Sürgünün 75. Yılında Ahıska Türkleri Anma Programı’nda Yaptıkları Konuşma

10.12.2019

Kıymetli Ahıska Türk’ü Kardeşlerim,

Yurt Dışı Türkler Başkanlığımızın Değerli Mensupları,

Saygıdeğer Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler;

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Sizleri Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, milletin evinde, bu gazi mekânda misafir etmekten büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.

Ahıska Türklerinin sürgüne gönderilmelerinin 75. yıldönümünü bir kez daha az önce perdede izledik, üzüntüyle yâd ediyoruz. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde 75 yıl önceki o büyük acıyı iliklerine kadar hisseden büyüklerimizi ağırlıyoruz. Bugün bu salonda hak ve adaletin tecellisi için Ahıska davasına gönül vermiş, destek olmuş, mücadele etmiş büyüklerimiz var, dostlarımız var. Bugün aramızda 1944 yılındaki sürgünü bizzat yaşayan ak saçlılarımız var. Bugün bu salonda tam 75 senedir yüreği vatan hasretiyle kavrulan, gözyaşı döken Ahıskalı kardeşlerimiz var.

“Ahıska!

Bir ömür geçirdim senden uzakta!

Senden ayrı bir diyarda ölürsem eğer

Bu son vasiyetimdir evlatlarıma:

Mezarım başında Fatiha okuyarak

Serpsinler kabrime Ahıska kokan

Bir avuç toprak!”

Evet, bugün burada evlatlarına işte böyle vasiyet ederek Ahıska’ya kavuşmayı bekleyen pir-i fanilerimiz, dedelerimiz, ninelerimiz var.

Türkiye Cumhurbaşkanı olarak bu anlamlı, bir o kadar da hüzünlü geceyi teşrifleriniz için her birinize ülkem, milletim ve Ahıskalı kardeşlerim adına teşekkür ediyorum.

Bu akşam böylesi duygu dolu bir atmosferde kalplerimizi buluşturan Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımıza, programa destek veren Dünya Ahıska Türkleri Birliği’ne şükranlarımı sunuyorum.

Oldukça geniş bir yelpazede düzenlenen 75. Yıl Anma Etkinliklerinin Ahıskalı soydaşlarımızın karşılaştığı zulümlerin yerel ve uluslararası düzeyde duyurulması bakımından hayırlara vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Bilhassa genç kuşakların sürgünün tanıklarıyla biraraya getirilmesini son derece önemsiyorum.

İstiklal Marşı Şairimiz merhum Mehmet Akif’in dediği gibi:

“Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

Tarihi  "tekerrür" diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

Gerçekten de ibret alınmayan, hisse kapılmayan, ders çıkarılmayan tarih tekerrür eder. Bunu engellemenin yolu ise, yaşananları unutmamak ve unutturmamaktır. İstikbalimizin teminatı olarak gördüğümüz evlatlarımızın tarih şuuru kazanmaları, anne-babalarının neler yaşadığını, hangi badireleri atlatarak bugünlere geldiğini bilmeleri çok önemlidir.

Az önce hep birlikte gözyaşlarıyla izlediğimiz belgesel 75 yıl önce Ahıska Türklerinin karşılaştığı haksızlıkları göstermesi bakımından ibretliktir. O meşum günlerin şahitleri halen hayattayken gerek görsel, gerekse yazılı olarak kayda alınması gerekiyor. Buna ilave olarak Türk coğrafyasının farklı yerlerinde yaşayan Ahıskalı gençlerin ata yurtlarını ziyaret ederek oraları görmelerini, o topraklardaki iklimi muhakkak teneffüs etmelerini sağlamalıyız. Hayata geçireceğimiz projelerle Ahıska müziğini, Ahıska folklorunu, kültür ve sanatını daha fazla insana ulaştırabilmeliyiz.

