AK Parti Grup Toplantısında Yaptıkları Konuşma

30.10.2019

Aziz Milletim,

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Kıymetli Misafirlerimiz,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Bu hafta yine Çarşamba günü gerçekleştirdiğimiz Grup Toplantımızın partimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Dün Cumhuriyetimizin kuruluşunun 96. Yıldönümü’nü milletimizle ve dostlarımızla birlikte coşkuyla kutladık. Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere İstiklâl Harbimizin tüm kahramanlarını, ilk günden bugüne kadar Büyük Millet Meclisimizde görev yapan tüm milletvekillerimizi, ülkemize hizmet etmiş herkesi tazimle yâd ediyorum.

Vatanımızın bekası için canlarını feda eden aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Halen sınırlarımız içinde ve dışında ülkemizin güvenliği, milletimizin geleceği için fedakarca görev yapan güvenlik güçlerimize ve diğer kamu personelimize şükranlarımı sunuyorum.

Binlerce yıllık tarih yolculuğumuzdaki son devletimiz olan Cumhuriyetimizi yaşatmak ve daha ileriye taşımak için gayret gösteren, emek veren, ter döken herkese teşekkür ediyorum.

AK Parti olarak hem Meclis’te, hem Hükûmette yaptığımız çalışmalarla ülkemize Cumhuriyet tarihinin tamamında yapılanlardan kat be kat daha fazla eser, hizmet, yatırım kazandırdık. Bunun için Cumhuriyet bayramlarını sadece sözde ve resmi törenle kutlamakla kalmadık, eserlerimizin açılışıyla birer hizmet şölenine çevirdik. Marmaray’ı bundan 6 yıl önce bir 29 Ekim günü hizmete açtık. Bugüne kadar Marmaray’dan geçen yolcu sayısı 403 milyonu buldu. Bundan üç yıl önceki 29 Ekim’de de Başkentimizin gurur abidelerinden olan yüksek hızlı tren gar binasını hizmete aldık. Geçtiğimiz yılın 29 Ekim’inde de Cumhuriyet tarihimizin en büyük yatırımlarından biri olan İstanbul Havalimanı’nın resmi açılışını yaptık. İstanbul Havalimanı’nı da tam kapasiteyle çalışmaya başladığı Nisan ayından beri 41 milyon yolcu kullanmış bulunuyor.

Cumhuriyete birilerinin yıllardır yapageldiği gibi buram buram özenti kokan saçmalıklarla değil, işte böyle ülkeye ve millete en büyük hizmetleri kazandırarak layık olunur. İnşallah Cumhuriyetimize en büyük hizmetimiz de ülkemizi 2023 hedeflerimize ulaştırmak olacaktır. Son 6 yıldır ardı ardına yaşadığımız saldırılar sebebiyle kimi alanlardaki rakamların gerçekleşmesi sonraki yıllara kaymış olsa da 2023 hedeflerimize sıkı sıkıya bağlıyız. Evlatlarımıza bırakacağımız en büyük mirasın onlara 2053 ve 2071 vizyonlarını hayata geçirebilecekleri bir ülke teslim etmek olduğuna inanıyoruz. Allah’ın izniyle Türkiye önündeki psikolojik ve fiziki bariyerleri yıkmıştır. Bugün artık karşımızda kendine güvenen, tarihinden güç alan, milleti ve devletiyle aynı ideallere kenetlenmiş bir ülke vardır. Dün adeta yok sayılan, sadece kendine bahşedilen sınırlar içinde hareket eden bir ülke görünümünden, bugün küresel düzeyde oyun kuran bir devlet haline geldi. 3-5 milyar dolarlık manipülasyonlarla ekonomimizin çökertildiği, 3-5 kontra hamleyle siyasetimizin dize getirildiği, 3-5 terör eylemiyle ülkemizin hizaya sokulduğu günler hamdolsun geride kaldı. Artık her alanda kendi iradesini ortaya koyabilen, gerektiğinde yedi düvele meydan okuyabilen bir Türkiye var. Yıllarca hep tek bir yöne bakmaktan boynu ağrıyan Türkiye nihayet 360 derece görüş açısına sahip bir ülke haline geldi. Bu noktaya milletimizle birlikte verdiğimiz 17 yıllık mücadelenin sonunda ulaşabildik. Siyasette ve yönetimde millete rağmen değil milletle birlikte, milletle beraber hareket etmeyi prensip edinen bir anlayışın hakim olması halinde Türkiye’nin neler yapabileceğini tüm dünyaya gösterdik. İnşallah hep birlikte çok daha fazlasını da başaracağız.

Kardeşlerim,

Elbette bugüne kolay gelmedik. Hem ülkenin yöneticileri olarak bizler, hem de en büyük güç ve moral kaynağımız olan milletimiz çok büyük bedeller ödedi. Vesayet odaklarının direnişinden darbe teşebbüslerine, terör saldırılarından sınırlarımızın tacizine, uluslararası alanda köşeye sıkıştırılma gayretlerinden milli birlik ve beraberliğimize yönelik tuzaklara kadar pek çok badireyle yüzleştik. Tüm bu süreçte sadece Rabbimizden yardım istedik, sadece milletimize güvendik. Hamdolsun başımızı yere eğecek, yüzümüzü kızartacak, bizi güçsüz bırakacak, hezimete uğratacak hiçbir durumla karşı karşıya kalmadık. Girdiğimiz her mücadelede Rabbimizin yardımını da, milletimizin desteğini de hep yanımızda bulduk. Biz de başarılarımıza güvenerek kibre kapılmadık, kerameti kendimizde görmedik, dik durduk ama diklenmedik, zaferle değil seferle mükellef olduğumuzun bilinciyle hep daha çok çalıştık, daha çok gayret gösterdik, daha çok dua ettik, daha çok milletimizle bütünleştik.

