İslam İşbirliği Teşkilatı Sosyal İşler Bakanları Zirvesi’nde Yaptıkları Konuşma

09.12.2019

Çok Kıymetli Bakanları,

Sayın Genel Sekreter Yardımcısı,

Değerli Heyet Başkanları,

Özellikle Nijer Başkan Yardımcısı Hanımefendi,

İslam İşbirliği Teşkilatı Birinci Sosyal Gelişim Bakanları Konferansı’na katılmak üzere ülkemize gelen siz değerli misafirlerimizi en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum, esselamü aleyküm ve rahmetullah ve berekatühü.

Ülkemize ve İstanbul’a hoş geldiniz. Toplantımızın İslam âlemi ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Konferansın düzenlenmesinde emeği geçen İslam İşbirliği Teşkilatı birimleriyle Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız başta olmak üzere herkese teşekkür ediyorum.

Dün de Teşkilatımızın Üst Düzey Kamu ve Özel Yatırım Konferansı’nda İslam dünyasının dört bir yanından gelen kardeşlerimizle buluşmuştuk. Önceki hafta ise İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi İSEDAK’ın 35. Bakanlar Oturumunu gerçekleştirmiştik. Ayrıca, İstanbul sık sık teşkilatımıza bağlı kurumlarımızın çeşitli etkinliklerine sahne oluyor. Tüm bu toplantıların İslam ülkeleri arasındaki ilişkilerin her düzeyde ve her alanda gelişmesine, yakınlaşmasına vesile olacağına inanıyorum.

Bugün, dünya nüfusunun yaklaşık 4’te birini oluşturan Müslümanlar, maalesef güçleriyle orantılı siyasi etkiye, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmişlik düzeyine sahip değiller. İnsanlığın bugünkü gelişmişlik seviyesinin temelleri İslam coğrafyasında atılmış olmasına rağmen Müslümanların günümüzde yaşadığı sıkıntıların sebeplerini iyi düşünmeli, analiz etmeli ve çözüm yolları üretmeliyiz. Aksi takdirde sadece şikayet etmekle, sadece dövünmekle, sadece konuşmakla bir yere varamayız. Hele hele çareyi başkalarından beklemekle elde edeceğimiz hiçbir şey olmaz. İslam medeniyetin hak ettiği yere çıkarmanın sorumluluğu bizlere, yani Müslümanlara düşüyor. Öyleyse nerede eksiğimiz varsa, oraya yoğunlaşıp hızla 1 milyar 700 milyon Müslüman’ın ve onlarla birlikte tüm insanlığın sıkıntılarına çözümler bulacak somut çalışmalar ortaya koymalıyız. Böyle davranmak hem Rabbimizin emridir, hem de bin 400 yılı aşkın medeniyet birikimimizin bize gösterdiği istikamettir.

İslam İşbirliği Teşkilatı, nüfusları Müslümanlardan oluşan tüm ülkeleri biraraya getiren bir yapı olması sebebiyle bu konuda elimizdeki en önemli araçtır. Teşkilatımızın henüz bu beklentiyi karşılayacak bir çalışma düzenine ve etkinliğine kavuşamadığını elbette biliyoruz, ama aynı zamanda bunu başarmanın mümkün olduğunu da görüyoruz. Tabii İslam ülkelerinin her birinin ayrı sıkıntısı var, kimi halkının sesine yeterince kulak vermeyen yönetimlerden muztariptir, kimi sefalet düzeyinde bir yoklukla imtihan oluyor, kimi terör belası veya kardeş kavgasıyla boğuşuyor, çeşitli sebeplerle kendi içine kapanan İslam ülkeleri imkânlarını ve enerjilerini heba ediyor, boşa harcıyor. Şayet İslam İşbirliği Teşkilatı’nı tüm kurumları ve faaliyetleriyle hayal ettiğimiz düzeye çıkartabilirsek, hep birlikte bu tür sıkıntıların üstesinden gelebileceğimize inanıyorum.