Köklerimizle bağımızı güçlendiren, bize mazimizi hatırlatan ata yadigârı mimari eserlerin yok olup gitmesine müsaade etmemeliyiz. Restorasyon çalışmalarıyla ortak tarihi mirasımızı korumanın ve gelecek kuşaklara aktarmanın mücadelesini vermeliyiz. Biz sahip çıkamadığımız için kaybolan, yıkılan her eserin aynı zamanda hafızamızdan bir parça götürdüğünü de unutmamalıyız. Bu konuda gerek Yurt Dışı Türkler Başkanlığımızın, gerekse TİKA’nın yürüttüğü bazı projeler olduğunu biliyorum. Ahıska’nın kadim mirasını yaşatmaya, yeniden ayağa kaldırmaya matuf bu faaliyetleri takdirle karşılıyorum. Önümüzdeki dönemde ilgili kurumlarımızın, özellikle arşiv ve envanter çalışmalarına daha fazla ağırlık vereceğine inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Bundan 75 yıl önce Ahıska’da son dönem insanlık tarihinin en utanç verici sahnelerinden biri yaşandı. 14 Kasım 1944 tarihinde 100 bin civarında Ahıska Türk’ü Stalin tarafından birkaç saat içerisinde öz yurtlarından kopartılarak, Sovyet coğrafyasının dört bir ucuna sürgün edildi. Bakınız bu sürgünü ahir ömrünü ülkemizde sürdüren Ahıskalı bir hanım kardeşimiz nasıl anlatıyor:

“Henüz 10 yaşındaydım. Bir sabah anam bizi aldı dedemlere götürdü, orada herkes ağlaşıyordu. Meğer bizi süreceklermiş, hazırlıklar onun içinmiş. Öğleden sonra askerler geldi, bizi köyden çıkarttılar. Bize kısa bir süreliğine başka yerlere nakledileceğimizi söylediler. Alman tehlikesinden korunmamız için evlerimizden uzaklaştırıldığımızı anlattılar. Savaştan sonra anavatanımıza döneceğimizi söyleyerek, çoğumuzu inandırdılar. Sonra hepimizi bir vagona doldurdular.” Az önce izledik.

“Bizim vagonda sekiz aile vardı, her bir ailede 5-6 kişi. Bize azıcık yemek veriyorlardı, o da günde sadece bir kere. Vagonlar tahta, her yer buz tutmuş, öyle yatıyorduk. Tuvalet yok, su yok, ısınmaya bir şey yok. Yanımıza aldığımız yiyecekleri yiyerek, bir ay hayatta kaldık.”

Az evvel belgeselde gördüğümüz gibi bu hikâye vatanlarından sürgün edilen on binlerce Ahıska Türk’ünün de hikâyesidir. Eşine az rastlanır bu zulüm ve sürgün sırasında yaklaşık 20 bin Ahıskalı kardeşimiz maalesef yokluk, açlık ve perişanlık içinde hayatını kaybetti. Sovyet Yönetimi Ahıskalıları kadın, yaşlı, çocuk ayrımı yapmadan en ağır şekilde kullanmak üzere çalışma kamplarına gönderdi. Bu kamplarda da binlerce Ahıskalı kardeşimiz soğuğun ve insanlık dışı muamelelerin kurbanı oldu.

Bu vesileyle bir kez daha gerek sürgünde, gerekse geride bıraktığımız 75 yıl içinde vatanlarından uzakta bir gün ona kavuşmanın ümidiyle hayatını özellikle kaybeden tüm kardeşlerimi rahmetle, saygıyla yâd ediyorum, Allah onlara rahmet eylesin.

Sürgünü yaşayıp da bugün dünyanın dokuz ayrı ülkesinde hayata tutunmaya çalışan büyüklerimize Allah’tan sağlıklı, hayırlı, uzun ömürler diliyorum.

Hâlihazırda 550 bin civarında Ahıska Türk’ü yurtlarından uzakta hayatlarını devam ettiriyor. Bu kardeşlerimizin bir bölümü 75 yıl önce ansızın terk etmek zorunda bırakıldıkları evlerine geri dönmenin haklı ve onurlu mücadelesini veriyor. Türkiye olarak biz de adaletin yerini bulması için uluslararası hukuk ve hakkaniyet temelinde bu sürece destek veriyoruz. Dikkat ederseniz ülkemizde geçmişte yaşanmış en küçük bir hadiseyi bile mecrasından saptırarak, küresel çapta karalama kampanyasına çevirenler, Ahıska Türklerinin trajedisine kör ve sağır kalıyorlar. Çünkü bunların hakkı, hakikati, adaleti, insani değerleri savunmak gibi bir dertleri asla yoktur.

