AK Parti İstanbul İl Başkanlığı Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısında Yaptıkları Konuşma

07.12.2019

İstanbul Teşkilatımızın Kıymetli Mensupları,

Değerli Dava Ve Yol Arkadaşlarım,

Sevgili Gençler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Uzun bir ayrılıktan sonra ilk defa bir Danışma Meclisinde siz kardeşimle beraberiz. İstanbul İl Danışma Toplantımızın partimiz, şehrimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum.

Kuruluşundan bugüne İstanbul teşkilatlarımızda görev alan tüm arkadaşlarımıza gayretleri, emekleri, sadakatleri için şükranlarımı sunuyorum. Bu kardeşlerimizden darı bekaya uğurladıklarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

AK Parti, sıradan bir siyasi teşekkül değildir. Bizler bir büyük davanın sevdalısı insanlar olarak burada biraradayız. Türkiye nasıl binlerce yıllık devlet tarihimiz içindeki son halka ise, AK Parti de bu büyük davanın günümüzdeki en önemli temsilcisidir. Her zaman ifade ettiğim gibi, AK Parti maziden atiye yolculuğumuzun altın halkalarından biridir; tabii bu durum sorumluluğumuzu daha da artırıyor. AK Partide siyaset yapmak demek, öncelikle bu sorumluluğu üstlenmeye talip olmak demektir. Bugünlere, yılın her gününü, günün 24 saatini bu davaya hizmete adayan büyüklerimizin, kardeşlerimizin gayretleriyle geldik. Gelecek nesillere daha büyük ve güçlü bir Türkiye bırakmak, medeniyetimizi yeniden yükseltmek istiyorsak, bizlerin de aynı anlayışla çalışması gerekiyor. Görevimiz ne olursa olsun, hepimiz öncelikle bu davanın bir neferiyiz.

Unutmayın, bugün söylediğimizi 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl sonra da yine aynı şekilde kararlı olarak söylemek durumundayız. Bugün başka, yarın bir başka olmamalıyız. Bunu yapanları gördük, görüyoruz. Bu hassasiyeti hiçbir zaman unutmamak lazım. Kendi nefsinin peşine düşen, sadece kendi ajandasına, kariyerine, hesabına odaklanan kişilerden dava adamı olmaz. Gurur abidesi olanlardan dava adamı olmaz. Bize, Yunus’un ifadesiyle, eteğe kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm, diye bu anlayıştaki insanlar lazım. Diyorum ya, hep birlikte Ömer’ler olmaya aday olmalıyız. Hele hele bulunduğu makamın gücüne, imkânlarına güvenerek, gönül kıran, insanları rencide eden, vatandaşa tepeden bakan kibir abidelerinin bu davada yeri olmaz. Yolsuzluğu, haksızlığı, çalıp, çırpmayı hiç saymıyorum bile. Bu tür vasıflardaki insanların kapımızdan içeri girmesi dahi bizim için züldür.

Şimdi bir kongre sürecine giriyoruz, bu kongre sürecinde ilçelerde, illerde bu hassasiyete çok ama çok büyük önem vermemiz lazım. AK Parti’yi yöneten bizleri Rabbimizin katında ve milletimiz nezdinde mahcup edecek hiçbir yanlışa göz yumamayız.

Kardeşlerim,

Unutmayın, milleti karşısına alan bizi de karşısına alır. Unutmayın, kibir en büyük isyandır. İnsan gönlü kıranın biz de partideki görevleriyle ilgili kalemini kırarız. Davası insan olan, Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Abhaza’sıyla, Boşnak’ıyla, velhasıl şu anda 82-83 milyonuyla yaratılanı Yaratan’dan ötürü seven bir davayız biz, başka bir tanım olamaz.

Hazreti Mevlana’nın buyurduğu gibi:

“İnsanı ateş değil, kendi kibri yakar.

Herkeste kusur görür, kendisine kör bakar.

Neye nasıl bakarsan, o da sana öyle bakar.”

Kardeşlerim,

Yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmeyenler sadece varlık sebeplerini inkâr etmekle kalmaz, aynı zamanda kendi hüsranlarını da hazırlarlar. Hiçbirimizin hesabi davranma, aklı ve vicdanı yerine nefsinin sesine kulak verme gibi bir lüksü yoktur. Hedefimiz, önce bu ülkenin 82 milyon insanının her birinin, onunla birlikte tarih ve medeniyet coğrafyamızdaki tüm kardeşlerimizin, nihayetinde de büyük insanlık ailesinin tamamının gönlünde kalıcı yer edinmektir.