Dünyada benzer dayanışma örneklerini sergileyen pek çok kuruluş vardır. Bizlerin de aynı başarıyı göstermemesi için hiçbir sebep göremiyorum. Üstelik biz Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın Müslümanlar bir bedenin uzuvları gibidir, diye tanımlamış olduğu bir ümmetiz. Mademki hepimiz kardeşiz, öyleyse buna uygun davranmalıyız. Nasıl ki vücudun bir azası rahatsız olursa ardından tüm vücut bundan rahatsızlık duyarsa, bizler de aynı sıkıntıyı yaşamalıyız; inşallah o gülerin de yakın olduğuna inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Biliyorsunuz İslam İşbirliği Teşkilatı’nın kuruluşunun temelinde Kudüs davası vardır. Maalesef Kudüs’teki ve onun ayrılmaz bir parçası olan Filistin’deki durum her geçen gün daha da kötüye gidiyor. İsrail’in hak, hukuk, adalet, insanlık tanımayan tavrı, bölgedeki krizi Müslümanlar aleyhine sürekli derinleştiriyor. Son dönemde kimi ülkelerin uluslararası hukuka aykırı bir şekilde Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması ve yasadışı yerleşimleri desteklemesi sıkıntıları yeni bir boyuta taşıdı. Bugün artık sokaklarında masum genç kızların, babaların, annelerin, ihtiyarların, çocukların, gençlerin İsrail tarafından alenen infaz edildiği, acımasızca öldürüldüğü bir Filistin fotoğrafıyla karşı karşıyayız. Üstelik İsrail’in bu hoyratlığı Batı ülkeleri ve büyük bir üzüntüyle belirtmek isterim ki kimi Arap devletleri tarafından adeta teşvik ediliyor. Türkiye olarak Kudüs ve Filistin’deki zulüm konusunda dile getirdiğimiz itirazlarda çoğu defa yalnız kaldığımızı hissediyoruz. Esasen son yıllarda maruz bırakıldığımız terör saldırılarının ve ekonomik sabotajların gerisindeki sebeplerden birinin bu ilkeli duruşumuz olduğunun farkındayız. Ama bedeli ne olursa olsun hakkın, hakikatin ve mazlumun yanında yer almayı sürdüreceğiz. Filistinlilerin haklarını savunmaktan ve tüm mazlumlarla dayanışma içinde olmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.

Aynı şekilde Keşmir, Arakan ve Türkistan başta olmak üzere pek çok yerde Müslümanlar aleyhine gelişmeler yaşanıyor. Batı ülkelerinde giderek yaygınlaşan İslam ve Müslüman düşmanlığı da bir başka önemli sorundur. Yaşanan sıkıntıların bir kısmı doğrudan cana ve mala saldırı şeklinde, bir kısmı sinsi asimilasyon politikaları görünümünde, bir kısım ise körü körüne bir düşmanlık biçiminde tezahür ediyor. Her ne şekilde olursa olsun sonuçta mağdur olan, mazlum durumuna düşen hep Müslümanlardır. Camilerimize saldırıyorlar mı? Saldırıyorlar. Müslümanlar görüldüğü yerde öldürülüyor mu? Öldürülüyor. Peki biz bunlara nereye kadar sessiz kalacağız? Eğer bunlara biz ses çıkarmazsak, elimizle müdahale etmezsek dilimizle, dilimizle müdahale etmezsek o zaman kalbimizden buğzetme mecburiyetimiz, sorumluluğumuz yok mu? İşte bunları yapmadığımız sürece biz daha çok dayak yeriz.

Her biri proje ürünü olan ve dinimizin adını istismar eden terör örgütleri de bu zulümlerin bahanesi olarak kullanılıyor. İşte son NATO Zirvesinde hâlâ Fransa’nın Başkanı kalkıyor İslami terörden bahsediyor. Kendisine kaç kere söyledim, bakın İslam kelime anlamı itibarıyla slm, buradan türeyen ve anlamı barıştır. Siz İslami terör ifadesiyle barışla terörü nasıl biraraya getiriyorsunuz? Böyle bir şey olamaz. Karşımızda susuyor, sonra NATO Zirvesinde gene aynı ifadeleri kullanıyor. Ne oldu şimdi? Paris’te Sarı Yelekliler çıktı, hadi çöz bakalım, durdur bakalım, niye durduramıyorsun? Niye onları barış havzası içerisinde yola koyamıyorsun? Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste, bunu böyle bilesin.