Böyle bir hassasiyetlerinin olmadığını Nobel Edebiyat Ödülü’nü Bosna soykırımını inkâr eden bir faşiste vererek tekrar göstermişlerdir. On binlerce Müslümanın kanını döken bir caniyi savunan, destekleyen, hatta öven bir şahsın böyle bir ödüle layık görülmesi utanç vericidir, rezalettir. Bu şahsın İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edildiği 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde ödüllendirilmesi ise ayrı bir garabettir. İslamofobi’nin Batı ülkelerinde veba gibi yayıldığı bir dönemde soykırım heveslilerini ödüllendirmek, çok açık söylüyorum; yeni cinayetlere, yeni ırkçı saldırılara, yeni soykırımlara icazet vermek demektir. Kirli ve kanlı siciline rağmen bu şahsı ödüllendirenler, 25 yıl önce Bosna’da işlenen soykırıma da ortak olmuşlardır. Zira bizim değerlerimizde zulme rıza zulümdür. Nobel Komitesi hem edebiyat, hem de barış ödülü alanında daha önce de benzer vahim kararlara imza atmıştır. Ortada küresel barış ve istikrar adına hiçbir başarısı olmayan, hatta eline masumların kanı bulaşmış kimi siyasetçiler bu komite tarafından ödüle layık görülmüştür. Nobel’in barış çabalarını veya edebiyatta kaliteyi ödüllendirmekten ziyade çoğu zaman siyaset ve toplum mühendisliğinin vasatı olarak kullanıldığını hepimiz gayet iyi biliyoruz.

Böylesi hassas bir dönemde ırkçılığından adeta gurur duyan bir şahsın ödüllendirilmesini biz kesinlikle iyi niyetli görmüyoruz. Ve bana göre Nobel, itibarını tamamıyla kaybetmiştir. Nobel, tamamıyla siyasileşmiştir. Nobel, tamamıyla ideolojik kararlar vermektedir. Avrupa’da hemen her gün camilere saldırılırken, Müslümanların can ve mal emniyeti giderek kaybolurken bu ödül sadece İslam ve insanlık dışı düşmanlarına cesaret aşılayacaktır.

Akıl, izan ve vicdan sahibi herkesi bu skandala tepki göstermeye çağırıyorum. Ülkemizin yetiştirdiği en önemli bilim adamlarından Profesör Doktor Aziz Sancar Hocamıza hassasiyeti için ayrıca teşekkür ediyoruz.

Kardeşlerim,

Bu skandal, Müslümanların acılarına karşı duyarsızlığın ne ilk, ne de son örneğidir. Hocalı katliamından Ahıska sürgününe, Arakan’da işlenen cinayetlerden Suriye’deki vahşete kadar biz buna pek çok şahit olduk. Lafa gelince insan haklarını kimseye bırakmayanlar söz konusu Müslümanların hakları olunca birden derin bir sessizliğe büründüler. Bize demokrasi ve hukuk dersi verenler, on binlerce insanın kanını döken diktatörleri ve terör elebaşlarını kırmızı halıda ağırladılar. Kendi vatandaşlarına hak gördükleri demokrasi ve özgürlükleri Afrikalıya, Asyalıya, Suriyeli, Yemenli, Libyalıya lüks gördüler. Çıkarları uğruna komşumuz Suriye’de olduğu gibi dünyanın en vahşi terör örgütlerini desteklemekten bir an olsun çekinmediler, utanmadılar. İşte YPG-PYD gibi, PKK gibi terör örgütlerini desteklemekten geri durmadılar. Biz bunların hak, hukuk, adalet, insan hakları gibi bir endişelerinin olmadığını çok çok iyi biliyoruz. Bu mürailere rağmen inancımızın ve ecdadımızın bize gösterdiği yol neyse o yönde ilerlemeye devam ediyoruz. Şimdiye kadar hak ve adalet çizgisinden sapmadık, sapmayacağız. Ne bir başkasının hakkına el uzatacağız, ne hakkımızın yenilmesine rıza göstereceğiz. Herkes sessiz kalsa da biz her platformda Ahıska Türklerinin davasını savunmaktan geri durmayacağız.