Ülkemizin ve dünyanın neresine gidersek gidelim, tüm samimiyetleriyle bize kucak açan insanlar tarafından karşılanıyor, eğer kucaklanıyorsak, işte bu hasbi yaklaşımımız sayesindedir. Tek tek her AK Partili bu hassasiyetle hareket ettiği takdirde, Allah’ın izniyle yumuşatamayacağımız kalp, fethedemeyeceğimiz gönül, ikna edemeyeceğimiz kimse kalmaz. Herkesten farklı olarak biz bunu siyasi bir hesap için değil, inancımızın ve geleneğimizin bir gereği olarak yerine getiriyoruz, getireceğiz. Bunu yaparken de hiç kimsenin gündeminin peşine takılmayacağız.

Ülkemizde kimi konuların bilinçli bir şekilde gündemde öne çıkartıldığını görüyoruz. Önemli bir kısmı da milletimizi karamsarlığa sürükleyerek, dolaylı yoldan bizi başarısız göstermeye yönelik bu çabalara karşı dikkatli olmalıyız. İstisnai hadiselerin sanki her gün her yerde yaşanıyor, herkesin başına geliyor gibi gösterilmesinin iyi niyetli olmadığı bellidir. Türkiye’yi güvensiz bir ülke olarak gösterme projesine hizmet eden bu tür kampanyalara bilerek veya bilmeyerek destek vermemeliyiz. Medya kuruluşlarımızı da bu konuda dikkatli ve bilinçli hareket etmeye davet ediyorum.

Ülkemizin de, AK Parti’nin de kendi gündemi vardır, hem parti, hem Hükümet, hem Meclis olarak, buna belediyeler ve il genel meclisleri dâhildir. Kendi icraat gündemimize sıkı sıkıya sahip çıkacağız. Vaktimizi ve enerjimizi kendi çalışmalarımızı daha ileriye taşımak için kullanacağız. Muhalefetin, medyanın ve diğer çevrelerin bizi kendi dar ve kısır gündemlerinin içine hapsetme tuzağına hiçbir şekilde düşmemeliyiz. Unutmayınız, AK Parti gündem takip etmez, gündem belirler.

Bu konuda en dikkatli olması gereken teşkilatlarımızın başında İstanbul geliyor, zira İstanbul Türkiye’nin kaderini belirlemede bir numaralı şehrimizdir. Zira İstanbul 81 vilayetimizin şu anda temsilcilerinin olduğu bir şehirdir. Her şehirden burada temsilciler var mı? Var. Dolayısıyla İstanbul’dan ses çıktığı zaman 81 vilayette bunun dalgalandığını görürüz. İstanbul’un nabzını iyi tutarsak, zaten Türkiye’yi de yakalamış oluruz. Dolayısıyla bu konuda sizlere çok önemli görevler düşüyor. Sokaktaki her bir vatandaşımızdan başlayıp tüm ilçelerimizi ve şehrimizi kuşatan bir anlayışla bu süreci yönetmeliyiz. Yaptığımız hizmetleri hakkıyla anlatabilmemiz halinde bile partimize yönelik yalan yanlış saldırıların çoğunu etkisiz hale getirebiliriz. İftira ve yalan hızlı yayılır, ama doğrularla karşılaştığında da daha hızlı bir şekilde söner gider. Biz de milletimize hakikatleri anlatarak işte bunu gerçekleştireceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye son 17 yılda tarihinin en büyük sıçramalarını yaşarken, aynı zamanda tarihinin en büyük saldırılarıyla da karşı karşıya kalmıştır. Ülkemize yönelen saldırıların hedefinde ilk önce AK Parti yer almıştır. Esasen Türkiye’yle AK Parti’nin kaderi adeta bütünleşmiştir. Türkiye’yi seven bizi seviyor, Türkiye’ye kızan bize kızıyor, Türkiye’den nefret eden bizden de nefret ediyor, milletimiz de bu gerçeği gördüğü için her mücadelemizde hamdolsun yanımızda yer alıyor.

Son dönemde Suriye’de yürüttüğümüz harekâtlar, sınırlarımız içindeki terörle mücadele operasyonları ve Akdeniz’de attığımız stratejik adımlar ülkemize karşı adeta bir öfke patlamasına yol açtı.

