ABD Diyanet Merkezi'nde Vatandaşlarımızla Buluşma Programında Yaptıkları Konuşma

14.11.2019

Amerikan Müslüman Toplumunun Değerli Üyeleri,

İstikbalimizin Umudu Sevgili Gençler,

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum.

Değerli kardeşlerim; Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepinizin, hepimizin üzerine olsun.

Bugün burada Başkent Washington, Maryland, Virginia ve diğer komşu eyaletlerden gelen siz kardeşlerimizle birarada olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Her birinize bu güzel programı teşrifleriniz için, dayanışmanız, ahde vefanız, muhabbetiniz için şükranlarımı sunuyorum.

Diyanet Amerika Merkezi’ne ve bu güzel buluşmada emeği geçen tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum.

Sözlerimin hemen başında sizlere Türkiye’deki kardeşlerinizin, akrabalarınızın, dostlarınızın, tüm sevdiklerinizin selamlarını iletmek istiyorum.

Bu vesileyle buradan Amerika’nın dört bir yanındaki vatandaşlarıma ve kardeşlerime en derin sevgi ve saygılarımı özellikle ifade etmek istiyorum. Öğrencilerimizi, işadamlarımızı, ülkesi için çalışan kamu görevlilerimizi, milletimizin alicenaplığını bu topraklara taşıyan sivil toplum kuruluşlarımızı özellikle selamlıyorum.

Ülkesini ve milletini sırtından hançerleyen hainlere inat Türk milletini burada gururla temsil eden her bir kardeşime saygılarımı sunuyorum.

2 Nisan 2016’da az önce de ifade edildiği gibi açılışını çok farklı bir heyecanla, coşkuyla yaptığımız, sizlere ve Amerikan Müslüman toplumuna kazandırdığımız Diyanet Merkezi’nin tüm kardeşlerimiz için gerçek anlamda bir merkeze dönüştüğünü görüyoruz. Bu tabii bizler için, milletimiz için ayrı bir gurur vesilesi. Bu merkez hamdolsun çok kısa sürede sadece Türklerin değil Amerika’daki tüm Müslümanların iftihar kaynağı haline geldi. İslam’ı terörle özdeşleştirme çabalarının yoğunlaştığı bir dönemde bu merkez İslam medeniyetinin din, kültür, tarih ve medeniyet anlayışının sembollerinden biri oldu. Medeniyetimizin sanat, estetik, zarafet ve nezaketini yansıtan bu güzel mekânın vatandaşlarımız, soydaşlarımız ile diğer kardeşlerimize sağladığı hizmetlerden memnuniyet duyuyoruz. Nitekim bugün Amerika Diyanet Merkezi’nde Türkçe, tarih, kültür, temel dini bilgiler ve Kur’an-ı Kerim dersi alan yavrularımız, sınıf adlarıyla söyleyecek olursam; miniklerimiz, yıldızlarımız, Fatihlerimiz ve aileleri de aramızdalar. Ülkemizden binlerce kilometre ötede böyle bir ihtiyacı giderdiğimiz için sevinçliyiz. Yavrularımızın İstiklâl Marşı’mızı bu şekilde okumaları bizler için ayrı bir gurur vesilesidir. Arzumuz ve temennimiz, Müslümanlara yakışan bu tür merkezlerin Amerika’nın her köşesinde yaygınlaşmasıdır. Yavrularımızın gözlerinden öpüyorum. Ailelerini ve bu evlatlarımızın eğitim-öğretim çalışmalarını yürüten değerli hocalarımızı da ayrıca tebrik ediyorum.

