İngiltere’deki Türk Vatandaşlarına Hitapları

05.12.2019

Sevgili Vatandaşlarım,

Çok Değerli Kardeşlerim,

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,

Gözlerinin ışıltısında aydınlık yarınlarımızı gördüğüm Sevgili Gençler, Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Buradan sizlerin aracılığıyla kalpleri bizimle atan Asyalı, Afrikalı, Türkistanlı, Keşmirli, Arakanlı, Yemenli, Libyalı, Suriyeli mazlumlara selamlarımı gönderiyorum. İlk kıblemiz Kudüs’e canları pahasına sahip çıkan Filistinli kardeşlerime aynı şekilde muhabbetlerimi iletiyorum.

NATO Liderler Zirvesi vesilesiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Bu akşam gönüllerimizi buluşturan herkese şükranlarımı sunuyorum. Bu salonu dolduran siz kardeşlerime, bütün dostlarımıza, Birleşik Krallık İslam toplumunun tüm mensuplarına aşkınız, sevdanız, ahde vefanız için teşekkür ediyorum.

Az önce bizlere hitap eden Enes el Tıkriti kardeşime buradaki tüm STK’lar adına ayrıca teşekkür ediyorum.

Vatandaşlarımızla, kardeşlerimizle gerçekleştirdiğimiz bu güzel programa teşrif eden çok değerli misafirlerimize hoş geldiniz diyorum. Bugün bir kez daha sizlere Türkiye’deki kardeşlerinizin, akrabalarınızın, dostlarınızın kucak dolusu sevgilerini getirdik. Anadolu’nun sevgisini, Trakya’nın bereketini, Konya’nın hoşgörüsünü, Mardin’in, Diyarbakır’ın, Fatih’in emaneti İstanbul’un asaletini, peygamberler şehri Urfa’nın, Habib-i Neccar’ın şehri Hatay’ın aşkını bu topraklara taşıdık.

Buradan, Londra’dan anavatanınızı, baba ocağınızı, yurdunuzu ve mensubu olduğunuz milletinizi çok yakından takip ettiğinizi biliyorum. Ülkemizin içinden geçtiği bu kritik dönemde dualarınızın, desteklerinizin daima bizimle olduğunun farkındayım. Bir kısmınız eğitim için, bir kısmınız rızkı için, bazılarınız ise ülkemizin vesayetle boğuştuğu dönemlerde kendine daha iyi, daha özgür bir hayat kurmak için bu topraklara hicret ettiniz. Buraya gelirken geride gözü yaşlı ailelerinizi, dostlarınızı, sizi canından ayrı görmeyen sevdiklerinizi bıraktınız.

Türk edebiyatının yedi güzel adamından biri olan merhum Erdem Bayazıt bakınız bu ayrılığı nasıl anlatıyor. Belki burada tercümede biraz sıkıntı olabilir, ama ben hiç olmazsa anlayanlar için bunu şöyle rahatlıkla okuyayım.

“Elveda vatanım; doğduğum toprak

Bedenimin eczası;

Akan suyu biten meyvası

Damarlarımda kan olan!

Acizlendiğimde gözyaşları dökerek

Üstünde umutlar yeşerttiğim;

Sokaklarını, bahçelerini, çeşmelerini

Ezbere bildiğim.

Anılarımın tarlası;

Kimliğimin mayası;

Çocuklarımı büyüttüğüm;

Kadınımla paylaştığım;

Anamı, babamı emanet ettiğim toprak,

Elveda!”

Evet, işte böyle duygularla ayrıldığınız vatanınızdan uzakta binlerce kilometre ötede kendinize yepyeni hayatlar kurdunuz. Zorluklardan yılmadınız, sıkıntılar karşısında geri adım atmadınız. İman varsa, imkân da vardır diyerek, gurbeti sılaya çevirdiniz. Başarılarınızla hem bizim, hem de ailelerinizin göğsünü kabarttınız. Tarihi şanlı zaferlerle dolu milletimizi burada gururla temsil ettiniz. Şimdi önümüzde, ayın 12’sinde İngiltere’de bir seçim var. Ve bu seçimde de burada az önce Başkanımızın da ifade ettiği gibi belirleyici rol oynamalısınız ve oynayacağınıza inanıyorum.

Ülkem ve milletim adına her birinize tek tek teşekkür ediyorum. Rabbim sizleri her türlü sıkıntıdan muhafaza buyursun diyorum.