Eksiklerimiz, hatta hatalarımız elbette olmuştur, ama art niyetimiz, içten pazarlığımız, korkumuz asla olmadı. Şartlara, rakiplere veya düşmanlara değil sadece Rabbimize teslim olduk, sadece milletimize tabi olduk. En karanlık gecenin bile bir sabahı olduğu gerçeğini asla unutmadık. Bu hakikatin en çarpıcı örneğini 15 Temmuz gecesi yaşadık, sadece 16 saat, 16 saatin sonunda elhamdülillah darbecilere gereken dersi bildiğiniz gibi o gece vermiş olduk. FETÖ’cü teröristler uçaklarıyla, helikopterleriyle, tanklarıyla, silahlarıyla gecenin karanlığında üzerimize geldiğinde milletimizle birlikte direndik ve sabahın ilk ışıklarıyla beraber zaferle buluştuk. Ama nasıl oldu bu? O tankların altına kendini atan milletimizle oldu. O tankların üzerine çıkan milletimizle oldu. Silahların karşısında adeta ölüme meydan okurcasına yürüyen kardeşlerimizle oldu. Bütün bunlarla beraber Rabbim de evet zaferi lütfetti.

Ülkemizin her meselesinde bu anlayışla, bu kararlılıkla, bu cesaretle hareket ettik. Türkiye’yi Suriye gibi, Irak gibi, Libya gibi yapabileceklerini sananlara cevabımızı inlerine girerek, güvendikleri dağları başlarına yıkarak verdik.

Kardeşlerim,

Eğer ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar karşısında eski Türkiye refleksleriyle hareket etseydik, inanın bana çok büyük bir felaketi yaşıyor olurduk. Şayet bugün boynumuzda esaret zinciriyle yıkıntıların karşısında halimize ağlıyor durumda değilsek, bunu milletimizle birlikte ortaya koyduğumuz o büyük direniş ve yeniden şahlanış iradesine borçluyuz. Her ne kadar birileri hâlâ Türkiye’nin verdiği bu büyük mücadelenin farkında değilse de milletimiz olup biteni görüyor ve hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor. Evet, Türkiye yeni bir İstiklâl Harbi veriyor ve hamdolsun zafere doğru adım adım yürüyor. Bu büyük mücadelenin başarası için önce AK Parti olarak bizim kendi birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Cumhur İttifakı olarak ortaya koyduğumuz performans hamdolsun Parlamento içinde de kendini gösterdi ve gösteriyor. Temennimiz, bunun da daha ileri safhalara ayın şekilde yürümesidir.

Milletimizle birlikte kardeşlerim; ekranları başında bizi izleyen milletimize de sesleniyorum, bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız ve hep birlikte Türkiye olacağız. Türkiye’nin en büyük gücü işte bunu başarabiliyor olmasıdır.

Şu gerçeğin sayısız örneğini gördük: Biz kendi içimizde birliğimizi, beraberliğimizi sağlam tuttuğumuzda sahada ve masada sözümüzü dinletebiliyoruz. Ekonomimizin de, savunma sanayimizin de, ticaretimizin, ihracatımızın, istihdamımızın da başarısı buna bağlıdır.

Siyasi tercihi, kökeni, inancı, meşrebi ne olursa olsun, büyük ve güçlü Türkiye mücadelemizde bize destek veren milletimizin her bir ferdine, dünyanın dört bir yanındaki dostlarımıza şükranlarımı sunuyorum.

Yaşadığımız dönemin ehemmiyeti bizi iç siyasetteki gaflet ve delalet ürünü kimi sataşmalardan, iftiralardan, hezeyanlardan uzak durmaya mecbur bırakıyor. İşte ekonomiyle ilgili çökerttik-çökertiyoruz, battı-bitti dediler. Ne oldu, bitti mi, battı mı? Elhamdülillah, biz küllerimizden nasıl tarihte ayağa kalktıysak, şimdi yine aynı şekilde ayağa kalktık ve yola devam ediyoruz. Görüldüğü gibi faiz sürekli olarak iniyor, enflasyon aynı şekilde geriliyor, en yakın zamanda inşallah enflasyonda da tek hane rakama ulaşacağız, faizde aynı şekilde ulaşacağız, bunu başaracağız ki ekonomi rayına oturmuş olsun, hiç budan endişeniz olmasın bu olacak.

Elbette densizlik düzeyine varan söz ve davranışlara ilgili arkadaşlarımız gereken cevabı veriyorlar, verecekler. Ama biz tüm vaktimizi, enerjimizi ve konsantrasyonumuzu ülkemizi bu fırtınadan sağ salim bir şekilde çıkarmak için teksif ediyoruz.

Biz milletimize sorumluluğumuzu en güzel şekilde yerine getirmenin gayretindeyiz. Biz Türkiye’yi hayalleri ve hedefleriyle kucaklaştırmanın derdindeyiz. Buradaki her bir arkadaşımız da bulunduğu yerde işini en güzel, en verimli, en samimi şekilde yürüterek bu mücadeleye destek olacaktır. Meclis grubumuz olarak sizlerden ricam da, komisyon ve Genel Kurul gündemindeki kanun çalışmalarını en küçük bir boşluğa ve hayata yer vermeyecek şekilde hassasiyetle yürütmenizdir. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Tabii buraya bir parantez açıyorum Değerli Arkadaşlar, Sevgili Kardeşlerim,

Allah rızası için Parlamento çalışmalarımızda lütfen karar yeter sayısı noktasında grubumuzu darda, zorda bırakmayın. Toplantı yeter sayısında grubumuzu darda, zorda bırakmayın. Önce toplantı yeter sayısı, karar yeter sayısı, hep birlikte orada yer alacağız ki, muhalefetin karşısında gülünç duruma düşmeyelim; bir iktidar partisine yakışan budur. Bu millet Değerli Kardeşlerim, sizleri, bizleri buraya bunun için gönderdi, eğer bunu yapmazsak bunun vebalinden kurtulamayız. Ve bakın açık konuşuyorum, aldığımız ücreti de kendimize helal kılamayız.