Kardeşlerim,

En önemlisi, şu anda Barış Pınarı Harekâtı’yla Suriye’de devam etmekte olan süreç Türkiye’nin nereden nereye geldiğini göstermesi bakımından çok önemlidir. Hamdolsun, dünyada hangi liderlerle görüşteysek hepsinin bize nasihati çoğu zaman, buradan ne zaman çıkacaksınız, söyledikleri bu. Bizim de kendilerine söylediğimiz şu: sizin orada ne işiniz var? Bizim 911 kilometre sınırımız var, sizin sınırınız var mı? Yok. Peki, niye oradasınız? 32-33 bin tır silahı, aracı, gereci, mühimmatı siz kime gönderdiniz? Teröristlere. Kim bu teröristler? Enteresan olan ne biliyor musunuz? Kürtler. Nasıl oluyor da bunlar Kürt oluyor? DEAŞ’a karşı en büyük mücadeleyi veren biziz. El Bab’da DEAŞ’ın üç bini aşkın teröristini oradan çıkartan biziz. Dünyada DEAŞ’a karşı böyle bir mücadeleyi veren ikinci bir ülke yok. Bunun aksini iddia edebilirsiniz, dedim. Son Dörtlü Zirve’de, İngiltere, Fransa, Almanya, onlarla da yaptığımız zirvede bunları konuştuk, kendilerine açık açık bunları söyledik.

Peki, siz niye oradasınız? Bize şunu söyleyemezsiniz: Siz oraları terk etmedikten sonra, Suriye halkı da, teşekkür ederiz, artık gidebilirsiniz demedikten sonra biz buradan çıkmayacağız. Çünkü biz Adana Mutabakatı’yla oradayız, çünkü biz Suriye halkının talebi üzere oradayız ve şu anda da bu süreç devam ediyor. Söyleyecekleri inanın hiçbir şey yok ve söyleyemediler.

İşte Fransa’nın şu anda hali ortada. Bakın Fransa’da her yer şu anda yanıyor, yıkılıyor. Niye? Zulüm ile abat olunmaz, onun için.

Değerli Kardeşlerim,

Aynı şekilde biliyorsunuz Türkiye-Libya arasında bir mutabakat metni imzaladık. Ve bu mutabakat meniyle özellikle de deniz yetki alanlarının sınırlarının daraltılmasına yönelik anlaşma Meclisimizden geçti. Ben de imzaladım, böylece şimdi de Birleşmiş Milletler’e gönderildi ve böylece inşallah hem askeri güvenlik, hem de deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasıyla ilgili adımları atmış oluyoruz. Tabii burada oyun bozuldu, isimlerini vermeyeceğim, hangi ülkelerin oyunlarının bozulduğunu siyasetçi kardeşlerim olarak sizler de zaten okuyarak, bunları bileceksiniz. Ve bu oyunlar bozulurken bir tarafta da Yunanistan, Güney Kıbrıs, Mısır, zaman zaman İsrail, bunlar da biraraya geliyorlar. Kusura bakmayın, biz şu anda… Bir skandal hareket de yaptılar, neydi o? Tuttular Libya’nın Büyükelçisi’ni Yunanistan deport etti. Ne oldu yaptın da, ne kazandın? Zaman zaman bu tür şeyleri biz de yapıyoruz, bizim de büyükelçilerimizi deport edenler oluyor, onlar edince biz de onlarınkini deport ediyoruz.

Kardeşlerim,

Bu, siyaset dilini bilmemek ve skandallar üzerine kurulmuş bir devlet yönetimi demektir, Yunanistan’ın yaptığı da budur. Şu anda biz Libya’daki bu kararlı duruşumuzu devam ettiriyoruz, devam ettireceğiz. Ama dikkat edin, şimdi Libya ile Türkiye arasında hamdolsun gayet ilginç, gayet güzel bir hat inşa edildi ve bu hat üzerinde, çevresinde münhasır ekonomik bölge, diye ifade ettiğimiz o bölgede bizim geçmişten bugüne garantör ülke olarak haklarımız var, Suriye’deki soydaşlarımızın hakları var, bu hakları sonuna kadar savunmakta kararlıyız. Biz boşuna mı iki tane sondaj gemisiyle iki tane sismik araştırma gemisini aldık ya? Bunlara boşuna bu paraları vermedik. Şimdi bu gemilerimizle bölgede çalışmalar devam ediyor, araştırmalar devam ediyor. Bunun yanında bütün firkateynlerimiz, hepsi oralarda, zaman zaman uçaklarımız, zaman zaman helikopterlerimiz oralarda ve biz bu araştırmaları yapmaya devam edeceğiz. Biz uluslararası deniz hukuku, uluslararası hukuktan doğan haklarımız neyse, bu haklarımızı sonuna kadar savunacağız, takipçisi olacağız. Tabii buna Parlamentomuzun içinden bazen çatlak sesler çıkıyor, buna alışığız zaten çıkacak, ama biz dik duracağız.