Bu çatı altında biraraya gelen bizlere düşen görev, nerede bir Müslüman’ın hakkı hapsediliyorsa, hukuku çiğneniyorsa, varlığı tehdit altına alınıyorsa onun yanında yer almalıyız. Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da, Amerika’da velhasıl dünyanın her yerinde geleceğin bizlerde olduğuna yürekten inanıyorum. Yapılan saldırıların hiçbiri bu kutlu yükselişi durdurmaya yetmeyecektir.

Ancak tek bir kardeşimizin bile haksız yere gönlünün kırılması, gözünden yaşlar akması, yüreğinin yanması bizi vebal altında bırakır. Görevimiz, aydınlık geleceğimize giden yolda her bir kardeşimizin onurlu ve güvenli bir şekilde ayakta kalabilmesini sağlamaktır. İslam İşbirliği Teşkilatı’nı işte bu misyonu hakkıyla yerine getiren bir kurum haline dönüştürmek mecburiyetindeyiz. Türkiye olarak tıpkı Dönem Başkanlığımızda olduğu gibi bu doğrultuda üzerimize düşen her görevi yerine getirmeye hazırız. Diğer üye ülkelerden de aynı kararlılığı görmek istiyoruz, işte bunu başardığımızda emin olun önümüzde adaletin, huzurun, barış ve refahın olduğu yepyeni bir dönemin kapıları açılacaktır. Rabbim hepinize o güzel günlere şahitlik etmeyi nasip etsin diyorum.

Değerli Misafirler,

Müslümanlığımızın en önemli alametifarikalarından biri de aile kurumumuzun gücüdür. Bugün geleceğini tehdit altında gören toplumların tamamının da ortak özelliği, aile kurumunu zayıflatmış, çarpıtmış ve ifsat etmiş olmalarıdır. Gelinen noktada hiçbir teşvik, hiçbir maddi destek, hiçbir telkin bu tür ülkelerin aile kurumlarını yeniden ayağa kaldırmaya yetmiyor, çünkü temel çökmüş durumda. İslam ülkeleri olarak aile kurumumuza ne kadar sahip çıkarsak, geleceğimize de o derece güvenle bakabiliriz.

Kendi ülkem başta olmak üzere bu konuda hepimize çok önemli görevler düşüyor. Güçlü aile yapısının, güçlü toplum demek olduğunu, bunun da hep birlikte güvenli geleceğimiz anlamına geldiğini tekrar tekrar hatırlamalıyız. Bu bakından aile içi şiddet önüne geçmemiz gereken önemli tehditlerden biridir. Kadının ve çocuğun uğradığı ruhsal ve fiziksel şiddet sorununu bitirmeden güçlü aile yapısını inşa edemeyiz. Kaldı ki, bizler Müslüman olarak; “(El-müslimü men selimel-müslimûne min lisânihî ve yedihî” Müslüman o kimsedir ki, elinden ve dilinden diğer Müslümanlar da emindir, sadıktır.

Hep birlikte bir seferberliğe girmeliyiz. Az önce de söylediler, Yunus’un diliyle, biz yaratılanı Yaratan’dan ötürü severiz. Siyah, beyaz, Arap ırkı, zenci, böyle bir ayrım bizde yok, biz böyle bir ayrımı asla yapamayız. Ne diyor Sevgililer Sevgilisi Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam; başı kuru üzüm tanesi gibi incik böncük de olsa biz ne yaparız, Allah için severiz; zaten İslam’ın güzelliği burada, İslam’ın farklılığı burada. Malum geçmişte işte beyazlarla zencilerin Amerika’daki yaşadığı sıkıntıları tarih okuyanlarımız çok iyi bilirler, ama İslam dünyasında böyle bir şey hiçbir zaman söz konusu olmadı. Kendi aramızda kuracağımız güçlü iş birliği ve tecrübe paylaşımıyla bu sıkıntısının üstesinden çok daha rahat gelebileceğimize inanıyorum. Toplantımızda bu konuda somut kararların alınacağını öğrenmekten memnuniyet duyuyorum.