Aziz Kardeşlerim,

2002’den itibaren yurt içinde yaşayan vatandaşlarımızla beraber sınırlarımız dışında yaşayan vatandaşlarımıza da farklı bir anlayışla yaklaştık. Gurbetçi denilerek dışlanmış, uzun yıllar boyunca ihmal edilmiş insanlarımızın anavatanla bağlarını yeniden güçlendirmenin yollarını aradık. Kendi yağıyla kavrulmaya çalışan, imkânları kısıtlı, insan kaynağı yetersiz birçok sivil toplum kuruluşumuzu bunun için destekledik ve teşvik ettik. Aynı sivil toplum kuruluşlarımız bugün bulundukları ülkelerin siyasi ve sosyal hayatında söz sahibi hale geldi. Teröre bulaşmadığı, ülkesine ihanet etmediği sürece yurt dışında yaşayan her bir kardeşimizi kökenine, meşrebine, fikrine bakmadan bağrımıza bastık. Dünyanın 100’e yakın ülkesinde kendilerine hayat kuran 6,5 milyon vatandaşımızla 81 vilayetimizde yaşayan 82 milyon insanımız arasında sağlam köprüler oluşturduk. Gerektiğinde pozitif ayrımcılık yaparak, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza sağladığımız hizmetlerimizin sayısını ve kalitesini artırdık. Bugün yurt dışında hayat süren her bir kardeşimiz 17 sene öncesine göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gücünü daha fazla yanında hissediyor. Türkiye’nin ekonomide, demokraside, savunma sanayinde, dış politikada elde ettiği başarılar, sizlerin buradaki konumunu da daha yükseğe taşıyor.

Ancak hepimiz bir gerçeğin de farkındayız, zamanla beraber ihtiyaçlar, şartlar, talepler ve elbette tehditler de değişiyor. Yurt dışında yaşayan insanlarımızın karşılaştığı sıkıntılar 1980’lerle, 1990’larla mukayese edilemeyecek şekilde farklılaştı. İnsanlarımız artık oldukça geniş bir yelpazede her biri ayrı öneme sahip sorunlarla yüzleşmek zorunda kalıyor. İslam karşıtlığı, yabancı düşmanlığı, kültürel ırkçılık, çocuklarımızın kimlik ve aidiyetinin korunması konularındaki sıkıntılar giderek artıyor. Aynı şekilde siyasi haklara tam manasıyla erişim başta olmak üzere temsile ilişkin sorunlar da kardeşlerimizi endişelendiriyor. Özellikle Batılı ülkelerde neo-Nazi partilerin ve ırkçı siyasetçilerin gündemi belirlediğine, hükümet politikalarına yön verdiğine şahit oluyoruz. Hemen her gün camilerimizi, ibadethanelerimizi, Müslümanlara ait iş yerlerini hedef alan ırkçı saldırıların yaşandığını görüyoruz. İslam düşmanlığının varabileceği vahim boyutlara Yeni Zelanda’da düzenlenen terör saldırısında hep birlikte şahit olduk. Benzer nitelikte bir saldırı yaklaşık 1 ay sonra burada, Amerika’da meydana geldi. New Haven Diyanet Camiimiz 12 Mayıs 2019 tarihinde kundaklanmak istendi. Çıkan yangında ibadethanemizde büyük maddi hasar oluştu, ancak hamdolsun herhangi bir can kaybı oluşmadı. İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığıyla mücadelede devletimiz tüm kurum ve birimleriyle sizlerin yanınızdadır. Yurt dışında yaşayan hiçbir kardeşimizi gözünü kin ve nefret bürümüş ırkçı fanatiklerin veya terör örgütü destekçilerinin insafına terk edemeyiz.

Sizlerden beklentimiz; önümüzdeki süreçte bulunduğunuz yerlerde daha güçlü, daha organize, daha aktif olmanızdır. Bir mümin içinde bulunduğu toplumdan kopuk bir şekilde yaşayamaz. Mümin mücadele etmekle, kardeşleri, komşuları, arkadaşları arasındaki sıkıntılara çözüm aramakla mükelleftir. Çünkü Müslüman, hayatın bizatihi içinde olan, yaşayışıyla, ticaretiyle, tavır, davranış ve ahlakıyla diğer insanlara örnek olan insandır. Bu anlayışla kültürünüzle, inancınızla, sizi siz yapan değerlerinizle bağlarınızı korurken aynı zamanda içinde bulunduğunuz topluma da en üst düzeyde katılım sağlayacaksınız. Sizlerden 14 asırlık medeniyet müktesebatımızı istikbalimizin teminatı olan evlatlarımıza en güzel şekilde aktarmanızı istiyorum.

Aynı şekilde Amerikan İslam toplumunun tüm fertleriyle diyaloğunuzu, bağlantılarınızı güçlendirmeniz çok önemli. Bulunduğunuz her ortamda örnek bir kişilik olarak temayüz ederek karşınıza çıkan sıkıntıları daha kolayca aşabileceğimize inanıyorum.

