AK Parti Grup Toplantısında Yaptıkları Konuşma

05.11.2019

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Kıymetli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Grup Toplantımızın ülkemiz ve partimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Geçtiğimiz Pazar günü 3 Kasım 2002 milletvekili genel seçimlerinin 17. yıldönümüne ulaştık. Bu seçimlerde AK Parti yüzde 34,3 oy oranı elde ederek Mecliste üçte ikiye yakın bir çoğunlukla 363 milletvekiliyle tek başına iktidara geldi. Aradan geçen 17 yılda Türkiye’yi nereden nereye getirdiğimize baktığımızda, gerçekten göz kamaştırıcı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Üstelik bu 17 yıllık dönemde Türkiye vesayetle mücadeleden envaiçeşit terör saldırısına ve ekonomik sabotajlara kadar pek çok sıkıntıyla da yüzleşmek zorunda kalmıştır. Vesayet odakları AK Partinin hem bizatihi varlığını, hem de iktidarını uzun süre kabullenemediler. Hatta bugün dahi ellerine imkân geçse yine AK Partiyi yerle yeksan etmek isteyeceklerinden hiç şüpheniz olmasın. Nitekim en küçük bir fırsatta bu tür heveslerin nasıl hortladığını son mahalli seçimlerin ardından yaşanan kimi hadiselerde hep birlikte gördük.

Vesayet güçleri ülkeyi yönetmemizi engellemeye çalışmanın yanında, bir sembol olarak gördükleri cumhurbaşkanını da bize seçtirmek istemediler. Bu engelleme çabasını genel seçime gidip milletimizi hakem tutarak aştık. Sadece bununla kalmadık, önce cumhurbaşkanının seçimini doğrudan milletimizin uhdesine bıraktık, bunu da kabullenemediler. Ardından da tarihimizin en büyük yönetim reformunu gerçekleştirerek cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçtik. Böylece AK Partiye cumhurbaşkanı seçtirilmek istenmeyen bir Türkiye’den cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçmeyi başaran bir Türkiye’ye geçmiş olduk.

Bununla beraber, özellikle de Türkiye’nin başarılarının artık iyice belirginleştiği 2013’ten itibaren giderek tırmanan kesintisiz bir saldırı sürecini hep birlikte yaşadık. Gezi olayları dönemini hatırlayın, akılla, mantıkla izahı olmayan bir kampanya başlatıldı ve sokaklarda terör estirildi. Vesayete nasıl teslim olmadıysak bu vandallara da eyvallah etmedik ve sokakları onlardan temizledik.

Ardından FETÖ’nün 17-25 Aralık emniyet-yargı darbe girişimiyle demokrasiye ve meşru hükümete ilk saldırısı geldi, milletimizle bu oyunu da bozduk. Bu defa bölücü terör örgütünü devreye alıp, çukur eylemleriyle vatanımızda delikler açmaya teşebbüs ettiler. Teröristleri açtıkları çukurlara gömerek bu girişimi de boşa çıkarttık. Aynı dönemde her girdiğimiz seçimden birinci parti olarak çıkmaya da devam ettik.

Baktılar ki AK Partiyi ne sahada, ne sandıkta yenemeyecekler, bu defa doğrudan silaha başvurdular. 15 Temmuz darbe girişiminin milletimiz tarafından cesaretle durdurulması sadece ülkemizin değil, dünya demokrasi tarihinin en şanlı direnişi ve başarısı olarak kayıtlara geçmiştir. Türkiye’yi terör örgütleri vasıtasıyla kuşatmayı planlayanlara cevabımızı teröristlerin doğrudan inlerine girip tepeleyerek verdik. Hem sınırlarımız içinde, hem de sınırlarımız dışında nerede ülkemize doğrultulmuş bir silah varsa önünde, arkasında kim var diye bakmadan üzerine gidip imha ettik, etmeye devam ediyoruz.

Değerli Kardeşlerim,

Bugünden 3 Kasım 2002 tarihine kadar 17 yıl geriye gittiğimizde, demokrasinin ve milli iradenin güçlendirilmesi yanında istiklal ve istikbal davamızın ayrılmaz bir parçası olan kalkınma, büyüme, yatırım, refah mücadelesini de asla ihmal etmedik. Türkiye’nin 81 vilayetinin her karışına, 82 milyon vatandaşının her birinin hayatına dokunan eserlerimizle, hizmetlerimizle milletimizin gönlünü fethettik.