Kardeşlerim,

Şunu buradan çok büyük bir memnuniyetle ifade etmek istiyorum: Türkiye emin ellerde. Türkiye emniyet, huzur ve barış içinde. Bugün 17 yıl öncesine göre çok daha güçlü bir Türkiye var. Bugün üzerinde rahatça oyun oynanan değil bölgesinde oyun kuran, oyunbozan kararlı bir Türkiye var. Bugün birkaç milyar dolar için el açan değil dünyada milli gelire oranla en fazla insani yardım yapan cömert bir ülke var. Bugün 2002’ye göre ekonomisini 3,5 kat büyütmüş, kişi başı milli gelirini 3 bin 500 dolardan 9 bin 700 dolara çıkarmış, ihracat rakamlarında her sene rekora koşan bir Türkiye var. Bugün duble yollarla, köprülerle, hızlı tren hatlarıyla, tüneller, kavşaklar, köprülerle, viyadükler, dünyanın ilk üç sırasındaki en büyük havalimanıyla, Asya’yı Avrupa’ya bağlayan yeni gerdanlarıyla ulaşım altyapısını tamamlamış bir Türkiye var. Bugün Ege’de, Karadeniz’de, Doğu Akdeniz’de haklarını savunan, menfaatlerini koruyan, donanması güçlü bir Türkiye var.

Bugün kendine sığınan 4 milyonu aşkın mazlum ve mağdura kucak açan, onlara sahip çıkan bir Türkiye var. Dünyanın hiçbir yerinde Türkiye’den başka bu kadar mülteciye tek elde ev sahipliği yapan bir başka ülke yok. Bu 4 milyon mültecinin içinde yaklaşık 3 milyon 250 bini Arap, 350 bini Kürt, kalan diğerleri ise bunun içinde Ezidi var, Keldani var, Arami var, bütün bunlara hiçbir ayrım yapmaksızın bunları besleyen bir Türkiye var. Tabii önemli olan bir şey var; peki Avrupa Birliği ne yaptı? Avrupa Birliği şu ana kadar söz verdiği halde sadece 2016’da 3 artı 3, 6 milyar avro destek vereceğim, dediği halde ne yazık ki sadece 3 milyar avro uluslararası STK’lar vasıtasıyla Kızılay’ımıza, AFAD’a vesaire verdiği bir destek var, yani bu para bizim milli bütçemize girmiyor. Peki, bizim yaptığımız ne? Biz şu ana kadar 30 milyar doları aştı bizim yaptığımız oradaki yatırımlar; Türkiye’nin farkı bu.

Bugün kendi milli güvenliği için hiç kimsenin icazetini aramadan operasyon düzenleyen, dış politikası bağımsız bir Türkiye var. Tabii herkes bize akıl veriyor; sizin Suriye’de ne işiniz var? Bize diyorlar ki; Suriye’den ne zaman çıkacaksınız? Tabii bizim onlara verdiğimiz tek cevap var; sizin Suriye’de ne işiniz var? Suriye’ye sınırınız var mı? Yok. Peki, ne işiniz var? 10 bin kilometreden oraya geliyorsun, 3 bin, 5 bin kilometreden oraya geliyorsun. Ama bizim 911 kilometre sınırımız var. Bu teröristler, bu YPG, PYD, DEAŞ, PKK, bütün bunlar havan toplarıyla, füzelerle her an sınıra, bütün sınır şehirlerimize atışlar yapıyorlar. Biz şehitler veriyoruz, bizim yaralılarımız var. Ve bütün bunlar karşısında biz eli bağlı neyi bekleyeceğiz? Evet, biz oradayız, orayı bu teröristlerden temizleyene kadar oradan çıkmayacağız.

Şunu çok açık ve samimi söylüyorum: Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok, ama gözü olanlar lütfen terk etsinler. Biz, sadece 82 milyonun güvenliğini değil, yurt dışında yaşayan 6,5 milyon vatandaşının da haklarını savunan diplomasisi güçlü bir Türkiye’yiz.

Bütün bunlar Türkiye’nin kendine güvendiğinin, kendine inandığının, uzun yıllar sonra potansiyelini yeniden harekete geçirdiğinin işaretleridir. Hiç şüphesiz bu başarılarının tamamı hepimizindir, hepimizin eseridir. Bu başarı öncelikle devletine, iradesine, demokrasisine, 15 Temmuz gecesi olduğu gibi gerektiğinde istiklal ve istikbaline canı pahasına sahip çıkan aziz milletimizin başarısıdır. Ülkemiz bu noktalara Cumhurbaşkanı’ndan bürokratına, siyasetçisinden emekçisine, sanayicisinden ticaret erbabına, öğrencisinden yurt dışındaki diasporasına tam bir seferberlik ruhuyla hareket ettiği için gelebilmiştir.