Şayet bunları yapabilirsek Allah’ın izniyle hiçbir tehdit bizi sindiremez. Şayet biz bir olursak, beraber olursak, tüm Müslümanlar olarak bir duvarın tuğlaları gibi dayanışma içerisinde hareket edersek, önümüzde hiçbir engel dayanamaz.

Kardeşlerim,

Sizlerin de takip ettiği gibi Türk-Amerikan ilişkileri son günlerde sancılı bir dönemden geçiyor. Biz Türkiye olarak iki ülke arasındaki müttefiklik ve stratejik ortaklık ilişkisine yaraşır şekilde üzerimize düşeni yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. Şimdiye kadar ortak çıkarlarımız neyi gerektiriyorsa o şekilde davranmaya çalıştık. Türk-Amerikan ilişkilerini sabote etmek isteyenlerin oyununa gelmedik. Ancak ülkemizin güvenliği, milletimizin geleceği için hangi adımları atmak gerekiyorsa, onları da atmaktan bir an olsun çekinmedik. İstiklalimiz ve istikbalimiz söz konusu olunca diğer her şey ikinci planda kalır. Vatanımızı ve bağımsızlığımızı korumak noktasında baş veririz, ama asla baş eğmeyiz. Devletimizin 2 bin 200 yılı aşan şanlı tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur. Son dönemde attığımız adımlar da aynı anlayışın ürünüdür.

9 Ekim tarihinde başlattığımız Barış Pınarı Harekâtı Türkiye’nin terörle mücadele kararlılığının ifadesidir. Bunu açıkça söylemek istiyorum; Barış Pınarı Harekâtı Kürt kardeşlerimize yönelik bir harekât değildir, sadece terör örgütlerine karşı yapılmakta olan bir harekâttır. Bu nerede olursa olsun biz teröristlerle, terör örgütleriyle karşı karşıyayız ve bunların da bedelini onlara ağır ödeteceğiz. Biz şurada son 10 yıl, 20 yıl, 30 yıla gittiğimizde, evet 40 bini bulan insan kaybettik. Bunları kaybederken kimse kalkıp da ne oluyor diye bunu bize sormadı. Öyleyse biz göbeğimizi kendimiz kesiyoruz, kendimiz kesmeye de devam edeceğiz. Bu harekâtla Suriye’nin kuzeyinde bir terör koridoruna izin vermeyeceğimizi gösterdik, bir terör devletinin kurulmasına da asla müsaade etmeyeceğiz. DEAŞ’la mücadele kılıfı altında kurulan tuzağı çok kısa sürede boşa çıkardık.

Ülkeleri dışında yaşayan milyonlarca Suriyeli sığınmacının geri dönüşü için tek gerçek ve somut çaba, bizim güvenli hale getirdiğimiz yerlerdedir.