Hükûmete geldiğimizde ülkemizi eğitim, sağlık, adalet ve emniyet sütunları üzerinde yükselteceğimizin sözünü vermiştik, bunun için de önceliği bu alanlara verdik. Eğitim hükûmetlerimizin bütçelerinde hep birinci sırada yer aldı. Eğitim harcamalarının milli gelire oranını yüzde yarım düzeyinin altından aldık, yüzde 2,5’un üzerine çıkarttık. Eski dönemin vesayet ürünü kesintisiz eğitim yöntemini bir kenara bırakarak 4+4+4 olarak ifade ettiğimiz 12 yıllık ve kademeli zorunlu eğitime geçtik. Katsayı engeli başta olmak üzere gençlerimizin eğitim-öğretim yarışında haksızlığa uğramalarına yol açan antidemokratik uygulamalara son verdik. Meslek liselerini ve imam hatip okullarını yeniden cazip hale getirdik. Derslik sayısını 309 bin ilaveyle 578 bine, öğretmen sayısını 652 bin ilaveyle 947 bine, üniversite sayısını 131 ilaveyle 207’ye, akademik personel sayısını 98 bin ilaveyle 168 bine yükselttik. Üniversite öğrencisi sayısının 1,6 milyondan 7,8 milyona çıkması dahi tek başına eğitim-öğretimde geldiğimiz seviyenin en çarpıcı ifadesidir.

Bu vesileyle, üniversite öğrencilerimize şimdi bir müjde vermek istiyorum; 2020 Ocak ayı itibarıyla lisans öğrencilerimizin öğrenim kredisi veya bursu bu rakamlar 500 liradan yüzde 10 artışla 550 liraya çıkıyor. Hatırlarsanız bu rakam biz hükûmete geldiğimizde neydi? 45 lira. 45 liradan şimdi 550 liraya çıkıyor, nereden nereye. Öğrenim kredisi rakamları Ocak ayından itibaren yüksek lisansta 1100 lira, doktorada 1650 lira olarak uygulanacak.

Yeni öğrenim kredisi ve bursu rakamlarının tüm öğrencilerimize hayırlı olmasını diliyorum.

Sağlık en büyük reformları gerçekleştirdiğimiz alanların başında geliyor. Adeta sağlam giren insanların hasta çıktığı sağlık tesislerimizi sisteminden altyapısına kadar her şeyiyle yeniden baştan düzenledik. Hasta ve diğer yataklı tedavi kuruluşlarımızın sayısını 2 bin 600 seviyesinden 5 bin 500 düzeyine çıkardık. Hastane yatak sayısını 240 bine, nitelikli yatak sayısını 145 bine yaklaştırdık. Doktor sayımızı 92 binden 161 bine, toplam sağlık çalışanı sayımızı ise 378 binden 1 milyon 25 bine yükselttik.

Değerli Kardeşlerim,

Hatırlayın, Rahmetli Savaş Ay’ın programını, Ana Muhalefetin başındaki zat SSK’nın Genel Müdürü olduğu dönemlerde hastanelerimizin halini. Affedersiniz o galoşları tekrar tekrar sattıkları dönemleri hatırlayın. Ve banyo, tuvalet hak getire, buralarda çöp adeta sepetleri diyeceğim, bunların içerisinde kanlı serum şişelerinin, adeta onların hortumlarının olduğu dönemleri hatırlayın ve buralarda hasta tedavi edilemeye çalışıldığı dönemi hatırlayın. Bu Bay Kemal işte buralardan geldi, bundan bir şey olmaz, bundan bir şey olmaz. Bu ülkenin sağlığı buna teslim edildi, ama maalesef sağlıksız bir Türkiye ortaya çıktı.

Adeta çoğu kaporta ve motordan ibaret, 618 ambulansa sahip bir ülke devralmıştık, bugün helikopteriyle, uçağıyla, deniz motoruyla, paletlisiyle, tekerleklisiyle, her biri en ileri donanıma sahip 5 bin 500 ambulansa sahip bir Türkiye var.

Tabii bunlar, özellikle yaşı 35’in altında olanların anlamakta zorluk çekecekleri büyük değişimin ifadesidir.

Değerli Kardeşlerim,

Adalette hâkim-savcı sayımızı 9 bin 349’dan 20 bin 742’ye, yardımcı personel sayısını 26 binden 70 bin 800’e çıkardık. Yargı sistemine sızan FETÖ’cüleri kuyumcu titizliğiyle tespit edip temizledik. Mahkeme sayılarını iki kat artırarak, 256 yeni adalet sarayı inşa ederek yargının işleyişini kolaylaştırdık. İstinaftan ihtisaslaşmaya, ombudsmanlıktan Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkına, HSK’nın yeniden yapılandırılmasından askeri mahkemelerin kaldırılışına, temel kanunların yenilenmesinden infaz sistemine kadar pek çok alanda reformlar yaptık. Bugün de milletimize ilan ettiğimiz yargı reformu strateji belgesinde yer alan düzenlemeleri paket paket Meclis’e getiriyoruz.

Emniyet hizmetlerini 306 bini bulan polis ve bekçi, 177 bini bulan jandarma ve 6 bin 500’e yakın sahil güvenlik personeliyle yürütüyoruz. Amacımız, 780 bin kilometrekare vatan toprağının her karışında insanlarımızın güvenli, huzurlu, geleceğinden emin bir şekilde yaşamasını sağlamaktır.

Kademeli olarak hayata geçirdiğimiz reformlarla tüm belediyeleri kaynak ve etki bakımından sorumluluk alanlarında en güzel hizmetleri verebilecekleri bir seviyeye çıkardık.

