Ak Parti Grup Toplantısında Yaptıkları Konuşma

20.11.2019

Aziz Milletim,

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Kıymetli Misafirler,

Sevgili Gençler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum. Grup toplantımızın ülkemiz ve partimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Meclis çalışmalarımız, sizlerin üstün gayretiyle son derece verimli bir şekilde devam ediyor. Milletimizin beklentilerine cevap verecek, Türkiye’yi daha güçlü kılacak yasama faaliyetlerini uzlaşı temelli bir yaklaşımla yürütüyoruz. Bu süreçte diğer partilerden gelen her türlü müspet katkıyı benimsiyoruz.

Esasen 27. Dönem 3. Yasama Yılı’na oldukça yoğun bir gündemle başladık. İlk iş olarak kahraman Mehmetçiklerimizin yurt dışında bulunmalarını 1 yıl daha uzatan iki ayrı asker gönderme tezkeresi büyük bir ittifakla kabul edildi.

Ardından kamuoyunda yargı reformu olarak bilinen reform paketlerinden ilkinin çalışmalarına başladık. Ceza Muhakemesi Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi tüm siyasi partilerimizin ve milletvekili arkadaşlarımızın katkılarıyla yasalaştı.

Ayrıca, ithalatçılarımızın ve ihracatçılarımızın mali yüklerini azaltacak düzenlemeler içeren Gümrük Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin görüşmeleri de tamamlandı.

Bunların yanında çok sayıda uluslararası sözleşme Genel Kurul’da görüşüldü.

Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi’nin aldığı sözde soykırım kararını kınayan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Tezkeresi, HDP hariç tüm partilerin ortak katılımıyla kabul edildi.

Su ürünlerinin sürdürülebilir yönetimini sağlayan balıkçılığı ve balıkçılık kaynaklarımızı koruyan, biyoçeşitliliği muhafaza eden, kaçak avcılığın önüne geçen önemli bir düzenleme yasalaştı.

Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu’ndaki ödeme alanına ilişkin yetkilerin Merkez Bankası’na devredilmesinin önü açıldı. Bu amaçla meslek mensuplarının birbirleriyle ve ödeme hizmeti kullanıcılarıyla ilişkilerini düzenleyecek olan Türkiye Ödeme ve Elektronik Para Kuruluşları Birliği kurulmuş oldu.

Yine geçtiğimiz hafta Genel Kurul’a gelen dijital hizmet vergisiyle kanun teklifinin görüşmeleri devam ediyor. Teklif, bilgi teknolojisinde yaşanan gelişmelere paralel olarak dijital hizmet sunan çok uluslu şirketlerin vergilendirilebilmelerini sağlıyor. Bu teklif ayrıca vergide adalet, vergi rekabeti, basitlik, etkinlik ve verimlilik ilkeleri çerçevesinde mükelleflerin vergi sistemine gönüllü uyumunu gözeten düzenlemeler içeriyor.

Gece geç saatlere kadar yoğun mesai harcayarak, yasama faaliyetlerinde bulunan milletvekili arkadaşlarıma şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

Bütçenin Genel Kurul görüşmeleri 9 Aralık’ta başlayacak, 20 Aralık’a kadar sürecek. Görüşmeler tatil günleri dahil her gün saat 11’de başlayacak ve çalışmalar programın bitimine kadar devam edecek. Her bakanımız kendi bütçesinin görüşüldüğü günlerde ekibiyle birlikte tam mesai Meclis’te bulunacak.

Milletvekili arkadaşlarımızın büyük gayret ve fedakârlıkla yürüttüğü Meclis çalışmaları bizim için hayati öneme sahiptir. Yeni yönetim sistemimizde güçler ayrılığının keskinleştirilmesi yasamanın, dolayısıyla milletvekillerimizin üzerindeki yükü artırmıştır. Artık kanun tekliflerini hazırlama ve tüm safhalarıyla takip ederek, yasalaştırma sorumluluğu tamamen milletvekillerimize aittir. Her ne kadar Genel Merkez’de ve Cumhurbaşkanlığı’nda bu konuda çalışma yürüten birimlerimiz varsa da, asıl iş milletvekillerimize düşüyor. Grup Yönetimimizin ve Meclis İdaresi’nin de bu konuda sizlere gereken desteği sağladığına inanıyorum. Kanun tekliflerinin en mükemmel şekilde hazırlanması ve yasalaştırılması süreçlerinde milletvekillerimizden çok daha fazla gayret bekliyoruz. Meclis aşamasındaki çalışmaları ne kadar verimli yürütürsek, yürütme tarafında o kadar etkin hareket etme imkanına kavuşuruz.