Tabii burada bir gerçeği tekrar ifade etmekte de fayda görüyorum; Ahıskalı kardeşlerimizin gönlünde açılan yaraları bir nebze de olsa hafifletecek tek yol, arzu eden her Ahıska Türk’ünün vatanlarına geri dönebilmesini sağlamaktır. Bu konuda Dünya Ahıska Türkleri Birliği Başkanı Ziyatdin kardeşimizle bu konuları sürekli görüştük, görüşüyoruz, görüşeceğiz. 75 senedir vatanlarına kavuşma özlemiyle bekleyen insanların daha fazla mağdur edilmesine kayıtsız kalınmamalıdır. İlgili ülkelerin karşılaştıkları sıkıntıları ve zorlukları elbette biliyoruz. Bunların aşılması için elimizden gelen desteği vermeye hazır olduğumuzu her fırsatta muhataplarımızın dikkatine getiriyoruz. Türkiye’nin gayesi, 75 yıl evvel yaşanan bir haksızlığın daha fazla vakit kaybedilmeden giderilmesidir. Zira boşa geçirilen her gün mağduriyeti daha fazla artırmaktadır. Ahıska Türklerinin vatanlarına gönüllü ve güvenli bir şekilde geri dönüş taleplerinden hiç kimse rahatsız olmamalıdır.

Ülkemiz dostluk, saygı ve iyi niyet temelinde bu meselenin insani ve hukuki çerçevede çözüme kavuşturulması için üzerine düşeni yapmakta bir an olsun tereddüt göstermemiştir, göstermeyecektir. İnşallah bundan sonra da sizlerin davasını davamız addederek, hem Gürcistan makamları, hem de Avrupa Konseyi nezdinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu konu Gürcistan ile ilişkilerimizin ve Güney Kafkasya’ya yönelik siyasetimizin öncelikleri arasında yer almaya devam edecektir.

Kardeşlerim,

Ahıska Türkleri yaşadıkları onca zulme, sürgüne ve acıya rağmen gittikleri her yerde çalışkanlıklarıyla, başarılarıyla, dillerine, dinlerine ve kimliklerine sahip çıkmalarıyla temayüz etmişlerdir. 75 yıldır büyük sabırla yürüttükleri adalet mücadelesinde hiçbir zaman meşruiyetten ve hukuktan ayrılmamışlardır. Hesaplaşmanın değil kucaklaşmanın, nefretin değil, barış içinde bir arada yaşamanın peşinde koşmuşlardır. Bugün Amerika’dan Kazakistan’a dünyanın dokuz farklı ülkesinde kurdukları hayatlarla umudun ve dayanışmanın sembolü olmuşlardır.

Türkiye olarak sizlerin gerek ülkemizde, gerekse diğer ülkelerde her türlü sıkıntıya göğüs gererek, yazdığınız başarı hikâyelerinden biz gurur duyuyoruz. Bu başarılara yenilerinin, daha büyüklerinin eklenmesi için üzerimize düşeni yapmakta kararlıyız. Nerede olurlarsa olsunlar Ahıska Türklerinin durumunu çok yakından takip ediyoruz.

