35. İSEDAK Toplantısı Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

27.11.2019

Sayın Bakanlar,

Sayın Genel Sekreter,

Kıymetli Misafirler,

Aziz Kardeşlerim,

Esselamu aleykum ve rahmetullahu ve berekatuhu, Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

İslam İşbirliği Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi İSEDAK’ın 35. Bakanlar Oturumu’nu açarken hepinizi en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. İSEDAK başkanı sıfatıyla siz değerli misafirlerimize güzel İstanbul’umuza hoş geldiniz diyorum.

Gönül coğrafyamızın farklı köşelerinden siz kardeşlerimi bir kez daha medeniyetlerin, kıtaların ve kültürlerin buluşma noktası İstanbul’umuzda ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Buradan sizlerin aracılığıyla dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerimize, dostlarımıza, büyük bir heyecanla toplantımızı takip eden mazlum ve mağdurlara en derin muhabbetlerimi gönderiyorum.

Tam 566 senedir semalarını Allah-u Ekber nidalarının süslediği bu güzel beldeden şehirlerin anası Mekke’yi, Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam’ın gelişiyle nurlanan, aydınlan şehir Medine’yi selamlıyorum. Aşkıyla şairlerin gönül odunu harlayan, bugün ise işgal ve zulüm altında inleyen güzel Kudüs’ü selamlıyorum. Onyıllardır canları pahasına Kudüs’ün ve Harem-i Şerif’in serdarlığını yapan Filistinli yiğitlere özellikle selamlarımı gönderiyorum.

Bu vesileyle, dün Arnavutluk’ta yaşanan depremde hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralıları acil şifalar diliyorum.

Deprem haberini aldıktan sonra Arnavutluk Başbakanı Sayın Edi Rama’yla dün iki kez telefonla görüşmem oldu, geçmiş olsun dileklerimizi ilettim ve bugünkü bu toplantımızı kendileriyle paylaştım. Gece yaptığım görüşmede henüz ölü sayısı 26’dıydı, yaralı sayısı 600 civarındaydı, tabii ciddi manada şehirler harabe halindeydi. Tabii buradan bize düşen bir şey var, burada bir adeta donörler toplantısının adımlarını atmamız, zira bütün bu yıkılan binalarla alakalı Arnavutluk’un yanında yer almamız inanıyorum ki biz, özellikle İslam Kalkınma Teşkilatımızın da görevi olsa gerek. Bu adımı atmamızın çok çok faydalı olacağına inanıyorum, aynı zamanda bu bizim zaten bir kardeşlik görevidir, bu adımı atmakta fayda var diye düşünüyorum. Ve kendisine bu sıkıntılı anlarında ülkemizin ve tüm katılımcı kardeşlerimin her türlü yardımı yapacağına inandığımı da ifade ettim.

Sayın Rama şu ana kadar dün akşamki ifadeyle rakamın 26 olduğunu söyledi ve 600 yaralı. Bizler tabii süratle askeri kargo uçaklarımızı bunun, yanında Kızılay’ımızı, AFAD’ımızı Arnavutluk’a göndermiş bulunuyoruz ve arka arkaya da bu yardım konvoylarımız gitmeye devam ediyor. Yardım tırlarının da gün içerisinde Arnavutluk’a varacağına inanıyorum. Daha önce birçok kez büyük depremlere maruz kalmış bir ülke olarak, Arnavutluk’un çektiği acıyı çok iyi anlıyoruz.

Gerek yaralıların tedavileri, gerekse evleri yıkılan veya zarar gören kardeşlerimizin barınma ihtiyaçlarının giderilmesi noktasında hepimizin Arnavutluk’un yanında olması gerekiyor. Şu anda tabii kış mevsimine girmiş durumdayız, bu soğuk mevsimde oradaki kardeşlerimizin durumunun ne olacağını tahmin edelim. Ben buradan sizlerin aracılığıyla tüm İslam dünyasını Arnavutluk’a destek olmaya çağırıyorum.

Kıymetli Kardeşlerim,

İslam âlemi olarak terörden iç çatışmalara, mezhep taassubundan Peygamber Efendimizin Aleyhissalatu Vesselam ayaklarımın altına aldım buyurduğu asabiyete, cehalete kadar pek çok tehditle yüzleşiyoruz. Bunlara Batı’da yükselen İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığı gibi yenileri ekleniyor. Özellikle azınlık olarak başka ülkelerde yaşayan kardeşlerimiz için inançlarına uygun bir hayat sürmek giderek zorlaşıyor. Neye ve kime hizmet ettiği aşikar olan terör örgütleri camilerimizi, okullarımızı, pazar yerlerimizi kan gölüne çeviriyor. Açlık, fakirlik, kuraklık ve gelir adaletsizliğinin en yoğun hissedildiği ülkeler ne yazık ki yine İslam ülkeleridir. Gıda açığı bulunan dünyanın düşük gelirli 54 ülkesinden 28 tanesi İslam İşbirliği Teşkilatı üyesidir.

