100. 000 Sosyal Konut Tanıtım Toplantısı’nda Yaptıkları Konuşma

12.12.2019

Aziz Milletim,

Değerli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Toplu Konut İdaremizce hayata geçirilecek, 100.000 Konut Kampanyası’nın Tanıtım ve İmza Töreni vesilesiyle sizlerle beraberiz. Sizleri bu anlamlı tören vesilesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

100.000 Sosyal Konut Kampanyası’na öncülük eden Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız ile finansmanına destek veren Hazine ve Maliye Bakanlığımızı şahsım, milletim adına tebrik ediyorum.

Böylece 17 yıldır sürdürdüğümüz şehircilik hamlesine yeni bir altın halka daha eklemiş oluyoruz. Bugüne kadar TOKİ vasıtasıyla yüzde 90’ı sosyal konut vasfında 857 bin konut inşa ettik. Ayrıca 24 bin derslikli okullar, 40 bin yatak kapasiteli hastaneler, bine yakın ticari iş yeri, kamu kurumlarımızın hizmet binaları, stadyumlar, çok sayıda sosyal ve kültürel tesis TOKİ tarafından ülkemize kazandırıldı. Ülke genelinde 96 Millet Bahçesi de yine TOKİ tarafından inşa ediliyor.

Bilindiği gibi bu yılın ilk aylarında 250 bin sosyal konut kampanyamız çerçevesinde başlattığımız ilk 50 binlik konut projesi vatandaşlarımızdan büyük bir ilgi görmüştü. Biz de hem sayıyı artırmayı, hem de kampanyayı sürekli hale getirmeye karar verdik. Bugünkü tanıtım töreniyle 2020 programımız kapsamında ülkemizin 81 vilayetinde 100 bin sosyal konutun daha inşa sürecini başlatıyoruz. İnşallah yılbaşı itibarıyla temeli attıktan sonra azami 1 ila 1,5 yıl içinde konutların bitirip sahiplerine teslim edeceğiz. Hedefimiz, bundan sapma olmaması ve vatandaşlarımızın zemin artı 2, zemin artı 3, bilemediniz zemin artı 4 olmak üzere bu binalara yerleşmeleri. Bunu sağlamak suretiyle hem depreme dayanaklı, hem de görünümü itibarıyla gerçekten kadim tarihimizdeki mahalle kültürünü yeniden hakim kılmanın adımlarını atmış olacağız.

Bu projelerle vatandaşlarımıza, yüzde 10 peşinatın ardından kalan tutarın tamamı için aylık 894 liradan başlayan taksitler ve 240 aya varan vadelerle ev sahibi olma imkânını sağlayacağız, böylece 100.000 dar gelirli ailemizin kira öder gibi konut sahibi olabilmelerini temin edeceğiz.

Bu konutlar 2 artı 1 brüt 75 ve 85 metrekare ile 3 artı 1 brüt 100 metrekare olarak projelendirilecektir. 100 bin konutluk bu projenin toplam yatırım bedeli yaklaşık 17 milyar 300 milyon lirayı buluyor.

Bu kampanya sadece ekonomik bakımdan değil, kültürel bakımdan da önemli. Her şeyden önce, bu konut projeleri meydanı, camisi, okulu, çarşısı, parkı, yeşil alanı, bina cepheleri ve diğer tüm özellikleriyle geleneksel mahalle kültürümüzü yaşatacak şekilde tasarlanacaktır.

Burada bazı özellikle ortaya koymak istiyorum. Örneğin Karadeniz, geleneksel yığma taş yapıları andıracak biçimde cephede zemin kat seviyesinde yöresel taş kaplamalar, üst katlarda ahşap hissi verecek ahşap görünümlü kaplamalar ve eğilimli çatı saçaklarını destekler nitelikteki eliböğründeler yapmak suretiyle Karadeniz’e özgü yöresel ahşap ve taş yapı elamanları karma bir biçimde kullanılmaktadır. Bu, Karadeniz’deki yapacağımız konutlar.