Yani Grup Başkanımızın, başkanvekillerimizin müsaadesi olmadan, yurt dışında bazı görevlendirmeler, görevler vesaireler olmadan arkadaşlarımızın Salı, Çarşamba, Perşembe, fevkalade bir şey olmadıktan sonra 3 gün ya, 3 gün şu Meclisteki çalışmalarda sürekli bulunmamız lazım, bulunacağız ki işi hakkını verelim.

Şimdi bir bütçe dönemine giriyoruz, bu dönemde sürekli olarak malum komisyon çalışmaları var vesaire, ondan sonra değerli arkadaşlar, Parlamentoda takdimler olacak. Bütün bunlarda eğer iktidar partisi olarak, biz Cumhur İttifakı olarak yerimizi almazsak bunun izahı olmaz, bunu harfiyen yerine getirmemiz lazım Başkan.

Değerli Arkadaşlar,

Türkiye sadece 81 vilayetten ve artık 82 milyona ulaşmış olan vatandaşlarından ibaret bir ülke değildir. Geçmişte yıllarda bizi kendi içimize hapsederek ve kendi içimizde kavga ettirerek hem medeniyet, hem tarih misyonumuzdan uzak tuttular. AK Parti’nin Türkiye’ye belki de en büyük hizmeti işte bu kısır döngüyü kırmış olmasıdır. Milletimizi yeniden kadim geçmişiyle buluşturmayı ve büyük hedefler sahip bir vizyon kazandırmayı biz başardık. Artık hiç kimse Türkiye deyince Edirne’yle Kars, Sinop ile Hatay arasında sınırlı bir coğrafyayı anlamıyor, bu sadece devletimizin resim sınırıdır, gönüllerimizin sınırları ise neredeyse tüm dünyayı kucaklayacak genişliğe sahiptir.

Ecdadımızın asırlar boyunca 3 kıta, 7 iklimi yönettiği Topkapı Sarayı’nın Bâb-ı Hümâyun Kapısı’nın yanı başında aynen şöyle yazıyor: “Ye'vâ ileyhi küllü mazlûm”, yani bütün mazlumlar ona sığınır. Kime? Osmanlı’ya. Kapısı çalınacak olan yer neresi? İşte Topkapı. Bu söz medeniyetimizin ve tarihimizin insana, dünyaya, hayata batışının en sarih ifadesidir. Yeni Zelenda’da cami basıp katliam yapan alçağın silahına kazıdığı sembollere baktığımızda ise tam tersi bir zihniyet karşımıza çıkıyor. Bu anlayışın yücelttiği isimlerin neredeyse tamamı dönemlerinin katilleri olduğu halde zalimler tarafından sembolleştirilmiş kişilerdir. Halbuki bizim ecdadımız asırlarca idaresi ve nüfuzu altında kalan on milyonlarca kilometrekarelik coğrafyayı bütün mazlumlar ona sığınır anlayışıyla yönetmiştir. İspanya’daki Yahudilerden Rusya’daki muhaliflere, Kafkasya ve Balkanlar’daki masumlardan Afrika’daki gariplere kadar herkes başı dara düştüğünde buraya sığınmıştır.

Kardeşlerim,

Senegal Goree Adası, oradan on binlerce köle, evet, ayaklarında, boyunlarında zincirlerle ta Amerika’ya kadırgalarla taşınmıştır. Şimdi bunun hesabını acaba Amerika tarihe nasıl verecek? Asıl sorumlu olan bunlar. Ama böyle bir hesap verildi mi? Ben o adadaki hücreleri gördüğümde insanlık burada yaşamış dedik.

İstiklâl Harbimizi verirken bu coğrafyanın tamamından maddi ve manevi destek aldık. Bugün Osmanlı coğrafyasının neresine giderseniz gidin kardeşlerim, Türk dendiğinde insanların gözlerinde bir sevgi, saygı, muhabbet ışıltısı görürsünüz. Hatta bu coğrafyaların elimizden çıktığı dönemlerde milletimize husumet besleyenler dahi şimdi bizi muhabbet dolu bir şekilde karşılıyor. Bu büyük coğrafyada Türk, bir kavmin değil bir medeniyetin adıdır. Bunun için her fırsatta Türkiye diyoruz, Türk milleti diyoruz. Biz de bugün işte bu büyük medeniyeti yeniden ayağa kaldırmanın, yeniden tüm dünyada özlemle beklenen hale getirmenin çabası içindeyiz. Dün olduğu gibi bugün de kalbimizi ve imkânlarımızı rengine, diline, inancına, fikrine, zikrine bakmadan tüm mazlumlara açıyoruz.

Peki, karşı cenahta durum nedir? Barış Pınarı Harekâtımızla bir kez daha gördük ki, karşımızdakiler bir asır önce, iki asır önce ne hissediyorlarsa onu hissediyor, ne yapıyorlarsa onu yapıyorlar. Görünüşte ne kadar medeni, ne kadar zengin, ne kadar gelişmiş olurlarsa olsun, içlerindeki kini, nefreti, ilkelliği her fırsatta ortaya koyuyorlar, değişen bir şey yok.

