Mevlid-İ Nebi Haftası Açılış Programında Yaptıkları Konuşma

08.11.2019

Kıymetli Misafirler,

Aydınlık Yarınlarımızın Teminatı Sevgili Gençler,

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler.

Sizleri selamların en güzeliyle, Allah’ın selamıyla selamlıyorum. Esselamu Aleykum ve Rahmetullah ve Berekatuhu.

Mevlid-i Nebi Programı münasebetiyle kalplerimizin Habib-i Kibriya Efendimizin sevgisiyle coştuğu bu güzel gecede sizlerle beraber olmaktan çok büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Bu gece idrak ettiğimiz Leyle-i Mevlidin ülkemiz, milletimiz ve cümle ümmeti Muhammed için hayırlara vesile olmasını, manevi bir uyanışa, yeni bir dirilişe kapı aralamasını Allah’tan niyaz ediyorum.

Sözlerimin hemen başında Rabbime, hepimizi Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahü Aleyhi Vesellem’in veladetinin bir sene-i devriyesine daha kavuşturduğu için hamd ediyorum. Miladi 571 yılında dünyayı teşvikleriyle tüm insanlığın kurtuluşuna vesilen olan Sevgililer Sevgilisi Peygamberi Zişan Efendimize salat ve selam gönderiyorum.

Gönüllerimizin onun hasretiyle kavrulduğu böylesi mübarek bir gecede Allah’ın selamı Hazreti Muhammed Mustafa’nın ve Ehlibeytinin, dostların en güzeli Ashabı Kiram’ın, tabiinin, tebe-i tabiinin ve 14 asırdır Hakk yoldan ayrılmayan tüm müminlerin üzerine olsun diyorum.

Bu kutlu gece boyunca okunan ayeti kerimelerin ve salavatı şeriflerin, yapılan duaların, kılınan namazların Allah katında kabul olmasını diliyorum. Bu vesileyle bir kez daha asırlardır ilimle, irfanla, hikmetle yolumuzu aydınlatan Allah dostlarını hürmet ve tazimle yad ediyorum.

İlahi Kelimetullah uğrunda canlarını feda eden şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimizin her birine şahsım, ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Rabbim şehitlerimizi Cennet’te Peygamber Efendimize komşu kılsın. Mevla’m, bizi de şehitlerimizin yolundan sıratı müstakimden ayırmasın. Ve özellikle de böyle anlamlı bir gecede tabii ki şu anda Suriye’de büyük bir mücadelenin içerisinde olan gerek Mehmetçiklerimize, gerekse Suriye Milli Ordusuna Rabbimden yardım niyaz ediyorum.

Yüce Allah hepimizi Hazreti Nebinin şefaatine nail eylesin.

Bakınız Aşık Yunus bu geceyi, Veladeti Nebiyi nasıl anlatıyor:

“Alemler Nura gark oldu

Muhammed doğduğu gece

Mümin münafık fak oldu

Muhammed doğduğu gece

Arşın Nuru yere indi

Suyun rengi nura döndü

Hep susuzlar suya kandı

Muhammed doğduğu gece

Yunus der ki ey kardeşler

Akar gözden kanlı yaşlar

Secde kıldı dağlar taşlar

Muhammed doğduğu gece.”

Evet, bugün işte böyle manevi hazinelerle, manevi müjdelerle dolu bir geceyi hep birlikte idrak ediyoruz. Samimiyetle, gözyaşlarıyla yapılan duaların Hak katında inşallah geri çevrilmeyeceği, bereketli bir iklimi teneffüs ediyoruz. Bu gece hürmetine kalplerimiz Habibi Kibriya Aleyhissalatu Vesselam Efendimizin aşkının narıyla ısınırken, tefekkür ve tezekkürle de kulluğumuzu, acziyetimizi, bu dünyadaki varlık gayemizi tekrar hatırlıyoruz. Rabbim bu mübarek geceyi hakkıyla, layıkıyla, manası ve ehemmiyetine uygun bir şekilde idrak etmeyi hepimize nasip eylesin diyorum.

Peygamberimizin edeple, hürmetle, huşu ve heyecanla yad edilmesine vesile olan Diyanet İşleri Başkanlığımıza, Sayın Başkan ve ekibine de bu anlamlı program için şahsım, milletim adına ayrıca teşekkür ediyorum.

