Kiraz Belediyesi Tarafından Düzenlenen Yemekte

25.11.2019

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Saygıdeğer Hocalarım,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Bizleri bu güzel muhabbet sofrasında buluşturdukları için özellikle gerek rektörümüze, gerek Kiraz Belediye Başkanımıza özellikle teşekkür ediyorum.

Yaklaşık 8 aylık bir aranın ardından İzmir’e geldik ve tabii bir özlem söz konusu. Şehre ayak bastığımız andan itibaren bizi bağrına basan İzmirli kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum.

Bu vesileyle, açılışını yaptığımız Bilal Saygılı Camii ve Külliyesinin bir kez daha şehrimize hayırlı olmasını diliyorum. İzmir’e böyle anlamlı bir eserin kazandırılmasında emeği geçen başta hayırseverimiz olmak üzere herkese teşekkür ediyorum.

Türkiye’nin gelmiş, geçmiş tüm hükümetleri içinde İzmir en büyük yatırımları bizim dönemimizde gördü. Son 17 yılda İzmir’e 70 katrilyon lirayı aşan yatırım yaptık. Buraya gelmeden önce İl Başkanlığımız önünde toplanan İzmirli kardeşlerimize bu yatırımları ana başlıklarıyla da olsa hatırlatmaya çalıştım.

Burada altını çizerek belirtmek istediğim husus, özellikle iktidarlarımız döneminde merkezi yönetim yatırımları bakımından İzmir’i asla ihmal edilmediği, tam tersine sürekli kollandığı gerçeğidir. İzmir halkının günlük hayatında yaşadığı sıkıntıların önemli bir bölümü İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluk alanında olup, yapılmayan yatırımlardan kaynaklanıyor. Son dönemde özellikle Binali Yıldırım kardeşimizin kendini adeta İzmir’e adamasıyla birlikte belediyenin görevi olan yatırımların çoğunu da bakanlıklarımız üstlenmiştir. Üstelik bu yatırımları yaparken asla siyasi taassup içinde olmadık, seçim sonuçlarına göre hareket etmedik, çünkü biz İzmirlileri bize oy verip-vermediklerine bakarak değil, ülkemizin vatandaşı oldukları için seviyor, her birini kardeşimiz olarak görüyoruz.

Bizim anlayışımızda milletimizin kökenine, inancına, meşrebine, kılığına kıyafetine, eğitim veya gelir durumuna göre olduğu gibi siyasi tercihleriyle de sınıflandırmak asla yoktur. Bu tür ayrımcı yaklaşımlar eski Türkiye’nin hastalıklarıdır. Gerçi son dönemde bu hastalıkları yenine hortlatma, adeta metastaz yaptırma çabaları yok değil. Ama bu ilkel ve insanlık dışı gayretlerin milletimizden hak ettiği cevabı aldığına ve alacağına inanıyorum İzmir’i hiç hak etmediği şekilde bu tarz eski Türkiye alışkanlıklarının sembolü olarak göstermeye çalışanlara sizlerin de gereken dersi vereceğinize inanıyorum.

Açık konuşmak gerekirse, İzmir’in ülkemizin üretiminde, ihracatında, istihdamında halen olması gereken yere gelememesinin sebebi, bu şehrin ufkunu karartan CHP zihniyetidir. İzmir’in başına gelmiş en büyük felaket CHP’dir.

Yıllarca bu şehri yaşam biçiminiz tehlikede yalanıyla esir alanlara buradan soruyorum, AK Partinin 17 yıllık iktidarında hangi İzmirli yaşam biçiminden dolayı baskıya, zulme, tehdide maruz kalmıştır? Türkiye’nin hiçbir yerinde olmadığı gibi, İzmir’de de böyle bir durum asla söz konusu değildir. İnşallah İzmir bu istismarcılardan kurtulacak, sahip olduğu potansiyeli hakkıyla değerlendirerek büyük ve güçlü Türkiye fotoğrafında hak ettiği yeri alacaktır; bunu da sizlerle birlikte başaracağız. Bağnazlıktan, ideolojik saplantılardan, altı boş korkulardan kurtulan her İzmirli kardeşimizle bu şehrin geleceği için birlikte çalışacağız.

