“11 Milyon Ağaç; Bugün Fidan, Yarın Nefes” Programında Yaptıkları Konuşma

11.11.2019

Sayın Başbakan,

Değerli Misafirler,

İstikbalimizin Teminatı Sevgili Gençler,

Sevgili Çocuklar,

Yarınlarımızın Mimarı Kıymetli Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetlerle selamlıyorum. Bugün burada sizlerle birlikte paylaştığımız şu güzel manzara, ülkemizin 81 vilayetindeki 2023 ayrı noktada aynı anda yaşanıyor. Evet, 11.11.2019 tarihinde saat 11:11’de toplam 11 milyon fidan ve ağacı geleceğe nefes olması ümidiyle toprakla buluşuyoruz. Hedefimiz, zümrüt yeşili bir Türkiye fotoğrafı ortaya çıkarmaktır. İşte bu heyecanla ülkemizin dört bir yanında fidan dikim alanlarını dolduran vatandaşlarıma Ankara’dan şükranlarımı sunuyorum.

Ankara’daki fidan dikim alanından her yaştan, her meslekten, her meşrepten tüm tabiat aşığı kardeşlerime muhabbetlerimi gönderiyorum. Toprakla buluşturduğumuz bu fidanların ülkemiz, milletimiz ve 81 vilayetimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Bu güzel kampanya için Bakanımızı ve ekibini, fidanların dikiminde emeği geçen, katkısı olan herkesi tebrik ediyorum. Özellikle de davete icabet ederek, ağaç sevgisini bir seferberlik haline dönüştüren bir fidan dikimini bir millet meselesi olarak gören aziz milletime şükranlarımı sunuyorum.

Bizimle bu heyecanı paylaşan Kazakistan Başbakanı Değerli Kardeşim’e de aynı şekilde sevgilerimi, onun şahsında Kazakistan Cumhurbaşkanı ve aynı şekilde Aksakalımıza da selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum.

Geleceğe nefes seferberliğimiz gördüğü yüksek ilgiyle hedeflerini aşarak dünyaya örnek olacak bir kampanyaya dönüştü. Bu güzel çabaya destek veren basın mensuplarımıza, sivil toplum kuruluşlarımıza, sanatçılarımıza, sporcularımıza da ayrıca teşekkür ediyorum.

Rekorumuz bugün Guinness Rekorlar Kitabı yetkilileri tarafından Çorum’dan takip edilecek ve kayıtlara geçirilecektir. Milletimizin, özellikle gençlerimizin ve çocuklarımızın kampanyaya ilgisi bu tarihin ve saatin önümüzdeki yıllarda da ağaç günü olarak değerlendirilmesi fikrini ortaya çıkardı. Biz de bu fikri destekledik ve 11 Kasım’ın Milli Ağaçlandırma Günü olarak ilan edilmesiyle ilgili Cumhurbaşkanlığı Kararı’nı geçtiğimiz hafta imzaladım. Resim Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Günü’nün ülkemize, milletimize, gençliğimize, çocuklarımıza hayırlı olmasını diliyorum.

İnşallah bundan sonra her yıl milletimiz takvimler 11 Kasım’ı ve saatler de 11:11’i gösterdiğinde fidan dikmek üzere belirlenen alanlarda olacaktır.

Fidan deyin, ağaç deyip geçmemek gerekiyor. Bakınız, Dede Korkut ağacı ne güzel anlatıyor:

“Ağaç, ağaç dersem sana arlanma ağaç.

Mekke ile Medine’nin kapısı ağaç.

Musa Kelimin asası ağaç.

Büyük büyük suların köprüsü ağaç.

Kara kara denizlerin gemisi ağaç.

Zülfikar’ın kını ile kabzası ağaç.”

İşte bugün burada diktiğimiz fidanların her birinin ileride nerede hangi hayırlı iş için kullanılacağını şimdiden bilemeyiz. Onun için ne kadar çok ağaç dikersek gelece o kadar büyük miras bırakmış oluruz. Ecdadımız ne diyor? “Ağaç dalıyla gürler.” Biz de 82 milyon hep birlikte ortaya koyacağımız eserlerle ve elbette diktiğimiz fidanlarla oluşturacağımız ormanlarla gürlemeyi sürdüreceğiz.

