Yeni Tip Denizaltı Projesi 1. Gemisi Piri Reis’i Havuza Çekme ve 5. Gemisi Seydiali Reis’in İlk Kaynak Töreninde Yaptıkları Konuşma

22.12.2019

Milli Savunma Bakanlığımızın ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizin Değerli Mensupları,

Sevgili Denizciler,

Değerli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Bugün burada ülkemizin önemli savunma sanayi projelerinden biri olan yeni tip denizaltılarımızdan birinin havuza çekilmesi, diğerinin de ilk kaynak töreni vesilesiyle bir aradayız. Havuza çekilecek Piri Reis Denizaltımızın inşası yaklaşık dört yıl önce başladı. İnşallah 2022 yılında Piri Reis Denizaltımız hizmete girmiş olacak. Piri Reis’in ardından Hızır Reis, Murat Reis ve Aydın Reis Denizaltılarımızın ilk kaynak törenleri yapılmış ve inşa sürecine geçilmişti. Bugün yeni denizaltı projemizin beşincisi olan Seydi Ali Reis’in ilk kaynak törenini de gerçekleştiriyoruz. İnşallah önümüzdeki yıl bitmeden serinin son gemisi olan Selman Reis’in inşasına da başlayacağız. 2022 yılından itibaren her yıl bir denizaltımız daha hizmete girecektir. Böylece 2027 yılında altı denizaltımızın tamamı da Deniz Kuvvetlerimizin emrinde hizmet vermeye başlayacaktır.

Denizaltılarımızın şimdiden ülkemize, milletimize, ordumuza, denizcilerimize hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum. Projenin ilk adımının atıldığı günden şimdiye kadar yürütülen çalışmalarda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Hedefimiz bu süreçte elde ettiğimiz tecrübe ve birikimle milli denizaltı projemizi süratle hayata geçirmektir. Milli denizaltılarımızın ilk kaynak, denize indirme ve hizmete girme törenlerinde de inşallah yine birlikte olacağız.

Değerli Arkadaşlar,

Denizaltılarımıza isimleri verilen reislerimiz her biri gerçekten abide kişiliklerdir. Mesela Gelibolu Piri Reis’in 500 yıl önce çizdiği harita ve yazdığı Kitab-ı Bahriye eseri bugün dahi hayranlıkla karşılanıyor. Bütün ömrü denizde ve savaşta geçen Piri Reis’in Akdeniz’de, Aden’de, Basra Körfez’in de verdiği mücadele gençlerimize örnek olacak kahramanlıklarla doludur. Seydi Ali Reis ise hayatı filmlere konu olacak derecede inanılması zor maceralarla dolu, adeta bir süper kahramandır. Bu yürekli denizcimiz Kızıl Deniz, Aden Körfezi, Umman Denizi ve Hint Okyanusu boyunca savaşa savaşa Hindistan’ın en ucuna kadar gitmiştir. Yolda tutulduğu fırtınalar ve düşman saldırıları sebebiyle yıpranan donanmasının silahlarını Hindistan’ın en ucundaki kabilelere emanet ettikten sonra da karadan dönüş yoluna geçmiştir. Seydi Ali Reis’in bugünkü Hindistan, Pakistan, İran, Irak, Anadolu üzerinden İstanbul’a kadar karadan süren seyahati gerçekten şaşkınlık ve hayranlık vericidir. Tabii daha ilginci, Seydi Ali Reis’ten asırlar sonra bölge halkının Japonya’ya giderken aynı limana uğrayan Ertuğrul Firkateynine emanet edilen silahları vermek üzere geri getirmiş olmasıdır. Rabbimize bize böyle bir milletin evlatları olarak dünyaya gelmeyi nasip ettiği için ne kadar hamdüsenada bulunsak azdır.