Sanayi üretimini hem artırdık, hem de yaygınlaştırdık. Organize sanayi bölgelerinin sayısını 120 ilaveyle 313’e, buralardaki işletme sayısını 42 bin ilaveyle 53 bine, istihdamı da 1,5 milyona yakın ilaveyle 1.9 milyona yükselttik.

Hepsini de kendi dönemimizde kurduğumuz ve cari açığımızın azaltılmasında 18,5 milyar dolarlık katkısı olan 19 endüstri bölgesinde 86 bin istihdam sağladık.

KOBİ’lere en büyük destekler hükümetlerimiz döneminde verildi.

Savunma sanayi, şahsen ilgilendiğim ve gerçekten göğüs kabartıcı başarılara imza attığımız bir diğer alandır. Hep söylüyorum, yine söyleyeceğim; geldiğimizde yerli olarak yüzde 20, ama şimdi yüzde 70’e varan bir yerli üretimi savunma sanayinde yakaladık.

Kardeşlerim,

Bugün Türkiye milli güvenliği için kimin ne dediğine bakmadan istediği gibi operasyon yapabiliyorsa, bunu savunma sanayinde geldiğimiz yere borçluyuz. İnşallah kendi savaş uçağımızdan her türden motorumuza kadar tüm savunma sanayi ihtiyaçlarımızı kendi imkanlarımızla üretebilir hale gelmemiz çok yakındır.

Kalkınmanın temel unsuru olan enerji altyapımızın geliştirilmesi konusunda da Cumhuriyet tarihinde yapılanların tamamını kat be kat aşan başarılar yakaladık. Enerjide toplam kurulu gücümüzü 56 bin 700 megavat ilaveyle 88 bin 550 megavata yükselttik. En büyük başarıyı da yerli kaynaklara dayalı elektrik üretiminde gösterdik. Halihazırdaki kurulu gücümüzün 52 bin 657 megavatı yerli kaynaklarla gerçekleştiriliyor.

Milletimizden en çok dua aldığımız alanlardan biri de, sosyal yardım politikalarımızdır. Yıllık sosyal yardım bütçesini 2 milyar liradan 43 milyar liraya yükselterek ülkemizde aç ve açıkta kimsenin kalmamasını temine gayret ediyoruz. Kimsesiz çocuklardan yaşlılara, engellilerden dul kadınlara ve mağdur ailelere kadar her kesimi kuşatan bir sosyal yardım sistemi kurduk. Eğer hastaysa evine doktorlarımızı göndermek suretiyle, hemşirelerimizi göndermek suretiyle evlerinde tedavilerine de, bakımlarına da yardımcı oluyoruz. Sistem bu Bay Kemal, bu yatarak olmaz, bu çalışarak olur.

Şehit yakınlarımıza ve gazilerimize tarihimizin hiçbir döneminde olmadığı kadar sahip çıkarak kendilerine şükran borcumuzu ifa etmeye çalışıyoruz. Böylece ülkemizde günlük harcama düzeyi 4,3 doların altındaki nüfus oranını yüzde 30 düzeyinden yüzde 1,5’a indirdik; burası çok önemli.

Sevgili Kardeşlerim,

Asgari ücretten memur ve emekli maaşlarına kadar her alanda gelirleri buna bağlı olarak da refah seviyesini fiilen yukarıya çıkardık. Bugün Türkiye düşük ve orta gelir düzeyini geride bırakarak yüksek orta gelir grubuna mensup bir ülke haline gelmiştir.

Türkiye’yi onurlu ve gerçekten omurgalı dış politikaya sahip bir ülke konumuna yükselttik. TİKA vasıtasıyla dünyanın dört bir yanında yürüttüğümüz kalkınma yardımı faaliyetleri ülkemizin insani hasletlerinin sembolü haline gelmiştir. Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye Maarif Vakfı, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kuruluşlarımız yurt dışında ülkemizin eğitim öğretim, kültür, sanat, bunların bayraktarları olarak faaliyetlerini yürütüyorlar.

Muhtarlıklardan Cumhurbaşkanına kadar kesintisiz işleyen bir kamu yönetimi sistemiyle milletimize sunduğumuz hizmetlerin kalitesini her alanda sürekli yükseltmenin gayreti içindeyiz. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, bu bakımdan ülkemizin geleceğine bıraktığımız en büyük miras, en büyük armağan olacaktır. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminden rahatsız olanlar var, bunu biliyorum. Diyorlar ki; bu geleneğimize ters bir yapı. Yeri geliyor diyorlar ki; biz Atatürk’ün partisiyiz. Acaba Gazi, parlamenter demokrasiyle mi idare etmişti ülkeyi? Dünyada şu anda gelişmiş ülkelere baktığımız zaman, ya bakıyorsunuz başkanlık sistemi, ya bakıyorsunuz yarı başkanlık sistemi, bunlar şu anda önde gelen sistemler olarak yer buluyor.

