Kuala Lumpur Zirvesi'nin Açılışında Yaptıkları Konuşma

19.12.2019

Saygıdeğer Devlet ve Hükümet Başkanları,

Kıymetli Bakanlar,

Değerli Misafirler,

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularla selamlıyorum. Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü. Buradan Asya’nın ve dünyanın dört bir yanındaki dostlarımıza en kalbi selamlarımı gönderiyorum. Sizlere Türkiye’deki 82 milyon kardeşinizin her birinin selam ve sevgilerini getirdim.

Malezya’nın öncülüğünde bu yıl ilk kez liderler düzeyinde yapılan Kuala Lumpur Zirvesi vesilesiyle aranızda bulunmanın heyecanı içindeyim.

Öncelikle nazik daveti ve samimi misafirperverliği için Malezya Başbakanı, değerli dostum Doktor Tun Mahathir Muhammed’e ülkem, milletim ve heyetim adına şükranlarımı sunmak istiyorum.

İslam coğrafyasının farklı köşelerinden toplantımıza iştirak eden siyasetçilerimize, akademisyenlerimize, sivil toplum kuruluşlarımızın değerli temsilcilerine ve tüm katılımcılara hoş geldiniz diyorum.

Buradaki her bir kardeşimin tecrübesinin, tespit ve eleştirilerinin şahsım ve Türkiye’deki kardeşleriniz için çok kıymetli olduğunu belirtmek istiyorum. Kuala Lumpur Zirvesinin aramızdaki dayanışmayı güçlendirerek ümmetin vahdetine katkı sağlamasını diliyorum.

Değerli Kardeşlerim,

İnşallah bugün burada sürdürülebilir kalkınma, güvenlik ve savunma, ticaret ve yatırım, teknoloji ve internet başlıklarında işbirliği imkânlarımızı değerlendireceğiz. Ayrıca, İslam düşmanlığından teröre, tefrikadan bölgemizi kasıp kavuran iç kavgalara, mezhep ve etnik temelli çatışmalara kadar birçok meselemizi özgürce konuşma fırsatı bulacağız. 1,7 milyarlık nüfusuyla dünya nüfusunun dörtte birini oluşturan Müslüman dünyanın durumunu, imkânlarını, kalkınma potansiyelini ve elbette bu potansiyelin harekete geçmesine engel olan hususları da ele alacağız. Daha güçlü, müreffeh ve ekonomik açıdan bağımsız bir İslam dünyası için fikirlerini bizimle paylaşan ve paylaşacak olan her bir kardeşime şimdiden şükranlarımı sunuyorum.

Tabii burada yüreğim yandığı için hemen her vesileyle altını çizdiğim bir hususu tekrar vurgulamakta fayda görüyorum. İslam dünyasını belli aralıklarla aynı çatı altında buluşturan platformların en büyük sıkıntısı uygulama eksikliğidir. Şayet Filistin davasında halen hiçbir mesafe alamamışsak, kaynaklarımızın sömürülmesine mani olamıyorsak, mezhepçilik üzerinden coğrafyamızın lime lime edilmesine dur diyemiyorsak sebebi budur. Yoksa İslam dünyası güçsüz değildir, zayıf değildir, çaresiz asla değildir. Müslümanların kaynak, nüfus ve coğrafi konum bakımından rakipleriyle arasında hiçbir fark yoktur. Hatta tüm bu alanlarda İslam dünyası diğer ülkelere kıyasla çok daha iyi bir durumdadır. Allah’ın bizlere bahşettiği onca imkâna, petrole, nüfusa, doğal kaynağa rağmen hala Müslümanların önemli bölümü açlık, kıtlık, fakirlik ve cehaletle boğuşuyorsa, hatayı önce kendimizde aramamız gerekiyor. Kur’an-ı Kerim’de bizlere onlarca defa aklımızı kullanmamız emrediliyor. Kendi hatalarımız için başkalarını suçlamak kolaycılık olacaktır. Müslümanlar son iki asırda ne çekmişse, meseleleriyle yüzleşmek yerine kolaycılığa kaçtıkları için çekmiştir. Aldığımız kararları icraata dönüştürebildiğimiz ölçüde değişime de öncülük edeceğimize inanıyorum. Kuala Lumpur Zirvesi’nin bu açıdan da yeni bir çığır açmasını özellikle diliyorum.