Türkiye olarak geleceğimize güvenle bakabilmek için önce maziden atiye güçlü bir köprü kurmamız gerekiyor. Milletimize uzun yıllar boyunca bilinçli bir şekilde tarihi, kültürü, medeniyeti, kahramanlıkları, başarıları unutturulmak istenmiştir. Sanki bu millet ve bu devlet gökten zembille inmişçesine geçmişiyle ilişkisi kesik bir tarih anlayışı yerleştirilmeye çalışılmıştır. Hakikat güneşinin kapatılması mümkün olmadığı için milletimiz epeyce bir zaman ecdadının mirasına kulaktan kulağa aktarılan hatıralarla gizli saklı okunan kitaplarla sahip çıkmıştır. Halbuki sadece Cumhurbaşkanlığı forsumuzda temsil edilen devletlerimizin 2200 yılı aşkın köklü bir mazisi bulunuyor. Bu devletlerin yönettikleri toprakların haritasını şöyle bir gözümüzün önüne getirdiğimizde ortaya gerçekten muhteşem bir manzara çıkıyor. Anadolu’yu merkez aldığınızda en kuzeydeki Baltık ülkelerine, en doğudaki Çin’e, en güneydeki Hindistan’a, en batıdaki Kuzey Afrika topraklarına ve Cebelitarık Boğazı’na kadar her yerde izimiz vardır. Bu ülkenin ve bu milletin tarihini bilmeyenler attığımız her adımda bize burada ne işimiz var, diye soruyorlar. Hâlbuki asıl sorulması gereken soru biz bunca zamandır niye oralarda yokmuşuz, olmalıdır. Ülkemizin izlediği politika boyundan büyük işlere kalkışarak başını belaya sokma veya hakkı olmadığı yerlere müdahalede bulunma değildir. Tam tersine hem kendimiz hem dostlarımız hem de tüm insanlık için gecikmiş bir hak temsili mücadelesi içindeyiz. Suriye’de yürüttüğümüz harekatların amacı budur, Doğu Akdeniz’de izlediğimiz politikanın gayesi de aynıdır. Son olarak meşru Libya yönetimiyle yürüttüğümüz çalışmalarda bu çerçevededir.

Değerli Arkadaşlar,

Denizcilerimizin ağırlıkta olduğu şu platformda Doğu Akdeniz ve Libya meselesiyle ilgili politikalarımızın üzerinde biraz daha durmak istiyorum. Yunanistan ve onu destekleyen kimi ülkeler uzunca bir süredir Türkiye’yi adeta denize adım atamaz hale getirmenin hazırlıkları içindeydi. Akdeniz’e komşu kimi Arap ülkeleriyle İsrail’in de benzer çabalar içinde bulunduğunu biliyoruz. Bizim durdur yere kimseyle maraza çıkarmak, kimsenin hakkının, hukukunu gasp etmek gibi bir niyetimiz yoktur. Bıçak gırtlağa dayanana kadar da sükûnetimizden asla taviz vermedik. Ancak geldiğimiz noktada artık bu suskun ve çekingen politikayı sürdürme lüksümüz yoktur. Bir kez daha tekrar ediyorum, şayet Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Libya ile başlattığımız süreçlerden vazgeçersek, bırakınız ekonomik faaliyetleri, bize denize girecek kıyı, olta atacak sahil bile bırakmayacaklar. Karşımızdakilerin hak, hukuk, adalet, ahlak, insaf diye bir dertleri kesinlikle bulunmuyor. Türkiye’ye Türk milletine karşı öyle bir kinleri var ki ellerinden gelse bizi sadece Anadolu’dan söküp atmakla kalmayacak, dünyadan kökümüzü kazıyacaklar. Hamdolsun ülkemiz artık bu tür niyetlere, bu tür sinsi veya açık saldırılara karşı kendi hakkını, hukukunu, çıkarlarını koruyabilecek güce, iradeye, imkâna sahiptir. Ülkemizin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Libya ile yaptığı anlaşmalar uluslararası hukuka, Birleşmiş Milletler Sözleşmelerine, diğer yerlerdeki benzer örneklere tamamen uygundur. Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip Türkiye’nin balıkçılıktan ancak yüzde bir oranında pay alabileceği bir düzene elbette razı olmayacağız. Aynı şekilde denizaltındaki hidrokarbon kaynaklarının aranması ve işletilmesinden tamamen dışlanmış bir Türkiye’ye rıza göstermemizi kimse bizden beklemesin. Ege’deki egemenliği kendine ait olmayan ada, adacık ve kaya parçaları üzerinden hazırladıkları bir projeyle Türkiye’nin haklarına göz dikenler meydanın boş olmadığını bilmelidir. Masa başında çizilen haritalarla çevre hassasiyeti veya bilimsel faaliyet kisvesi altında ülkemize emrivaki yapılmasına izin veremeyiz. Bizim gerek kıta sahanlığı, gerek münhasır ekonomik bölge ve deniz yetki alanları meselesinde yerleşik uygulamalara aykırı hiçbir adımımız yoktur.