Değerli Kardeşlerim,

Dert başka. Dert, kiminle geldi? AK Parti iktidarıyla bu Cumhur İttifakı’nın ortaklaşa evet getirmiş olduğu bir sistem; bu rahatsız ediyor. Etse de-etmese de, sonunda nereye gidildi? Sonunda millete gidildi. Millet ne dedi? Millet, cumhurbaşkanlığı sistemine evet dedi.

Kardeşlerim,

Er veya geç hani egemenlik kayıtsız şartsız milletindi? Ya bunlarda dürüstlük diye bir şey yok. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olduğuna göre, hazırlanan bu sistemi milletimize götürdük mü? Götürdük. Milletimiz buna yaklaşık yüzde 52’yle evet dedi mi? Dedi. Bundan sonra sizin konuşmanız lafı güzaftır.

Kardeşlerim,

Ülkemizi diğer alanlarla birlikte ekonomide de fevkalade ileriye taşıdık. Ekonomimizi 2013-2018 arasında yılda ortalama yüzde 5,6 oranında büyüttük. Milli gelirimizi döviz kurunda geçen yıl yaşadığımız ağır saldırıya rağmen 790 milyar dolar seviyesinde tuttuk. Satın alma paritesine göre dünyanın 13. büyük ekonomisi durumundayız. Ve biliyorsunuz şu anda 20 tane dünya ülkesi arasında Türkiye bu 20’nin içerisinde; bu bir şeyi ifade ediyor, durup dururken sizi oraya almıyorlar. Küçük bir hamleyle inşallah bu listede kısa sürede birkaç basamak birden yükselebilecek bir yerdeyiz.

Hükûmetlerimiz döneminde 9 milyon yeni kişiye iş sağlayarak istihdam rakamını 29 milyona yükselttik.

İhracatımız göreve geldiğimizde neydi? 36 milyar dolar. Şu anda ne? 171 milyar dolar. Bakınız, nereden nereye. 36 milyar dolar nere, 171 milyar dolar nere. Genel ticaret sistemine göre de 180 milyar dolara çıkardık. Cari dengemiz tarihimizde ilk defa 5 milyar dolar civarında fazla verir hale geldi. Biz bu cari denge meselesini en az terörle mücadele kadar kritik bir beka meselesi olarak görüyoruz, onun için de bu konudaki kararlı duruşumuzu sonuna kadar sürdüreceğiz.

Turizmde bu senenin ilk 9 ayında 42 milyona ulaştık, inşallah yılsonunda 50 milyon rakamını aşacağız, böylece dünyada en çok turist çeken 6’ncı ülke haline geldik. Döviz rezervlerimiz bir ara epeyce azalmıştı, ama şimdi toparlandı ve ne oldu biliyor musunuz? 105 milyar dolar seviyesine yükseldi. Hatırlayın, Başbakanlığım döneminde bir ara 135-136 milyar dolara döviz rezervimiz çıkmıştı, geriledi, şimdi toparlıyoruz, Allah’ın izniyle bu rakamları yeniden yakalayacağız.

Geçenlerde Ana Muhalefetin Parti Sözcüsü çıkmış, IMF’le ilgili olarak, güya da işte ekonomiden filan biraz anlarmış, IMF’le ilgili 23,5 milyar dolardan biz devraldık ve bunu 2013’ün Mayıs’ında ne yaptık, sıfırladık, şu anda bizim IMF’le bir ilgimiz yok. Gene oradan ne yapıp yapıp acaba biz iktidara çamur atarız diye bunun gayreti içinde. Atamazsın, çünkü sizin buraya ne diliniz, ne ağzınız ulaşamaz.

Her şeyden önce haddinizi bileceksiniz. Niye? Ya bunları sizin yapacak gücünüz, takatiniz yok. Zaten IMF olayını bu milletin başına dert eden sizsiniz siz. Bunu peyderpey azaltan da biziz ve en sonunda sıfırladık ve şimdi Türkiye’nin IMF’e borcu yok.

Başbakanlığım döneminde bir ara, hep bunu söylüyorum, yine söyleyeceğim, IMF bizden 5 milyar dolar, belki de avro borç istedi. Arkadaşlara dedim ki, verin, verin dedim. Ve ne oldu biliyor musunuz? Sonra baktılar ki, ya Türkiye, bu çılgın Türklerin sağı-solu belli olmaz, herhalde bu 5 milyar avroyu verecek, almaktan vazgeçtiler.