Marmara Bölgesi ile alakalı ise, Osmanlı’nın başkentlerini barındıran Marmara Bölgesi’nin Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapısı olması nedeniyle bu bölgede hem geleneksel, hem de modern yapılar yapıyoruz. Depreme dayanaklı, yeşili bol, mahalle kültürünü yansıtan tasarımlar ile kalabalık nüfusun rahatça nefes alabildiği inşallah alanlar inşa ediyoruz.

Ege Bölgesi, Ege’nin iklim koşullarına uygun açık renkli cephe kaplamaları ve boyamaları, cephede derzlemeler, ahşap görünümlü kat silmeleriyle dikmeler, yer yer cephe süslemeleri ve kiremit çatılarıyla Ege’nin geleneksel zarif dokusuna uygun nitelikle inşallah çözümlemeleri orada yapacağız.

Akdeniz’e gelince, Akdeniz’de de Akdeniz’in iklimiyle barışık, güneş ışınlarını yansıtacak canlılıkta doku ve renkleriyle, sade ve yalın cephe çizgileri, yer yer teras, yer yer eğimli çatılarıyla, geleneksel kemerli pencereler ve ferforje işlemeleriyle Akdeniz mimari kültürü burada da yaşatılmaktadır.

İç Anadolu Bölgesine gelince, kıvrımlı yollar, şirin sokakları, ahşap süslemeli bitişik düzenli yapıları, cumbalı evleriyle örf, adet ve gelenekleri yaşatan mahalle kültürünü benimseten konutlar yapacağız.

Doğu Anadolu’ya gelince, burada da karasal iklimin gündüz sıcak, gece soğuk tavrına ve arazinin zor şartlarına cevap verebilecek nitelikte cephe unsurlarının bölgenin yapısına uygun malzemelerden çekilmesine özen gösterilmektedir. Genellikle eğimli çatılar ve geniş saçaklarıyla taş dokulu pencere söveleri ve kat silmeleriyle bölgenin mimari diline uygun tasarımla yapılmaktadır.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi, bölgenin yöresel taşlarının hakim olduğu cephe kaplamaları ve motif işlemeleri esas unsur olmakla birlikte, yer yer kullanıma uygun düz damların ve büyük balkonların, yer yer eğimli metal çatıların ve geniş saçakların yanı sıra, mahremiyet unsurlarının ön planda tutulduğu yerleşim planı kararları alınmaktadır; hayırlı olsun.

Değerli Arkadaşlar,

Yakın tarihte ülkemizin yaşamış olduğu ekonomik ve sosyal krizlerin diğer alanlarla beraber şehirlerimiz üzerinde de olumsuz etkileri olmuştur. Hiç şüphesiz bu menfi etkilerin başında çarpık kentleşme gelmektedir. Bizim 17 yıldır ortadan kaldırmaya çalıştığımız çarpık kentleşme sorunu, 1950’lerden itibaren başlayan çoğu ekonomik sebepli düzensiz göçlerin sonuçlarından bir tanesidir.

İnsanoğlu göğe yakın değil, toprağa yakın yaşamalıdır. Ama öyle konutlar yapıldı ki, 20 kat, 30 kat, 40 kat, 50 kat, bu binaların içerisinde yaşamak aslında mümkün değil. Bu bizim komşuluk hukukumuzu da ne yaptı? Ortadan kaldırdı. Aynı binanın içinde yaşıyor, ama birbirlerini tanımıyorlar. Komşu ölüyor, diğerinin ondan haberi yok. Bu bize yakışmıyor ve yakışmadı. İşte onun için bizim yeniden o geçmişte olduğu gibi mahalle kültürümüzü inşa etmemiz lazım ve bunu inşa ettiğimiz zaman dayanışmamız çok daha farklı olacaktır, komşuluk hukukumuz çok daha farklı gelişecektir.