İslam ülkeleri olarak dünya nüfusunun yüzde 24’üne sahipken, küresel ticaretin sadece yüzde 9,7’lik kısmını temsil ediyoruz. Yüksek teknoloji ürünlerinin ihracatımızdaki payı yüzde 4’ü bile bulmuyor. Müslümanlar olarak üzerimize serilen ölü toprağından hâlâ kurtulabilmiş değiliz. Rabbimizin bizlere bir lütfu olan doğal kaynaklarımız halklarımızı değil, Batı ülkelerini zenginleştiriyor. İslam âlemi vahdet olamadığı, bir duvarın tuğlaları gibi yekdiğerine kenetlemediği için kolayca manipüle ediliyor. Sahip olduğumuz ekonomik güce, nüfusa, imkânlara rağmen aynı ortak paydada buluşamadığımız için uluslararası arenada sözümüz yeterince dinlenmiyor.  Coğrafyamıza baktığınızda göreceğiniz çoğunlukla dramdır, acıdır, kavgadır. Suni gündemlerle enerjisini heba eden 1,7 milyarlık muazzam bir kitledir. Batılı silah tüccarlarının sattığı silahların akıttığı kanların çoğu Müslüman kanıdır. Adında İslam olan taşeron terör örgütlerinin katlettiği insanlar yine ekseriyetle Müslümanlardır.

Günümüz dünyasında maalesef Müslüman kanı, Müslümanların canı hayatı kadar ucuz bir meta yoktur. Varil bombaları altında can veren bir milyon Suriyeli kardeşimiz birilerinin gözünde sadece istatistikten ibarettir. Yemen’de açlıktan bir deri bir kemik kalmış çocukların dramları birkaç ülke ve kuruluş dışında hiç kimsenin umurunda değildir. Gazze sahilinde top oynarken pervasızca öldürülen o sabi yavruların feryatları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dahil hiçbir örgüt tarafından duyulmuyor. Somali’den Afganistan’a, Arakan’dan Türkistan’a, Libya’ya kadar nereye baksak benzer acılarla, benzer dramlarla karşılaşıyoruz. Söz konusu Müslümanlar olunca ölenler, zulüm ve acı çekenler birer can olarak değil, maalesef sadece birer fotoğraf karesi olarak görülüyor.

Kardeşlerim,

Elbette bu çifte standartta Güvenlik Konseyi gibi görevi küresel barış ve istikrarı korumakla mükellef kurumların acziyetinin çok büyük payı vardır. Bu yapılar adaleti ve hakkaniyeti ayakta tutmak yerine, 5 daimi üyenin çıkarına ve keyfine göre kararlar almaktadır. İslam dünyası dahil tüm insanlığın kaderi Konsey üyesi 5 ülkenin insafına terk edilmiştir.

İslam aleminin kendi geleceği, kendi istikbali üzerinde özgürce karar alma ve uygulama hakkı yoktur. Dikkat edilirse, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri, daimi üyeleri kastediyorum, 5 tanesinin içinde bir tane halkı Müslüman olan ülke de yoktur. İkinci Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından inşa edilen bu adaletsiz sistemin ilanihaye devam etmesi mümkün değildir. Uluslararası güvenlik mimarisinin günümüzün şartlarına göre yeni baştan düzenlenmesi bir tercih olmaktan çıkmış, zorunluluk halini almıştır. Hazreti Ömer Efendimizin buyurduğu gibi, adalet mülkün temelidir. Haklının yerine güçlüyü, gücü elinde bulunduranı gözeten bir düzen hiçbir şartta refah, barış ve huzur üretemez. Türkiye olarak her fırsatta ve zeminde dillendirdiğimiz dünya 5’ten büyüktür çağrımızın gerisinde işte bu gerçekler vardır. Uluslararası toplumun artık bu hakikatlerle yüzleşmesi elzemdir. Adım atmakta geç kaldığımız her gün küresel adaletsizlik derinleşecek, çatışmalar artacak, dünyamız savaşlarla boğuşmayı sürdürecektir.