Aynı şekilde milletvekillerimizin seçim bölgelerini kesinlikle ihmal etmemeleri gerekiyor. AK Parti Grubu’ndaki her bir arkadaşımın bu iki ağır vazifeyi bihakkın yerine getirebilecek kapasiteye, dirayete ve beceriye sahip olduğuna yürekten inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Milletvekillerimizden az önce ifade ettiğim beklentimi tekrar ederek söylüyorum; bundan böyle kesinlikle her milletvekilimiz kendi seçim bölgesini ihmal etmemeli. Ve her hafta, zaten Salı, Çarşamba, Perşembe, üç gün bölgesine gidecek ve bölgesinde sadece her zamanki uğrak yerlerine değil, ya? Bölgesinin tüm ilçelerine, mahalle veya köylerine kadar gidip, oralardaki vatandaşlarımızın hâl ve hatırını soracak, muhtarlarla görüşmeleri yapacak ve ondan sonra da bize ulaşması gerekenleri bize ulaştıracak, bakan yardımcılarımıza ulaştırılması gerekenleri de bakan yardımcılarımıza ulaştırmak suretiyle bu çalışmalarımızı çok daha zinde olarak yürüteceğiz. Yani AK Parti milletvekili olmak demek sadece Salı, Çarşamba, Perşembe Ankara’ya gelmek demek değil. Ankara’daki çalışmaları takip edip, ondan sonra da bunu kendi il ve ilçeleriyle sağlıklı bir şekilde koordine etmektir.

Evet, Genel Başkan ve Cumhurbaşkanı olarak daima yanınızda olmaya devam edeceğim. Gayretiniz ve fedakârlığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Aziz Kardeşlerim,

Bilindiği gibi geçtiğimiz hafta Sayın Trump’ın davetine icabetle Amerika Birleşik Devletleri’ne bir çalışma ziyareti gerçekleştirmiştik. Başkan Trump’la dar kapsamlı ve heyetlerimizin katılımıyla oldukça verimli toplantılar yaptık. Türkiye-Amerika ilişkilerinin oldukça zor bir dönemden geçtiği takdir ederseniz ki sır değil. Amacımız, bu zor dönemi her iki ülke için de en makul kabul edilebilir ve sürdürülebilir şekilde yöneterek, geride bırakmaktır.

Esasen gerek bölgemizdeki, gerekse dünyadaki gelişmeler Türkiye ile Amerika’nın çok daha yakın ve birbirlerini destekleyici ilişkiler içinde olmasını gerektiriyor. Aramızdaki sorun alanlarının pek çoğu küçük pürüzlerden ibarettir. Bu sıkıntılar Amerika’daki ülkemiz karşıtı çevrelerin köpürtmesiyle suni olarak büyütülmüş ve ilişkilerimize zarar verecek boyuta taşınmıştır. İki ülke arasındaki ilişkileri bozmaya yönelik çabaların gerçek mahiyetini en iyi gören de Sayın Trump’tır. Bunun için sistemin ve siyasetin tüm baskılarına rağmen Türkiye-Amerika ilişkilerinin belirli bir seviyenin altına düşmemesi konusunda inisiyatif kullanmaktadır. Biz de aynı anlayışla yüzümüzü geleceğe çevirerek, kronik sorunları derinleştirmek yerine iş birliği yapabileceğimiz alanlara odaklanıyoruz. Son ziyaretimiz bu bakımından oldukça faydalı geçmiştir. Evet, yaptığımız görüşmelerde aramızdaki birçok meseleye kökten bir çözüm getiremedik, ama bu meselelerin ilişkilerimizi esir almasına da izin vermediğimizi tüm dünyaya gösterdik.