Çeşitli nedenlerle kırsaldan göç eden vatandaşlarımız genellikle denetimsizlik neticesinde şehirlerin etrafına gecekondu dediğimiz sağlıksız yerleşim yerleri kurmuşlardır. Popülist siyasetçilerin özellikle seçim dönemlerinde göz yummasıyla maalesef bu gecekonduların sayısı zamanla daha da artmıştır. Belki bu ilk anda hoş geliyor olabilir, ama bu aslıda oralara yerleşenlere birer ihanetti, çünkü ne sokaklar sokak, ne altyapı var, hiçbir şey yok, herhangi bir depremde; işte daha yeni Konya’da olan hadiseyi duydunuz, yığma bir gecekonduda 3 tane çocuk öldü. Şimdi bunlara eyvallah etmek mümkün mü? İstanbul gibi bir şehirde ne yazık ki aynı şeyler yaşanıyor.

Şimdi biz bunlara onyıllar boyunca yoksulluğu çoğaltan, gelir adaletsizliğini derinleştiren, istikrarsızlık ve güvensizliği artıran politikalar eklenince sorun içinden çıkılmaz hale gelmiştir.

1984’ten itibaren ortaya çıkan bölücü terörle çarpık kentleşme sadece belli şehirlerimizin sorunu olmaktan çıkıp diğer bölgelerimize de yayıldı. Çarpık kentleşme ve gecekondulaşmanın şehirlerimizin sadece yapısını, estetiğini, kültürünü değil, sosyal dokusunu da tahrip ettiğini gördük. Suç oranlarının artmasından uyuşturucu kullanımına, güvenlikten çeşitli sosyal problemlere kadar birçok sıkıntıyla yüzleşmek zorunda kaldık. Bir dönem İstanbul gibi megapol şehirlerimizde devletin adeta hiçbir varlık gösteremediği gettolar, varoşlar, kurtarılmış bölgeler türedi. Marjinal terör örgütleri bilhassa 1990’larda bu bölgeleri militan devşirme ve millete baskı kurma aracı olarak kullandı. Suyun, elektriğin, okulun, temel altyapı hizmetlerinin olmadığı son derece sağlıksız şartlarda insanımız yaşamaya mahkum edildi.

1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğumda karşımızda gerçekten korkunç bir manzara bulduk. Havası solunmayan, suyu olmayan, varsa da içilmeyen, yolları yürünmeyen, çöp dağlarının patladığı, trafik çilesinde gün geçirilen bir İstanbul devraldık. Özellikle çarpık kentleşme ve gecekondulaşma sorunu İstanbul’da had safhadaydı. Ülkemize ve İstanbul’umuza yakışmayan bu tablo karşısında başkaları gibi siyasi popülizme tevessül etmedik. Aynı durum İzmir’de, Kadifekale, ismi çok güzel, Kadifekale, ama gecekondulardan geçilmiyor, hâlâ öyle, rezillik üstüne rezillik, Ankara’nın ciddi bir kısmı yine öyle. Bütün buralarda kentsel dönüşüm-değişim diyerek ortaya çıktık, çünkü bunların değişmesi gerekiyordu. Bizim milletimiz en iyisine, en sağlamına, en güzeline, en konforlusuna layıktır inancıyla tek tek sorunların üzerine gittik. İşte bir milyona yakın TOKİ vasıtasıyla yaptığımız konutlar bunun adımlarıydı. Günden güne büyüyen ve milyonlarca insanımızı etkileyen, hatta yangınlarda, depremlerde vatandaşlarımızın can güvenliğini riske atan çarpık kentleşme sorununa çözüm bulmak için kolları sıvadık. Yıllardır ihmal edilen, hor görülen bölgelere hizmet götürmek, oralardaki kardeşlerimizin hayat standardını yükseltmek için çok yoğun çaba harcadık. Hepsinden önemlisi, gecekonduları şehirle, gecekondu sakinlerini de devletle kucaklaştırmanın mücadelesini verdik.