Aile müessesesinin çok ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğu günümüzde “Peygamber ve Aile” temasını seçtikleri için de Başkanlığımızı tebrik ediyorum. Mevlid-i Nebi Haftası boyunca yapılacak etkinliklerle, sempozyum ve diğer programlarla onun örnek hayatını, bilhassa da aile yaşantısını gençlerimiz başta olmak üzere milletimizin tamamına anlatma imkânı bulacağımıza inanıyorum.

Kardeşlerim,

Biz Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam’a ve onun kutlu yoluna meftun bir milletiz. Türk milleti olarak en çok ona hürmet eder, onu özleriz. Sözlerin en güzeliyle yine en çok onu anarız. Şiirlerin en güzelini onun için yazar, onun için okuruz. Dualarımıza “Allahumme salli ala seyyidina Muhammed ve ala alihi seyyidina Muhammed” diyerek yine onun adıyla başlarız. El emeği, göz nuru olan en kıymetli ilim ve sanat eserlerimizi ona ithaf ederiz. Çiçeklerden en çok gülü sevmemiz, rengiyle, kokusuyla, güzelliğiyle onu hatırlattığı içindir. Onun aşkıyla mest olanlar bayrağımızdaki hilalde ismi celali, yıldızda ise Habibi Kibriyayı görür. Ona duyduğumuz derin muhabbet isimlerimize yansır. Erkeklerimiz Ahmet’tir, Mahmut’tur, Mustafa’dır, Mehmet’tir. Mehmet oluşu da edebindendir, aslı onun da Muhammed’dir, ama yumuşatarak onu Mehmet’e çevirmişlerdir, olur ya, layık olamayız diye. Kadınlarımız Hatice’dir, Fatma’dır, Ayşe’dir, Zeynep’tir. Onların dostları olan Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman, Ali hepimizin başının tacıdır. İki reyhanım diyerek sevdiği Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin bizim de gözbebeğimizdir. Ona hürmeten ordumuza Peygamber Ocağı, bu ocakta yetişen yiğitlere de Mehmetçik deriz; dünyanın hiçbir yerinde bunun bir başka benzeri yoktur.

Bu milletin hamuru İslam’la müşerref olduğundan beri Peygamber Efendimizin aşkıyla yoğrulmuştur. Asırlardır gök kubbemizi süsleyen Ezanı Muhammediler millet olarak bağımsızlığımızın remzidir. İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’nı dolduran Ezanı Muhammedi, Diyarbakır Ulu Camii’nden de aynı ruhla, aynı coşkuyla okunur. Edirne Selimiye’de edilen dualar Şanlıurfa Halil-ül Rahman Camii’nde yapılanlarla kucaklaşarak arşı alaya ulaşır. Günde beş vakit yönümüzü Kâbe’ye dönerken, ellerimizi semaya açarken, selamlaşırken, musafaha yaparken bir kez daha millet olmanın, ümmet olmanın şuuruna ereriz.

Biz dualarla buluşarak bir oluruz, kardeş oluruz. Ülkemizden binlerce, on binlerce kilometre ötedeki insanların derdiyle bizi dertlendiren İslam ortak paydasıdır, ümmet olma şuurudur. Üzerinden bin 400 sene geçsene de Veda Hutbesindeki şu kutlu tavsiye bizim rehberimizdir:

“Müminler, sözümü iyi dinleyiz ve iyi belleyiniz. Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler.”

Arakanlı, Suriyeli, Türkistanlı mazlumlar bizim kardeşimizdir. Hani birileri diyor ya; Suriyeliler gitsin. Asla biz bunlara eyvallah edemeyiz.  Bizim Peygamberimiz muhacirdi, unutmayın. Medine Müslümanları ensardı. Şimdi Allah bizlere ensar olmayı nasip etti. Bombalardan kaçan Suriyeli kardeşlerimize de muhacir olmayı, evet nasip etti. Bunu birileri anlamayabilir, ama biz bunun idraki içerisindeyiz. O kardeşlerimizi evlerine, topraklarına inşallah oradaki durumlar hal yoluna girdiği zaman zaten kendileri de gidecektir. Ama biz kovamayız, onları bombaların altına gönderemeyiz. Çünkü bizim kardeşlik anlayışımız bu; Afrikalı, Asyalı mağdurlar bizim öz be öz kardeşimizdir. Cihanşümul İslam kardeşliğinin sınırı yoktur. Hiç kimse bizim aramıza ayrılık tohumları ekemez. Biz vahdete inanırsak, fitne projeleri bu topraklarda boy veremez. Biz Allah’ın ipine, Resulü Ekrem Efendimizin sünnet-i seniyyesine sıkıca sarılırsak hiçbir güç bizi birbirimize düşüremez.