Öncelikle 100 milyar dolarlık ticaret hedefimize ulaşma konusundaki kararlılığımızı bir kez daha karşılıklı teyit ettik. Bu konuda gümrük vergilerinin düşürülmesinden tercihli ticaret anlaşmasına kadar kısa sürede kat edebileceğimiz çok mesafe bulunuyor. İnşallah önümüzdeki dönemde bununla ilgili gerekli adımları atacağız.

Ayrıca, adeta sorunların kilit noktası haline dönüştürülen S-400 meselesinde görevlendirdiğimiz arkadaşlarımız vasıtasıyla çözüm yolları aranması konusunda da mutabık kaldık. Sayın Trump’a Türkiye’nin S-400 hava savunma sistemi alma noktasına nasıl geldiğini bir kez daha ifade ettik. Zaten kendisi de bu konuda bize hak veriyor. Ülkemizin artık bu savunma sisteminden vazgeçmesinin söz konusu olamayacağını, çözümün bu gerçek ışığında bulunması gerektiğini söyledik. NATO’nun kendi savunma konsepti açısından herhangi bir mani teşkil etmediğini açıkladığı S-400 konusunda kopartılan fırtınanın başka amaçlara matuf olduğunu da tekrar anlattık. Bu husustaki aşırı ısrarın Türkiye’nin egemenlik haklarına yönelik tecavüz anlamına geleceğinin de altını çizdik. Amerika’dan Patriot sistemi alma talebimizi de tekrarladık. F-35 uçaklarıyla ilgili ülkemize yapılan haksızlığı tekrar dile getirdik, Türkiye’nin F-35’in proje ve üretim ortağı olduğunu belirttik. Zira F-35’te Türkiye malum müşteri değildir, ortaktır. Bu proje kapsamında taahhüt ettiğimiz 2,1 milyar doların 1,4 milyar dolarını ödediğimizi tekrar hatırlattık. Şayet F-35 meselesindeki mevcut uzlaşmaz tavır sürerse, Türkiye’nin orta vadeli ihtiyaçlarını karşılamak için başka arayışlara girmek zorunda kalacağını da ayrıca söyledik.

Temsilciler Meclisinde kabul edilen sözde Ermeni soykırımı kararının tarihi gerçeklere aykırı ve haksız olduğunu belgeleriyle ortaya koyduk. Nitekim görüşmemizin ardından Ermeni iddialarının Senato gündemine getirilmesiyle ilgili teşebbüsler bildiğiniz gibi akamete uğratılmıştır, bloke edilmiştir. Diğer meselelerde de zaman içinde küçükte olsa ilerlemeler kaydedilmesini umuyoruz. Amerika’da halen süren azil süreci ve yaklaşık 1 yıl sonra yapılacak seçimlerin Başkan Trump’ı temkinli hareket etmeye yönelttiği de açıktır. İnşallah bu süreçler bittiğinde ilişkilerimiz yeniden ve çok güçlü bir ivme kazanacaktır. O gün gelene kadar meseleyi suhuletle yönetmeyi sürdüreceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Suriye meselesi Amerika ziyaretimizin en önemli başlıklarından biriydi. Türkiye’nin Suriye’de DEAŞ’a karşı en etkili mücadeleyi veren ülke olduğunu her fırsatta tekrarlıyoruz. Sadece Fırat Kalkanı Harekâtımızda 3 binin üzerinde DEAŞ’lıyı etkisiz hale getirdik. Diğer operasyonlarımızla birlikte bu rakam 4 binin üzerine çıkıyor. Halen ülkemiz cezaevlerinde bin 200’ü aşkın Suriye’de kontrolümüz altında bulunan yerlerdeki cezaevlerinde 310’un üzerinde, geri gönderme merkezlerimizde bine yakın DEAŞ’lı bulunuyor. Amerika tarafından düzenlenen bir operasyonla öldürülen Bağdadi’nin eşi, kız kardeşi ve diğer aile fertlerinden oluşan çok sayıda kişi yakalanmıştır ve şu anda bunlar elimizde. Bu kişilerden çok değerli istihbari bilgiler elde edildi. Buna karşılık PKK, YPG, Suriye’deki cezaevlerinde ve kamplarda bulunan binlerce DEAŞ’lıyı şantaj malzemesi olarak kullanarak serbest bıraktı. Kim bunlar? Hani ortaklar vardı ya YPG, PYD, ortak davranıyorlardı, ya işte bunlar şimdi o DEAŞ’lıları serbest bıraktılar, Amerikalı muhataplarımıza bunları da anlattık.