O dönem İstanbul’da KİPTAŞ adlı bir kuruluş ortaya koyduk. KİPTAŞ ile İstanbul genelinde başlattığımız toplu konut hamlesi bugün dünyanın birçok ülkesinde yaşanan gecekondu probleminin çözümüne örnek oldu. İstanbul’daki bu başarılı tecrübeyi son 17 yılda hükümet olarak tüm Türkiye’ye, 81 vilayetimizin tamamına yaygınlaştırma fırsatı bulduk. Pek çok yerleşim birimimiz çevre düzenlemeleri ve sosyal donatılarıyla, modern yerleşim yerleriyle ilk defa TOKİ projeleri sayesinde tanışmış oldu. Bu projeler belediyelerimiz ve özel sektörümüz için bir örnek, bir model oluşturdu. Pek çok belediye, şirket ve şahıs bu modele uygun projeler geliştirip hayata geçirdi, böylece şehirlerimizin çehresi değişmeye, gelişmeye başladı.

Bilhassa İstanbul, Ankara, Diyarbakır gibi büyük kentlerimizin etrafında pıtrak gibi çoğalan gecekondu sorunu büyük oranda çözüme kavuşturuldu. İşte Diyarbakır, şöyle bir gezip dolaştığınız zaman bakıyorsunuz, daha fazla gerilere gitmeye gerek yok, 3-5 yıl öncesinin Diyarbakır’ıyla şu andaki Diyarbakır aynı değil. Hele hele binalar bitişik nizam, içinden tüneller açılmış, terör örgütlerinin açtığı bu tünellerle bombalar yerleştirilmiş olan o binaları, hepsini yıktık ve şimdi oralarda işte TOKİ olarak girdik ve oralarda yaptığımız konutlarla biz o bölgede yaşayan vatandaşlarımıza da insanca yaşamanın imkânını sağladık. Orada Kürtler, yaşıyor, filanca yerde Türkler yaşıyor demedik, buralarda benim vatandaşım yaşıyor dedik.

Kentsel dönüşüm projeleriyle bir dönem şehrin varoşları olarak görülen anlarlar, ibadethanesi, okulu, parkı, sağlık ocağı, spor tesisi olan cazibe merkezlerine dönüştü. Bakınız, bizden önce TOKİ sadece 43 bin konut üretebilmişken, bu rakam bizim dönemimizde 857 bine çıktı. TOKİ Hindistan’dan Endonezya’ya, Pakistan’dan Sri Lanka’ya kadar yurt dışında hayata geçirdiği projelerle de ülkemizi gururla temsil etti. 100.000 Sosyal Konut Projesi’nde olduğu gibi, TOKİ vasıtasıyla milyonlarca insanımız kiradan bile düşük taksitlerle ev sahibi oldu. Yıllarca kendisini kimsesiz, sahipsiz hisseden dar gelirli vatandaşlarımız hamdolsun bugün TOKİ sayesinde modern, kaliteli, sağlıklı konutlarda oturuyor, geleceğe çok daha güvenle bakıyor.

Değerli Kardeşlerim,

Her zaman söylediğim gibi, ülkeye ve millete hizmet önce gönül, sonra vizyon işidir. Millete ve ülkeye dair bir aşkınız, hedefiniz, idealiniz yoksa, hangi görevde olursanız olun o sizin için yüke dönüşür. Başarılı olmak isteyen önünde bir yol açar, istemeyen de muhakkak arkasına saklanacağı bahane bulur. Bizim için de 17 yıldır aralıksız sürdüğümüz hizmet mücadelesi hiçbir zaman dikensiz bir gül bahçesi olmadı. Her çalışmamızda olduğu gibi, kentsel dönüşüm hamlesini de başlattığımızda birileri sürekli önümüze engeller çıkardı. Özellikle CHP ve güdümünde hareket eden kimi meslek odaları projelerimizi sabote etmek için olağanüstü çaba harcadılar. Kimi zaman medya aracılığıyla, kimi zaman mahkemeler yoluyla, bunlar fayda etmeyince da sokaklar kışkırtılarak mega projelerimiz durdurulmaya, akim bırakılmaya çalışıldı.