Sevgili Kardeşlerim,

Müslümanlar olarak gerçekten sancılı günler yaşıyoruz. Mezhepçilik fitnesinin, ırk, renk, dil, kabile taassubunun kalplerimizi ve zihinlerimizi esir aldığı bir dönemden geçiyoruz. İnsanı insan yapan değerler tarihte belki hiç olmadığı kadar ağır bir saldırı altındadır. Ferdi ihtirasların, toplumsal hastalıkların, adaletsizliklerin, baskı ve şiddetin bütün insanlığın üzerine adeta karabasan gibi çöktüğü bir bunalım çağındayız. Yüzyıllardır barış ve esenlik diyarı olan İslam beldelerinden bugün sadece yetimlerin, kadınların, evladını bir kör kurşuna kurban vermiş yüreği yanan anaların feryatları yükseliyor. Medeniyetlere beşiklik etmiş kadim şehirlerimiz halkına zulmeden diktatörlerin elinde büyük bir enkaz yığınına dönüşüyor. İslam ülkelerinde palazlandırılan terör örgütleri camide namaz kılan müminleri, pazarda alışveriş yapan masumları, okula giden çocukları acımasızca katlediyor. İslam medeniyeti bir tarafta DEAŞ, Boko Haram, Eş-Şebab, FETÖ, PKK, YPG gibi katil sürülerinin, diğer tarafta cehaletin, mezhep ve meşrep taassubunun cenderesinde adeta kültürel bir soykırıma maruz kalıyor. Günümüzün haçlıları olan Neonazi terör örgütleri dünyanın en gelişmiş, sözüm ona en demokratik ülkelerinde Müslümanlara hayatı dar ediyor.

Rabbimin bizlere bir lütfu olan doğal kaynaklarımız o topraklar üstünde yaşayan Müslümanları değil. Batılı sömürgecileri zenginleştiriyor. Gün geçmiyor ki ibadethanelerimize yönelik bir saldırı haberi almayalım. Gün geçmiyor ki müminlerin onurunu ayaklar altına bir hadise görmeyelim. Gün geçmiyor ki Peygamber Efendimizin mübarek şahsi manevisine yönelik bir edepsizliğe, ahlaksızlığa şahit olmayalım. Müslüman olmanın, Müslümanca yaşamanın adeta avuçlarımızda kor bir ateş tutmak kadar zor olduğu bir dönemden geçiyoruz. Umut ışıklarının cılızlaştığı, zulmün alevinin göğe yükseldiği, cehaletin dört bir yanımızı kuşattığı bu günlerde bizi felaha erdirecek kurtuluş yolu önümüzde durmaktadır. Bu yol Allah’ın kitabı Kur’an ve onun alemlere rahmet olarak gönderdiği Resulü’nün rehberliğidir. Onun getirdiği din adalet dinidir, merhamet, nezaket dinidir. Onun getirdiği din selam dinidir, barış, uhuvvet dinidir. Kız çocuklarının diri diri toprağa verildiği bir cahiliyet toplumundan tüm insanlığa örnek olan asrı saadeti inşa eden İslam’dır. Bu şerefe nail olamayanların hala kız çocuklarını diri diri toprağa gömdüklerini görüyoruz. Sömürü düzenini adaletle, hakkaniyetle değiştiren yine İslam’dır. İnsanı esfel-i safilinden eşrefi mahlûkata, yani yaratılmışların en şereflisine yücelten yine Din-i Mübin-i olan İslam’dır. Dünya saadetinin de, ahirette kurtuluşun da yolu İslam’dadır. Dinimiz İslam ve Peygamberimiz tüm dünyada barış ve güveni ve huzurun, saadet ve selameti inşa için gönderilmiştir. Bizler de işte bu yüce dinin mensubu ve o kutlu Peygamberin ümmeti olarak aynı amaçlar için çalışmakla mükellefiz.