Milletimiz hep olduğu gibi, bugün de tarih yazıyor. İstiklaline ve istikbaline yönelik saldırılara karşı verdiği mücadeleyle tarih yazıyor. Terör örgütlerine karşı tarih yazıyor. Ekonomide, sanayide, ihracatta, turizmde, her alanda tarih yazıyor. İşte burada olduğu gibi ağaçlandırma, yeşillendirme, tabiata sahip çıkma konusunda da tarih yazıyor.

Geçmişte birileri ağaç bahanesiyle şehirlerimizi talan etmeye kakmıştı, haftalarca sokakları ateşe vermişler, esnafımızın malını, mülkünü yağlamışlardı. Bizde işte burada ağaçlandırma yapıyoruz. Peki, nerede o ağaç diyerek ortalığı karıştıranlar? Çevrecilik adına 17 yıldır bize söylemediklerini bırakmayanlar hani nerede? Hiçbiri ortada yok. Dikili ağaçları yok, çünkü bunların derdi ağaç dikmek değil, Türkiye’yi bir çıra gibi yakmaktı. İşte bu yaz olanları duydunuz değil mi? Bodrum’da, Marmaris’te, İzmir’de, Antalya’da, birçok yerde ormanlık alanları nasıl yaktıklarını izledik değil mi? Bu PKK denilen bölücü terör örgütü, onların yan kolları kendileri bunları açıkladılar, biz yaktık dediler. Onlar yaktılar, biz diktik. Bunların derdi çevreyi korumak değil, birileri adına Türkiye’yi kuşatmaktı. Hamdolsun, Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu tuzakların hepsini de boşa çıkardık. Her meselemizde olduğu gibi, ağaçlandırma seferberliğimizde de milletimizle el ele, omuz omuza, gönül gönle çalışıyoruz. Onlar sakalımızı tıraş ettiler, ama bilin ki tıraş edilen sakal daha gür biter. Ama biz onların kollarını kesiyoruz, o yerine gelmez.

Değerli Kardeşlerim,

Bizim kültürümüzde toprağı hem ana, hem de yar olarak görmek, suyu aziz bilmek, ekmeği öpüp alına götürmek vardır.

 Ne diyor Aşık Veysel:

“Dost dost diye nicesine sarıldım,

Benim sadık yârim kara topraktır.

Beyhude dolandım, boşa yoruldum,

Benim sadık yârim kara topraktır.

Karnın yardım kazmayınan, belinen,

Yüzün yırttım tırnağınan, elinen,

Yine beni karşıladı gül ilen,

Benim sadık yârim kara topraktır.

Her kim ki olursa bu sırra mazhar,

Dünyaya bırakır ölmez bir eser,

Gün gelir Veysel’i bağrına basar,

Benim sadık yârim kara topraktır.”

Evet, dünyada toprağı böylesine sadık bir yar olarak gören başka bir millet var mıdır bilmiyorum.

Aynı şekilde Hazreti Mevlana insanlara öğünü yine tabiat üzerinden veriyor:

“Sevgide güneş gibi ol,

Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,

Hataları örtmede gece gibi ol,

Tevazuda toprak gibi ol,

Öfkede ölü gibi ol,

Her ne olursan ol,

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”

Evet, toprakta biten güller solsa da gönüllerde biten güllerin daimi olduğunu söyleyen Hazreti Mevlana misali, biz de fidanlarımızı hem toprağa, hem gönüllere dikiyoruz. Ne mutlu bize ki ecdadımızdan miras aldığımız toprak, ağaç, orman sevgisini işte bu kampanyayla taçlandırıyoruz.