Şu anda bu çatı, burası milletin evi, benim evim değil ve burası Cumhurbaşkanlığı Külliyesi. Biz şimdi şurada sizlerle bu toplantıyı yapıyoruz, ama bu salonun hemen bir diğer yanında iki bin kişilik yine çok amaçlı ayrı bir salon var. Bir diğer tarafta sürekli muhtarlarımızla biraraya geldiğimiz yine 550 kişilik bir başka salon var. İbadethanemiz burada, bunun yanında şimdi kısa bir zaman içerisinde açılışını yapacağımız Türkiye’nin en büyük kütüphanesi vardır, beş milyon ciltli ve elektronik ortamda bütün kitapların kayda gireceği, dünyanın mimari proje olarak inanıyorum ki estetiğiyle, her şeyiyle örnek olan bir kütüphaneyi de bitirdik. 24 saat açık olacak, bütün gençlerimiz 24 saat oraya gelebilecekler, orada hem derslerini çalışacaklar, hem kitaplarını okuyacaklar, ister çay, ister neskafe, ister kahve, isterse bunun yanında kek, simit, bunu da alabilecekler, bunları yapacağız. Çünkü bu millete bu yakışır, bizim gençliğimize bu hizmeti vermek bizim görevimiz. Ve biz bunu kendi cebimizden zaten vermiyoruz, milletin verdiğini milletin evlatlarına veriyoruz, değişen bir şey yok ve bunu hazmedemeyenler var. Kaç kere şurayla ilgili ruhsatsız bina dediler. Ve Danıştay burayla ilgili kararını açıkladığı halde, burada ruhsat problemi yoktur, demesine rağmen, ama bakıyorsunuz Ana Muhalefetin başı ikide bir buranın ruhsatsız olduğunu söylüyor. Ya belge ortada, Danıştay’ın belgesi ortada, daha ne istiyorsun? Şimdi öyle veya böyle tabii o konuşuyor, biz yolumuza devam ediyoruz ve devam edeceğiz.

Geçmişte de vatanperver, milliyetperver bütün devlet adamlarının karşılarına hep başını CHP’nin çektiği zihniyet dikilmiştir. İstanbul’da biliyorsunuz Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü yaptık. Ya bu köprünün temelini attık, köprü yükseliyor, bunlar karadan ulaşamadılar, denizden ulaşarak, gösteriler yaptılar. Aynı şekilde Marmaray’ı yaparken yine geldiler bu işi mahkemelere taşıdılar. Ama onlar mahkemeye taşıdı, biz mahkemelerden yürü kararını aldık ve Marmaray’ı yaptık. Şimdi Marmaray’dan milyonlarca vatandaşımız denizin altından ne yapıyor? Avrupa’dan Asya’ya, Asya’dan Avrupa’ya gidiyor. Aynı şekilde Avrasya, buradan da yine denizin altından araçlar biliyorsunuz gidiyor-geliyor.

Bütün bunlar Türkiye’nin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor, nereden nereye geldiğimizi gösteriyor. Şimdi bu gidiş sıradan bir gidiş değil. Eğer bunlar yapılmamış olsa, Türkiye’nin 20 yıl önceki durumunu düşündüğünüz zaman, çok ilkel bir ülke derler. Hani biz muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkacaktık? İşte biz şimdi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıktık ve dünyadaki G-20 ülkeleri içerisinde biz şu anda 17. sıradayız, Avrupa’da 6. sıradayız.

Menderes’ten Özal’a, Erbakan’dan Türkeş’e kadar tüm vizyon sahibi liderler, CHP zihniyetinin saldırılarına hep maruz kalmıştır. Millete faydası dokunacak tüm eserler daha fikir aşamasında CHP zihniyeti tarafından çeşitli bahanelerle öldürülmeye çalışılmıştır. İşte şurada biliyorsunuz bir Arifiye Tank Palet Fabrikası meselesi var. Ya, yatıyor-kalkıyor, bu Tank Palet Fabrikası’nı yabancılara sattılar diyor. Burada satış diye bir şey yok. Tank Palet Fabrikası zararda olan bir yer, teknolojisi ileri teknoloji değil ve üç firma katılıyor, BMC firması bu ihaleyi alıyor. Ne ihalesi bu? Satış değil kiralama, işletme; bu, bunu alıyor. Ve buraya da 50 milyon dolarlık bir yatırım yapma şartıyla burayı alıyor. Ne kadarlığına? 25 yıllığına.