Bakınız, Barış Pınarı Harekâtı başladığından beri yurt dışında, bilhassa da Avrupa’da terör örgütü mensupları tarafından ülkemiz aleyhine 700’e yakın eylem gerçekleştirildi. Bunların çoğu bizimle NATO’da beraberler, bunların çoğu şu anda işte müzakerecisi olduğumuz Avrupa Birliği’nde bizim muhatabımız, ama bütün bunlara rağmen bu eylemler bunların ülkelerinde düzenleniyor, üstelik de bunların polislerinin nezaretinde düzenleniyor, ses var mı? Yok. Bu eylemlerde 79’u doğrudan bayrağımıza, misyonlarımıza, camilerimize, derneklerimize veya vatandaşlarımıza yönelik şiddet içeriyor. Gerçekleştirilen saldırılarda 36 insanımız yaralandı. Yine bu saldırılarda ülkemize veya vatandaşlarımıza ait pek çok bina, araç, iş yeri zarar gördü. Üstelik terör örgütü yandaşları bu saldırılarını Avrupa devletlerinin siyasi ve fiili himayesinde gerçekleştiriyor. Terör örgütü yandaşları vatandaşlarımızı hedef alırken, o ülkelerin emniyet güçleri masumları korumak yerine, ellerini-kollarını tutarak karşı tarafın daha rahatça hareket etmesini sağlıyor.

Türkiye lehine en küçük bir söze ve davranışa izin vermeyenler, kendi ülkelerinde terör örgütü olarak kabul ettiği PKK’nın sembollerinin sokaklarında dolaştırılması için her türlü kolaylığı gösteriyor.

Değerli Kardeşlerim,

Buradan bir kez daha Avrupa başta olmak üzere terör örgütlerini destekleyen ülkelere sesleniyorum; yanlış yapıyorsunuz, bugün kendi ellerinizle beslediğiniz terör yılanı eninde sonunda dönüp sizi de ısıracaktır, bunu böyle biliniz. Sokaklarınızda bombalar patlamaya, teröristlerin silahları ölüm kusmaya, Vandallar etrafı yakıp yıkmaya başladığında yaptığınız yanlışı elbette anlayacaksınız. Bu Sarı Yelekliler var ya, sadece bir ülkede olmayacak. Ya? Bütününde olacak, olacak olacak. Zira al mazlumun ahını çıkar aheste aheste, çıkacak. Ama o zaman da iş işten geçmiş olacak, gelin yol yakınken bu yanlıştan dönün. Sırf bir beladan kurtulmak için ülkenizden içi silah dolu çantayla uçağa binip ayrılan teröristlere dahi yıllarca göz yumduğunuzu biz biliyoruz. Size isimlerini bildirdiğimiz teröristler konusunda hiçbir işlem yürütmediğinizi de biliyoruz. Şimdi de kendi vatandaşınız olan teröristleri teslim almamak için kıvrandığınızı da biliyoruz. İşte DEAŞ’ta sizin teröristleriniz var, hadi alın diyoruz, kaçıyorsunuz, almıyorsunuz. Bu teröristleri siz yetiştirdiniz, niye almıyorsunuz? Hadi alın. Alamazlar, niye? Çünkü bu biraz da karakter meselesi. Böyle yaparak aslında kendi geleceklerini tehlikeye atıyorlar. Biz Türkiye olarak her türlü terörün ve teröristin üstesinden Allah’ın izniyle bir şekilde geleceğiz ve geliriz; içeride de, dışarıda da. Çünkü biz yaşadığımız coğrafyada bin yıldır kesintisiz bir mücadele içindeyiz, ama bunlar bunu başaramaz. Çünkü bunlarda bunu yapacak yürek de yok, tecrübe de yok, irade de yok. Bunlar sadece sömürmeyi bilir, siz sadece sivilleri acımasızca katletmeyi bilirsiniz. Siz sadece çıkarınız için herkesi ve her şeyi kullanmayı bilirsiniz. Bugüne kadar Suriye’ye, Irak’a, Kuzey Afrika’ya hapsettiğinizi sandığınız o terör baronları bir gün mutlaka patlayacak. İşte o zaman burada saçılan pislikler her tarafınıza şiddet olarak, kan olarak, acı olarak, kaos olarak bulaşacak. Ülkelerinizde himaye ettiğiniz, destek verdiğiniz, temsilcilerini en üst düzeyde ağırladığınız o teröristlerin ellerinde nice masumların kanı var. Onları kucaklayarak siz de aynı insanlık suçuna ortak oluyorsunuz. Bazı ülkeler milli güvenliklerine tehdit olarak gördükleri teröristleri her nerede olursa olsun bulup ortadan kaldırıyor. Öyleyse Türkiye’nin aynı hakka sahip olduğunu kabul ediyorlar demektir. Buna ellerini sıktıkları, övgüler dizdikleri teröristler de dahildir. İnşallah yakında bu konuda milletimize müjdelerimiz olacaktır. Biz her fırsatta ikaz görevimizi yaparak bununla yetinmeyip gerektiğinde istihbarat da vererek, vicdani ve ahlaki sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz.

Diğer ülkelerden tek beklentimiz, teröriste terörist gibi, masuma masum gibi, haklıya haklı gibi, haksıza haksız gibi davranmalarıdır. Bu denge bozulduğunda mazlumun ahı göğe yükselir ve o ah dağları devirir. Biz mazlumun bedduasının arada hiçbir perde olmadan doğrudan Rabbine ulaştığına inanıyoruz. İşte o zaman ilahi adaletin tecellisi de kaçınılmaz hale gelir. Bu vesileyle yurt dışında bulunan tüm vatandaşlarımıza diyorum ki Türkiye tüm gücü ve imkanlarıyla daima yanınızdadır. Vatandaşlarımızın uğradıkları saldırılar ve haksızlıklar konusunda gereken her türlü girişimde bulunacak, mutlaka hesap soracağız. Yurt dışındaki kardeşlerimizin siyaset, sivil toplum faaliyeti ve ekonomik güç yoluyla yaşadıkları ülkelerin karar alma mekanizmalarında etkin hale gelmeleri çok önemlidir.