Kardeşlerim,

Bakın şu anda 4 milyon mülteciye biz ev sahipliği yapıyoruz, bunun dünyada başka örneği yok. Ve bunların 3 milyon 650 bini ki büyük bir çoğunluğu, kahir ekseriyeti Arap’tır. Bunun dışında Keldani var, Ezidi var, Hristiyan var, bütün bunlar hepsi mülteci olarak bizim topraklarımızda. Onlara misafirperverliğimizin en idealini yapıyoruz. Ayrıca değerli kardeşlerim, 350 bin de Kürt var. Nereden geldi bunlar? Ayn el Arab’dan geldi. Nereye geldi? Bizim topraklarımıza. Kimin zamanında? Obama zamanında geldi ve biz bunlara da kapılarımızı kapamadık, bunları da aldık, onlara da her türlü şu anda desteği biz veriyoruz. Bize kalkıp herhangi bir ülkeden, ya siz bu kadar insana bakıyorsunuz, 4 milyon insana bakıyorsunuz, bunların içerisinde 350 bin Kürt var, Kürtler için size biz şu kadar destek verelim, diye bugüne kadar kimse demedi. 3 milyon 650 bin Arap var, Arap Ligi’nden kimse kalkıp da size şu kadar destek verelim demedi. Ezidi, Keldani, Arami, hepsine bakıyoruz ediyoruz. Kimse kalkıp da size bunlar için de şu kadar destek verelim demedi. 40 milyar doları aşkın şu ana kadar harcamamız var. Sadece Avrupa Birliği 3 milyar avro değerli kardeşlerim, STK’lar vasıtasıyla, bizdeki Kızılay, AFAD, buralara destekleri oldu, o kadar. Bunun dışında bir şey yok. Lafa gelince laf bol, hepsi konuşuyor, asıyor kesiyor. Neymiş, Türkiye Kürtlere karşıymış. Ya benim ülkemde dünyada olmadığı kadar zaten Kürt vatandaşım var. Sadece partimde 50 kadar Kürt milletvekilim var benim. Kalkıp da kimseyi aldatmanın bir anlamı yok. Biz Kürt’müş, Türk’müş, Laz’mış, Çerkez’miş, Gürcü’ymüş, Abhaza’ymış; bu bizim ilkelerimize ters, medeniyet anlayışımıza ters. Çünkü biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevdik, böyle baktık insana. Onun için bizim böyle bir ayrımı zaten yapma ne hakkımız var, ne anlayışımız var, böyle bir şey söz konusu değil. Harekâtın ilk günlerinden itibaren ülkemiz ve şahsımız aleyhine yürütülen kampanyanın gerisinde bu gerçekler vardır. Ne diyorlar? DEAŞ’la mücadele ediyoruz; yalan söylüyorlar. DEAŞ’la gerçek mücadeleyi biz verdik. İlk defa nerede verdik? El Bab’da verdik. El Bab’da 3 bini aşkın DEAŞ’lıyı derdest ettik. Ondan sonra şu anda yine veriyoruz. Ve şu anda cezaevlerimizde 2 bini aşkın DEAŞ’lı var. Diğerleri? Söyledikleri yalan. 10 bin DEAŞ’lıyı yok etmişler, nerede ettiniz ya? Lafla edilir tabii, 10 da edilir, 50 de edilir, laf ola beri gele; yok böyle bir şey. Elbette Türkiye ve Türk milleti geri adım atmayacak, medya ve siyaset aracılığıyla yürütülen iftira kampanyasına boyun eğmeyecektir. PKK ve onun Suriye uzantısı YPG bölgeden temizlenmedikçe ne Suriye’nin, ne de ülkemizin emniyette olması mümkündür. Amerika Birleşik Devletleri’nden de beklentimiz; terör örgütüne verdiği desteği bir an evvel sonlandırmasıdır.

Nitekim bu konudaki taleplerimizi bugün Sayın Trump’a bir kez daha ilettik. Kendisiyle terörle mücadele ve Suriye meselesi başta olmak üzere gündemimizdeki tüm hususları ele aldık ve 100 milyar dolarlık ikili ticaret hedefimize olan bağlılığımızı tekrarladık. Her türlü bürokratik engelleme girişimine rağmen Türk-Amerikan ilişkilerini ilerletme noktasında kararlılığımızı teyit ettik. İnşallah iki lider olarak ikili münasebetlerimizi tekrar rayına oturtacağımıza inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Burada son olarak önemli bir hususa değinmek istiyorum. Amerikan Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyet Bayramımızda, 29 Ekim 2019 tarihinde aldığı sözde Ermeni soykırım kararı utanç verici bir karardır. Evvela milletimizin tarihinde yüzleşemeyeceği, hesabını veremeyeceği bu tür bir kara leke asla yoktur. Biz sorumlu bir ülke olarak bütün arşivlerimizi yerli ve yabancı tüm araştırmacılara, akademisyenlere açtık. Ermenistan’a, gelin ortak bir tarih komisyonu kuralım, içinde üçüncü taraflar da bulunsun dedik. Bu meselenin çözümüne ilişkin tüm iyi niyetimizi ve siyasi irademizi ortaya koyduk. Varsa arşivleriniz, siz de arşivlerinizi açın dedik ve biz arşivlerimizi açtık. Bizim sadece bugün Türk Silahlı Kuvvetlerimizin arşivlerinde 1 milyonu aşkın belge var. Buyurun dedik, ama gelmediler, gelmiyorlar. Niye? Çünkü çalışmaya başladıkları zaman aradıklarını bulamayacaklarını biliyorlar. Buyurun Amerika’da da Harvard’ın böyle bir ufak arşivi var, orada çalışın. Fransa’nın öyle ufak bir arşivi var, orada çalışın. Yok. Ve buna yaklaşmadılar. Bu iş tarihçilerindir dedik, siyaset bilimcilerindir dedik, arkeologlarındır dedik, buralarda bu çalışmanın yapılması lazımdır. Siyasetçi en sonunda kendisine bu çalışmalar gelir, siyasetçi ondan sonra devreye girer dedik. Aksi takdirde atılan adımların hepsi siyasidir ve bu siyasi adımlar da kesinlikle bize geri adım attırmaz ve bu konu her gündeme geldiğinde siyasetçilerin tarihçilerin yerine geçmemesi gerektiğini biz vurguladık. Tüm iyi niyetimize, iyi niyetli adımlarımıza rağmen maalesef beklediğimiz karşılığı görmedik.

