İsviçre’ye Göçün 50. Yılı Vesilesiyle Düzenlenen Etkinlikte Yaptıkları Konuşma

16.12.2019

Sevgili Vatandaşlarım,

Çok Değerli Kardeşlerim,

Saygıdeğer Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri bu anlamlı muhabbet sofrasında en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Konuşmamın hemen başında samimi misafirperverlikleri için İsviçre makamlarına şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum. Özellikle de İsviçre’ye göçün 50. yılı münasebetiyle sizlerle biraraya gelmekten, hasret gidermekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Şüphesiz ki ahde vefanız her türlü takdirin üstündedir ve bu ahde vefanız için sizlere ayrıca teşekkür ediyorum.

Bu salonda bulunan siz kıymetli kardeşlerim aracılığıyla gözü ve gönlü bizimle olan Avrupa’nın dört bir ucundaki kardeşlerime sevgilerimi, saygılarımı gönderiyorum.

Bu güzel buluşmayı tertip eden Yurt Dışı Türkler Başkanlığı’mıza, destek veren sivil toplum kuruluşlarımıza şükranlarımı sunuyorum.

Özellikle bu sene Türkiye’den İsviçre’ye göçün 50. yılını geride bırakıyoruz. Hâlihazırda İsviçre’de 130 bine yakın kardeşimiz var, soydaşımız var. Bu topraklarda kendine hayat kuran, iş kuran, geleceğini yine burada gören siz kardeşlerimize artık gurbetçi değil, Avrupalı diyoruz. Zira dün “acı vatan” olan Avrupa, bugün artık sizlerin yeni yurdu, ikinci vatanı haline geldi. Özellikle de tarihi göçlerle dolu bir millet olarak bin yıl önce Orta Asya’dan gelip Anadolu’yu kendilerine yurt edinen atalarımız bununla yetinmemiş, bir ayaklarını Anadolu’ya sabitleyip, ötekiyle üç kıta yedi iklimi kucaklamışlardır.

Bugün 50-60 yıl önce iş için, evlerine helal rızık götürmek için Avrupa yollarına düşen kardeşlerimiz, hamdolsun aradan geçen sürede kıtanın tamamında kök saldı. Yarım asır evvel bu topraklara gelen birinci kuşak, yerini ikinci, üçüncü kuşağa, hatta dördüncü kuşağa bırakmaya başladı. Artık sadece işçilerimizden değil yurt dışında yaşayan iş adamlarımızdan, siyasetçilerimizden, akademisyenlerinden bahsediyorum. Sadece gurbetçilerden değil, anavatanla bağı güçlü, siyasetten ticarete, sivil toplumdan iş dünyasına kadar her alanda varlık gösteren 6 milyonu aşkın Avrupalı Türklerden bahsediyorum. Sizlerin 50 yılda elde ettiği bu başarılardan biz de şüphesiz ki büyük bir gurur duyuyoruz.

Kardeşlerim,

Hiç şüphesiz bu noktalara kolay gelmediniz. Ve hepsinden de öte son 50 yılda elde ettiğimiz her başarının arkasında her günü acıyla, hasretle, kimi zaman dışlanmışlıkla örülmüş çok büyük bir mücadele vardır. Az önce izlediğimiz belgeselde bunların bir kısmına şahit olduk. 46 yıldır burada bulunan Cem Karatekin, kendi hayat hikâyesini, mücadelesini bizimle paylaştı. Başardığımız her şeyi önce Allah’ın yardımına, sonra emeğimize, gayretimize, alın terimize borçluyuz. Zorluklar karşısında yılmadan, sabır ve metanet içinde bu topraklarda tutunmaya, ayakta kalmaya çalıştık. Geride bıraktıklarımızın hasreti içimizde büyüse de hedeflerimizden asla vazgeçmedik. Geride bıraktığımız yarım asır, özellikle gurbeti sılaya çeviren her bir vatandaşımın yürek parçalayıcı bir hikâyesi olduğunu biliyorum. Bugün burada her okuduğumda kalbimi dağlayan birkaç anekdotu sizlerle özellikle paylaşmak istiyorum.

Bir vatandaşımız gurbet macerasını bakınız nasıl kelimelere döküyor: “Bizi çalışacağımız yere götürdüklerinde buranın bir kömür madeni olduğunu öğrendim. Kimseye ses etmedim, hiç kimseye bir şey söyleyemedim. Ama ben karanlıktan çok korkardım, öyle ki uyurken bile biraz ışık isterdim. Ekmek derdine yerin 1200 metre altında zifiri karanlıkta tam 18 yıl boyunca çalıştım, ter döktüm, ama karanlık korkum geçmedi, hiç geçmedi, geçmeyecek.”