Son dönemdeki gelişmeler işte tüm perdeleri ne yaptı, kaldırdı. Pek çok ülke yıllardır içlerinde tuttukları kini, nefreti, husumeti tüm çıplaklığıyla ortaya döktü. Bu gelişmenin ülkemiz için hayırlı olduğuna inanıyorum. Karşılıklı rol yapmak yerine, gerçek düşüncelerimizi ve niyetlerimizi açıkça ortaya koymamız birtakım sorunların çözümünü hızlandırdı. Gerek yüz yüze görüşmelerimizde, gerek telefon temaslarımızda artık tüm liderlerle daha açık yüreklilikle konuşuyoruz, anlaştığımız hususları hızla sonuca bağlıyor, anlaşamadığımız konularda da karşılıklı pozisyonlarımızı teyit ediyoruz. Bu tarzın dünya siyaseti açısından daha verimli ve doğru olduğuna inanıyoruz. Ülkemizin egemenliğini, hukukunu, çıkarlarını, milletimizin ve tüm dostlarımızın haklarını korumak için verdiğimiz mücadelede Allah’ın izniyle hep dik durduk, dik durmaya da devam edeceğiz.

Suriye’deki gelişmelerle ilgili Amerika ve Rusya’yla vardığımız mutabakatlar, sahada elde ettiğimiz neticeler gerçekten tarihi önemdedir. Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için diplomasi ve uluslararası siyaset yanında, ekonomiyi de devreye almalarına rağmen, hamdolsun, ülkemize geri adım attıramadılar. Yapılan her saldırıyı, atılan her adımı, kullanılan her silahı süratle etkisiz hale getirdik, tedbirlerimizi aldık. Aynı hamlelerin tekrarında karşılarında hazırlıklı bir Türkiye buldukları için istedikleri neticeyi elde edemiyorlar; ülkemize yönelik kızgınlıklarının geresindeki sebeplerden biri de budur. Artık eskiden olduğu gibi Türkiye’yi diledikleri şekilde itip kakamadıkları, yönlendiremedikleri, yönetemedikleri için hırçınlaşıyorlar, hırçınlaştıkça da muvazeneyi kaybediyorlar. Sonuçta geldiğimiz noktada Türkiye, siyasi, ekonomik ve askeri bakımından eskisiyle mukayese edilemeyecek kadar güçlü bir yerde bulunuyor.

Ülkemiz iç siyasetinde ortada kayda değer bir husus yokken ortaya çıkıp yükselen AK Parti, Cumhur İttifakı ve şahsım aleyhindeki havanın gerisinde işte böyle bir tablo, işte böyle bir hesap vardır. Cumhur İttifakı’nı bölemeyecekler, parçalayamayacaklar ve Cumhur İttifakı güçlenerek, yarınlara inşallah yürüyecek. Türkiye’nin güney sınırlarını terör koridorlarıyla kuşatma projeleri özellikle oluşturmaya çalışanlar, iç siyaseti manipüle ederek kayıplarını telafi etmenin peşindeler, ama bunu da başaramıyorlar, çünkü milletimiz bu ülkede kimin ne olduğunu, kime hizmet ettiğini, neyi için yaptığını gayet iyi biliyor. Ceviz kabuğunda fırtına koparma, incir çekirdeğini doldurmayacak meseleleri büyüterek, balyoz niyetine kullanma çabaları hep beyhudedir. Milletimiz bunların hiçbirine itibar etmez, yeter ki biz kendi içimizde birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi, hasbiliğimizi, samimiyetimizi, söylemimiz ve yaşayışımızla değerlerimize bağlılığımızı güçlü bir şekilde sürdürülebilelim, inanın bana gerisi kendiliğinden gelecektir. İstanbul Teşkilatımızın bu konuda diğer 80 vilayetimize örnek olacak bir tavır ortaya koyacağına inanıyorum. İşte seçimden bu yana 74 bin 176 üye kaydıyla İstanbul Teşkilatı adeta yeni bir dirilişin içerisinde bulunuyor.