Kardeşlerim,

Son dönemde yaşadığımız tüm sıkıntılara rağmen gerek kamu borç oranında, gerek toplam borcun milli gelire oranında, gerekse diğer borç kategorilerinin tamamında gelişmiş ülkelerden bile biz çok iyi durumdayız. Ülkemize geçtiğimiz Ağustos ayından itibaren döviz kuru, faiz ve enflasyon üçgeninde kurulan oyunu bozduk. Hep ne diyorum, bu faizi düşürmekten başka çare yok, hep bunu söyledim mi? Söyledim. Bunu düşürdükçe enflasyon düşer dedim, bunu da söyledim mi? Söyledim. Ve bu da olduğu zaman, evet, büyüme hızlanır dedim. Bakın şimdi… Maalesef tabii bu sistemi değişince Merkez Bankası’nın görevden alma yetkisini de aldık. Böylece önceki Merkez Bankası’nı başkanın görevden aldık. Çünkü laf dinlemiyor adam, görevden aldık ve yeni arkadaşımızla yola devam ettik. Ve dedik ki, bak böyle böyle, faiz oranlarını düşüreceğiz, Çünkü faiz bir ülkenin kalkınmasında en büyük zulümdür, yatırımları durdurur, istihdamı durdurun, üretimi durdurun, rekabet gücünüzü ortadan kaldırır ve sizin büyümenizi de engeller. Şimdi bu adımlar atılınca ve hava değişti, işte bakın tek haneliye ne yaptık enflasyonda düştük. Ve döviz kurunu nispeten stabil hale getirdik. Hem gösterge faizlerinde, hem piyasa faizlerinde ardı ardına indirimler yapılıyor.

Kardeşlerim,

Araç ve konut kredilerindeki düşüş bu piyasaları yeniden canlandırdı. Enflasyonu da Ekim ayı itibarıyla yüzde 8,6 seviyesine indirerek yeniden tek haneli rakamlara düşürdük. Türkiye’nin öyle masa başında tezgahlanan ayak oyunları ve kumpaslarla yıkılamayacak kadar güçlü bir ülke olduğunu inşallah herkes görmüştür. Bize zarar vermek için atılan her adım Türkiye’nin daha da güçlendiği bir sürecin başlangıcı olmuştur, öyle de devam edecektir.

Ülkemizi devletlerden bir devlet sananlar, gerimizdeki 2bin 200 yıllık tecrübeyi, milletimizin vatanındaki bin yıllık mücadelesini ve yüzmilyonlarca insanın duasının gücünü görmüyor demektir. Ama hepsi de teker teker bu gerçekleri görecek. Bir şeye çok inanacağız, biz bir olduğumuz, iri olduğumuz, diri olduğumuz, kardeş olduğumuz, hep birlikte Türkiye olduğumuz sürece bu gerçekleri her birinin gerekirse, evet, kendilerine bunu anlata anlata göstereceğiz.

Değerli Kardeşlerim;

Rahmetli Abdürrahim Karakoç’u bilirsiniz, kendisi bana göre dünyanın en güzel aşk şiirlerinden olan Mihriban’ın ve yine bana göre dünyanın en güzel kahramanlık şiirlerinden olan Vur Emri’nin yazarıdır. Rahmetli Karakoç’un, “bir mektup yazdım Hasan’a, ha Hasan’a, ha sana” diye başlayan bir dizi şiiri vardır. Biz de bugün burada konuşmamızı sizlere yapacağız, ama mesajlarımız tüm milletimize, tüm dünyaya ve tüm muhataplarımızadır.

Türkiye, dünyada terörle mücadele konusunda en büyük mücadeleyi vermiş, en büyük kayıpları yaşamış, aynı zamanda en büyük başarıları elde etmiş bir ülkedir. PKK terör örgütü 1984 yılından beri devletimize ve milletimize saldırmaktadır. İçlerinde daha doğmamışlardan kundaktakilere kadar her yaştan çocuğun ve annelerin de olduğu onbinlerce masum vatandaşımız ile kamu görevlimiz bu saldırılarda alçakça katledilmiştir. Diyarbakır’daki İl Teşkilatı’nı niye terk ettiniz? Ey Batı, orada İl Teşkilatı’nın önündeki anneleri niye görmediniz, niye görmüyorsunuz? İşinize gelmiyor. Siz ikircikli de değilsiniz, siz çok yüzlüsünüz. Ve aynı şekilde binlerce güvenlik görevlimiz de bu mücadelede şehadet mertebesine ulaşmıştır. Elbette bu sabah da yine bir kardeşimiz Rasulayn’da maalesef el yapımı bombalar temizlenirken şehit oldu. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, onun şahsında tüm şehitlerimize rahmet diliyorum, gazilerimize de Rabbimden şifalar niyaz ediyorum.

Kardeşlerim,

Tabii bütün bunlar katbekat fazlasıyla bunun bedelini bu teröristler ödüyorlar ve ödemeye de devam edecektir ve en son terörist inşallah bitinceye kadar bu mücadele devam edecek. Kimse bizden bunu durdurmamızı beklemesin.

Şimdi ben buradan sesleniyorum tüm Batıya, daha öncesinde ASALA terör örgütü dünyanın dört bir yanında temsilciliklerimize yönelik 100 civarında saldırı gerçekleştirmiş, 40’a yakın diplomatik görevimizi şehit etmişti. Bu sözde Ermeni terör örgütü karşısında gerek Amerika, gerek Batı dünyasının en ufak bir tavrını duyduk mu, gördük mü? Hayır.