DEAŞ’a karşı sahada bir başka terör örgütüne ihtiyaçları olmadığını, Türkiye’nin bu mücadeleyi yürütebilecek imkâna ve kararlılığa sahip bulunduğunu da söyledik, söylüyoruz. Bütün bunlara rağmen Amerika’daki bir kesimin Suriye’de bölücü terör örgütünü destekleme ve güçlendirme yönünde çaba gösterdiği anlaşılıyor. Türkiye’nin başarıyla sürdürdüğü Barış Pınarı Harekâtı bu projeyi önemli ölçüde akamete uğrattı. Ülkemize yönelik öfkenin gerisindeki sebeplerden biri de bu büyük oyunu bozmuş olmamızdır. Barış Pınarı Harekâtı’nda kontrol altına aldığımız yerleşim yeri sayısı 600’ü aşarken, etkisiz hale getirdiğimiz terörist sayısı bin 200’e yaklaştı. Hem Amerika’nın hem de Rusya’nın vardığımız mutabakatlara uygun şekilde belirlediğimiz bölgeleri teröristlerden tamamen arındıramadığı açıkça ortadadır. Harekât alanı sınırları dışından güvenlik güçlerimize ve Suriye Milli Ordusu mensuplarına yönelik neredeyse her gün saldırı düzenleniyor. Bunun yanında kontrolümüz altındaki bölgelerde yaşayan sivillere yönelik bombalı eylemler gerçekleştiriliyor. Saldırılarının tamamının müsebbibi PKK, YPG terör örgütüdür. Türkiye’nin yürüttüğü harekât şiddetle karşı çıkıp, bizi akıl mantık dışı ithamlar yöneltenlerin hiçbiri bu insanlık dışı saldırılara ses çıkartmıyor. Bölücü terör örgütünü DEAŞ’a karşı savaşan bir yapı gibi göstermek için çırpınanlar, bugün aynı örgütün sivil katliamlarını örtmeye çalışıyor. Terör örgütünün mevzi haline getirdiği okul, cami, hastane, kilise gibi yerleri görüntüleriyle dünya kamuoyunun dikkatine getirmemize rağmen kimse dönüp de bunlara bakmıyor. Çünkü mesele ne Türkiye’nin yaptıkları veya yapmadıklarıdır. Ne de terör örgütünün gerçekte nasıl eli kanlı bir katiller sürüsü olduğudur. İşte bakıyorsunuz ne diyorlar? Mazlum Kobani, ne Mazlum Kobani’si ya? Böyle birisi yok. Bu biliyorsunuz Ferhat Abdi ve bu adam bizim ülkemizde yüzlerce insanın öldürülmesinin başını çekmiş olan bir katildir, bir terör örgütünün başıdır. Ve bunu biz defaatle Amerika tarafına da anlattık, Rusya tarafına da anlattık, bütün bunlara rağmen en sonunda Amerika’da Sayın Trump’a, senatörlere, hepsine evet video kaydından da bunları kendilerine anlattım. Görüntülü olarak kendilerine bunları orada da gösterdim. Tabii bu onları ciddi manada etkiledi. Ve bunu anlatmaya devam edeceğiz. Dünyanın dört bir yanında, zira öyle bir yere bu işi bulaştırıyorlar ki bizim Kürtlere karşı olduğumuzu anlatıyorlar Parlamentodaki HDP gibi, arkasında PKK terör örgütünün olduğu HDP gibi. Biz de dedik ki; lütfen bunu birbirine karıştırmayın, biz Kürt kardeşlerimize değil terör örgütü olan PKK’ya karşıyız, YPG’ye karşıyız, PYD’ye karşıyız. Ve sizin bu ifadeleriniz Kürt kardeşlerimize saygısızlıktır, lütfen bunu yapmayın. Bunu onlara söyledim.