İslam ülkeleri olarak en önemli zenginliğimiz yeraltı kaynaklarından ziyade genç nüfusumuzdur. Daha da güçlendireceğimiz aile yapımız, sağlam eğitim-öğretim sistemimiz ve güçlü sosyal dayanışma mekanizmalarımızla geleceğimizi gönül rahatlığıyla emanet edeceğimiz bir gençlik yetiştirebiliriz. Batı kaynaklı tehditlere karşı çocuklara, kadınlara ve yaşlılara, engellilere ne kadar iyi sahip çıkarsak aile yapımızı o derece korumuş oluruz.

Sosyal medya ve televizyon gibi iletişim araçlarının batı kaynaklı içeriklerinin yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan erozyona karşı teyakkuz halinde bulunmalıyız. Sınırlarımızı korurken zihinlerimizin teslim alınmasına yol açacak her türlü boşluğu, her türlü gafleti, her türlü çatlağı süratle doldurmalıyız. Bu konuda hiç de iyi imtihan veremediğimizi itiraf etmek durumundayız. Ama kötü gidişi durdurma şansına hâlâ sahibiz, hep birlikte neler yapabileceğimizi konuşmalı, anlaşmalı ve süratle uygulamaya geçirmeliyiz.

Diğer yandan, Suriye başta olmak üzere çeşitli bölgelerdeki çatışmalar ve kriz sebebiyle sayıları milyona varan çocuk öksüz ve yetim kalmıştır. Suriye’de olanlar ortada, Somali’de olanlar ortada, Sudan’da olanlar ortada, Irak’ta olanlar ortada, İran’da olanlar ortada, Filistin’deki hakeza öyle.

Değerli Kardeşlerim,

Dikkat edin, bütün bunlar hep İslam ülkelerinde devam ediyor. İslam ülkelerini böl, parçala, yut anlayışıyla emperyalist anlayış yoluna devam ediyor. Bütün bunlardan bir kısmının çeşitli yollarla diğer ülkelere götürülüp hiç arzu etmediğimiz bir şekilde bu yavruların da yetiştirildiğini duyuyoruz. Ayrıca bu çocukların başta uyuşturucu tüccarları olmak üzere suç örgütleri tarafından istismar edildiğini biliyoruz. Müslümanlar olarak kardeşlerimizin emanetlerine sahip çıkmak boynumuzun borcudur. Yeteri kadar duyarlı olamadığımız için kaybolup giden her çocuğun vebalini üzerimizde taşıyoruz. Yetimhane benzeri yapılardan ziyade ailelerin sahip çıkmasıyla bu çocukları topluma kazandırma konusunda bir seferberlik başlatmalıyız.

Kardeşlerim,

Günümüz toplumlarında karşımıza çıkan yeni durumlar bizi özellikle sosyal politikalarımızı gözden geçirmeye itiyor. Sosyal devlet ilkesini göz ardı hiçbir ülkenin hedeflerine ulaşabilmesi mümkün değildir. Esasen Peygamber Efendimizin Aleyhissalatu Vesselam, komşusu aç iken tok yatan bizden değildir ikazı sosyal politikalarımızın en çarpıcı rehberidir. Nüfusun böylesine arttığı ve şehirlerin kalabalıklaştığı bir dönemde bu tavsiyenin gereklerini fertlerle beraber asıl olarak devlet başta olmak üzere kurumların yerine getirmesi gerekiyor. Sivil toplum kuruluşları bu bakımdan çok yaygın ve etkin faaliyetleriyle öne çıkıyor. Ailenin güçlendirilmesi ve sosyal devlet ilkelerinin hayata geçirilmesi konusunda çalışan sivil toplum örgütlerimizi kendi aralarında yakın iş birliğine teşvik etmeli, desteklemeliyiz.