Ülkesine ve milletine ihanet etmemiş, terör örgütleriyle arasına mesafe koymuş herkese başka hiçbir şart koşmaksızın kapımız açıktır. Hedefimiz, ülkemizin 82 milyonunun her ferdiyle gönül köprüsü kurarak, Türkiye’yi önce 2023 hedeflerine ulaştırmak, ardından da yeni nesillere 2053 ve 2071 vizyonlarımızı emanet etmektir. Son yıllarda ardı ardına yaşadığımız saldırıların ülkemizin bu konudaki kararlılığından kaynaklandığını biliyoruz.

Türkiye’nin demokrasisini sarmayanlar, güvenliğine ve huzuruna zarar veremeyenler, birliğimizi ve beraberliğimizi bozamayanlar, ekonomimizi yıkamayanlar sürekli yeni arayışlar içindeler. Milletimiz, bir olarak, iri olarak, diri olarak, kardeş olarak,  hep birlikte Türkiye olarak önümüze kurulan tuzakların hepsini de parçalayarak yoluna devam ediyor.

Geçtiğimiz 6 yılda ülkemizin yaşadığı sınamalara dayanabilecek pek az güç vardır. Biz maruz kaldığımız saldırılara karşı her cephede yürüttüğümüz mücadeleyi kazanarak dimdik ayakta olduğumuzu gösterdik. Suriye’nin kuzeyinde terör devleti kurmak istemediler mi? İstediler. Peki, biz onlara fırsat verdik mi? Vermedik. Cudi’de, Gabar’da, Tendürek’te, Beslerderesi’nde bunların inlerine girdik mi? Girdik. Ve ne dedik? Onlar kaçacak biz kovalayacağız, kaçtılar kovaladık, kaçtılar kovaladık ve şimdi Suriye tarafına kaçmaya çalışıyorlar, ama oraya kaçamayacaklar, çünkü ona göre oralarda farklı stratejiler uyguluyoruz, farklı oralarda tedbirler aldık.

Değerli Kardeşlerim,

Bütün bunlara rağmen artık bakın biz kendi silahımızla, kendi savunma sistemlerimizle ne yapıyoruz, bu mücadeleyi sürdürüyoruz ve ekonomimiz bütün bunlarla birlikte dimdik ayakta duruyor.

Türkiye’ye diz çöktürmek isteyenler her yolu denemelerine rağmen başarılı olmadılar. Sokaklarımızda kaos çıkarmayı denediler, izin vermedik. Terör örgütlerini kullanarak, şehirlerimizi kana ve ateşe boğmaya kalktılar, balyoz olup tepelerine bindik. Devlet içinde örgütlenmiş yapılarını kullanarak envai çeşit darbe girişimlerinde bulundular, milletimizle birlikte hepsini de boşa çıkarttık. Terör örgütleriyle ülkemizi güneyden kuşatmaya çalıştılar, bu projeyi de paramparça ettik. Ekonomimizi çökertmek için kur, faiz, enflasyon üçgeninde bir oyun kurdular, aldığımız tedbirlerle bunun da üstesinden geldik. Uluslararası alanda Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için binbir yalanı, iftirayı, çarpıtmayı devreye soktular, her platformda hakikatleri anlatarak bunun da önünü kestik.

Netice olarak, yedi düvele karşı verdiğimiz mücadeleyle ülkemizi içine düşürülmek istendiği sinsi oyundan kurtarmayı başardık. Ama bir husus var ki onun çözüm konusunda hala mesafe kat etmediğimiz itiraf ediyorum. Evet, Türkiye’de her alanda ülkemize tarihi önemde kazanımlar sağladık, sadece muhalefet anlayışını geliştirme konusunda başarılı olamadık. Tam bu konuda ümitlenmeye, acaba demeye başlıyoruz, işte onda birileri çıkıyor, biz değişmedik, değişmeyeceğiz dersine milletimize hakaret ediyor, ülkemize zarar verecek işlere girişiyor. Bu zihniyetin en başta gelen temsilcisi de CHP Genel Başkanı olan zattır.