Eskiden beri Ermeni terör örgütlerini ve PKK’yı, son dönemde FETÖ’yü destekleyenler bunu yapabiliyorsa, bizim vatandaşlarımız da aynı başarıyı göstermelidir. Sadece Avrupa’da yaşayan 5 milyonun üzerindeki vatandaşımız birlik ve beraberlik içinde hareket ederek gücünü ortaya koyduğunda, bunun karşısında kendine çekidüzen vermeyecek hiçbir ülke yoktur. Ya bunlar şu anda Barış Pınarı Harekâtı sebebiyle askerini selamlayan sporcularımızdan korkacak kadar zavallıdır. Sporcularımızın selamından evet korkacak kadar zavallılar. İşte bakın bir kız tekvandocumuz şampiyon oluyor, asker selamını çakıyor, bunlar korkuyor; bunların durumu bu, tablo bu. Onun için biz durmadan kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz, selamımıza da ara vermeyeceğiz. Selam tüm Mehmetçiğimize diyecek yola devam edeceğiz.

Artık aramızdaki küçük farklılıklardan kaynaklanan ayrılıklara, çekişmelere, husumetlere bir son vermenin vakti gelmiştir. Türkiye’nin burada yürüttüğü beka mücadelesinin en önemli ayaklarından birini de yurt dışındaki vatandaşlarımızın oluşturduğunu görmeli, kabul etmeli ve gereğini yerine getirmeliyiz. Özellikle de Avrupalı ve Amerikalı Türklere yakışan budur. Dış temsilciliklerimiz ve resmi kurumlarımız vasıtasıyla bu konuda yapılacak tüm girişimlere elbette destek vereceğiz. Ama asıl olan, vatandaşlarımızın kendi inisiyatifleriyle bu başarıyı sağlamalarıdır. İnşallah o günlerin de yakın olduğuna inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Terörle mücadele ve ülkemizdeki Suriyelilerin geri dönüşleri konusunda attığımız adımlara, 9 Ekim’de başlattığımız Barış Planı Harekâtıyla bir yenisini daha ekledik. Bu harekât asla bir sürpriz değildir. Fırat Kalkanı Harekâtıyla Suriye topraklarını güvenli hale getirmeye başladığımız günden beri bu bölgeyi de teröristlerden temizleyeceğimizi söylüyoruz. Bu aslında bir bölgeyi terörden temizleme harekâtıdır. Zira o kuşak, 444 kilometre Irak sınırından Cerablus’a kadar olan o kuşak bizim için her an bir tehdit, bir taciz kuşağıydı. Ve burası terörle adeta bezenmiş, oradan sürekli olarak da bizim sınır illerimize taciz atışlarının yapıldığı bir yer. Ve biz sürekli ne dedik? Burayı temizleyin, temizlemediğiniz takdirde gereğini biz yaparız dedik ve yaptık. Buna rağmen harekâta başladığımızda hem bölgede etkinlik gösteren güçler, hem de genel olarak dünya kamuoyunda bir şaşkınlık hali belirdi. Çünkü onlar bu kadar kısa sürede bir netice alacağımıza ihtimal vermiyorlardı. Türkiye’nin söylediğini yapacak güce, iradeye, kararlılığa ve imkâna sahip bir ülke olduğunun hâlâ yeterince kabul edilemediği anlaşılıyor. Tabii biz kimin ne dediğine değil kendimizin neye ihtiyacı olduğuna bakıyoruz. Sınırlarımızı teröristlerden arındırmak ve ülkemizdeki Suriyelilerin geri dönüşünü sağlamak için bu harekâta ihtiyacımız vardı ve yaptık. Son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda görüştüğüm 20 kadar dünya lideriyle hepsine plan, projelerimizi takdim ettik, anlattım. Buyurun, hadi siz de buraya destek verin. Hepsi; çok güzel, bakıyorlar, ama desteğe gelince maalesef hiçbirisinde ses yok. Niye? Çünkü bunlar mağdur ve mazlumun yanında değiller. Asla böyle bir adım atma niyetleri de yok. Bunlar sadece değerli kardeşlerim, öldürmeyi bilirler. Sadece silah satmayı bilirler. Gelelim de burada bir destek verelim, böyle bir şeyin içinde yoklar. Bunu sadece burada yapmadılar, bunu daha önce ilk attığımız adımlarda Irak’ta da yaptılar, burada da yaptılar. Bizim de tabii ki B planımız da var, C planımız da var, inşallah vakti saati geldiğinde onu da yapacağız. Ama petrol dediğin zaman hemen dalarlar, petrole yürürler, bunda hiç geri durmazlar. Çünkü bunlar için petrolün bir damlası binlerce insanın kanına bedeldir; böyle bir yapının içindeler.