Değerli Kardeşlerim,

Bütün bunlarla beraber mesele sınırlarımız boyunca bir terör koridoru oluşturarak ülkemizi güneyden kuşatma gayretidir. Biz ne yaptık? Bu kuşatmayı bozduk, bunların sıkıntısı burada. Ve tabii bu güneyden kuşatma bozulunca bunlar çılgına döndü. 32-33 bin tır silah, araç-gereç, mühimmat geldi. Bütün bunlar gelmesine rağmen bunlar bu operasyonu ne yapamadılar, başarılı bir şekilde yürütemediler. Niye? Çünkü Mehmet’imiz, Suriye Milli Ordusu el-ele, omuz-omuza bütün bu oyunları ölümü korkutarak, üzerine giderek bozdular. Tabii ki Mehmet’imiz sayısı itibariyle öyle veya böyle şehitleri oldu, aynı şekilde sivil şehitlerimiz oldu ve 150 civarında Suriye Milli Ordusundan şehitlerimiz oldu. Ama bakıyorsunuz Ana Muhalefetin başındaki zat Suriye Milli Ordusu’nu terör örgütü olarak tanımlıyor.

Suriye Milli Ordusu orada niye var? Suriye Milli Ordusu orada, evet, bizim ülkemizi taciz eden, bizim ülkemize saldırıda bulunanlara karşı hem kendi topraklarını savunan, hem de Mehmetçiğimizle beraber bu mücadeleyi sürdüren oradaki yiğitlerdir, mücahitlerdir. Ama bunlar ne yazık ki bu CHP teröristlere terörist diyemiyor. Hiç bunların PKK’ya, HDP’ye, PYD’ye, YPG’ye terörist dediğini duydunuz mu? Demez. Niye? Ortaklar ya, beraber yürüyorlar ya, daha çok beraber yürüyecekler. Ama benim milletim terör omuz veren, onlarla beraber yürüyenlere gereken dersi inşallah 2023’te de verecek, 2024’te de verecek.

Tabii biz ne pahasına olursa olsun bu alçak plana izin vermedik, vermeyeceğiz. Tüm bu gerçekleri Amerika seyahatimizde görüştüğümüz herkese anlattık. Amerika’da muhatap alınan PKK-YPG’nin yönetici kadrosundaki kimi isimlerin gerisindeki kanlı geçmişi belgeleriyle, fotoğraflarıyla, filmiyle Amerikan Başkanı’na ve senatörlerine gösterdik. Ortaya koyduğumuz tablonun muhataplarımız nezdinde karşılık bulduğunu müşahede ettik. Ancak Amerika’nın terör örgütüyle Suriye’de girdiği angajmanın bir anda bitmeyeceğinin de ne yazık ki farkındayız. Bununla birlikte, terör örgütünün Suriye’deki işinin giderek zorlaştığı bir gerçektir.

Buradan bir kez daha tekrarlamak istiyorum, Suriye ve Kuzey Irak başta olmak üzere, ülkemize yönelik terör tehditlerinin tamamı sona erene, son terörist etkisiz hale getirilene kadar bu mücadelemiz devam edecektir.

Aynı şekilde Amerika’da faaliyetlerini yürüten FETÖ elebaşı ve mensuplarıyla ilgili taleplerimizi bu ziyaretimizde bir kez daha tekrarladık. Bu konudaki kararlılığımızdan en küçük bir taviz vermiyoruz, vermeyeceğiz. Ülkemize ve milletimize yapılan ihanetin hesabını sormak için son nefeslerine kadar bu hainlerin peşinde olacağız. Teröristler kimin arkasına saklanırsa saklansınlar, hangi kisveye bürünürlerse bürünsünler, bu akıbetten kurtulamayacaklardır. Türkiye’yi bu haklı davasından tehditle, şantajla, yaptırımla, yalan yanlış argümanlarla döndüremeyeceklerini aklıselim sahibi herkesin anlamaya başladığını umuyoruz. Bölgemizdeki hiçbir hesabın Türkiye’nin rızası ve desteği olmadın hayata geçirilemeyeceği gerçeğini herkese anlatmaya devam edeceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye’nin ve Türk milletinin menfaatlerini savunmak için dünyanın dört bir yanında mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu mücadelede gücümüzü önce Rabbimizden, sonra aziz milletimizden alıyoruz. Milletimizin desteği 17 yıldır olduğu gibi bugün de elhamdülillah yanımızdadır. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet yolunda verdiğimiz mücadelenin her adımını 82 milyon vatandaşımız ve duası bizimle olan yüzlerce milyon kardeşimizle birlikte atıyoruz. Birlik olarak, iri olarak, diri olarak, kardeş olarak, hep birlikte Türkiye olarak önümüze kurulan tüm tuzakları bozuyor, tüm senaryoları parçalıyoruz. Ülkemizi hedef alanların önceliklerinin en başına milletimizle aramızdaki bağı koparmayı koymalarının sebebi işte budur.