Sizlerden kalbinizi ferah tutmanızı istirham ediyorum. Sizlerden Türkiye’ye inanmanızı, devletinize güvenmenizi istiyorum.

Tabii üzgünüm, zira daha büyük bir salon bulamadılar. Bulamadıkları için dışarıda bine yakın kardeşimiz maalesef saatlerce soğukta kaldı, onlardan helallik diliyorum, haklarını helal etsinler. Ve tabii burası tamamıyla oturma düzeninde değil. Salonun büyük bir kısmı ayakta şu toplantıyı izliyor. Sizler de hakkınızı helal ediniz.  

Ülkemiz hem kendi bekasını, hem de bölgesinin istikbalini garanti altına alacak adımları kararlılıkla atıyor. Türkiye’nin gayretleriyle merkezinde çatışma yerine dayanışmanın, zulmün yerine adaletin, kavga yerine barışın olduğu yeni bir dünya kuruluyor. Silah üzerinden, ölüm üzerinden acı, kan, baskı ve tehdit üzerinden ülkemize kurulan tuzakların hepsi çöküyor. Türkiye’yi terörle, şantajla terbiye edeceklerini zannedenler hedeflerine ulaşamamanın mahcubiyetini yaşıyor. 82 milyon tam bir dayanışma içinde huzuruna huzur katarak, kardeşliğini pekiştirerek kutlu yolculuğunu devam ettiriyor.

Kardeşlerim,

Çok Değerli Vatandaşlarım,

Türkiye ve Birleşik Krallık arasındaki muhabbetlerin 400 yılı aşkın bir mazisi vardır. Bu köklü işbirliğimizin günden güne geliştiğini, derinleştiğini, yeni boyutlar kazanarak güçlendiğini görüyoruz.

Birleşik Krallık’ta nüfusu yarım milyona varan dinamik ve üretken bir Türk toplumu bulunuyor. Buradaki mevcudiyetinizle sizler ülkelerimiz arasında beşeri bir köprü kuruyorsunuz. Bugün 15-20 sene öncesine kıyasla bu ülkede çok daha etkin, çok daha organize bir diasporaya sahibiz. Türk toplumu, Türkiye ve Birleşik Krallık arasındaki ilişkilerin gelişmesi noktasında da kritik rol oynuyor. Vatandaşlarımızın özellikle ticari hayatta giderek daha da fazla varlık göstermeleri bizleri gururlandırıyor. Türk girişimciler farklı sektörlerde hayata geçirdikleri projelerle, ortaklıklarla, kurdukları iş yerleriyle Birleşik Krallık ekonomisine çok ciddi katkılar sağlıyor. Sizlerin de çabalarıyla iki ülke olarak 2017 başında belirlediğimiz hedef neydi biliyor musunuz? 20 milyar dolarlık ikili ticaret hacmi hedefini neredeyse yakaladık. 2018 senesinde ikili ticaretimiz bir önceki yıla göre yüzde 14 artışla 18 milyar 600 milyon dolara çıktı. Aynı şekilde turizm rakamlarımız da her sene katlanarak artıyor. Birleşik Krallık’tan geçen yıl 2 milyon 250 bin turisti ülkemizde misafir etmiştik. Bu senenin ilk 10 ayında bu rakam yüzde 13,5 artışla 2 milyon 443 bine ulaştı. İnşallah 2019’u turizm rakamlarında rekorla tamamlayacağız. Yakaladığımız bu ivmenin ekonomiden turizme, savunma sanayinden yatırımlara her alanda kuvvetlenerek devam edeceğine inanıyorum.

Öte yandan burada bir özeleştiride de bulunmak istiyorum. Vatandaşlarımızın ekonomik hayatta elde ettikleri başarıyı maalesef siyasi alana yeterince yansıtamadıklarını görüyoruz. Hâlbuki Birleşik Krallık’ın kendine özgü şartları bunu zorunlu kılıyor. Siyasi ve sivil toplum boyutu eksik olan bir Türk diasporasının kendi geleceğini ilgilendiren politikalara etki gücü de zayıflayacaktır. Milli hassasiyetleri yüksek sivil toplum örgütlerine belki birçok yere kıyasla Birleşik Krallık’ta daha fazla ihtiyacımız var. Bunun için sizlerden çok daha örgütlü, organize ve dayanışma içinde hareket etmenizi bekliyoruz. Burada tabii özellikle Enes el Tıkriti kardeşimize de bütün STK’larla birlikte, Abdürrahim Beyle birlikte yapacakları çalışmalarla bu alanda atacakları adımların çok çok önemli olduğunu ifade etmek isterim. Şayet sizler ümitsizliği, özgüvensizliği kapınıza yaklaştırmazsanız, Allah’ın izniyle size kimse ket vuramaz. Şayet sizler aynı idealler etrafında birbirinize kenetlenirseniz kimse sizi bölemez, parçalayamaz.