Değerli Kardeşlerim,

Tabii bu arada, istemezdim, ama son dönemlerde, malum İstanbul’da bir Şehir Üniversitesi meselesi ortaya çıkardılar ve bu Şehir Üniversitesi meselesinin özellikle bir siyasi ayağında bizim olduğumuzu, bir siyasi ayağında da malum zatın olduğu söyleniyor.

Değerli Kardeşlerim,

Şunu çok açık ve net söylemek durumundayım: Her şeyden önce, Şehir Üniversitesi’nin tahsisini Başbakanlığım döneminde yapan benim. Tahsisini yapan ben olduğuma göre, daha sonra malum zat Başbakan olunca bu tahsisi Şehir Üniversitesi’ne mülkiyet devrine dönüştürmüştür. Türkiye’de hiçbir üniversiteye tapu ile tapu devri, mülkiyet devri yoktur, olmamıştır.

Değerli Arkadaşlar,

Bunlar dürüstlüğü kimseye bırakmıyor değil mi? Öksüz, yetimin hakkını kalkıp kurdukları üniversiteye tapu devri yapmak suretiyle Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun Başkanı sıfatıyla bunu sağlıyor. Size gönderilmiş olan elektronik ortamda, orada da var. Peki, bu nasıl doğruluk? Peki, yanında kim var? Yine bir başka isim, o da Sayın Babacan var, onun da imzası var, bu işin altında. Başka kim var? Mehmet Şimşek var. Başka kim var? O zaman Ulaştırma Bakanı olarak Özeleştirme Kurulu’nun içinde olan Feridun Bilgin var. Hani bunlar dürüsttü ya? Dürüstlüğü bunlar kimseye bırakmıyordu?

Ben bunu niye anlatıyorum? Kimin ne olduğunu yaptıklarıyla öğrenin diye. Bitmedi, bunlar Halk Bankası’nı da dolandırmaya çalışıyorlar. Ve Halk Bankası’ndan bundan kredi talebinde bulunuyorlar, Halk Bankası bunlara ciddi bir kerdi veriyor. Fakat ödeme planlarında maalesef bunlar Halk Bankası’na ödemelerini yapmıyorlar. Tabii Halk Bankası’na bunlar ödemelerini yapmayınca, Halk Bankası da bu defa kendilerini sürekli olarak uyarıyor.

Kardeşlerim,

Şu anda Halk Bankası’na olan borçları aklımda kaldığı kadarıyla 417 milyon noktasında. Şimdi yapılandıralım, diyorlar. Yapılandıralım derken, neyi nasıl yapılandıracaksın? Neymiş, yaptıkları kampanya şu: Ya işte spor kulüplerinin borçları yapılandırılıyor da, Şehir Üniversitesi’ninki niye yapılandırılmıyor? Ya sen Halk Bankası’na teminat bile vermedin. Futbol kulüplerinin bütün tribünlerdeki gelirlerine, her şeyine banka ne yapıyor, el koyuyor. Senin neyine el koyacak? Yoksa Maltepe’de Tekel’e ait olan yer, yani zamanında benim tahsis ettiğim bu yeri bankaya teminat olarak göstermek suretiyle bunu mu banka teminat olarak kabul edecek?

Bunu da geç, bir başka alavere dalavere yapıyorlar; o da ne biliyor musunuz? Diyorlar ki, alacağımız öğrencilerin yapacakları ödemeye ipotek koyun. Ya sen zaten mevcut kotanı doldurmamışsın, mevcut kotanı doldurmadan üstelik yeni alacağın öğrencilerle ilgili böyle bir kotayı nasıl oluyor da bir bankaya teminat olarak veriyorsun? Tabii bizi halef, selef olduğumuz Cumhurbaşkanı aradı, ya dedi işte siz bu işi arzu ederseniz, halledersiniz. Kendisine dedim ki, temenni ederdim ki siz benim yerimde olun. Biz dedim geçmişte bankaların nasıl iflas ettiğini biliyoruz, hamdolsun 17 yıldır bizim dönemimizde bizim bankalarımızın hiçbirisi kasaları boşaltmadı, biz de kasayı boşaltamayız. Ve tabii işin başından itibaren Ülker Grubu buraya ciddi destekler verdi. Daha sonra Ülke Grubu’nu da ne yaptı? Buradan çekildi ve Ülker Grubu orada bizim verdiğimiz desteklerle ilgili de bizim bu noktadaki desteğimizi açık, net söyledi.