Yine 1970’li yıllar boyunca yaşanan terör olaylarında hep birlikte çok derin acılar çektik. Maalesef Türkiye’nin bu uzun ve ağır bedelli terörle mücadele süreci takdir edilmek yerine, üzerimizde hesapları olanlar tarafından kullanılışlı bir malzeme olarak görüldü.

Nitekim Suriye’den ülkemize yönelik terör tehditleri yoğunlaştığında müttefiklerimiz başta olmak üzere tüm dünyadan yardım istedik. G-20 Antalya Zirvesi’nde tüm liderlere, gelin Suriye sınırlarımız boyunca güvenli bir bölge oluşturalım, hem Suriye halkını zulümden kurtaralım, hem de sığınmacıları burada iskân edelim dedim. Zahirde herkes bu teklifi olumlu karşıladı, ama gerçekleşmesi için hiç kimse kılını dahi kıpırdatmadı. Teröristler Suriye tarafından sınır şehirlerimizi havanla, roketle, silahla taciz etmeye başladığında çağrımızı yeniledik. Peki, ne yaptılar biliyor musunuz? Bize destek vermek şöyle dursun, ülkemize daha önce getirilmiş olan hava savunma sistemlerini söküp geri götürdüler. PKK bir yandan, DEAŞ bir yandan, rejimin kontrolündeki çeşitli terörist unsurlar diğer yandan ülkemizde bombalar patlatıp vatandaşlarımızı, güvenlik güçlerimizi şehit ederken hepsi de olup bitene seyirci kaldılar. Gezi olaylarından çukur eylemlerine kadar ülkemizin güvenliğini, milletimizin huzurunu tehdit eden her olayda bizim değil, vandalların ve teröristlerin yanında bulunlar saf tuttular.

15 Temmuz darbe girişimi gecesi hepsinin de heyecanla gecenin sonunda darbecilerin galebe çalmasını beklediklerini çok iyi biliyoruz. Hatta Amerika’da, Avrupa’da ve kimi Arap ülkelerinde bazıları sabahı beklemeden darbecilere olan desteklerini ifşa etmekten de çekinmediler. Türkiye’nin Suriye gibi, Mısır gibi, Libya gibi bu tür olaylarla karşılaşınca yıkılacak bir ülke olduğunu sandılar. Milletimiz tüm bu hadiseler karşısında dimdik yanımızda durup, mücadelemize destek verince de hüsrana uğradılar. Bu hayal kırıklığının etkisiyle giderek hırçınlaştılar, terbiyesizleştiler, pervasızlaştılar.

Kardeşlerim,

Türkiye, her meselesini diplomasiyle, diyalogla, karşılıklı nezakete ve anlayışa dayalı müzakereyle çözmeyi prensip edinmiş bir ülkedir. 1999 yılında Amerika’ya sığınan bu terörist başı FETÖ, evet, o günden bugüne acaba Amerika’da niye tutuluyor? Mahkemelerimizin verdiği 90’ı aşan dosyayı bunlar gördükleri halde, acaba bunu orada niye saklıyorlar? Neden bu kadar buna önem veriliyorlar? Bu soruyu kendimize sormamız lazım. Bu bulunmayan bir Hint kumaşı değil, demek ki burada başka projeler var. Ve şu anda bu terörist başı FETÖ bir projedir ve bir proje olarak da şu anda Amerika’da 400 dönümlük arazi üzerinde yaşamaktadır. Ama öbür taraftan bizde bakıyorsunuz bir şey olduğu zaman, bunu bize gönderin; kusura bakmayın.

Malum DEAŞ’ın başı kendini öldürdü, intiharını yaptı ve tüm dünyayı bununla ayağa kaldırdın. İyi, güzel de, şimdi bunun dışında olanlar gerçekleştiğinde niye acaba sizler gerekli desteği vermiyorsunuz? Sizler de gerekli desteği vermeniz lazım. O ne kadar sizin için önemliyse, evet, FETÖ denilen bu terörist başı da bizim için o denli önemlidir. Ve atmış olduğu adımlarla, yaptıklarıyla bu adam benim 251 kardeşimi şehit ettiler, 2193 vatandaşımı gazi ettiler, bunun bir bedeli olmayacak mı? Bunun bir bedeli de kesinlikle bu adamın Türkiye’ye teslimidir. Bunun için ha Apo, ha FETÖ, hiç fark yok.

DEAŞ’ın en çok hedef aldığı ülkemizi bu örgütle irtibatlandırmak için FETÖ ve PKK dahil her aracı kullanmaya çalıştılar. Biz cevabımızı en cahil insanların bile anlayabileceği açıklıkta samimiyetle verdik, veriyoruz. Terör örgütlerine karşı yürüttüğümüz mücadeleyi insan hakları meselesi haline dönüştürmeye çalıştılar, yine aynı nezaketle cevabımızı verdik. Türkiye 4 milyon sığınmacının yükünü tek başına omuzlarken bu konuda dahi ithamlarda bulunmaya yeltendiler, yine duruşumuzu bozmadan cevaplarını verdik. Güney sınırlarımız boyunca önce DEAŞ, o olmayınca PKK-YPG eliyle bir terör koridoru oluşturma gayretlerini alenen yürütmeye başladılar. Müttefik dediğimiz ülkelerin bizim değil teröristlerin yanlarında yer almaları karşısında artık kendi göbeğimizi kendimizin kesmesi gerektiğini gördük.