Bir başka kardeşimiz: “18 sene Avrupa’nın bir şehrinde çalıştık, ama adres sormadan bir yeri, özellikle de sorgulamadan arayıp da bulamıyorduk. Çünkü biz 18 yıl boyunca hep şehrin altını gördük, üstünü görmedik ki bile” diyor.

Sadece gurbete gidenler için değil, geride bıraktıkları için de bu 50 yıl gerçekten zor olmuştur. Anne-babası gurbete giden bir evladımız bu ayrılığı şöyle anlatıyor: “Bir kez olsun anneme doyasıya sarılamadım. 11 ay, dile kolay 11 ay beklerdim birlikte olacağımız o 1 ayı, bütün çocukluğum anneme sarılabileceğim, sesini duyabileceğim, kokusunu hissedebileceğim yaz tatilini beklemekle geçerdi. Sonra bir yaz günü çıkageldiler, daha ben ona doyamadan, bir kez olsun anneciğim diyemeden bir rüya hayatımdan çıkıp giderdi. Benim çocukluğum annemi beklerken yaşlandı.”

Evet, bu sene 50. yılı geride bıraktığımız göç sürecinin her bir aşaması işte bu şekilde hasretle, acıyla, gözyaşıyla bezenmiş hikâyelerle doludur. Bugün eğitimde, ticarette, sanatta daha fazla varlık gösterebiliyorsak, bu son nefesini vatan hasretiyle veren büyüklerimizin, anne-baba özlemiyle çocukları geçen evlatların fedakârlıkları sayesindedir.

Kardeşlerim,

Özellikle bir konunun üzerinde durmakta fayda var; biz gerek İsviçre’de, gerekse Avrupa’nın diğer ülkelerinde kendilerine hayat kuran insanlarımızı beşeri bir köprü olarak görüyoruz. Türk toplumunun siyaset, ticaret, eğitim, sosyal hayat ve sivil toplumdaki başarılarıyla gurur duyuyoruz. Yurt dışında yaşayan her bir kardeşimiz hangi kökene, meşrebe, mezhebe ait olursa olsun Türk milletinin temsilcisidir ve bizim gözümüzde 82 milyon vatandaşımızdan hiçbir farkı yoktur. Olaya böyle bakacağız, bu anlayışla dünyanın 100’e yakın ülkesindeki insanımıza ulaşıyor, onların dertleriyle, sıkıntılarıyla yakından ilgileniyoruz.

Son 17 yılda bu anlamda daha önce hayal dahi edilemeyen tarihi pek çok adım attık. Münhasıran yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarıyla hemhal olmak üzere Yurt Dışı Türkler Başkanlığı’mızı kurduk. Türk dilinin ve kültürünün yaygınlaştırılması, genç nesillere aktarılması amacıyla dünyanın her yerinde Yunus Emre Enstitülerini açıyoruz.  Dünya çapında büyükelçiliklerimizin ve konsolosluklarımızın sayılarını artırarak, vatandaşlarımızın devletine erişimini kolaylaştırdık. Cenevre Başkonsolosluğumuzun vatandaşlarımıza daha kaliteli hizmet verecek yeni ofis alanı da geçtiğimiz Ekim ayında hizmete girdi. Teknolojinin imkânlarını kullanarak yurt dışındaki vatandaşlarımızın işlemlerini mümkün olduğunca elektronik ortamda yürütebilmesini temin ettik. Demokrasinin en temel unsuru olan seçme hakkınızı rahatça kullanabilmeniz için gümrüklerin yanı sıra yurt dışı temsilciliklerimizde de sandık kurduk. Bu uygulamadan 24 Haziran 2018 seçimlerinde beşinci defa istifade ettiniz. Her seçimde elde ettiğimiz tecrübeler ışığında bu sistemi geliştiriyor, güncelliyor, yerli yerine oturtuyoruz. Tapudan nüfus işlemlerine, pasaport harcından diplomaya kadar pek çok işlemi kolaylaştırdık, basitleştirdik. Pasaport harçlarını yurt dışında yerleşik vatandaşlar için yarı yarıya düşürdük. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza gayrimenkul satışında KDV istisnası tanıdık. Siz kardeşlerimizin de doğum yardımı ile çeyiz ve ilk konut hesaplarından faydalanabilmesini sağladık.

Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın sivil toplum örgütleri çatısı altındaki faaliyetlerini hep destekledik.

Eğitim konusunda ister bulundukları ülkelerde, ister kendi ülkemizde olsun evlatlarımıza üniversiteye girişten barınmaya kadar her alanda kolaylıklar sağladık. Yine yurt dışındaki evlatlarımızdan binlercesini düzenlediğimiz programlarla ülkemize getirerek, tarihlerini, kültürlerini, medeniyetlerini yakından görmelerini temin ettik.