Değerli Kardeşlerim,

Şunu çok açık, net söyleyeyim: Buranın hamisi dikkat edin Marmara Üniversitesi’dir, Marmara Üniversitesi Türkiye’nin şu anda en büyük üniversitelerinden bir tanesidir. Şimdi de ne diyorlar biliyor musunuz? Marmara Üniversitesi borçları ödesin. Tabii YÖK de kendilerine diyor ki, o zaman siz de Mütevelliyi bırakın, Marmara Üniversitesi buraya yaptığı atamalarla burayı götürsün. Yok diyorlar, Mütevelliyi de bırakmayız.

Kardeşlerim,

Tezgâh başka; Biz ne oradaki öğrencilerimizin düşmanıyız, ne de akademisyenlerin düşmanıyız, böyle bir şey asla söz konusu değil. Hiçbir vakıf üniversitesinin de bunların yaptığı uygulama gibi bir uygulamaları ne yazık ki yok ve böyle bir durumla ne yazık ki burada karşı karşıyayız. Ama elektronik ortamda sizlere gönderilmiş olan bilgileri şöyle iyi okursanız, orada zaten bunları etraflıca göreceksiniz, çok da detayına, çok da teferruatına girmek istemiyorum, ama anlattığım gibi burada Halk Bankası’nın adeta bir dolandırılması söz konusu.

Değerli Kardeşlerim,

Tabii bizim burayı tahsis etmemiz bunlara ne denli önem verdiğimizin ifadesiydi. Şahsım bu zata eğer muhalif olsaydı veya oradaki öğrencilere benim muhalefetim olsaydı, ben Tekel’in bu kadar kıymetli, bu kadar değerli olan arazisini niçin bunlara tahsis edeyim? Bizim derdimiz, yeter ki bu tür üniversitelerimiz kurulsun, bunlar çoğalsın ve bunlarla beraber geleceğe çok daha farlı bir şekilde yürüyelim. Burası tabii Marmara’ya nazır Maltepe’de çok çok güzel bir yerde ve değeri itibarıyla da 2,5 milyar değerinde olan bir yer ve bilabedel bunu üniversitesine tapu devrini yapmak suretiyle veriyor. El vicdan ya, böyle bir şey yapılabilir mi?  Bilabedel. Nasıl oluyor bu iş, hani dürüsttünüz? Eğer sizin dürüstlüğünüz buysa, bu ülke batmış, bu ülke yanmış. Ve bunun altında bir bakıyorsunuz işte dediğim diğer arkadaşların da imzası var, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun birisi Başkan, diğerleri de üyeleri olmak suretiyle bu adımı attılar, bunu yaşadık. Allah bizleri aynı duruma düşürmesin.

Değerli Kardeşlerim,

Onun için bu propagandayı bunlar belli bir süre daha yapabilirler, her geçen gün zaten bu konuda da iflasa gidiyorlar ve gidecekler. Ama dün MKYK’da da bu konuları görüştük ve bu konuyla ilgili kararlı bir şekilde adımlarımızı atmaya devam edeceğiz. Allah yar, yardımcımız olsun.

Konuşmama burada son verirken değerli kardeşlerim, bir adım daha tabii atıyoruz, bu işin Danıştay’a müracaatını yapan da kim biliyor musunuz? CHP’nin yanından hiçbir zaman ayrılmayan Mimar ve Mühendisler Odası’dır. Ve çok daha ilginci, şu anda bunları ziyaret edenler kim? CHP’nin ileri gelenleri. Ki Mimar Mühendisler Odası bununla ilgili davayı açıyor, ama bakıyorsunuz, CHP’nin Parti Sözcüsü olsun, Genel Başkan yardımcıları olsun, onlar da bunlara nezaket ziyaretinde bulunuyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Ama gerçekleri bilelim, ona göre de bunu özellikle tabanımıza anlatalım.

Şimdi de toplantımızın istişare bölümüne geçmek istiyorum. Bu duygularla sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Rabbim yar, yardımcımız olsun, kalın sağlıcakla.