Kardeşlerim,

Asya, Avrupa ve Afrika’nın merkezinde bir ülke olarak coğrafyamızda yaşanan hemen her hadiseden en fazla biz etkileniyoruz. Komşumuz Suriye’deki savaştan, zulümden ve terör örgütlerinin baskısından kaçan 3 milyon 700 bin kardeşimize sahip çıkıyoruz. Suriye’den gelenlerin yanı sıra Irak’tan Afganistan’a yüzbinlerce muhacire ensarlık yapıyoruz. Kuala Lumpur Zirvesi’ne Birleşmiş Milletler öncülüğünde ilk kez düzenlenen Küresel Mülteci Forumu’ndan geldim. Cenevre’deki toplantıda hem Suriye’de, hem de bölgemizde yaşanan insani dramlara dikkat çektim. Çıkar odaklı bakış açısı yerine insanı ve vicdanı merkeze alan bir anlayışla küresel sorunlara çözüm bulunması gerektiğini ifade ettim.

Son yıllarda katıldığımız veya sorumluluk üstlendiğimiz tüm platformlarda insanların ve Müslümanların karşılaştığı sıkıntıları gündeme taşıyoruz. Dünya sisteminin adalet ve hakkaniyet eksenli bir yapılanmaya, fakat yeni bir yapılanmaya ihtiyaç duyduğunu söylüyoruz. İkinci Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından kendi çıkarlarını korumak gayesiyle kurulan 1,7 milyarlık İslam aleminin kaderini Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülkenin keyfine bırakan sistem artık ömrünü tamamlamıştır.

İslam ülkelerini biraraya getiren İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformların da etkinliğini artıracak şekilde güncellenmesi şarttır. Üç yıl boyunca yürüttüğümüz İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanlığımız sırasında bu konulara özel önem verdik. Sadece konuşmakla, sadece sorunlarımızı tespitle kalmadık, aldığımız kararların bizzat takibini yaparak, fiiliyata geçmesi de sağlandı. İsrail yönetiminin hukuk tanımaz tacizleri karşısında Kudüs’ün ve Filistin’in onurunu korumak için mücadele ettik. Türkistan’dan Arakan’a, Yemen’den Libya’ya, Suriye’ye kadar her türlü hukuksuzluğa tepki gösterdik. İslam dünyasının potansiyelini harekete geçirecek, ticaretimizi artıracak, ekonomik kalkınmamızı hızlandıracak, teknoloji ve finans alanında işbirliğimizi güçlendirecek pek çok proje yürüttük. Teşkilatın tarihinde ilk defa üst düzey Kamu ve Özel Sektör Yatırım Konferansı ile Sosyal Gelişim Bakanları Konferansı’na ev sahipliği yaptık. Ancak bu dönemde İslam dünyasının sessizliğinden, Müslümanların ataletinden, parçalanmışlığından beslenen çevreleri ise çok ciddi rahatsız ettik. Ülkemizi terörle, sokak olaylarıyla dize getirmeye çalıştılar. Besleyip büyüttükleri FETÖ’cü taşeronlarıyla bizi yolumuzdan vazgeçirmek istediler. Uluslararası medyadaki kiralık kalemleriyle ülkemize ve şahsıma iftira attılar. Teröristlere on binlerce tır ve uçak dolusu silah vererek, ülkemizi terör koridoruyla kuşatmaya kalktılar. İçeride ve dışarıda Türkiye’yi susturmak, sesini kısmak için iftira, darbe, ekonomik terör dahil her türlü yolu denediler. Allah’a hamdolsun bunların hiçbirisine boyun eğmedik, eğmiyoruz, eğmeyeceğiz. Onlar susturmaya çalıştıkça biz ısrarla Filistin diyoruz, Gazze diyoruz, Arakan, Libya, Somali, Suriye diyoruz. Onlar üzerimize geldikçe biz daha gür bir sesle “dünya beşten büyüktür” diyoruz. Onlar bizi bölmeye, parçalamaya çalıştıkça, kardeşliğimize çok daha sıkı bir şekilde sarılıyoruz. Terörü meşrulaştırma çabalarına inat hiçbir ayrım yapmadan tüm terör örgütleriyle mücadele ediyoruz. Nasıl Müslüman katili DEAŞ’lı canilere Suriye’yi dar etmişsek, PKK-YPG’li teröristleri de tek tek işgal ettikleri yerlerden çıkarıyoruz. Ekonomik bağımsızlığımızı tahkim edecek milli paralarla ticaret gibi stratejik projelere ağırlık veriyoruz. İnşallah bundan sonra da “Müslümanlar kardeştir” inancıyla mücadelemizi sürdüreceğiz.