Kardeşlerim,

Beş daimi üye, 15 geçici üye, bu 15 geçici üyenin içerisinde bir tane, iki tane, üç tane halkı Müslüman olan ülke yer alıyor diye lütfen kendimizi aldatmayalım. Geçici üyenin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde ne hükmü var, herhangi bir idaresi var mı? Yok. Her şey bu 5 daimi üyenin, hatta bunların içerisinde bir tanesinin iki dudağı arasında, onlar ne derse o, bunun dışında bir şey yok, kendimizi aldatmayalım. Önce kendimize inanalım, şu gördüğümüz Teşkilat sıradan bir Teşkilat değil, İslam İşbirliği Teşkilatı olarak, İslam Kalkınma Örgütü olarak gücümüzü fark edelim, kendimizi iyi tanıyalım, iyi anlayalım ve tavrımızı da ona göre belirleyelim.

Yakın geçmişte Bosna’da, Ruanda’da, Irak’ta, bugün komşumuz Suriye’de, Filistin’de, Myanmar’da yaşanan acılara çare bulamayan bir Birleşmiş Milletler insanlığın sorunlarına çözüm getiremez. 

Buradan bir kez daha Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısının dünya nüfusunun coğrafi ve dini dağılımı göz önünde bulundurularak yeniden belirlenmesi çağrımı tekrarlamak istiyorum. Siz kardeşlerimizi de bu çağrımıza destek vermeye davet ediyorum.

Kıymetli Misafirler,

Mağduru olduğumuz bu vahim tablo sizin, bizim, hepimizin yükünü daha da ağırlaştırmaktadır. Müslümanlar her türlü şart altında adaleti, hakkaniyeti ve başarışı savunmak zorundadır. Bizler bir kötülük gördüğümüzde önce elimizde, sonra dilimizle, bunu yapamadığımız takdirde ise kalbimizle buğz ederek o kötülüğe karşı çıkmakla mükellefiz. Rabbimizin mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim’deki emirleri gayet açıktır, Allah adaleti, iyiliği, doğruluğu, yardımlaşmayı emrediyor; çirkin işleri, kötülüğü ve haksızlığı yasaklıyor. Evet, bu ilahi emirleri açıkça ihlal eden hiç kimse İslam’a hizmet edemez, Müslümanlara hizmet edemez. Bu noktadan hareketle, etrafımızı kuşatan zulümler karşısında hiçbir şey olmamış gibi davranamayız. Şahit olduğumuz bir hukuksuzluğu başkaları gibi uzaktan seyredemeyiz. Karanlığa kızmak, yardımı yabancılardan beklemek yerine, o karanlığı delecek bir mum yakmak mecburiyetindeyiz.

Hazreti İbrahim’in Aleyhissalatu Vesselam içine atıldığı ateşe su taşıyan karınca misali var gücümüz ve imkânımızla adaletsizlikleri gidermek için mücadele etmeliyiz. Diğer türlü annenin evladını tanımayacağı, zerre misali iyilik ve kötülüğün önümüze koyulacağı o büyük mahşer gününde hesap veremeyiz. Hiç şüphesiz, zulüm olduğu müddetçe adalete inanan, onu tesis etmek için var gücüyle çalışan adalet savunucuları da olacaktır. İşte bizler Müslümanlar olarak 21.yüzyılın adalet savunucuları olmak durumundayız. Bizler İslam ülkeleri olarak barış dininin müntesipleri Müslümanlar olarak ne kadar birbirimize düşersek umudunuzu bizlere bağlamış olan masumlarda o kadar çok sıkıntıya maruz kalacaklardır. Kardeşliği sadece sözde bırakmamalı, teknik, ticari, ekonomik, kültürel, sosyal tüm boyutlarıyla hakiki manada hayata geçirmeliyiz. Bunun için elimizdeki imkanları kurum, kuruluş, örgütleri en iyi ve en efektif şekilde kullanmanın yollarını aramalıyız. Mesele gücümüzün, kapasitemizin, potansiyelimizin farkına varmalıyız. Bu sene 50’nci yılını kutlayan ve İslam dünyasını temsil eden İslam İşbirliği Teşkilatı elimizdeki imkanlardan birisidir. Teşkilat bugün 56 üyesi ve 5 gözlemci üyesiyle Birleşmiş Milletler’den sonraki en büyük ikinci uluslararası örgüttür. Türkiye kuruluşundan bu yana teşkilatın faaliyetlerinde aktif bir şekilde yer almış, teşkilatın güçlenmesi, daha etkin bir hale gelmesi için çaba göstermiştir. Bilhassa Dönem Başkanlığımız sırasında çok büyük gayret gösterdik. İslam aleminin beklentilerine cevap verecek bir sorumluluk anlayışıyla hareket ettik. Kudüs’ü Şerif’in hukuki statüsüne yönelik saldırılar karşısında hemen harekete geçerek Aralık 2017’de ve Mayıs 2018’de iki olağanüstü zirve düzenledik. Filistinli kardeşlerimizin uğradığı zulme ve peygamberler şehri Kudüs'e yönelik emri vakilere karşı tepkimizi İslam İşbirliği Teşkilatı olarak hep birlikte İstanbul’dan duyurduk. Bununla da yetinmeyerek konuyu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu evet acil özel oturumlarına taşıdık. Zirvelerde aldığımız kararlar ezici oy çoğunluklarıyla uluslararası toplumun da vicdanında tasdik edilmiş oldu.