Değerli Dostlar,

Libya ile yaptığımız deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dair mutabakat muhtırasının kendi hukukumuzla da, uluslararası hukukla da çelişen yönü bulunmuyor, üstelik bu konudaki çalışmalar bir anda ortaya çıkmış da değildir. Türkiye olarak deniz yetki alanları konusunda Libya ile 10 yıl önce ilk adımları attık. Ve halen Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın Kurmay Başkanlığını yürüten Tümamiral Cihat Yaycı’nın bu konuda hazırladığı raporlar, haritalar, yazdığı makaleler ve kitaplar ortadadır. Dönemin Libya Devlet Başkanı Kaddafi ile bu meseleyi harita üzerinde konuşmuş, kendisiyle anlayış birliğine varmıştık. Ülkemizin Libya’ya bakan kara bölümü ile Libya’nın ülkemize bakan kara bölümü arasındaki deniz yetki alanı çakışması uluslararası mevzuata ve uygulamalara göre bize bu hakkı veriyor. Bölgedeki karışıklıklar sebebiyle mutabakat metninin hukuki zemine taşınması biraz gecikti. Meşru Libya yönetimiyle 27 Kasım’da yaptığımız anlaşma bundan 10 yıl önce hazırlanan haritalar üzerinden yürümüş ve neticelenmiştir. İnşallah bu anlaşmanın gereklerini tümüyle yerine getireceğiz. Elbette bu konuda hak sahibi olduğunu söyleyen ve herkesle de görüşmeye, konuşmaya ve hakkaniyet esasına göre yeni yollar bulmaya çalışacağız. Ama hiç kimse bizi dışlama, kıyılarımıza hapsetme, ekonomik çıkarlarımızı gasp etme niyetiyle karşımıza gelmesin. Ege’nin de, Akdeniz’de sahibi bu denizlere kıyıları olan ülkelerin tamamıdır. En uzun kıyı sahibi ülke olarak biz de buradaki haklarımızı korumak için sonuna kadar tüm imkanlarımızla mücadele etmekte kararlıyız.

Değerli Dostlar,

Son 17 yılda Orta Asya’dan Afrika’ya, Balkanlardan Güney Amerika’ya kadar geniş bir coğrafyaya yönelik açılım politikaları hayata geçirdik. Aslında yaptığımız işin adı yeni kapılar açmaktan ziyade, tarihimizde ve medeniyetimizde zaten var olan açık kapıları yeniden keşfetmektir. Gittiğimiz her yerde gerçekten büyük bir samimiyetle, heyecanla, hüsnü kabulle karşılandık. Özellikle halklar nezdinde öylesine bir kucaklaşma yaşadık ki hiçbir yerde kendimizi yabancı, garip, öteki hissetmedik. Hangi kökene, hangi renge, hangi dile, hangi meşrebe sahip olursa olsun sevinçleri gözlerinden okunan insanlarla uzunca bir aradan sonra yeniden karşılaşan kardeşlerin muhabbeti ve hasretiyle kucaklaştık. Kimi ülkelerin avuç dolusu para saçarak, kimini zulümle, kiminin tehditle elde edemediği iklimi biz sadece bir selamla, bir temasla, gerçekten çok mütevazı imkânlarla ziyadesiyle oluşturmayı başardık. Yakın coğrafyamızda bu politikanın sonuçlarını çok daha çarpıcı bir şekilde gördük. Esasen son dönemde bölgemizde yaşanan ve ülkemizin de içine çekilmeye çalışıldığı gayet açık olan istikrarsızlıkların gerisindeki sebeplerden biri de Türkiye’nin bu çerçevede elde ettiği neticelerdir.