Kahraman askerlerimiz ve Suriye Milli Ordusu mensubu Suriyeli kardeşlerimiz neredeyse birkaç saat içinde harekât sınırı olan o 30 kilometrelik derinliğe indiler. Şu anda Barış Pınarı Harekâtı bölgesinde 4219 kilometrekare alan içindeki 558 yerleşim birimini 900’ün üzerinde teröristi etkisiz hale getirerek temizlemiş durumdayız. Dolayısıyla Tel Abyad ve Rasulayn arası şu anda kontrol altında, burada böyle bir durum söz konusu. Ama bizim için yeterli mi? Değil. Bunun için Tel Rıfat’taki teröristlerden buranın temizlenmesi sözünü aldık ve şu an itibariyle bu teröristlerden temizlendiğine dair bize Rusya Federasyonu gerekli olan bilgileri veriyor. Yeterli mi? Yine değil. Münbiç’ten de YPG’yi temizleme sözünü aldık, onun için de temizledik diyorlar. Tabii Silahlı Kuvvetlerimiz bunun da takibi içinde. Yeter mi? Yine yetmez. Bizim için bir diğer önemli adım da, özellikle tabii Tel Rıfat ve Tel Rıfat’ın batısına doğru gidiyoruz, bugünkü adıyla Kobani, eski adıyla Ayn el Arap, buranın da teröristlerden boşaltılması, kontrolümüzün altına girmesi lazım.

Peki, ne olacak, ya buraya biz mi gireceğiz? Hayır ya, buraya Suriyeli kardeşlerimiz girecek, buraların gerçek sahipleri girecek. Bizim derdimiz; onların yerlerine gitmesi, yerlerine girmesi, biz bu adımları bunun için atıyoruz. Dedim ya,  mazlumlar meselesi. İdlib’de benzer şeyler olmadı mı? İdlib’de de aynı şeyler oldu. İdlib, yaklaşık 4 milyon civarında insanın yaşadığı bir yer. Ve buradan 300-400 bin insan bizim sınırlarımıza doğru yürüdüler ve bu insanlar aynen şu andaki 4 milyon gibi bizim sınırlarımızdan herhalde içeri girdiği zaman bu 4 milyonun üzerine çıkacaktı. Ama biz buna rağmen gerekli müdahaleyi yerinde yaptık ve orada bunun önünü kesmiş olduk. Şimdi kontrolü devam ettiriyoruz. İstiyoruz ki bir an önce ilk etapta Tel Abyad, Rasulayn, burayı bir halledelim, ondan sonra diğer bölgeleri ki şimdi Rusya ile birlikte devriye çalışmasına inşallah başlayacağız. Bu devriye çalışmasıyla beraber sınırımızdan güneye doğru bir 7 kilometrelik derinlikte devriye çalışmasını sürdüreceğiz ve daha sonra gereğini yine görüşmeler yoluyla devam ettireceğiz.

Kısa sürede elde ettiğimiz bu başarı sahada ve uluslararası alanda adeta bir panik halinin ortaya çıkmasına yol açtı. Maalesef bizim, teröristlerin şehit ettiği 20 evladımız var ve yaralamış olduğu 185 sivil vatandaşımız var. Bunlarla ilgili üzüntülerini belirtmek üzere arayan hiçbir Batılı ülke olmadı. Yine arayanlar içinde şehit olan 9 ve yaralanan 137 güvenlik görevlimizden söz eden de hiçbir Batılı olmadı. Aynı şekilde Suriye halkının gerçek evlatları olan Suriye Milli Ordusu saflarında vatanlarını teröristlerden temizlerken şehit olan 124 ve yaralanan 463 kardeşimizi de soran bizden başka olmadı. Onlara terörist diyorlar, kim? Amerika. Niye terörist? Ya bunlar bu toprakların sahipleri, topraklarını savunuyor, onlara nasıl terörist dersiniz? Ve şu anda bunlar bizim askerlerimizle beraber bu topraklarda kendi evlerini, kendi topraklarını savunurken şehit olanlar. Ve bunların bu noktadaki inancı, geçenlerde bir televizyonda da söyledim; bunlar ölümü korkutan, ölümü öldüren mücahitler. Askerimizle olan dayanışmaları, askerimizle olan gerçekten bu dayanışmalarının neticesi hamdolsun bu zafere doğru bizleri götürüyor. Rabbim bizlere inşallah zaferi en yakın zamanda nasip etsin.

Teröristleri kurtarma harekâtı noktasına gelince, Batı bu harekâtı durdurmamızı istiyor. Hep de sordukları soru şu biliyor musunuz, sloganik: Ne kadar kalacaksınız? Ben de kendilerine şunu söylüyorum: Siz ne zaman çıkıyorsunuz onu söyleyin. “Berlin’de bir toplantı yapsak, Londra’da bir toplantı yapsak.” Bu toplantının yapılacağı üç yer var; ya Şanlıurfa, ya Gaziantep, ya İstanbul, gelin burada yapalım. Şimdi bu soru, bu teklif yani gerçekten akılla-mantıkla izahı yok ya. Olayın olduğu yer burası, sen beni Berlin’e çağırıyorsun. Ben turist miyim ya, ne işim var benim orada? Eğer bu konuda samimi, dürüstseniz buyurun olayın yaşandığı yere gelin, gelin de belki size bir de sınırları gezdiririz, buraları da görme fırsatınız olur, ama yok. En son dedik ki; 3-4 Aralık’ta Londra’da malum NATO Liderler Zirvesi var, NATO Liderler Zirvesi’ne geldiğimizde orada zaten bir genelleme yapacağız, orada da bu görüşmeleri ayrıca yapabiliriz.