Dışarıdan gelen her türlü saldırıya, yöneltilen her türlü iftiraya karşı biz ülkemizin ve milletimizin hakkını, hukukunu, menfaatlerini sonuna kadar savunuruz, bu konuda en küçük bir sıkıntımız yok. Üzüntü verici olan, içimizdeki bazı kesimlerin de Türkiye düşmanlarıyla aynı kafayı taşıyor olmasıdır. Tayyip Erdoğan gitsin, AK Parti yıkılsın da Türkiye’ye ne olursa olsun, bu anlayışın ürünü söylemler adeta birilerinin var oluş gayesi haline dönüşmüştür. Özellikle CHP Genel Başkanı’nın yalancılığı, yanlışlığı, eksikliği, çarpıklığı defalarca ortaya konan hususları tekrar tekrar gündeme getirmesi artık siyasetle izah edilemeyecek bir garabet halini almıştır.

Bu kişinin diline doladığı konulardan biri, Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası’dır. Biz bu konuyu defalarca izah ettik, ben de izah ettim, Parti Sözcüm de izah etti ve arkadaşlarımız defalarca bilgileri, belgeleri kamuoyuyla paylaştılar, Savunma Bakanlığımız detaylı bir açıklama yaptı. Bugün buradan tekrar açıklıyorum, ekranları başında bizi izleyen milletim de tekrar bunu duysun, bu adamın nasıl bir yalancı olduğunu, hakikatleri nasıl saptırmaya çalıştığını bugün bir kez daha anlatıyorum.

Fabrikanın mülkiyetinin devlette olduğu, sadece işletme hakkının belli bir süreyle Katar ve Türk iş birliğinden oluşan değerli kardeşlerim, BMC’ye devredildiği, yapılacak yatırımlarla fabrikanın daha etkin ve verimli şekilde çalışacağı tekrar tekrar anlatıldı. Ve bu süreçte 50 milyon dolarlık yeni bir yatırımla da buranın çok daha işlevsel hale gelebileceği bu anlaşmanın kayıtları içerisinde de ayrıca vardır. Tabii CHP Genel Başkanı hâlâ fabrikanın Katar Ordusuna satıldığına kadar vardırdığı yalanlarını tekrarlamakta ısrar ediyor. Yalanın sonu yok ki, ama yalancının mumu da malum yatsıya kadar yanıyor.

Geçmişte bilinen tek icrai faaliyeti SSK’yı batırmak olan birisinin böyle bir işlemi anlamasını beklemenin zor olduğunun elbette farkındayız. Onun için dün Merkez Yürütme Kurulu Toplantımızda arkadaşlarıma şu talimatı verdim: Bu konuyu Sayın Genel Başkan’a İlkokul bile değil, tıpkı bir anaokulu öğrencisine anlatır gibi tane tane yeniden izah edecekler, ta ki anlayana kadar bu izahı sürdüreceğiz, hatta görüntülü olarak, görüntüsüz anlamayabilir görüntülü olarak.

Değerli Arkadaşlar,

Bu zatın diline doladığı bir başka mesele de biliyorsunuz istihdam rakamlarıdır. İstihdam artıyor diyoruz, bu kişi rahatsız oluyor. Bir şahıs insanların iş bulmasından, çalışmasından, evine ekmek götürmesinden niye rahatsız olur, anlamak mümkün değildir. Elbette ülkemizdeki her bir işsiz kardeşimiz bizim de üzüntü kaynağımızdır. Çalışabilir yaştaki herkese iş oluşturmak boynumuzun borcudur, ama bal bal denilerek ağız tatlanmıyor, yani iş iş denilerek istihdam artmıyor. İstihdamı artırmanın yolu ülkeyi büyütmekten geçiyor. Bunun için yatırımı, üretimi, ihracatı artırmanın, turizmi geliştirmenin mücadelesini veriyoruz. AK Parti döneminde istihdam yaklaşık 9 milyon kişi artmasına rağmen işsizlik oranımız hâlâ yüzde 14 gibi yüksek bir seviyededir. Bu yüksek işsizlik oranının geçtiğimiz yıl yaşadığımız ekonomik saldırının yol açtığı sıkıntıların ötesinde sebepleri vardır.