Değerli kardeşlerim,

32 bin civarında tır silah yüklü, araç-gereç, mühimmat yüklü olarak benim ülkeme Irak tarafından giriyor ve bu terör örgütlerini destekliyorsa, ha burada bir şey var demektir, biz buna eyvallah edemeyiz. Defaatle uyarılarımızı yaptık, ama buna rağmen hala Amerika’nın sesi maalesef çıkmıyor.

Askerimizi çekiyoruz dediler, çektiler mi? Hayır, oyalıyorlar, hep oylama taktikleri. Ve bu terör örgütlerini terör örgütü olarak adeta kabul etmediklerini son 2018 terör raporunda bakıyorsunuz yaptıkları açıklamayla da ortaya koydular. Değerli kardeşlerim; dün bizler de Kabine Toplantımızdan sonra açıklamamızı çok açık, net yaptık, bundan sonra böyle.

Önce Fırat Kalkanı Harekatıyla 3 binin üzerinde DEAŞ’lıyı ve 600 PKK-YPG’liyi etkisiz hale getirdik. DEAŞ’a karşı kazanılmış bu muazzam başarı karşısında samimiyetle ülkemizin yanında yer alan kimse neredeyse bulunmadı, çünkü bunlar kendileri zaten DEAŞ’la beraber hareket ediyorlar.

Ardından Zeytin Dalı Harekatıyla Afrin bölgesini PKK-YPG teröristlerinden temizledik ve DEAŞ tehdidinden kurtardık. Bu defa sessiz kalmadılar, oldukça ağır bir şekilde ülkemizi eleştirmeye kalktılar. Tabi önce söylenen laflara baktık, sonra söyleyenlere baktık ve hiçbirini kaale almadık. Bu arada hiç olmadık bahanelerle ülkemizi uluslararası alanda köşeye sıkıştırma çabaları kesintisiz sürdü. Amaçları Türkiye’yi takatsiz bırakıp güney sınırlarımız boyunca kurmaya çalıştıkları terör koridoruna razı etmekti. İşte bu da biliyorsunuz değerli kardeşlerim, Irak sınırından Cerablus’un biraz daha batısına kadar orada bir koridor açmak, çünkü bu koridor ülkemiz için bir tehdit oluşturacaktı, buna fırsat vermedik.

Savunma sanayi alanında tam anlamıyla bir örtülü ambargoya maruz kaldık. Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyonlarında kullandığı her türlü silahın, mühimmatın, teçhizatın tedarikini engellediler. Bir basit tabancanın bile bize satışını engellediler. Ya bunlar bizim için leblebi çekirdek ya, biz bunu zaten üretiyoruz. Bunu benim Karadeniz’deki zaten vatandaşım yapıyor ya, üretiyor, bunlar problem değil. Fakat bizim birbirimize karşı madem stratejik ortağız, bunlar nedir, bunları niye yapıyorsunuz? Kimini kendimiz üreterek, kimini başka yerlerden temin ederek bu engelleri birer birer aştık. Mesela sınırlarımıza yapılan yoğun saldırılar sebebiyle acil ihtiyaç duyduğumuz hava savunma sistemlerini bize satmadıkları için gidip Rusya’dan S-400 aldık. Buna rağmen durmadılar, projenin kurucu ortağı olduğumuz, üreticisi konumunda bulunduğumuz, parasının da bir kısmını -ki 1 milyar 400 milyon dolardır- ödediğimiz F-35 savaş uçaklarımızı bize teslim etmek istemediler. Bunun üzerine biz de öncelikle kendi milli muharip savaş uçağımızın geliştirilmesi sürecini hızlandırdık, aynı zamanda alternatif tedarik yollarını araştırıyoruz. Dünyada alternatifsiz hiçbir şey yok, hepsinin alternatifi var, yeter ki paran olsun, verirsin alırsın. Bu konuda da bizi teslim alamayınca asırlık hesapları gündeme getirip kinlerini kusmaya başladılar.

Kardeşlerim,

Şu gerçeği herkesin bilmesini istiyorum: Terör örgütlerine verilen her destek, bu yönde atılan her adım sadece bizim mücadele azmimizi belirliyor. Barış Pınarı Harekâtımızı başlatmadan önce ülkemize böyle bir adım atmaması konusunda ne büyük tehditler savrulduğunu hatırlıyorsunuz değil mi? Asarız, keseriz, vururuz’dan başlayan bu tehditlere rağmen Barış Pınarı Harekâtı başlattık mı? Başlattık. Peki, bizi asan, kesen, vuran oldu mu? Olmadı. Niye? Çünkü bunlar mertçe mücadele etmeyi bilmezler, bunların her işi sinsilik, ikiyüzlülük, tuzak kurma, oyuna getirme üzerine kuruludur. Şimdi yine benzer çabalar içindeler. Her gün birileri çıkıyor ülkemizi tehdit ediyor, meclislerinde bizim için hiçbir hükmü olmayan kararlar alıyorlar, gazetelerinde mürekkebinden kin ve kan damlayan yazılar yazıyorlar, ekranlarında ağızlarını köpürterek analizler yapıyorlar, arada bir de mektuplar yazıyorlar. Ee, böyle yapınca Türkiye korkup geri mi çekiliyor?