Kardeşlerim,

Ticaretten siyasete, dış politikadan savunma sanayi ve teknolojiye kadar hemen her alanda potansiyelimizin çok altında rakamlarla karşı karşıyayız. İslam ülkelerinin dünya ekonomisindeki toplam payı yüzde 10’u dahi bulmuyor. En zengin İslam ülkesi ile en yoksulu arasındaki gelir farkı 200 katı aşıyor. İslam ülkeleri küresel petrol rezervlerinin yüzde 59’una, doğalgaz rezervlerinin ise yüzde 58’ine sahiptir. Ancak buna rağmen 350 milyon kardeşimiz aşırı yoksulluk şartlarında hayatta kalma mücadelesi veriyor. Dünya nüfusunun dörtte birini oluşturan Müslümanların küresel sağlık harcamalarındaki payı sadece yüzde 4’tür. Keza dünya genelinde okur-yazarlık oranı yüzde 82,5 iken, bu oran İslam dünyasında yüzde 70 civarında seyrediyor. İslam ülkeleri milli gelirlerinin yalnızca 3,7’sini eğitime ayırırken, diğer ülkeler ortalama yüzde 4,8’ini tahsis ediyor. Şu an dünya genelinde yaşanan çatışmalarda ölenlerin yüzde 94’ünü Müslümanlar oluşturuyor.

Hâlihazırda dünyada satılan her üç silahtan biri Ortadoğu’ya gidiyor. Yani Müslümanlar çoğu zaman basit sebeplerle birbirine kurşun sıkarken kaynaklarını eğitim, sağlık, araştırma-geliştirme yerine silahlanmaya ayırması gerekirken zenginleşenler Batılı silah tüccarları oluyor. Az önce izledik, yapay zekânın, kuantum bilgisayarlarının, robotik teknolojilerin konuşulduğu bir dönemde ne yazık ki biz enerjimizi iç kavgalarla heba ediyoruz. Yüz milyonlarca Müslümanın sorumluluğunu taşıyan liderler olarak hiçbirimizin bu tablodan mutmain olmadığını biliyorum. Ancak biz her zorlukla beraber muhakkak bir kolaylığın olduğunu müjdeleyen bir dinin mensuplarıyız. Biz kıyametin kopacağını bilseniz bile, elinizdeki fidanı dikin buyuran Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın ümmetiyiz. Ümitsizliğe kapılmak, yeise düşmek, karamsar olmak bize yakışmaz. Şartlar ne olursa olsun, ne kadar zor olursa olsun Alemlerin Rabbinden ümit kesilmez. Zira her kriz beraberinde mutlaka fırsatları da getirir. Şayet biz bir olursak, beraber olursak, kardeş olursak, geçmiş yerine geleceğe odaklanırsak Allah’ın izniyle rahmet kapıları önümüzde açılacaktır.

Unutmayalım, “Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır” emrine mütenasip şekilde saflarımızı daha da sıklaştırmalıyız. Sürekli sorunları konuşmak yerine bunlara deva olacak çözüm önerilerine yoğunlaşmalıyız. Potansiyelimizi harekete geçirecek, birbirimizin eksiğini giderecek projelere ağırlık vermeliyiz. Savunma, enerji, ileri teknoloji, finans başta olmak üzere stratejik öneme haiz alanlarda işbirliğimizi daha da ilerletmeliyiz. Milli paralarla ticaretten yatırımlara, zekât müessesesinin ihyasından israfın önlenmesine, çevreden eğitime, sağlığa, turizme kadar kısa süre içerisinde atabileceğimiz pek çok adım var.

İnşallah toplantımızın bundan sonraki bölümünde bu konulardaki somut önerilerimizi sizlerle paylaşacağız.

Rabbim bizleri Kur’an-ı Kerim’in aydınlığından, Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın kutlu yolundan ayırmasın diyorum.

Bu temennilerle sözlerime son verirken bir kez daha Kuala Lumpur Zirvesi’nin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Aziz dostum Malezya Başbakanı, bilge insan Tun Mahathir bin Muhammed’e ev sahipliği için şükranlarımı sunuyorum. Bizi bağrına basan tüm Malezyalı kardeşlerime buradan selam ve muhabbetlerimi iletiyorum.

Teşekkür ediyorum.