Bu arada tabii Başkan Trump’la yaptığımız bir telefon görüşmesinin ardından Amerikalılar ülkemize bir heyet gönderdiler. Başkan Yardımcısı Pence’in başkanlığındaki Pompeo ile birlikte, aynı zamanda Ulusal Güvenlik Başkanıyla birlikte bir heyet geldi, oturdu konuştuk, müzakerelerimizi yaptık ve sonuçta 13 maddelik bir mutabakat metnini kamuoyuyla paylaştık. Bu mutabakata göre, Rasulayn ve Tel Abyad arasında yer alan 120 kilometre genişlik ve yaklaşık 30-32 kilometre derinlikteki bölgenin terör örgütlerinden arındırılması gerekiyordu, bunun için harekâtımıza 120 saatlik süreyle ara verdik. Belirlenen sürenin sonunda maalesef hala teröristler tarafından bölgedeki askerlerimize ve Suriye Milli Ordusu’na yönelik saldırılar devam ediyor. Adeta karış karış tarayarak hem teröristleri imha ediyor, hem tahkimatları yıkıyor, hem de kalan mühimmat ve malzemeleri topluyoruz. Açık konuşuyor ve muhataplarımızı ikaz ediyorum, bu hattın dışından gelecek saldırılara en sert şekilde karşılık verecek ve gerekirse güvenli bölge sahamızı genişleteceğiz.

Ardından sınır bölgemizin diğer yerleri için Rusya Devlet Bakanı Putin ile Soçi’de bir görüşme gerçekleştirdik, heyetlerimizle birlikte yaptığımız müzakerelerin ardından Rusya ile de 10 maddelik bir mutabakat metni üzerinde uzlaşıp bunu da kamuoyuna Rusya’dan açıkladık. Buna göre Barış Pınarı Harekâtı bölgesinin doğusundaki Aynel Arab ile batısında kalan uzunca bir bölgede yine 30 kilometre derinliğinde teröristlerden arındırılmış bir bölge oluşturuyoruz. Bunun ilk 10 kilometresinde Ruslarla ortak devriye yaparak durumu bizzat kontrol altında tutacağız, diğer bölgeler için de Rusya’nın verdiği güvenceler var.

Bilindiği gibi bu konuda Ruslarla vardığımız 150 saatlik mutabakatın süresi dün akşam saat 18:00’de sona erdi. Dün heyetlerimiz arasında yapılan görüşmelerde Rusya tarafı bize, Tel Rıfat, Münbiç ve Fırat’ın doğusundaki bölgelerden 34 bin terör örgütü mensubunun beraberindeki 3260 ağır silahla birlikte 30 kilometrelik hattın dışına çıktığını ifade etmişlerdir. Her ne kadar bizim elimizdeki bilgiler bu konuda henüz tam manasıyla başarılı olunamadığına işaret ediyorsa da, sahadaki tespitlerimizin ardından kendilerine gereken cevabı vereceğiz. Bu kapsamda Cuma günü sahada Ruslarla ortak çalışmaları başlatıyoruz, yani devreye çalışmaları dediğimiz çalışmayı başlatıyoruz.

Şayet terör örgütü mensuplarının 30 kilometrelik alanın dışına çıkartılamadığını görürsek veya her nereden olursa olsun saldırılar sürerse kendi harekâtımızı gerçekleştirme hakkımızı saklı tutuyoruz. Gelişmelere göre bu konudaki tavrımızı belirleyecek ve hayata geçireceğiz. Şimdilik elimizdeki kazanımları güçlendirmeye bakacağız.

Güvenli hale getirdiğimiz yerlerde altyapının güçlendirilmesi, idari kapasitenin geliştirilmesi çalışmalarına hemen başladık. Suriyelilerin güvenli hala getirdiğimiz yerlere geri dönüşleriyle ilgili projemizi de süratle hayata geçireceğiz. Avrupalı liderlerle ya Kasım içinde ülkemizde ya da Aralık başında Londra’daki NATO Zirvesinde bu konuyu detaylı bir şekilde ele alacağız.

Unutmayınız kardeşlerim, ekranları başında bizi izleyen aziz milletim; bu tür mücadeleler uzun solukludur. Bazen bize 30 kilometrenin ötesindeki teröristler ne olacak, diye soruyorlar. Diğerlerine ne olacaksa onlara da aynısı olacak, son teröriste kadar tamamı temizlenecek. Gerektiğinde sahada, gerektiğinde masada oyunu değiştirecek hamleler yaparak hedeflerimize doğru ilerlemeyi sürdüreceğiz. Biz bölgemizde neredeyse yarım asırdır ilmik ilmik işlenen bir büyük oyunu bozduk, bozuyoruz. Şimdi adım adım kendi planlarımızı, projelerimizi, önceliklerimizi hayata geçiriyoruz, aynı kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.

Aziz Kardeşlerim,

Barış Pınarı Harekâtının özellikle Amerika’da sadece güvenlik politikaları ve diplomatik ilişkiler düzeyinde değil, iç politika da çok ciddi sonuçlar doğurmaya başladığını görüyoruz. Bunun iki ayrı örneğine dün gece Temsilciler Meclisinde kabul edilen tasarılarla hep beraber şahit olduk.

Bu tasarılardan biri, sözde Ermeni soykırım iddialarıyla ilgili. Esasen Amerikan siyaseti içinde bir ekip yaklaşık 20 yıldır bu yönde gayret gösteriyor. Bugüne kadar yönetimlerin feraseti sayesinde engellenen bu yöndeki girişimler Amerikan kamuoyunda ülkemizde aleyhinde oluşan hava kullanılarak Temsilciler Meclisi’nden geçirildi, yani bir anda fırsatçılık yapıldı.

Buradan Amerikan kamuoyuna da, tüm dünyaya sesleniyorum; bu atılan adımın hiçbir kıymeti harbiyesi yok, bunu tanımıyoruz zaten. Açık konuşmak gerekirse kendi dilimizle buna cevap verelim, kendileri çalıp kendileri oynuyor, yapılan bu. Buna rağmen ülkemize atılan bu iftiranın bir ülke Parlamentosunda kabul görmüş olmasından dolayı üzüntülüyüz. Bu nasıl bir anlayıştır?