Tabii yine de hakkını yemeyelim, CHP Genel Başkanının her ne kadar ülkemize, milletimize ve partisine hayrı dokunmuyorsa da, kendisi yeni nesillere kötü siyasetçi nasıl olur dersi için mükemmel bir örnek teşkil ediyor. Bu zatın hezeyanlarını anlatırken söyleyebileceğimiz en kibar ifadeleri kullanmaya çalışıyorum.

İşte son zamanda maalesef bir iftira, neymiş, bir CHP’li benim makamıma gelmiş, CHP’ye genel başkan olabilirim, bunu benle müzakere etmeye gelmiş. Bir gazetede de bir köşe yazarı bunu yazmış, oradan alıntı yapıyor. Bugün meydanda söyledim, şimdi de bu önemli toplantıda söylüyorum, bakın çok açık, net, şu anda kameralar karşımızda, diyorum ki; eğer böyle bir şey olduysa ben Cumhurbaşkanlığımı ortaya koyuyorum, ama Bay Kemal Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına bela olmaktan ayrılacak mı, ayrılmayacak mı, o da kendini ortaya koysun. Benle CHP adına gelip de pazarlığa oturan kim, çıksın açıklasın. Onu açıklayamam, diyor. Peki o zaman nasıl böyle bir şey konuşabilirsin ya? Sıradan bir olay değil. Yani Tayyip Erdoğan’ın işi gücü yok da CHP’nin genel başkanı kim olacak, bununla mı uğraşacağım ben? İşte bu seviye itibarıyla maalesef seviye kaybı çok zor durumda.

Bakın buradan meydan okudum, ben Cumhurbaşkanlığımı ortaya koyuyorum, kendisi acaba CHP Genel Başkanlığından ayrılmayı ortaya koyabilecek mi? Hepiniz şahitsiniz buna.

Bay Kemal ifadesindeki istihzayı anlamamış olacak ki, geçen gün çıkmış, Bay Kemal olmak kolay değil, diyor. Gerçekten de Bay Kemal olmak kolay değil; bunun için önce bürokrat olarak SSK’yı batıracaksın, Türkiye’nin en büyük kurumunu eşini, dostunu doldurarak, erken emekliliğin önüne geçmeyerek, sağlık kurumlarını en rezil şekilde yöneterek, bütçesin çarçur ederek mahvedeceksin, ardından siyasete girecek verdiğin her sözden dönecek, ettiğin her yemini yutacaksın, kaset komplosuyla partin çalkanırken önce aday olmayacağım, diyecek, ertesi gün adayım diyerek, ortaya çıkaksın, kumpasla düşürülen Genel Başkanının koltuğuna oturacak ve hemen diyet borcu ödemeye başlayacaksın, ancak bu şekilde Bay Kemal olunabilir.

Genel Başkanlık görevin boyunca girdiğin her seçimde partine seçim kaybettireceksin, her seçimden önce birinci parti olamazsak veya şu kadar oy alamazsak gereğini yerine getiririm, diyeceksin, sandıkta hezimete uğradıktan sonra ise hiçbir şey olmamış gibi davranacaksın. Her fırsatta yabancılara ülkeni kötüleyeceksin, hatta bununla kalmayacak yatırımcılara Türkiye’ye gelmeyin, ne diyor? Can güvenliği, mal güvenliği yok, Türkiye’ye gelmeyin diyor; hele bak ya. Bu, sinsi mesaj yoluyla davranmaktır ve ülkeye ihanettir. Türkiye’nin başarılarının tamamının üzerini örtüp, ülkeyi biten, batan, herkesin birbirine boğazladığı, herkesin malının çalındığı bir yer gibi anlatacaksın, çünkü Bay Kemal olmak için bunları yapmak şart.