Kıymetli Dostlarım,

Bugün NATO Toplantısında da özellikle ben de başsağlığı dileklerimi orada ifade ettim. Çünkü terör konusu bizim biliyorsunuz 40 yıllık konumuzdur. Biz 40 yılda teröre çok kurban verdik. Ve değerli kardeşlerim, bütün bunlar olurken maalesef bizim kapımız çalınmadı, başınız sağ olsun demediler, arayıp soran da olmadı. Terör örgütlerine bilâ-bedel on binlerce tırla silah, mühimmat, araç-gereç gönderenler bize paramızla silah vermediler, araç-gereç vermediler. Ama biz bütün bunlara rağmen çalıştık, gayret ettik ve şimdi evet kötü komşular bizi ev sahibi yaptı.

Şimdi terörle mücadelede değerli kardeşlerim, hâlâ bize akıl verenlere biz sadece şunu söylüyoruz: Siz aklınızı kendinize saklayın.

Çok daha önemlisi; ikide bir İslami terör, bir defa bu ifadeyi kullananlara gidin aynaya bakın, diyorum. İslam, Arapça slm kelimesinden doğmuştur. Slm, anlamı itibariyle barıştır ve İslam bir barış dinidir. Barış dini olan dinimize asla terörü yaklaştıramazsınız ve teröre sıfat olarak İslam’ı onun yanına koyamazsınız. Bu ifadeyi kullananları kusura bakmasınlar ben de lanetliyorum. Peki, bunlara şunu sormak lazım: Yeni Zelanda’da 51 Müslüman’ı namaz esnasında şehit edenler kimdi? Hristiyan. Biz diyor muyuz Hristiyani terörist veya Hristiyan terörist, böyle bir şey kullandık mı? Kullanmadık ve kullanmayız da, niye? Bizim dinimiz İslam buna da müsaade etmez. Dolayısıyla İslami terör diyeceğine önce bir defa dinlerimiz arasındaki ilişkilerin de nasıl barışık hale geleceğini konuşalım. Ama maalesef şu anda dünyada hala saygın ülkelerin saygısız bazı liderleri İslami terör ifadesini kullanıyor; bu olamaz, bunu kabullenmemiz mümkün değil. Onun için defaatle ikili görüşmelerimizde de; bakın bu ifadeleri kullanmayın, siz bizi yaralıyorsunuz, bunu defaatle söyledik, söylüyoruz. Çünkü bizim dinimizde asla sizde olduğu gibi, tabii tahrif edilmiş Hristiyanlığı söylüyorum, yani bir yanağına vurduğu zaman öbür yanağını çevirmek meselesi.  Bizim dinimizde bir yanağına vurduğu zaman öbür yanağını çevirmek yoktur. O yanağa da vurmamak gerekir, çünkü bizim dinimizde zulüm de yoktur.

Kıymetli Kardeşlerim,

Türk toplumunun Birleşik Krallık’ın siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel hayatındaki yerini güçlendirmesi ancak çocuklarımızın ve gençlerimizin daha iyi eğitim almasına bağlıdır. Çocuklarımızın ve gençlerimizin kendi dillerini ve kültürlerini öğrenmesi, anavatanlarıyla bağlarını koruması önemlidir. Bu entegrasyonun önünde asla bir engel değildir. Küreselleşme çağında kişinin kendini birden fazla ülkeye ait hissetmesi gayet doğaldır. Esas itiraz edilmesi gereken, bir göçmenin yaşadığı topluma entegre olabilmek için köklerini inkâr etmesini beklemektir. Asimilasyon çabaları şimdiye kadar dünyanın hiçbir ülkesinde sonuç vermemiştir, vermeyecektir. Bir göçmen grubunun içinde yaşadığı toplumla bütünleşebilmesi için, öncelikle o toplumun bu göçmenleri kabul etmesi, onların haklarına saygı göstermesi gerekir. Bu konuda Birleşik Krallık’ın birçok Batılı ülkeye örnek olabilecek kuşatıcı bir anlayışa sahip olduğunu biliyorum.

İnşallah ziyaretimiz vesilesiyle yarın hizmete açacağımız Cambridge Camii bu bakış açısının sembollerinden İngiltere’de biri olacaktır. Türkiye Diyanet Vakfımızın katkıları ve Yusuf İslam kardeşimizin de çabalarıyla vücut bulan camimizin sizlerle beraber bu topraklarda yaşayan tüm Müslümanların gurur kaynağı olacağına inanıyorum.