Ermenistan, zaten daha dünün devleti, devlet oluşu 1991. Bundan önce zaten değişik yerlerde bunlar göçmen olarak dolaşırlardı, Türkiye’de de aynı şekilde göçmen olarak yaşarken bir zorunlu tehcir söz konusu oldu, bu adımlar atıldı. Şu anda Türkiye’de bilir misiniz 100 bin kadar Ermeni var. Ve bunların 60 bini vatandaşımız, 40 bini kaçak olarak bizim ülkemizde yaşıyor. Yani biz bu 40 bin kaçağı ülkemizden deport etmedik, niye? İnsani davrandık ya, bunları da Ermenistan’a gönderebilirdik, göndermedik. İşte bu Türk milletinin insani özelliğini ortaya koymaktadır. Ama bunu görmüyorlar, görmek de istemiyorlar. Ermenistan, ülkelerimiz arasında 2009 yılında imzalanan protokolleri onaylamaktan da kaçınıyor. Ermeni diasporası ise yalan ve iftiralarına devam ederek ülkemizi karalama kampanyasını sürdürdü. Bunların işi, paraları bol. Ermeni diasporasının paraları da bol olduğu için, lobi burada bu paralarıyla beraber nasıl FETÖ, 1 dolar hikâyesiyle işleri götürdüyse, bunların da doları bol, onun için bunlar da bu şekilde götürüyor.

İşte Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi’nin kabul ettiği karar da bu çerçevede pişirildi, kotarıldı, siyasi bir rövanş haline maalesef getirildi. Alınan kararın tarihi gerçeklerle hiçbir bağı olmadığı aşikârdır. Bu karar bizim nazarımızda yok hükmündedir. Bu tür siyasi kararlarla ülkemizi baskı altına alacağını düşünenler yanıldıklarını er ya da geç anlayacaklardır. Biz meselenin işinin ehli olan tarihçiler tarafından incelenip değerlendirilmesi yönündeki tutumumuzu sürdüreceğiz. Şayet Amerikan tarafı gerçekten adaletli davranmak istiyorsa, tarihçilerin karar vermesi gereken bir meselede siyasi tavır almaktan kaçınmalıdır. En azından bu hadisenin yaşandığı dönemin ardından ülkemize gelen bir Amerikan askeri heyetinin ortada iddialara konu bir durumun olmadığını gösteren raporuna itibar edilmelidir.

Konunun yalnızca bir tarafını dinleyip hükme varmak, yanlış kararlar almak, Türk-Amerikan ilişkilerinde geri dönülmeyecek zararlara yol açacaktır. Amerikan Senatosu 1970’li ve 1980’li yıllarda çoğunluğu diplomat ve aile mensupları olmak üzere çok sayıda vatandaşımızı, büyükelçilerimizi şehit eden Ermeni terör örgütleri tarafından başlatılan kara propagandaya teslim olmamalıdır. Temsilciler Meclisinin düştüğü hataya basiretli davranarak, Senato’nun düşmeyeceğine inanıyorum. Sizlerden bu konuda ülkemize destek olmanızı bekliyorum.

Ben bu düşüncelerle sözlerime son verirken ailelerinizle, sevdiklerinizle birlikte sizlere sağlıklı, huzurlu, başarılı günler diliyorum. Şehirlerinizdeki kardeşlerime şahsımın ve milletimin en derin selamlarını iletmenizi sizlerden özellikle rica ediyorum.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun, kalın sağlıcakla.