Siz PKK-YPG’yi terör örgütü olarak raporlarınıza yazmayınca bu eli kanlı katiller ibra mı oluyorlar? Elbette hayır. Kendi elinizle kurduğunuz, ipinin de hala sizde olduğunu artık itiraf ettiğiniz DEAŞ denen ucubeyle mücadele bahanesiyle katlettiğiniz yüzbinlerce masumun vebalinden kurtulamazsınız. Türkiye’nin terörle mücadele operasyonlarında tek bir sivilin bile burnu kanamazken, diğer ülkelerin operasyonlarında oluk oluk sivil kanı dökülüyor olmasını dünya kamuoyunun takdirine bırakıyoruz. Bizi haklı mücadelemiz için eleştirenler, tehdit edenler, durmaya ve geri çekilmeye zorlayanlar, teröristler karşısında böyle kararlı bir duruş sergilememişlerdir.

Çanakkale’de yedi düveli dize getirmiş, İstiklal Harbinde yedi düvele rağmen yeni devletini kurmuş, bunca yıldır terör örgütleri vasıtasıyla vurulan darbelere rağmen dimdik ayakta kalmış Türkiye, bunlara mı eyvallah edecek? Bizi yaptırımla korkutanlar, bizim için tek yaptırım merciinin Allah olduğunu bilmiyorlar galiba. Bize kendi isteklerini dikte etmeye çalışanlar, bizim sadece milletimizden emir alacağımızı da bilmiyorlar galiba. Türkiye’yi müstemlekeleriyle karıştıranlar gerçeği görmek için bundan daha açık ne tür bir bilgi, belge, karar bekliyorlar veya olabilirler? 

İşte burada tekrar söylüyorum, değerli kardeşlerim; bu bayrak inmez, bu ezan susmaz, bu ülke bölünmez, bu millet diz çökmek, bu devlet inşallah ilelebet payidar kalır.

Değerli Kardeşlerim,

Duymayan kulaklar duysun, görmeyen gözler görsün, nasırlaşmış yürekler bu gerçekleri artık anlasın, Türkiye, Suriye ve Irak topraklarında tek bir terörist kalmayana kadar mücadelesini sürdürecektir. Ülkemizde yaşayan Suriyelilerin evlerine gönüllü dönüşleri için gereken güvenliği, huzuru, altyapıyı kurana, gerekiyorsa bunun için yeni şehirler inşa edene kadar buradaki işimiz bitmeyecek.

Amerika ve Rusya ile bir mutabakat yaptık. Bu mutabakata biz bağlıyız, bir şartla. Muhataplarımızın da sözlerini yerine getirmeleri halinde bu geçerlidir. Her iki tarafta da belirlediğimiz güvenli bölge sınırları içinde hala teröristlerin bulunduğunu biliyoruz ha. Yani bizi, teröristleri buradan çıkarttık, buralar teröristlerden arındırıldı laflarıyla aldatamazlar. Daha buralar teröristlerden arındırılmış değil. Ne Tel Rıfat’ta, ne Münbiç’te, hala teröristler oralardan çıkarılmış değil. Aynı şekilde değerli kardeşlerim, Rasulayn’ın doğusunda, güneyde yine teröristlerden bu bölgeler arındırılmış değil. Bir taraftan zaten petrolü ben çok severim dediği zaman, ne var orada? Petrolün yanında petrolü beraber üreteceği teröristler var. Çünkü oraları kim işletiyordu? Bu teröristler işletiyordu. Bütün geçim kaynakları orasıydı. Güvenli bölge sınırları ötesindeki teröristler de güvenlik güçlerimize yönelik saldırılar düzenliyor şu anda hala. Bu duruma seyirci kalmayacağız. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ne yapmamız gerekiyorsa onu yapacağız.

Rusya’dan aldığımız S-400’lerin F-35 meselesi ve yaptırımlar başta olmak üzere diğer konularla ilişkili hale getirilmesi akıl ve mantık işi değildir. Bu konudaki ısrarları ülkemize yönelik husumet dalgasının yeni bir bahanesi, yeni bir aracı olarak görüyoruz. Türkiye’yle eşit şartlarda konuşmaya, müzakere etmeye, anlaşmaya hazır olan herkese ülkemizin kapıları da, gönül kapılarımız da sonuna kadar açıktır.

Ülkemizin ve milletimizin istiklaline, istikbaline, onuruna halel getirecek her türlü davranışı, her türlü teklifi, her türlü ifadeyi peşinen reddediyor, sahiplerine iade ediyoruz.

Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.