Demokraside, ekonomide, altyapıda kat ettiği mesafe yanında, bölgesinde ve dünyada geliştirdiği onurlu politika ile Türkiye’nin zincirlerini kırmaya başladığını görenler adeta panikledi. 15 Temmuz başta olmak üzere ülkemizde son yıllarda hep birlikte yaşadığımız kimi sıkıntıların gerisinde de işte bu saik vardır. Türkiye’yi durdurmak için terör örgütleri dahil, uluslararası hukukun ve teamüllerin çiğnenmesi dahil, akıl ve izanla izahı mümkün olmayan her türlü tehdit dahil tüm yolları denediler, hala da aynı yolda yürüyorlar. Ama hamdolsun Allah’ın yardımı, milletimizin dirayeti ve desteği, güvenlik güçlerimizin mücadelesi sayesinde önümüze kurulan tuzakları birer birer bozarak hedeflerimize doğru yürümeye devam ediyoruz. Türkiye’nin yürüttüğü mücadeleyi anlayıp destek verenler yanında, anlamadığı veya husumet çukurunda debelendiği için aleyhinde çalışanlar da var. Bu durumla terörle mücadelemizin her safhasında defalarca karşılaştık. Suriye’de gerçekleştirdiğimiz harekâtlarla nasıl büyük bir oyunu bozduğumuz apaçık ortadayken, bunları kötülemek için çırpınanla, içeride ve dışarıda hâlâ mevcuttur. Şimdi de tarih ve hukuk bilmez bazı gafiller kimi zaman içlerinden, kimi zaman da açıkça Libya nere, Türkiye nere diyebiliyorlar. Güya ülkelerimizi ve bizi maceracılıkla suçluyorlar. Birleşmiş Milletler’in tanıdığı meşru hükümet yerine, belli güçlerin piyonu olan bir savaş baronuna, illegal bir şahsa sahip çıkıyorlar. Halbuki Türkiye’yle Libya denizden komşudur. Deniz yetki alanlarımızın çakıştığı nokta itibariyle biz Libya ile Akdeniz’de her türlü iş birliğine, her türlü ortak çalışma yürütmeye hak sahibiyiz. Aynı şekilde Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in Libya’da verdiği mücadeleyi de unutmamalıyız. Madem Libya’nın bizimle ilgili yok, öyleyse Gazi Mustafa Kemal orada ne arıyordu? Canını tehlikeye atma pahasına hangi mücadeleyi veriyordu? Demek ki Libya bizim için gerekirse canımız pahasına yanında yer almamız gereken bir yerdir.

Bugün Kuzey Afrika’nın her yerinde olduğu gibi Libya’da da sayıları milyonla ifade edilen ve kendilerini Anadolu halkıyla kardeş gören soydaşlarımız bulunuyor. Kuzey Afrika’daki Arap kardeşlerimizin ülkemize olan derin muhabbetini bölgeyi ziyaret etmiş herkes bizzat görmüştür, yaşamıştır. Netice itibariyle Türkiye ne Suriye’de attığı adımlardan, ne de Libya ile vardığı mutabakattan kesinlikle geri dönmeyecektir. Meşru Libya Hükümetini yıkmaya yönelik çabaların yoğunlaşmasının sebebini gayet iyi biliyoruz. Son dönemde meşru Libya yönetimine çok ciddi desteklerimiz oldu. Gerekirse bu desteklerin askeri boyutunu arttıracak karada, denizde ve havada her türlü imkanı değerlendireceğiz.

Bu duygularla bir kez daha havuza çekilen Piri Reis Denizaltımız ile ilk kaynağını yapacağımız Seydi Ali Reis Denizaltımızın ülkemize, milletimize, ordumuza hayırlı olmasını Rabbim’den temenni ediyorum. Projede emeği geçen herkesi tekraren şahsım ve milletim adına tebrik ediyorum. Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla.