımı sunuyorum. Özellikle de mükâfatlarını takdim ettiğimiz ilim, edebiyat ve sanat erbabımızı gönülden tebrik ediyor, kendilerine yeni başarılarla dolu mümbit bir ömür niyaz ediyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Bu bereketli topraklar sayısız kültür ve sanat erbabını yetiştirmiş ve insanlığın istifadesine sunmuştur. Bu değerlerin tanınması, bilinmesi ve eserlerinden daha fazla kişinin istifade edebilmesi düşüncesiyle 2014 yılından bu yana Necip Fazıl mükâfatlarını sahipleriyle buluşturuyoruz. Özellikle jürideki saygıdeğer hocalarıma bu yıl da farklı dallarda 8 kıymeti bu listeye aldılar ve hakikaten çok ciddi emek sarf etmek suretiyle de bu isimler tespit edildi. Listemizin ilk sırasında şiir ödülü yer alıyor, et-tekraru ahsen velev kane yüz seksen, şimdi ben de bunları tekrar edeceğim.

2019 Necip Fazıl Şiir Ödülü’nü Değerli Kardeşim İbrahim Tenekeci’ye takdim ettik. Dilinde ve üslubunda her zaman sadeliği ve samimiyeti hissettiğimiz İbrahim Tenekeci modernleşmenin yol açtığı çelişkilere dikkat çeken şiirlere imza atıyor.

Bir bilseniz efendim,

İçin için ateşe verdim içimdeki beni.

Ah beni hangi vadiler istedi de gitmedim.

Kıskandım da ne oldu, hayattan kendimi.

Ah efendim, sorar durur can;

Nasıl bir sondur bu

Kaçtıkça yakınlaşan,

Kaçtıkça yakınlaşan.

Derdimi anlattım efendim,

Derdimi anlattım, sözü yormadan.

Oturup dua ettim, yalvardım;

Akıl git başımdan.

Bir yanlışlık yoktur inşallah İbrahim kardeşim. Hayranlıkla okuduğumuz bu mısralarla ve bunun gibi daha niceleriyle yüreğimizi ısıtan İbrahim Tenekeci kardeşimizi tebrik ediyorum.

Hikâye ve roman alanında ise Esenlik Zamanları, Pencere, Adı Leyla Olsun, gibi nice eseri edebiyat dünyamıza kazandıran Cemal Şakar’ı görüyoruz. Cemal Şakar hikâyelerinde bize ait olan sesleri ve notaları kullanarak okuyucularına türkü tadında cümleler sunuyor. Yolculuk varmaktan güzeldir bazen ve yollar yürüyelim, diye kalbimizi dürter diyor bir eserinde. Bir diğerinde ise, birileri uzakları anlatır, ulaşılamaz uzaklardan bahseder hep. O uzaklar içimizmiş meğer. Karanlık diye korkup girmediğimiz başka başka zamanların peşine düştüğümüz uzaklar. Her bir hikâyesinde okuyucusunun farklı iklimlerde soluklanmasını sağlayan Cemal Şakar kardeşimizi de tebrik ediyorum.

Değerli Dostlar,

Bildiğiniz üzere ecdadımız tarihin altı asrına Osmanlı mührünü vurdu. Osmanlı Devleti din, dil, etnik yapı ve kültür bakımından farklı özellikler taşıyan bir coğrafyada 600 yıl barış ve huzur dönemini yaşattı. Bunun nasıl gerçekleştiğini anlamak ve anlatmak isteyen araştırmacılar askeri, idari, iktisadi, sosyal, kültürel ve demografik birçok sebepten bahsederler. Dünya tarihinde çok sık rastlanmayan böyle bir başarıyı tek bir saikle açıklamak elbette mümkün değildir. Ancak dili, dini, etnik kökeni birbirinden farklı onlarca milletin 21 milyon kilometrekareye ulaşan coğrafyada barış içinde yaşaması Osmanlı’nın yönetim ve hukuk anlayışı sayesinde mümkün olmuştur. Birçok tarih araştırmacısını Osmanlı adliye kaynaklarına sevk eden sebep budur. Sayıları on binleri aşan kadı sicilleri işte bu kaynakların en önemlisidir. Kadı sicilleri sadece hukuk tarihi bakımından değil, Osmanlı Devleti’nin sosyal, siyasi, iktisadi ve kültürel tarihi bakımından da son derece zengin bir kaynaktır. Bu sicillerin yayınlanmasına duyulan ihtiyaç ilim çevrelerinde yıllarca dile getirilmiş, fakat birtakım zorluklar sebebiyle bu mümkün olamamıştı. Nihayet Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi İSAM çatısı altında Profesör Doktor Mehmet Akif Aydın ve Doktor Coşkun Yılmaz Hocalarımızın öncülüğünde bir heyet bu boşluğu doldurmayı başardı. Böylece hukuk, siyaset, toplum ve iktisat tarihine yönelik araştırmalar için çok kıymetli bir külliyat kullanıma hazır hale geldi. Bu yıl ki fikir araştırma ödülünü kendilerine takdim ediyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İSAM, İstanbul Medipol Üniversitesi ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Ajansı tarafından toplam 100 cilt halinde basılan bu kıymetli eserde emeği bulunan herkesi canı gönülden tebrik ediyorum.

Değerli Dostlar,

Üstat gençliğe hitabesinde kökü ezelde ve dalı ebette bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik diyerek, hepimize ait bir özlemi dile getiriyor. Onun adına düzenlenen bu törende her yıl ilk eser ödülleri vererek genç kardeşlerimizi cesaretlendiriyor, teşvik ediyoruz. Bu yıl da ilk eserler alanında iki genç kardeşimiz ödüle layık görüldü. İç dünyasına sığdıramadığı duyguları bazen isyankâr, ama her zaman latif bir dille şiirlerinde işleyen şair Meryem Kılıç ile Herkesten Sonra Gelen ve Atları Uçuruma Sürme, isimli iki hikâye kitabıyla gönüllerdi taht kuran Emin Gürdamur’u içtenlikle tebrik ediyorum.

Anadolu’nun bereketli ikliminde boy veren bu iki genç yetenekten inşallah gelecekte de çok değerli, nitelikli, yüreğimize dokunacak nice eserler bekliyoruz. 2019 Necip Fazıl Uluslararası Kültür Sanat Ödülü’nü ise bu sene Sayın Emced İslam Emced’e takdim ediyoruz. Pakistan’dan değerli bir kardeşimiz o da hafız. Kendileri Pakistan’da gelişen Modern Urdu Edebiyatı’nın en önemli şairlerinden biridir. Şiirleri yanında gazeteciliği ve senaryo yazarlığı ile de Pakistan’ın en tanınmış isimleri arasındadır. Pakistan, Türkiye için her zaman kardeş bir ülke ve değerli bir dost olmuştur. İlişkilerin sadece çıkarla tanımlandığı günümüzde Türkiye Pakistan dostluğu samimiyetle, dayanışmasıyla tüm dünyaya örnek oluyor. İlhamını kan bağından değil, gönül bağından alan Türkiye-Pakistan kardeşliğinin inşallah ileride daha da güçleneceğine inanıyorum. Emced İslam Emced kardeşim de eserleriyle, duruşuyla bu dostluğun kültürel ve ilmi alandaki sancaktarlarından biri olmayı sürdürecektir. Kendilerini canı gönülden tebrik ediyorum.

Necip Fazıl Saygı Ödülü’nün bu yıl Profesör Uğur Derman Hocamıza tevcih edilmesini son derece anlamlı, son derece yerinde buluyorum. Uğur Derman Hocamız Türk İslam sanatlarına, bilhassa hat sanatına yıllarca büyük emekler vermiş bir isimdir. İslam kültür sanatında hat sanatı Türk hat sanatının şaheserleri, harflerin aşkı gibi geleneksel sanatlarımızı ve o sahanın sanatkârlarını yaşatacak birçok kıymetli esere imza atmıştır. Sadece hat sanatı hakkında değil, kültürümüzün hemen her alanında ustalıkla kalem oynatan Hocamız, bu kültürü en üst seviyede temsil eden son Osmanlılarla tanışmış, bazılarının da talebesi olmuştur. Mahir İz Allah rahmet etsin, Celal Ökten Allah rahmet etsin, Fuat Şemsi İnan Allah rahmet etsin, Necati Lugal Allah rahmet etsin. Sıtkı Karababa, Yusuf Cemil Ararat, Süleyh Ünver ve Necmettin Okyay gibi isimleri zikredersek onun kimlerden feyz aldığını daha iyi ifade etmiş oluruz, Rabbim cümlesine rahmet eylesin. Profesör Uğur Derman Hocamızı da tebrik ediyor, kendilerine Rabbim’den sıhhat ve afiyet içinde bir ömür diliyorum.

Kıymetli Dostlar,

Şairler ve mütefekkirler arasında öldükten sonra eserleriyle yaşayanlar olduğu gibi, öldükten sonra evet gençleşenler de vardır. Vefatından sonra gençleşen isimlerin başında hiç şüphesiz Necip Fazıl Kısakürek geliyor. Üstat, ömrü boyunca sanat ve kültür hayatına musallat olan statükoyla mücadele ederken, aynı zamanda eserleriyle de bu mücadelesini taçlandırmıştır. Avrupalının kriz entelektüel diye isimlendirdiği buhran halini üstat her şeyin künhüne vakıf olma belası, diye tanımlıyor. Çile şiirinde bu halini üstat kendi kelimeleriyle şöyle tasvir ediyor.

Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,

Benliğim bir kazan ve aklım kepçe.

Deliler köyünden bir menzil aşkın,

Her fikir içimde bir çift kelepçe.

Bir fikir ki, sıcak yarada kezzab,

Bir fikir ki, beyin zarında sülük.

Selâm, selâm sana haşmetli azâb;

Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

İşte Necip Fazıl, her şeyin künhüne vakıf olma sevdasını sadece edebiyatla sınırlı tutmamış, tarih alanında yazdığı eserlerle de statükoya başkaldırmıştır.

Onun hem hayatının hem de eserlerinin ilk göze çarpan özelliği reddiyedir, direniştir. O her zaman kolaycılığa karşı zorluğu, rahatlığa, konfora karşı meşakkati ve çileyi seçmiştir. Üstat kitapları, makaleleri, piyesleri hitabe tarzında kaleme aldığı eserleriyle hakikate ulaşmanın mücadelesini vermiştir. Özellikle tarih alanında verdiği eserleri geç kalmış bir hesaplaşmanın vasatına dönüştürmüştür. Nitekim bir konferansında üstat bunu şu şekilde anlatıyor: Bu dava ceplerde kaybedilmiş bir güneştir. Güneş ceplerimizde kaybedilmişse, o ceplerin ağzını dikmek değil, astarını dışarı çıkarmak gerekir ki derinlere kazan veya kaçırılan hakikati yeniden keşfedebilelim. Cebin neyi örtüğünü ve onda neleri kaybettiğimizi fark edebilelim. İşte bu yüzden Necip Fazıl tarihi akademik bir uzmanlık alanından ziyade çarpıtılmış, silinmiş, unutturulmuş hakikatleri gün yüzüne çıkarma mücadelesi olarak görmüştür. Çünkü o bu memleketin resmi tarihinin ülkenin asıl sahipleri tarafından değil, dışarıdan birileri ve onların içimizdeki uzantıları tarafından yazıldığına inanıyordu. Necip Fazıl’a görü tarih, geçmişte olup bitenlerin defter edildiği bir masal albümü değildir. Ona göre tarihe bir kıymet katmayan her yaklaşım sadece kuru bir gözlemciliktir. Ulu Hakan İkinci Abdülhamit Han isimli eserini yazarken de ölçüsünü yine bu olmuştur. Üstelik bunu Sultan İkinci Abdülhamit’in hâkim zihniyet tarafından kızıl sultan olarak anlatıldığı bir dönemde yapmıştır. Üstat, Abdülhamit Han’ı Batı karşısında kale gibi duran ve Türk’ün ruh kökünü kurutmaya çalışanlarla amansız mücadele veren muazzam bir şahsiyet olarak tanıtmıştır. Son Devrin Din Mazlumları kitabında ise yakın tarihimizin bilerek çarpıtılan karanlık bir dönemine ışık tutma cesaretini göstermiştir. Üstat bunu da entelektüel düzeyde bile olsa alternatif tarih okumasının yapılamadığı günlerde gerçekleştirmiştir. Bu aynı zamanda din, ahlak, iman diyenlerin kültür ve sanat çevrelerince aforoz edildiği, ademe mahkum edildiği bir dönemdir. Ömrünün son nefesine kadar da baskı ve yıldırma çabalarından kendisini kurtaramamıştır. 1947 yılından, 1983 yılına kadar tam 8 kez hapse giren üstat, ebedi aleme yine boynunda taşıdığı mahkumiyet kararıyla irtihal etmiştir.