Öte yandan Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılmasıyla ilgili süreci de yakından takip ediyoruz. Birleşik Krallık’ta yaşayan ve çalışan siz vatandaşlarımızın bu süreçten olumsuz etkilenmemesi için ilgili bakanlıklarımız temaslarını sürdürüyor. Sizlerin Türkiye-Avrupa Birliği ortaklık hukukundan kaynaklanan haklarınızın Brexit sonrasında da mevcut düzeyinden geriye gitmemesine önem veriyoruz. Birleşik Krallık makamlarıyla önümüzdeki süreçte de bu konudaki yakın işbirliğimizi sürdüreceğiz.

Maalesef son dönemde tüm Avrupa genelinde ırkçılık, ayrımcılık, antisemitizm ve İslam düşmanlığının da arttığını görüyoruz. Aşırı sağcı hareketlerin hedefinde çoğunlukla Müslümanlar ve Türk toplumu bulunuyor. Son Avrupa Parlamentosu seçimleri Avrupa’da kimlik siyasetinin giderek baskın hale gelmekte olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bunda şüphesiz tarihi önyargıların rolü büyüktür. Medya ve kimi siyasetçiler de sorumsuz açıklamalarıyla bu önyargıları derinleştirmiştir. Yükselen İslam düşmanlığı sadece ve bizim vatandaşlarımızın değil tüm Batı dünyasının sorunudur. Kültürel ırkçılık dalgasından herkes olumsuz etkilenmektedir. Kısa süre önce, tekrar ediyorum, Londra Metrosu’nda Musevi baba ve evladını hedef alan tacize Libyalı Müslüman bir hanım kardeşimizin verdiği cesur tepki bu gerçeği bir kez daha ortaya koymuştur. Neonazi örgütler bugün insanlık için, insanlığın barış, huzur ve geleceği için en az DEAŞ kadar, PKK kadar tehlikelidir. DEAŞ, El Kaide gibi, bu örgütlere karşı sergilenen kararlılık muhakkak bu yapılara karşı da gösterilmelidir. Bu problemi görmezden gelmenin, hafife almanın çok daha kötüsü kısa vadeli siyasi kazanımlar uğruna büyütüp beslemenin hiç kimseye bir faydası yoktur, olmayacaktır.

Kardeşlerim,

Türkiye olarak her platformda ırkçı akımlara ve nefret söylemlerine karşı tepkimizi ortaya koyuyoruz. Sizlerin hakkını korumak için tüm kurumlarımızla hem sahada, hem masada çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sizlerden de demokrasinin ve hukukun imkânlarını sonuna kadar kullanarak bu mücadeleye destek vermenizi bekliyoruz. Sizlerden bu ülkedeki özgürlükleri suiistimal eden PKK-YPG’li teröristler ile FETÖ’cü alçaklara meydanı bırakmamanızı istiyoruz. Lütfen muhataplarınıza bu ihanet çetelerinin gerçek yüzünü anlatınız. Bu yapılara karşı gösterilen tahammülden Birleşik Krallık’ta yaşayan bir Türk olarak duyduğunuz rahatsızlığı dile getiriniz. Bu örgütlerin Birleşik Krallık’ın da düşmanı olduğunu, zira terörün millet ya da devlet farkı gözetmeyen ve tüm insanlığı tehdit eden bir bela olduğunu vurgulayınız. Elbette bu süreçte birilerinin bizi çekmek istediği tuzağa asla düşmeyiniz. Terör örgütlerinin fanatizminin bilhassa da gençlerimizin heyecanını yönlendirmesine lütfen göz yummayınız. Dünyaya örnek olan engin Müslüman hoşgörüsünü hiçbir zaman yitirmeyiniz. Çevremizdeki haksızlıklarla mücadele ederken hukuk, demokrasi ve meşruiyet zemininden kesinlikle ödün vermeyiniz. Sizler hak ve adaletin sözcüsü olursanız, terör destekçilerinin yalan ve iftiraları boşa çıkacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu çabalarınızda her zaman yanınızdadır.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken aşkınız, sevdanız için sizlere şahsım, eşim ve milletim adına tekrar teşekkür ediyorum.

Dün olduğu gibi bugün de ülkemize desteğini esirgemeyen Birleşik Krallık’a teşekkür ediyorum. NATO Liderler Zirvesinin ülkemiz, milletimiz ve tüm dünya için barışa, hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Her birinize ayrı ayrı selam ve saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun. Kalın sağlıcakla.