Terör örgütlerine karşı verilen mücadelede ülkenin değil, teröristlerin yanında yer alacaksın.

Duydunuz mu bir gün Bay Kemal’den, PKK terör örgütüdür, YPG terör örgütüdür, dediğini hiç duydunuz mu? Duymadınız duyamazsınız, çünkü onlarla Ankara’dan İstanbul’a el ele, kol kola yürüyen o değil miydi? O.

Şehirlerimizi işgale yeltenen teröristlere hendek kazan arkadaşlar diyeceksin, sınırlarımız boyunca terör koridoru kurmak isteyen terör örgütünü kendi vatanını kurtarmak için çalışan oluşum diyerek aklamaya çalışacaksın, belediyeleri terör örgütüne teslim edenlerin görevden alınmalarına karşı çıkacak, ama burada işlenen suçlara ses çıkarmayacaksın, çocukları dağa kaçırılan annelere gözünü ve gönlünü kapatacak, terör örgütünün organize ettiği her eyleme destek vereceksin, Diyarbakır’da ağlayan annelerin yanında yer almayacaksın, işte senin adın Bay Kemal.

Savcımızı görevi başında şehit eden alçak teröristlere arka çıkacak, arkadaşlarını gönderip onların yoldaşlarını alınlarından öptüreceksin, 15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı gece milletimiz tankların, savaş uçaklarının, helikopterleri, namluların karşısına cesaretle dikilirken, sen benden 2 saat önce havalimanına geleceksin ve havalimanından sıvışıp, tanklarından Bakırköy Belediyesi’ne gidip orada Başkanın evinde televizyon seyredeceksin, kahveni de orada yudumlayacaksın, çünkü ancak bu şekilde Bay Kemal olunur.

Eline tutuşturulan yalan yanlış bilgileri güya çok önemli şeyler ifşa ediyor edasıyla okuyacaksın, gerçekler önüne konduktan sonra da yüzün kızarmadan aynı iftiralara devam edeceksin. Doğru olmadığını bildiğin hadiseleri defalarca tekrar edecek, tepki görünce bir süre bekleyip sonra yine aynı şeyleri söylemeyi sürdüreceksin. Millet yüzüne de tükürse, mahkemeler tazminat üstüne tazminata hükmetse yalanlarını tekrarlamaktan vazgeçmeyeceksin. İşte yeni yine bir 50 bin lira aldım, kararı verdiler. Arka arkaya ilk derece mahkemelerden neticeler geliyor, ama ne utanır, ne sıkılır, çünkü kendi parasından vermiyor, büyük ihtimalle CHP’nin kasasından veriyor.

Bütün dünyanın başarısın teslim ettiği görüşmeleri, müzakereleri, mutabakatları, harekatları tam tersinden anlatmak için sürekli ıkınıp sıkınacaksın. Ya şu bizim Amerika seyahatine bile gölge düşürmek için neler yaptı neler. Ya neler yaparsan yap, bütün dünya, dünya medyası bu seyahati nasıl değerlendiriyor, sen nasıl değerlendiriyorsun?

Savunma sanayimizi güçlendirmek için atılan her adımı kötüleyecek, daha etkin ve verimli üretim için yapılan işletme devre çalışmalarını karalayacaksın. İşte Arifiye’deki palet fabrikasıyla ilgili her türlü yalanı söylüyor, sattılar diyor. Be vicdansız, satılan bir şey yok, yalan söyleme. BMC İzmir’de biliyorsunuz bir nedir, fabrikadır. BMC’yle Katar ortaklaşa burada işletme hakkını alıyorlar, ama işletme hakkını alırken de 50 milyon dolar Arifiye’ye harcama yapma kararını anlaşmaya koyuyorlar, personel çıkarma diye de bir şey yok. Ve bu şekilde yapılan anlaşmayla adım atılıyor, bu çıkıyor yalanı nasıl söylüyor? Diyor ki, Arifiye’yi sattılar. Daha ne diyelim buna, her türlü şey ortada. Eğer burada yasal olmayan bir şey varsa, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devleti, müracaatını yaparsın, ama idare hukuku açısından, ama Danıştay açısından gerekli karar verilir. Yapılan her şey hukukidir, satılan bir şey yoktur ve burası tamamıyla Katar Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasındaki kurulmuş olan şirketin, ki bu şirket de Türkiye’de BMC’dir, ortaklaşa Katar Devletiyle BMC’nin burada bizim tanklarımızı, her şeyin bakımı, burada hatta yenilerinin üretilmesine de geçecekler, bundan rahatsız oluyor.