Eskiden ülkemizde çalışma çağına gelen nüfusun bir kısmı iş aramadığı veya aile işinde çalıştığı için istihdam istatistiklerine girmiyordu. Şimdi eğitim düzeyinin yükselmiş olmasının da etkisiyle çalışma çağına gelen hemen her kadın ve erkek vatandaşımız iş arıyor. Mesela 2002 yılına göre 2018’e kadar olan dönemde iş gücüne katılma oranında 3,6 puanlık bir artış yaşandı. Bu oran kadınlarda 6,3 puanı buluyor. Toplam istihdam oranındaki artış 3 puanı bulmasına rağmen, iş gücüne katılımdaki bu yükseliş sebebiyle işsizlik rakamlarımız nispeten yüksek çıkıyor. Bunun sebebi, bizim istihdam oluşturamamış olmamız değildir, mesele iş gücüne katılım oranının eskisine göre fevkalade yükselmiş olmasıdır. Bizim buradan çıkardığımız ders, ülkemizi çok daha fazla büyütmemiz, çok daha fazla üretmemiz, çok daha fazla istihdam alanı oluşturmamız gerektiğidir. Bu polemiği yapılacak değil, hep birlikte seferberlik anlayışıyla çalışılarak üstesinden gelinecek bir meseledir.

Geçtiğimiz 17 yıl boyunca neredeyse yaptığımız her yatırımı engellemek için davalar açan, nümayişler yapan, kürsülerde nutuklar atan kimdi? Bunlardı. Aynı CHP’nin şimdi işsizlikten yakınıyor olmasının takdirini biz milletimize bırakıyoruz.

CHP Genel Başkanı’nın bir başka yalanı, ülkemizde hâlâ, burası çok önemli, ülkemizde hâlâ bin liranın altında emekli maaşı alan 847 bin kişinin bulunduğudur. Buradan tıpkı bir ana sınıfı öğrencisine anlatır gibi tekrarlıyorum, Türkiye’de bin liranın altında emekli maaşı alan yoktur, Bay Kemal. Kılıçdaroğlu kendi SSK Genel Müdürlüğü döneminde takılıp kalmış olabilir. Kendi döneminde bırakınız bin lirayı, 60 lira emekli maaşı alanlar bulunuyordu, 60 lira. Bay Kemal, sen hâlâ oradasın ya, gel gel buralara bir gel, ama bugünkü Türkiye farklı. Aslında bunun böyle olmadığını kendisi de biliyor, güya şark kurnazlığı yaparak hak sahipleri arasında paylaştırılan ölüm aylıklarını her biri ayrı emekli maaşıymış gibi anlatıyor ölüm aylığını. Halbuki ortada tek bir emekli maaşının birden fazla hak sahibi arasında paylaştırılması vardır. Maalesef bunların her şeyi böyle, hakikatleri anlatmak yerine eğerek, bükerek, çarpıtarak, hatta çoğu defa yalan ve iftiradan kaçınmayarak gözünün içine baka baka milleti kandırmaya çalışıyorlar. Milletimiz de işte bunun için ne yaparlarsa yapsınlar, hangi taklayı atarlarsa atsınlar kendilerini yüzde 25’in üzerine çıkarmıyor. Buna rağmen ders çıkartıp dürüstçe, delikanlıca, mertçe siyaset yapmaya yönelmiyorlar. Biz, Allah ömür verdikçe milletimize hizmet etmeye, eser ortaya koymaya, mücadeleye devam edeceğiz. Rabbimiz yar ve yardımız olsun.

Sizlere Meclis çalışmalarında başarılar diliyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.