Biz yıllarca şunu söyledik: Dedik ki, bu iş tarihçilerin işidir, bu iş arkeologların işidir, görevlendirelim, heyetleri oluşturalım, onlar bu çalışmayı yapsınlar. Bu işe bir siyaset gömleği giydirilmesin. Bütün bu çalışmalar yapıldıktan sonra siyasetçiler masaya otursunlar, ondan sonra da bunun adını koyalım. Ve biz arşivlerimizi açtık, şu anda bizim arşivlerimizde 1 milyonun üzerinde bununla ilgili belge var. Ermenilerin elinde varsa, onlar da açsınlar arşivlerini, ama bugüne kadar Ermeniler bu konuda herhangi bir arşiv sunamadılar; ya yok ki sunsunlar, yok ki sunsunlar. Ve sadece uluslararası camia, karşımızda kim var? Türkiye var, Türkiye’den daha büyük düşman olur mu ya? Türkiye’nin aleyhine ne olacaksa bunu yapalım, bunu demekle bir yere varamazsınız. Hep söylerim, bal bal demekle ağız tatlanmaz, suçlusun suçlusun demekle de bizi suçlayamazsınız, böyle bir şey yok.

Ve atmış olduğunuz bu adımı, almış olduğunuz bu kararı biz tanımıyoruz. Ülkemiz aleyhine oy kullanan tüm Temsilciler Meclisi üyelerinin bir an önce gerçekleri görmelerini diliyoruz.

Her şeyden önce Türkiye geçmişte uzun yıllar Ermeni terör örgütlerinin saldırılarına maruz kalmış bir ülkedir. Özellikle şimdi ben Amerika’ya tekrar sesleniyorum, 1970’li ve 1980’li yıllarda ASALA 21 farklı ülkede Türk büyükelçiliklerine ve temsilciliklerine 100’den fazla silahlı saldırı gerçekleştirdi, bundan haberiniz var mı? Bunun belgeleri, her şeyi elimizde. Bu saldırılarda 40’ın üzerinde diplomatımız ve temsilcimiz şehit oldu, bundan haberiniz var mı? Türkiye’nin bu kayıplarından söz dahi etmeyen, ancak bir asırdan daha uzun süre bunları aşmış olan önce yaşanmış bir hadise konusunda tek taraflı hüküm veren bu tür girişimlerin tamamını ret ediyoruz.

Ve şunu tekrar söylüyorum: Bizim inancımızda soykırım kesinlikle yasaktır. Buradaki bir tehcir olayını soykırım olarak ifade edenler sadece kendilerine göre bir suçlu aramanın gayreti içerisindeler. Böyle bir ithamı milletimize yapılmış en büyük hakaret addederiz. Türkiye Büyük Millet Meclisimizin bu tarihi hakikatlere aykırı, tamamen iç politika mülahazalarıyla atılmış adıma derhal hak ettiği cevabı inşallah verecek ben hazırlıkların yapıldığını gördüm ve Meclisimize gelecek. Temennim odur ki, bu metin Meclisimizden ittifakla geçer ve bu da aynı şekilde Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderilir.

Tarihleri soykırım, kölelik, sömürü lekeleriyle dolu bir ülkenin Türkiye’ye ne söz söyleme, ne ders verme hakkı olamaz.

İnşallah bu meseleyi önümüzdeki günlerde de yakından takip edecek, gereken adımların atılmasını, cevapların verilmesini sağlayacağız.

Temsilciler Meclisinde kabul edilen diğer tasarı Barış Pınarı Harekâtı bahanesiyle ve ipe sapa gelmez iddialarla şahsıma, aileme, bakanlarıma yaptırım uygulanması talebiyle ilgilidir. FETÖ’nün yıllarca piyasada dolaştırdığı iddialara dayandırılan ve hiçbir tutarı olmayan bu tasarıyı da şiddetle ret ediyoruz. Ya Amerika bir FETÖ’ye mahkum olacak kadar küçüldü mü ya, bu ne haldir? Önce ülkemizde kalkıp da 400 dönüm arazi tahsis ettiğiniz bu adamın hâlâ, Adalet Bakanlığımız sizlere 90 koli bu adamın suç layihasını gönderdi, Türkiye mahkemelerinin verdiği dosyaları gönderdi. Ya da bir de oturun şunu bir inceleyin ya, burada ne var, ne yok diye bunlara bir bakın. Bakmıyorsunuz ve böyle bir terörist başını, Türkiye’ye darbe yapan böyle bir terörist başını ülkemizde saklıyorsunuz. Yoksa bu sizin özel olarak değerlendirme noktasında kullandığınız bir manivela mıdır, bunu da söyleyin. Bundan size bir fayda gelmez. İstediğiniz kadar bunu düşünerek elinizde, avucunuzda bunu tutun, bir şey gelmez. Ya bunu bize teslim edeceksiniz ya da bizden bundan sonra herhangi bir suçluların iadesiyle ilgili anlaşmalar konusunda herhangi bir iade beklemeyin.

Onbinlerce insanın katili bir terör örgütü olan PKK’yı desteklemek uğruna Türkiye’ye ve şahsıma saldıranlara asla eyvallah etmeyeceğiz. Karşımıza delikanlıca çıkmak yerine, Türkiye’yi bu tür bel altı vuruşlarla dize getireceklerini sananlar hep hüsrana uğradılar, bu defa da aynısı olacaktır.

Amerika’nın müttefiklik ilişkimiz yanında siyasi dostluğumuzu da sorgulamamıza sebep olacak adımlar atmakta ısrar etmesi, ileride en çok kendine zarar verecektir. İnşallah bu yanlıştan da bir an önce döneler.

Bu duygularla bir kez daha sizlere Meclis çalışmalarında başarılar diliyorum.

 Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.