Türkiye olarak dünyanın en yaygın ve etkili sosyal politikalarını uygulayan ülkelerinden biriyiz. Çalışanlarımıza ve emeklilerimize mutlaka asgari güvenceler sağlıyoruz. Genel sağlık sigortamız nüfusumuzun neredeyse tamamını kapsıyor. Ülkemizde kalitesi gayet yüksek olan sağlık hizmetlerinden yararlanmak isteyip de sığınmacılar dâhil, buna imkân bulamayan kimse yoktur. Garip-gurebaya sahip çıkmak, sosyal politikalarımızın özünü oluşturuyor. Geçtiğimiz yıl 12 milyon kişiye 43 milyar lira tutarında sosyal yardım ulaştırdık. Sosyal yardım yelpazemizi ihtiyacı olan herkesi içine alacak şekilde genişlettik. Engelliler konusunda yaptıklarımızla gerçekten örnek olacak başarılara imza attık. Düzenli maaş ödemesinden evde bakım hizmetine, özel bakım merkezlerinden özel eğitim kurumlarına kadar pek çok hizmetle engellilerimizi toplumsal hayata dâhil ettik.  82 milyon nüfusa sahip ülkemizde sadece 33 bin 500 kişinin resmi veya özel huzur evlerinde kalıyor olması aile yapımızın hâlâ sağlam olduğunun göstergesidir. Gönül ister ki bu sayı sıfıra düşsün. Aile yapımız güçlendikçe bu hedefe de yaklaşacağımıza inanıyorum.

Türkiye 3 milyon 650 bini Suriyeli olmak üzere, 350 bini de Kürt olmak üzere toplam 5,5 milyonu bulan sığınmacı ve göçmene ev sahipliği yapan bir ülke olarak bu konuda dünyada ilk sırada yer alıyor. Sadece bu yıl diğer ülkelerin adeta ölüme terk ettikleri 57 bine yakın kişiyi denizlerden toplayıp hayatlarını kurtardık. Ülkemizde bulunan sığınmacılara kendi vatandaşlarımızla aynı düzeyde hizmet veriyoruz. Üstelik bu hizmetleri dışarıdan ciddi bir yardım almadan kendi imkanlarımızla yürütüyoruz. Bu hizmetler için şu ana kadar harcadığımız para 40 milyar doları aşmıştır. Avrupa Birliği’nin bize vermiş olduğu destek ise sadece ve sadece, azami söylüyorum, 3 milyar avrodur.

Türkiye’ye yasa dışı yollardan giren sığınmacılardan kurduğumuz merkezlerde işlemlerini tamamladıklarımızı ülkelerine gönderiyoruz.

Aynı şekilde Suriye’de güvenli hale getirdiğimiz bölgelere de bu ana kadar 370 bin kişi kendi isteğiyle geri dönerek, yerleşmiştir. Rasulayn ve Tel Abyad arasında ilk etapta yüz binlerce kişiyi, sınır hattındaki diğer yerlerle birlikte 1 milyon kişiyi iskân edebileceğimiz yerleşim yerlerinin inşasıyla ilgili çalışmalara başladık. Bunları NATO Zirvesi’nde bütün liderlere plan projeleri dağıttım. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda aynı şekilde dağıttım. Ama ne yazık ki buralardan biz de destek veririz, diyenleri henüz göremedik. Bu konudaki tüm çağrılarımıza rağmen henüz bir ülke dışında Türkiye’ye somut destek veren olmadı. Ancak sadece ülkemizdeki Suriyelilerin yarıya yakınının 18 yaşından küçük olduğunu düşündüğümüzde ortaya sürdürülmesi oldukça zor bir yük çıkıyor. Ekonomik bakımdan bizden çok daha iyi durumda olan Avrupa ve kimi Arap ülkeleri sınırlarını bu mazlumlara kapatırken biz ekmeğimizi onlarla bölüşmekten çekinmiyoruz.

Ülkemizdeki mevcut olanlar ve sınırlarımıza yakın bölgelerdekilerle birlikte toplam 9 milyon kişiyi bulan potansiyel sığınmacı yükünü üstlenmeye kimsenin cesaret edemeyeceği açıktır. Dolayısıyla eninde sonunda yeni yerleşim yerlerinin inşası projemize ve sığınmacılara verdiğimiz diğer hizmetlere gereken destek verilecektir.