Şimdi değerli arkadaşlar; bunların işletme kabiliyeti yok. Ve hayatlarında bunlar beş koyun gütmemişler, zaten de güdemezler. Bakın SEKA Kocaeli’nde biliyorsunuz zararına bitmiş, batmış bir fabrikaydı, kağıt fabrikası. Biz geldik ve geldiğimizde de dedik ki; biz SEKA’yı kapatacağız. Ve özel sektör kağıdını üretsin, gazeteler vesaire oralarda alsın. Ne yapacaksınız? Dedik ki; makinelerin olduğu bölümü tamamıyla bir müze haline dönüştüreceğiz ve SEKA’nın olduğu bütün bu alanı da Kocaeli’ne, Kocaeli halkına hizmet veren adeta dev bir millet bahçesi haline dönüştüreceğiz ve fabrikada çalışanlara da Kocaeli Belediyesi iş temin etmek suretiyle onları da orada istihdam ettik. Ve şu anda SEKA bir müze, bütün çevresi adeta bir millet bahçesi. Orada bakıyorsunuz ki Kocaeli’nin sakinleri, anneler, çocuklar hep birlikte yürüyüşlerini artık o alanlarda yapıyorlar ve fabrika da bir müze olarak icraatına devam ediyor.

Değerli Arkadaşlar,

Buradan kâr mı edeceğiz, zarar mı edeceğiz? Biz kâr etmenin yolundayız. Bu neyle oluyor? Bazen bu sosyolojik anlamda bir kâra dönüşüyor, bazen de bu zarar etmektense zarar etmemek daha evladır diyerek bu şekilde yola devam ediyorsunuz, yaptığımız bu.

Aynı şekilde bakın İstanbul Havalimanı, ya buradan bile bizi vazgeçirmek istediler. Gezi olayları dahil her türlü provokasyonu denediler. Şu anda dünyanın ilk üç havalimanından bir tanesi bizim İstanbul Havalimanı’dır. Almanlar Berlin’de havalimanı yapmak için 17 yıldır çalışıyorlar, 17 yıldır Berlin havalimanını bitiremediler. Şimdi Almanlar, Alman Hükümeti’ne diyorlar ki; Türk müteahhitlere verin, gelsinler bu havalimanını bitirsinler. Berlin Havalimanı’ndan daha büyüğünü yaptılar, diyorlar. Evet ve şu anda dünyanın ilk üçü içerisinde İstanbul Havalimanımız. İstanbul Atatürk Kültür Merkezi Projesi’ni rafa kaldırtmak için yapmadıklarını bırakmadılar, şu anda hızla inşaatımız devam ediyor ve Türkiye’de opera binası yoktu, şimdi Taksim’deki bu Atatürk Kültür Merkezi aynı zamanda Türkiye’nin çok çok farklı bir projesi olarak bir opera binası olarak inşallah bitecek, hızla devam ediyor. Kısa bir süre sonra lansmanını da inşallah yerinde yapacağız.

Sağlıkta özgün bir model olan şehir hastanelerimizi karalamak için kimi kurgu, kimi külliyen yalan nice haber uydurdular. İkide bir çıkmış, zarar ediyor. Evet, böyle bir şey yok da, insana hizmet noktasında, insanımızın sağlığı noktasında gerekirse zarar da ederiz; var mı başka bir diyeceğin? Biz farklı bir kültürden geliyoruz, nedir o? “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” Biz bir sağlıklı nefese devletini feda eden bir kültürden geliyoruz.