Burada bir gerçeğin altını tekrar çizmekte fayda görüyorum. Tepki gösterilmeyen her zulüm, zalime cesaret vermekten başka bir işe yaramayacaktır. Filistinlilerin hayat, mülk ve çalışma haklarına saygı duymayan İsrail bölgeyle beraber tüm dünyanın geleceğini tehlikeye atıyor. Üç dinin kutsal şehri Kudüs’ü yağmalayarak, sadece kendi inançlarının merkezi haline getirmeye çalışanlar çok büyük bir yanlışın içindedir. Batılı ülkelerin İsrail’i bu derece şımartmaları bilerek veya bilmeyerek gerilimi körüklemekten başka hiçbir işe yaramıyor. Türkiye olarak her türlü platformda Filistinli kardeşlerimizin haklarını ve Kudüs’ün mahremiyetini savunmaya devam etmekte kararlıyız.

Kardeşlerim,

İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığı bilhassa Batı toplumlarında adeta bir veba gibi yayılıyor. Hemen her gün Müslümanlara ait ibadethaneleri, iş yerlerini, sokakta yürüyen Müslüman kadınları hedef alan nefret suçlarına şahit oluyoruz. Lafa gelince demokrasiyi ve insan haklarını kimseye bırakmayanlar kendi topraklarında Müslümanların ve göçmenlerin taciz edilmesi karşısında üç maymunu oynuyor. Peygamber Efendimizin Aleyhissalatu Vesselam şahsı manevisine yönelik hakaretler düşünce özgürlüğü parantezine alınıp kapatılmak isteniyor. Bizim vatandaşlarımızın da hayatına mal olan ırkçı katliamlar “dönerci cinayetleri” gibi lakayt ifadelerle önemsiz hale getiriliyor. Bu saldırılara karşı ortak bir tavır sergilemezsek korkarım ki Müslüman diasporayı çok daha karanlık bir gelecek beklemektedir.

İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanlığımız sırasında, bilhassa da 52 Müslüman’ın hayatını kaybettiği Christchurch terör eyleminin ardından bu konuda bazı adımlar attık. Konunun ehemmiyetine binaen İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Zirve Dönem Başkanı olarak acil İcra Komitesini toplantıya çağırdık. Toplantı sonrası kabul ettiğimiz nihai bildiride Birleşmiş Milletler’e diğer uluslararası ve bölgesel örgütlere 15 Mart’ın İslamofobyaya Karşı Uluslararası Dayanışma Günü olarak kabul edilmesi çağrısında bulunduk. İslam dünyasında ve uluslararası camiada bu problemin gündeme gelmesi için yoğun çaba harcadık. Bilahare Birleşmiş Milletler Genel Kurulunu da toplantıya çağırdık ve bu konudaki kararın kabulüne öncülük ettik. 

Zirve Dönem Başkanlığını 2016 yılında devralırken bazı hususların üstünde özellikle durmuş, belirli konularda somut hedefler çizmiştik. Teşkilatın 12’nci 10 yıllık eylem planının kabulüyle başlayan Zirve Dönem Başkanlığımızda pek çok önemli mekanizmanın temellerini attık. Bunlar arasında gençlik stratejisi, istişareyi kadın konseyi, arabuluculuk temas grubu, üye ülkelerin ulusal Kızılay dernekleri ağı, polis işbirliği ve koordinasyon merkezi de yer alıyor. Dönem Başkanlığımız sırasında desteğini esirgemeyen çağrılarımıza ivedilikle kulak veren ve sorumluluk üstlenmekten kaçınmayan tüm üye ülkelere şahsım ve ülkem adına şükranlarımı arz ediyorum.

Ben bu vesileyle 14’üncü Zirveyle Dönem Başkanlığını 2021 yılına kadar üstlenen Suudi Arabistan’a başarılar diliyor, Sayın Genel Sekreter el-Useymin’e ve çalışma arkadaşlarına da ortak çabamıza yaptıkları katkılar için teşekkür ediyorum.