Seçimlerden önce hiçbir belediyede kimsenin işten çıkarılmayacağı üzerine namus sözü vermedi mi, televizyonlarda filan dinlemedik mi? Peki, seçimden sonra ne oldu? İşçi emekçi kıyımı başladı. Genel Merkez binanızın önüne kadar yürüyüp ne oldu senin namus sözüne diye soranları duymazdan geldin. Namus sıradan bir iş değil. Sürekli onurdan, haysiyetten, vatandan, dürüstlükten bahsedeceksin, bunların hiçbirine sahip olmayacaksın. Parti içindeki rakiplerini yok etmek için her yolu deneyeceksin, aday belirlemelerinde ortalığı kırıp geçireceksin, ama diğer yandan sürekli demokrasiden, hukuktan, haktan, adaletten bahsedeceksin. Asla öyle bir durum olmadığı açıklandığı halde Külliye’ye gelip benimle görüşen bir CHP’li olduğunu iddia edeceksin, kendi Genel Başkanlığını korumak için şahsımın birilerine CHP genel başkanlığı teklif ettiği yalanını ortaya atacaksın. Görüldüğü gibi Bay Kemal olmak hakikaten kolay değil.

Bilmem kaç yıl bürokrat, bilmem kaç yıl milletvekili, bilmem kaç yıl Ana Muhalefet Partisi’nin Genel Başkanı olarak bu devletten maaş alacaksın, ama geride hiçbir eser bırakmayacaksın. Ülkenin gelişmesi, milletin refahının yükselmesi için yapılan her yatırımı engellemenin, atılan her adımın önünü kesmenin çabası içinde olacaksın, sonra da çıkıp sorunları biz çözeriz diyeceksin. Demokratlığı kimseye bırakmayacaksın, ama her fırsatta faşizmin en ilkel uygulamalarını sergilemekten kaçınmayacaksın. Milletin değerlerine saygılı olma iddiasını elden bırakmayacaksın, ama milletin değerlerine yönelik saldırılar karşısında ya suskun kalacak, ya da yapılan terbiyesizlikleri savunacaksın, çünkü başka türlü Bay Kemal olunamaz.

Aslında bu zatla ilgili harcadığımız şu nefesin bile beyhude olduğunun farkındayız. Suriye’de harekâtımızın sürdüğü, Meclisin 2020 bütçesi için gece-gündüz çalıştığı, uluslararası alanda ülkemize yönelik haksız uygulamalarla mücadele ettiğimiz bir dönemde bu zata vakit ayırmak gerçekten israftır. Ancak bu zatın hezeyanlarını cevapsız bıraktığımızda iftira çıtasını yükseltiyor, yalan yelpazesini genişletiyor, terbiye sınırlarını iyice aşıyor. Bu sebeple ara sıra kendisinin hatırını sormak durumunda kalıyoruz. Hiç ümidimiz yok ama, şayet bir gün gerçekten bu ülkenin hayrına işler yapmak isterse kendisine kapımızın açık olduğunu da söylemek isterim.

Tüm meselelerinin üstesinden gelmeye başaran Türkiye’nin muhalefet sorununu da bir gün çözüme kavuşturacağına inanıyorum.

Bu duygularla bir kez de sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.