Şimdi burada şunu düşünmek lazım: Ya sen bu ülkede SSK’nın Genel Müdürlüğü’nü yaptın, SSK’nın Genel Müdürlüğü’nü yaptığın zaman ya bizim vatandaşımıza verilecek ilaç yoktu ya, ilaç ilaç, ilacı veremiyordun. Affedersin, hastaların odasına girildiği zaman, zaten oda değil koğuştu, üç kişi, beş kişi aynı odada yatıyor. Ve hepsinden öte serum şişeleri, kan, bütün çöplük, böyle bir rezalet içerisinde. Röntgen için gün alacaksın, 7 ay sonraya; böyle bir durumdan geldik. Kimdi SSK’nın başında? Sen. Ya sen SSK’yı yönetemedin ya. Şimdi biz şehir hastaneleri gibi dev hastaneler yapıyoruz, bundan rahatsız oluyorsun ya; eline diline dursun ya. Bu kadar bu işler önemli. Şimdi bizim için tek özellik şu: Daha çok doktor yetiştireceğiz, daha çok doktor yetiştirmek suretiyle bütün bu hastanelerimizde inşallah doktor noktasında, hemşire noktasında, sağlık memuru noktasındaki ihtiyaçlarımızı da gidermek suretiyle bu hastanelerimizde hasta başına hemşire, hasta başına doktor vesaire bunlarda da çok daha rahat bir konuma geleceğiz.

Sadece yatırımları, sadece altyapı projelerini engellemeye çalışmadılar, hak ve özgürlükler alanında da benzer bir çabanın içine girdiler. Kamuda başörtüsü düzenlemesine hayır dediler. Meslek liselerinde katsayı zulmünün kaldırılmasına hayır dediler. 4+4+4 ile eğitimin özgürleşmesine hayır dediler. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile demokrasinin güçlenmesine hayır, dediler. Bölücü terör örgütü PKK ve ülkemizin gördüğü en büyük ihanet çetesi olan FETÖ ile mücadeleye hayır, dediler ve bu teröristleri arkadaşlar diye nitelediler. Savunma sanayinde dışa bağımlılığımızı azaltacak kritik projeleri küçümsediler, hatta karaladılar. Biz göreve geldiğimizde yüzde 20’si savunma sanayinde yerliydi. Ama şimdi hamdolsun yüzde 70’i yerli, buraya çıktık. Biz Amerika’dan insansız hava aracı alamıyorduk, silahlı insansız hava aracını alamıyorduk. Bunları gidip oradaki liderlerle görüştüğümüz zaman, maalesef kongreden izin çıkmadı diyorlardı. Ama şimdi biz insansız hava aracını üretiyoruz. Kötü komşu bizi ev sahibi yaptı. Şimdi silahlı insansız hava aracını da üretiyoruz. Şimdi onun bir kademe daha ilerisine gittik, dünyada üç-beş ülkede var, hamdolsun Akıncı denilen bir insansız, ama silahlı hava aracını da hamdolsun ürettik, hayırlı olsun.

Ya bunlar bizim gurur abidemiz değil mi? Gurur abidemiz olduğuna göre, biz bunlarla gururlanmayacağız da neyle gururlanacağız? Ama inanın bunlarla hala gururlanmayanlar da var, bundan dolayı çok rahatsız olanlar da var. Biz yapamadık, ama bunlar yaptı. Türkiye’yi yurt dışına şikayet ederek uluslararası yatırımcıyı ürküterek bu ülkenin kalkınmasına, güçlenmesine küresel ölçekte bir cazibe merkezine dönüşmesini çelme takmaya da kalktılar. Ve ekonomimizi evet bak amcam nasıl yakalıyor işi, şimdi Kanal İstanbul’a da karşı çıktılar. Çıkmış belediye başkanları diyor ki, Kanal İstanbul buraya uymaz, ya sen otur işine bak nasıl uyduğunu göreceksin. Bütün bunların çalışmalarını biz gayet iyi yaptık. Üniversiteleri çalıştırdık, kendi ekiplerimizi çalıştırdık ve inşallah en yakın zamanda ihalesini de yapmak suretiyle Kanal İstanbul’a da başlayacağız.

Kanal İstanbul nedir biliyor musunuz? Boğazı çok ciddi bir felaketten koruma projesidir. Hatırlayın, daha önce bir Independenta olayı olmuştu Selimiye önünde ve aklımda kaldığı kadarıyla 7 ay o Romen tankeri orada yanmıştı. Ve zaman yalılara bindiren gemiler bunları da hatırlayın. Fakat şimdi burası yapıldığında bu işin sadece çevrecilik yönünden inşallah kurtuluşu değil, bunun yanında çok daha bir siyasi boyutu olacak ki, bunu şimdi kullanmıyorum vakti saati geldiğinde onu da kullanırız. O siyasi boyutuyla da inşallah bu Kanal İstanbul dünyada çok ciddi bir sükse yapacak.