Küresel ısınmanın ve iklim değişinin gündemi işgal ettiği bir dönemde, havanın, suyun, toprağın ve bunların oluşturduğu güzelliklerin korunması için çalışıyoruz. Rabbimin bize emaneti olan tabiatı sadece korumakla kalmayıp geliştirerek, güzelleştirerek bizden sonraki nesillere bırakmanın çabası içindeyiz. Ülkemizin orman alanını ve ağaç servetini çoğaltmak, biyolojik çeşitliliği geliştirmek, çevreyi korumak amacıyla 17 yıldır çok büyük yatırımlar yaptık. 17 yılda toplam 4,5 milyar fidanı toprakla buluşturarak orman varlığımızı 20,8 milyon hektardan 22,6 milyon hektara çıkarttık. Böylece erozyonla kaybettiğimiz toprak miktarını yıllık 500 milyon tondan 154 milyon tona kadar düşürdük.

Başlattığımız 5 bin köye 5 bin orman projesiyle bugüne kadar ceviz, badem, zeytin, defne, kestane gibi ağaçlar yetiştirmek için 14 milyon fidanı toprağa diktik. Böylece insanlarımızın topraktan elde ettikleri kazancın artmasını da sağladık. Bizim yeşil sevdamızın adı, Cumhuriyet döneminin tamamında yapılan ağaçlandırmanın 1,5 katını 17 yılda yapabilmektir. Tabiat sevgimizin adı yanan alanların 40 katı kadar ağaçlandırma yapabilmektir. Bizim yeşil sevgimizi, ağaç hassasiyetimizi, çevre hassasiyetimizi kimsenin terazisi ölçmeye yetmez. 25 yılı aşan hizmet müktesebatımız bunların eşsiz örnekleriyle doludur.

Mesela, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiğimde İstanbul’u kokudan yanına varılmayan bir Haliç’le, çöplerden geçilmeyen sokaklarla, su akmayan musluklarla devralmıştık. Göreve geldiğimizde çöp, çukur, çamur ile anılan, tam 39 insanını patlayan çöplükte kaybeden bir İstanbul vardı. Gece-gündüz çalışarak yaptığımız dev yatırımlarla İstanbul’u tertemiz ve yaşanabilir bir şehir haline getirdik. Metro hatlarından tünel ve köprülere, spor tesislerinden modern atık işleme tesislerine kadar İstanbul’u hak ettiği konuma taşıdık. Bilhassa atık yönetiminde şehrimize çağ atlattık. Daha sonra gelen belediye başkanlarımız da aynı anlayışla, aynı aşkla İstanbul’a hizmet ettiler. Bırakınız yaptığımız hizmetleri, sadece İstanbul’da yaptığımız temel atma ve açılış törenlerini tek tek saymaya kalksak günler, haftalar, aylar sürer.

Şimdi birileri bir önceki dönemde hazırlıkları tamamlanan ileri biyolojik arıtma tesisi yatırımı için, şu gaflete bakın,  “temel atmama” töreni yapıyor. Bunlar temel atma ve açılış töreni gibi işlere zaten yabancılar. Örneğin şahsım, ben zaten pek temel atma törenine değil, daha çok açılışlara giderim, bu benim prensibim, o ayrı. Ama bunların yaptığına bakın, temel atmama töreni. Onun için tıynetlerine, karakterlerine uygun şekilde temel atmama töreni düzenlemişler. Ülkeye ve millete hizmet bunların bünyesine ağır gelir, onun için kendilerine yakışanı yapmışlar.

Ve şimdi vatandaş, tabii orada koku başlayınca sokaklara döküldü. Aslında bu yaklaşımın adı İstanbul’u gelecekte yeniden kokuya, pisliğe, perişanlığa mahkûm etmektir. İstanbul’un ne olduğunu, nereden geldiğini, bugün nerede durduğunu, gelecekte nereye gittiğini bilmeyen bir zihniyetin yapılan ve yapılmak istenen işleri anlamasını beklemek beyhudedir.