Ukrayna’da olaylar başladıktan sonra hemen bu ülke makamlarıyla irtibata geçerek çatışmalardan etkilenen kardeşlerimizi ülkemize getirdik. Söyleyeyim, ülkemizde birileri de bunlardan rahatsız oldu, bunu da bilmenizde fayda var. Ben de arkadaşlarıma dedim ki; bunlar rahatsız olduğuna göre biz doğru yoldayız. Farklı gruplar halinde 672 ailenin Erzincan ve Ahlat’a yerleşmesini sağladık. Bu kardeşlerimizle ilgili resmi kurumlarımız eğitim, konut, sağlık ve diğer ihtiyaçlarına dair gereken adımları atıyor. Türkiye’ye yerleşmiş olan Ahıskalı kardeşlerimizin farklı alanlarda karşılaştıkları sorunların çözümü için de gerekli tedbirleri alıyoruz. Hem yerinde burslandırma projesi kapsamında, hem Türkiye burslarıyla Ahıskalı gençlere ücretsiz yükseköğrenim imkânı sunuyoruz. Ayrıca, çeşitli projelerle Ahıska tarihine, sanatına ve kültürel mirasına sahip çıkıyoruz.

Sizlerin sorunlarını, geri dönüş sürecinde karşılaştığınız zorlukları ve beklentilerinizi muhataplarımız nezdinde sürekli gündemde tutuyoruz. Ahıska Türklerinin doğun olarak bulunduğu ülkelere yaptığımız resmi ziyaretlerde Ahıska toplumunu temsil eden kardeşlerimizle biraraya gelmeye özel önem veriyoruz. İnşallah bundan sonra da sizleri desteklemeye, sizlere sahip çıkmaya devam edeceğiz. Bu süreçte arzumuz, Ahıska Türklerinin on yıllardır olduğu gibi geri dönüş idealinden vazgeçmeden kimliklerine, dillerine, köklü değerlerine sahip çıkmalarıdır.

Birlik ve beraberlik olmadan rahmet de, yapılan çalışmaların bereketi de olmaz. Unutmayın, toplu vuran yürekleri hiçbir güç sindiremez, hiçbir baskı yıldıramaz. Sizlerden kimsenin aranıza nifak tohumları ekmesine fırsat vermemenizi bekliyorum.

Enerjimizi iç kavgalara değil, davamızın başarısına teksif edeceğiz. Dünyanın neresinde olursa olsun ülkemiz kurumlarıyla bağlarımızı daima güçlü tutacağız. Mücadelemizi sürdürürken demokratik zeminden asla sapmayacak, art niyetli kimi çevrelerin bu mücadeleye gölge düşürmesine rıza göstermeyeceğiz. Geri dönüş sürecinde yüzleştiğiniz sıkıntıları çözmek, uluslararası toplumun bu konuya ilgisini canlı tutmak için elbirliği içinde çalışacağız.

Değerli Kardeşlerim,

Sevgililer Sevgilisi Peygamberimizin ifadesiyle, bizler hep birlikte bir vücudun azaları gibi olacağız. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Sizlerden umutlarınızı diri tutmanızı, asla karamsarlığa kapılmamanızı istirham ediyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken sizlere duygu ve umut dolu şu güzel şiirle veda etmek istiyorum:

“Ahıska!

Sensin içimde yanan kor ateş;

Sensin, ezeli ve ebedi yurdum!

Kavuşma ümidiyle yaşadım bunca yıldır;

Ümitler ki benim yenilmez ordum!

Ahıska!

Sen talan olmuş Türk yurdunun;

Gözü yaşlı maralısın.

Evladından ayrı düşmüş;

Anne gibi yaralısın…

Ahıska!

Yitirme ümidini bir gün de olsa,

Gelecek senin de altın çağların!

Bekle evlatlarını derviş sabrıyla;

Yeşertsin ümidi ulu dağların;

Birleşince tek bayrak altında erler;

Aydınlanacak yurtların, ocakların yanacak!

Mevla’m, 75 yıldır vatan hasretiyle yüreği yanan kardeşlerimin bu özlemini bitirmeyi nasip eylesin diyorum. Buradan dünyanın farklı köşelerindeki Ahıskalı kardeşlerime kucak dolusu selamlarımı gönderiyorum.

Şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum, aziz hatıralarını tazimle yâd ediyorum. Bu akşam bizleri bir araya getiren kurumlarımıza teşekkür ediyorum. Bu anlamlı buluşmanın hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyor, milletin evini teşrifleriniz için sizlere tekrar tekrar teşekkürlerimi sunuyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun. Kalın sağlıcakla.