Ve ekonomimizi büyütmek, ihracatımızı geliştirmek, 81 vilayetimizi yollarla, barajlarla, hastanelerle donatmak istedik bunlara da hayır dediler. Bugün de aynı istemezük tavırlarını işte az önce de ifade ettiğimiz gibi Kanal İstanbul’da sürdürüyorlar. İstanbul’la birlikte ülkemizin gelecek asrına damga vuracak böylesine stratejik önemde bir projeyi engellemek için her yolu deniyorlar. Biz elbette burada asıl sorunun ne olduğunu, kimlere hangi mesajların verilmek istendiğini gayet iyi biliyoruz. Birileri başlarını okşayan efendilerine diyet borcu ödeyecek diye Türkiye’yi büyütecek, stratejik bakımdan elini güçlendirecek bu projeyi biz rafa kaldırmayız. Dün olduğu gibi bugün de CHP’nin takoz siyasetine boyun eğmeyiz. CHP’nin kendi çapsızlığının, vizyonsuzluğunun bedelini milletimizin ve ülkemizin ödemesine kesinlikle rıza göstermeyiz. Türkiye’nin 2023 hedefleriyle arasına kimsenin, hiçbir gücün girmesine izin vermedik, vermeyeceğiz. Millet için, memleket için, evlatlarımızın istikbali için, en önemlisi tarih yazan bir Türkiye için doğru bildiğimiz yolda kararlılıkla yürümeyi sürdüreceğiz.

Değerli Dostlar,

Son günlerde ardı ardına yaşadığımız depremler bize güçlü şehir altyapısının ve kaliteli konutun önemini tekrar hatırlatmıştır. Türkiye’ye geçmişin ihmallerini telafi edecek şekilde sağlam, güvenilir, depreme dayanıklı bir şehirleşme modeli kazandırdık. Dünyaya örnek olan bu modeli geliştirerek devam ettireceğiz. İşte Arnavutluk’ta yaşanan depremi duydunuz ve Sayın Başbakanın bizlerden ricaları oldu, biz zaten ilk andan itibaren tırlarımızla, Kızılay’ımızla, AFAD’ımızla Arnavutluk’ta olduk, oraya her türlü desteği yaptık, hâlâ da yapmaya devam ediyoruz. Ve bu arada da kendilerine bir 500 konut söz verdik. Oradaki kendilerinin arzu ettiği bir yere de Türk milleti olarak 500 konut inşa edeceğiz. Oraya da kendileri kimleri yerleştirirse onları yerleştirmiş olacaklar.

Her açıdan güvenli evleri, ekonomik gücü yerinde insanlarımız yanında 82 milyonun her bir ferdi içinde hayata geçirmekte kararlıyız. Vatandaşlarımızı aileleriyle huzur içinde mahalle kültürünü teneffüs ederek, insanlık onuruna uygun bir ortamda yaşayabilecekleri konutlara kavuşturmak için tüm imkânlarımızı seferber ediyoruz. Bugün başlattığımız 100.000 Sosyal Konut Projemiz de işte bu hedefimiz doğrultusunda atılmış değerli bir adımdır. Toplu Konut İdaremizin bu projeyi de en güzel, en başarılı şekilde neticelendireceğine inanıyorum. Kampanyada emeği ve katkısı bulunan özellikle Çevre Şehircilik Bakanlığımıza, Hazine Maliye Bakanlığımıza, TOKİ’ye ve idaremizin, Bakanlığımızın çatısı altındaki mimarlarımızdan, mühendislerimize kadar ve bu arada kurum ve kuruluşlarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum. Ülkemizin her şehrindeki dar gelirli vatandaşlarımızı bu kampanyadan istifade etmeye çağırıyorum. 100.000 Sosyal Konut Kampanyası’nın hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.