Yaşadıkları ülkelerdeki araçlarıyla Türkiye’ye gelen vatandaşlarımızın bunları sınırlarımız içinde kullanabilme sürelerini iki yıla çıkartarak önemli bir sıkıntıyı ortadan kaldırdık.

Geçtiğimiz günlerde Meclisimizde kabul edilen iki düzenleme ile gençlerimizin ve yaşlılarımızın önemli bir sorununu daha çözüme kavuşturduk. Yurt dışındaki vatandaşlarımıza vasi olarak atanan yabancılar Türkiye’deki sistemi tam bilmedikleri için mağduriyetler yaşıyordunuz. Bu mağduriyetlerin en çoğu huzurevi, bakımevi, hastane ve hapishanelerde bulunan vatandaşlarımızın vasi kanalıyla pasaport uzatma işlemleri esnasında oluyordu. Ayrıca, bulunduğunuz ülkedeki sosyal güvenlik, sosyal yardım ve ikamet hakkı gibi en temel haklarını kaybetme durumuyla karşılaşıyordunuz. Yeni düzenleme ile yabancı makamlarla atanan vasi ya da velinin kararın verildiği ilgili ülkedeki dış temsilciliğimizde pasaport işlemlerini yapabilmesinin önünü açtık.

Vatandaşlık kanunumuzda yer alan, anne-babası birlikte vatandaşlıktan çıkan çocuklar Türk vatandaşlığını resen kaybeder hükmünü kaldırdık. Böylece gençlerimizin 18 yaşında ülkemiz vatandaşlığında kalabilmesine imkân tanıdık. İnşallah bundan sonra da sizlerin hayatını kolaylaştıracak, sıkıntılarını giderecek adımları atmayı sürdüreceğiz.

Kıymetli Vatandaşlarım,

Türkiye anavatanınız, ancak İsviçre de yuvanızdır. Burada yaşıyor, burada üretiyor, çocuklarınızı burada yetiştiriyorsunuz. Anavatanla bağınızı hiçbir şekilde koparmadan İsviçre toplumuna her zaman ve her zeminde eşit katılımınızı destekliyoruz. Asimilasyona ne kadar karşıysak, entegrasyonu da o derece kuvvetli bir şekilde savunuyoruz. Bizler Avrupa’da sığıntı değiliz, yabancı değiliz, öteki hiç değiliz. Biz tarih boyunca olduğu gibi bugün de Avrupa’da ev sahibiyiz. Sizler İsviçre Türk toplumu olarak Avrupa’nın en çoğulcu ve kültürel açıdan zengin ülkesinde çalışıyor, yaşıyorsunuz. Bunun yanında tarihiyle, kültürüyle, hoşgörüsüyle, medeniyet birikimiyle, mazlumlara sahip çıkışıyla dünyanın en büyük ülkelerinden birinin, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarısınız. Asırlardır mazlum ve mağdurlara kapısını açarak tüm insanlığa örnek olmuş vicdanlı bir milletin evlatlarısınız.

Sizlerden mensubu olduğunuz milletinizden, dilinizden, kültürünüzden, en önemlisi de bayrağınızdan gurur duymanızı istiyorum. Bu bakımdan tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diyoruz; yola böyle devam edeceğiz.

Bizim önceliğimiz yurt dışında yaşayan gençlerimizin ülkesine, yani Türkiye’ye bağımlı değil, bağlı bir anlayışla yetişmeleridir. En büyük temennimiz ise; sizlerin İsviçre’de mensubu bulunduğunuz yerel siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, iş çevreleri, meslek örgütleri ve eğitim kurumları aracılığıyla siyaset, ekonomi ve kültür alanlarında etkinliğinizi artırmanızdır. Bilhassa yabancı karşıtlığı, İslam düşmanlığı ve kültürel ırkçılık gibi sizlerin can ve mal güvenliğini doğrudan ilgilendiren konularda dayanışmanız çok önemlidir. Norveç’te 2011 yılında yaşanan Breivik katliamı önlem alınmazsa, dikkatli olunmazsa ırkçılığın nelere sebebiyet vereceğini herkese göstermiştir.

Barış Pınarı Harekatı’mız sonrasında kimi Avrupa ülkelerinde yaşanan üzücü hadiseler, yurt dışındaki vatandaşlarımız için çetin sınamaların habercisidir. Daha çok çalışarak, daha fazla örgütlenerek, birlik ve beraberliğimizi daha sıkı tutarak bu süreci de atlatacağımıza inanıyorum.

Bu düşüncelerle sevginiz, ilginiz, coşkunuz için her birinize ayrı ayrı teşekkürlerimi sunuyorum. Bugün burada olmayan vatandaşlarıma da kalbi selamlarımı, bu vesileyle muhabbetlerimi iletmenizi istiyorum.

Hepinizi Allah’a emanet ediyorum, sağ olun, var olun, kalın sağlıcakla, afiyet olsun.