Biz 25 yıl önce İstanbul’un 2050’ye kadar olan sorunlarını çözecek adımları atmıştık, ardından da şehrin 2100 yılına kadar olan ihtiyaçlarının çözümünü planladık, şimdi de onları adım adım hayata geçiyoruz. İhtiyaç yok, dedikleri proje işte böyle bir proje. İstanbul’a atık suyu içme suyu kalitesine dönüştürecek kendi alanında dünyanın en modern, en ileri, en gelişmiş teknolojisine sahip bir tesis kazandıracaktık. Tabii hizmet bir vizyon ve nasip meselesidir. Vizyon olmayınca, nasip de bağlı olunca işe burada olduğu gibi önünüze gelen hazır projeyi hayata geçirme fırsatını da tepersiniz. Milletimiz bütün bunları görüyor, takip ediyor, zihninde ve kalbinde de not ediyor. İnşallah vakti, saati geldiğinde hepsinin de hesabını birer birer soracaktır.

Ankara da böyle değil miydi? Ankara’da da yine aynı şekilde sıkıntılar diz boyuydu. Maalesef Melih Bey’den önceki belediye başkanı bu adımları atmadı. Melih Bey’le birlikte bu adımlar atıldı ve Ankara bir değişimi, bir dönüşümü yaşadı. Ve şu andaki Başkent, hava limanından tutunuz hava limanından şehre bütün alt-üst geçitlere varıncaya kadar, park-bahçelere varıncaya kadar, bütün bunlar o dönemde yapıldı.

Değerli Kardeşlerim,

AK Parti deyince akla hizmet gelir, çünkü biz bu millete efendi olmaya değil hizmetkâr olmaya geldik.

Aziz Kardeşlerim,

Bizim çocukluğumuzdan beri söylenen “Tohumlar fidanlara, fidanlar ağaca dönmeli yurdumda” diye tekerleme tadında bir şarkı var, az önce bestesini dinledik. Bu şarkı aynı zamanda maziden atiye kurduğumuz köprünün de ifadesidir. Bugün biz ecdadın mirası üzerine kendi katkılarımızı ilave ediyoruz. Yarın da gençlerimiz bunun üzerine daha fazlasını koyarak geleceğe doğru yürümeye devam edecekler.

Geleceğe nefes ol derken, fidan dikmenin ötesinde çocuklarımıza her bakımdan daha güçlü bir Türkiye bırakmanın kararlılığını da ifade ediyoruz. Bugün dikilen fidanlar her yıl büyüyüp serpilirken çocuklarımız da onlarla birlikte ülkemizin geleceğini kucaklamaya talip bir donanımla kendilerini geliştirecekler. Toprak ne ekersen onu verir, toprağa ne kadar emek verirsen o kadar karşılık alırsın. İnsan da öyledir, bunun için biz insanı yaşat ki devlet yaşasın diyoruz. Kıyametin kopacağını bilseniz dahi, elinizdeki fidanı dikiniz diyen bir medeniyet birikimine sahibiz. Evliya Çelebi bugünkü manzaranın tersine yemyeşil bir Anadolu tasviri yapıyor. Demek ki kaybımız çok. Yurt edindiği toprağa ana diyen bir millet olarak her bakımdan kayıplarımızı telafi edeceğiz. Hem toprağımızı fidanlarla buluşturacağız, hem yeni nesillerin gönüllerini tarihimizle, kültürümüzle, medeniyetimizle şenlendireceğiz.

Bu kampanyaya gösterdiğiniz ilgi için tüm milletime ve burada bulunan sizlere bir kez daha teşekkür ediyorum.

Evet, gençler bayraklarla alandalar. “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

Bismillah diye başladığımız her işi elhamdülillah diyerek, tamamlamış bir milletiz. Geleceğe Nefes Kampanyası’nın da hayırlı neticeler doğuracağına inanıyorum.

Emeği geçen herkesi bir kez daha yürekten tebrik ediyorum. Bu vesileyle daha önce yine Orman Bakanlığı görevlerini yürüten, şu anda milletvekili olarak göreve devam eden Profesör Doktor Veysel Eroğlu Hocamıza da teşekkür ediyorum. Aynı şekilde yine Bekir Pakdemirli kardeşime teşekkür ediyorum. İnşallah ilk nefesimizden, son nefesimize kadar geleceğe nefes olmaya devam edeceğiz.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun. Kalın sağlıcakla.