Değerli Kardeşlerim,

Biz şimdilik üzerimize düşeni yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz. İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde diğer pek çok konu gibi sosyal gelişim alanında da ilk Bakanlar Konferansına ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyuyoruz. İçtimai yapımızın günümüzün sosyal hastalıklarına karşı direnç kazanmasına yönelik çalışmalara destek vermeyi sürdüreceğiz. Tabii ki çalışmalarımızı özellikle koordine etmek, ortak önceliklerimizi belirlemek ve bu doğrultuda harekete geçmek bakımından bu toplantı önemli bir fırsattır. Ailelerin ve fertlerin karşı karşıya kaldığı sosyal tehditlerin analizi ve çözüm yolları bulunması bakımından bu hayırlı fırsatı iyi değerlendirmeliyiz.

Konferansın Dönem Başkanlığını iki yıl süreyle Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız yürütecek. Bu süre boyunca kardeş İslam ülkeleriyle kurumsal kapasite inşası, tecrübe paylaşımı, teknik yardım ve politika koordinasyonu alanlarında yararlı çalışmalar gerçekleştireceğimize inanıyorum.

Ve bu vesileyle bugün sizlere bir çağrım olacak; biliyorsunuz bundan bir hafta önce Arnavutluk’ta 6,4 şiddetinde bir deprem oldu ve bu deprem neticesinde orada 51 kardeşimiz öldü, tüm ailelerine başsağlığı diliyoruz. Yüzlerce yine Arnavut kardeşimiz yaralandılar. Tabii şu anda Arnavutluk’un Durres kenti özellikle bir enkaz haline gelmiş vaziyette. Dün Sayın Başbakan Edi Rama, o da bizim İslam İşbirliği Teşkilatı Kamu ve Özel Sektör Toplantısı’na katıldı, orada aydınlatma yaptılar. Az önce ifade ettim ya, bizler bir vücudun azaları gibiyiz. Bir vücudun azaları gibi olan biz Müslümanlar Arnavutluk’taki kardeşlerine de ellerinden gelen desteği vermelidirler diye düşünüyorum. Biz ilk andan itibaren tırlarla, gerek AFAD, gerek Kızılay olarak gıda, ilaç, giyim, çadır vesaire bunları gönderdik, gönderiyoruz. Bu arada da kendilerine bir sözümüz var, o da 500 konut inşallah orada yapacağız. Şu anda Çevre Şehircilik Bakanlığımızın ekipleri Arnavutluk’un ilgili Bakanlığıyla orada çalışmaları yapıyor, üç ayrı bölgede biz bu 500 konutu süratle inşa edip artık kış mevsiminin de içinde olma hasebiyle bir an önce bu konutlara yerleşmelerini sağlayalım istiyoruz. Aynı zamanda da kış çadırları vesaire gibi çadırlarla desteklerimizi kendilerine sürdüreceğiz. Ve siz değerli kardeşlerim de aile, sosyal güvenlik, bunları konuştuğumuz bir toplantıda bu destekleri duyurmayı kendim için bir görev addettim. Sizlerden de bunları bekliyoruz.

Ve bugün burada alınacak kararların ilgili kurumlarla işbirliği halinde hayata geçirilmesinin bizzat takipçisi olacağız. Konferansın başarılı geçmesini ve sosyal politikalarımızın sağlam temellere oturtulması bakımından bir dönüm noktası olmasını diliyorum. Gayretleriniz ve emeğiniz için üye ülkelerin siz değerli temsilcilerine ülkem ve milletim adına teşekkürlerimi sunuyorum.

Tabii bu arada bu sabah yine açıklanan bir müjdeyi duyurmak istiyorum; sosyal kalkınmayı konuştuğumuz bugün yayınlanan İnsani Gelişme Raporu’na göre Türkiye 2018 yıl bazlı insani gelişme endeksinde 0,806’lık değere ulaşarak, 189 ülke arasında 59. sıraya yükseldi. Türkiye ilk kez çok yüksek insani gelişme kategorisine girmeyi başarmış oldu, hayırlısı olsun. Bundan sonra inşallah daha yüksek derecelere de ulaşacağız.

Esselâmu aleyküm ve rahmetullah ve berekâtuhu.