Kıymetli Dostlarım,

Üstadın hakkında eserler verdiği ve bu uğurda bedeller ödediği yakın tarihimize dair hadiselerin halen yeterince aydınlığa kavuşturulamadığını görüyoruz. Tarihimiz doğrusuyla ve yanlışıyla, eksiğiyle ve fazlasıyla, sevinciyle ve üzüntüsüyle bizim tarihimizdir. Geçmişimizle yüzleşmek bizi küçültmez, tam tersine büyütür. Bilhassa hakikatlere ulaşma şansımızın oldukça yüksek bulunduğu yakın tarihimizle ilgili bu yaklaşıma daha çok ihtiyacımız var. Mesela, tek parti CHP’sine ait dönemde objektif bir şekilde tüm boyutlarıyla araştırılması gereken karanlık noktalar bulunuyor. Elbette bunu öncelikle yapması gereken Ana Muhalefet Partisi CHP’nin bizatihi ta kendisidir. Ancak yakın tarihle ilgili en fazla CHP’nin konuşması gerekirken, dikkat ederseniz bu tartışmalar gündeme geldiğinde hemen derin bir sessizliğe bürünüyorlar. Açıkçası CHP’nin artık bu millete kendi tarihiyle ilgili kapsamlı bir samimi bir özeleştiri vermesi şarttır.

İskilipli Atıf Hoca’nın idamından, Dersim olaylarına, Türkçe ezan zulmünden 27 Mayıs darbesindeki rolüne kadar, pek çok üzücü hadisede CHP kendi tarihiyle yüzleşme cesareti gösterememiştir. Dersimli olan zatta bunu açıkça ortaya koyamamıştır. İşte bu partinin başındaki zat her fırsatta Dersimli olduğunu ve Dersimli olmaktan da gurur duyduğunu söylüyor. Ancak Dersim olaylarıyla ilgili bizim yaklaşık 10 sene önce gösterdiğimiz hassasiyet ve vicdani bir tavrın onda birini dahi sergileyemiyor. Biz CHP’nin kurumsal anlamda Dersim konusunda ne düşündüğünü, nasıl bir yaklaşım içinde olduğunu halen bilmiyoruz. Sadece Dersim de değil, az önce ifade ettiğim diğer konularda da CHP’nin kurumsal anlamda ne düşündüğünü kimse bilmiyor. CHP’nin bir an önce milletin karşısına çıkıp bu ülkeye yaşattıkları için ya özür dilemesi, ya da üzücü olaylardaki rolleri için pişmanlık duyduğunu millete söylemesi gerekiyor.

Türkiye’nin geleceği için milletimizin kalbinde kabuk bağlayan yaraların tekrar tekrar kanatılmaması için biz bu tavrı gerekli görüyoruz. Yoksa ülkemiz belli art niyetli çevrelerin sosyal mühendislik projelerinden kendini kurtaramayacaktır. Şimdiye kadar toplumsal kucaklaşmayı perçinleyici birçok adıma imza atan bir parti olarak muhakkak bu konunun da takipçisi olacağız. CHP yönetimi geçmişleriyle yüzleşene darbeler, katliamlar, yasaklar, idamlar ve kanlı sokak olaylarındaki rollerini cesaretle açıklayana kadar peşlerini bırakmayacağız. Böylece sadece ülkemizin sancılı bir dönemine ayna tutmakla kalmayacak, aynı zamanda üstat Necip Fazıl’ın uğrunda bedel ödediği emanetine de sahip çıkacağız.

Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Bu düşüncelerle sözlerimi son verirken, bir kez daha bu yıl ödül alan tüm edebiyat, sanat, ilim erbabımızı tebrik ediyorum. Star ailesine bu güzel organizasyon için teşekkürlerimi sunuyorum.

Hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyor, Allah’a emanet ediyorum.

Kalın sağlıcakla.