Kardeşlerim,

Her insan canının, inancının, neslinin, malının ve haysiyetinin emniyette olduğu, hak ve özgürlüklerinin korunduğu bir ortamda yaşamak ister. Güven, insanca bir hayat sürdürülebilmenin temel şartlarından biridir. Toplumun temeli olan aile güven üzerine bina edildiği gibi, büsbütün toplum da güven üzerine kurulur ve varlığını sürdürür. Güven duygusunun zedelenmesi ise, toplumu ayakta tutan bu temeli sarsar. Güvenilir olmayı, güven aşılamayı, güven içinde yaşamayı bizlere öğreten de yine Allah’ın Resulüdür. Allah’u Teâla mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Peygamberimizin bizler için en güzel örnek olduğunu belirtiyor. Onun hayatı sadece biz ümmeti için değil kendisinden sonra gelen tüm insanlık için de en güzel örnektir. Resulü Ekrem’in ahlakı, tavsiyeleri ve sünnet-i seniyyesi Müslümanlar için dünya ve ahiret saadetinin pusulasıdır. Risaletinden çok önce Muhammed-ül Emin olarak anılan, ömrünün sonuna dek El-Emin olarak kalan bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu unutmamalıyız. Resulü Ekrem öyle bir insandır ki kendisiyle amansız bir mücadeleye girişinler dahi onun dürüstlüğünü ve güvenirliliğini teslim etmek zorunda kalmıştır. Onun Medine’de inşa ettiği toplum modeli, Müslümanlarla beraber farklı inanç mensupları için de bir huzur ve güven kaynağı olmuştur. Bugün de bir güven toplumu inşa etmek istiyorsak aynı samimiyeti, sadakati, emanet bilincini, ahde vefayı, sevgiyi saygıyı, merhameti hayatımıza hâkim kılmamız gerekiyor. Çünkü o sevginin, tebessümün, şefkatin, merhametin peygamberiydi. Sadece çöle dönmüş kalplere değil bütün kâinata rahmet olarak gönderilen bir insan-ı kâmildi. O çocukların peygamberiydi, topluma yük görülen kadınların peygamberiydi. Köle pazarında meta gibi alınıp satılan mazlumların peygamberiydi. Yine o yetimlerin, öksüzlerin, fakirlerin, en çok da kimsesizlerin peygamberiydi. Yolda bir garip görse durur, selam verir, hal ve hatırını sorar ve yolda giderken eğer şöyle bir hayvan dahi görüyorsa, eğer ölmüşse herkes onun leşinden, kokusundan kaçınırken o farklı bir şeyini arar, ah dişleri ne kadar da güzelmiş derdi. Böyle bir peygamberin ümmetiyiz. Ama maalesef bizim Peygamberimize hakaret edenler, bu incelikleri anlayamaz. Bir köşede ağlayan bir çocuk görürse yanına gidip gözyaşlarını silerdi. Cömertlik, tevazu, muhabbet, uhuvvet, cesaret, vefa gibi insanın özüne ait bütün iyi hasletler onda birleşmiş, ondan neşet etmişti. Güzel ahlakıyla bütün insanlığa rehber olmuş, dürüstlüğüyle yol göstermişti. Haklının değil, güçlünün üstün olduğu bir çağda her türlü asabiyeti, taassubu, ırkçılığı ayaklarının altına almıştı. Tüm insanlığı Kur’an ve sünnet bağıyla birbirine bağlamış, kalpleri kaynaştırmıştı. Zengini fakirin hamisi, siyah tenliyi beyazın kader ortağı yapmıştı. Komşuyu komşuya akraba kadar yakın kılmıştı. Emin kişiliğiyle, sadece yaşantısıyla, örnek davranışlarıyla, edep ve hayatıyla insanlığa yepyeni bir dünyanın, yepyeni bir hayatın kapılarını açmıştı. Kalp kesilmiş yürekleri yumuşatmış, taşlaşmış kalpleri merhamet ateşiyle eritmişti. Öyle ki onu öldürmek için gelenler onda dirildiler. Onu inkâr edenler onda hayat buldular. Onu hor-hakir görenler ondan insanlığı öğrendiler. Ona husumet besleyenler onun en yakın dostu oldular.

Rabbim bizi Resulü Kibriya Efendimizin kutlu, mübarek, aydınlık yolundan ayırmasın diyorum. Dünyayı nura boğan bu güzel doğumun sene-i devriyesine erişmeyi bir kez daha bizlere bahşettiği için Rabbime hamd-ü senalar ediyorum.

Sözlerime son verirken bir kez daha sevginin, rahmetin, merhametin, yoksulların, yolda kalmışların, mazlumların, gençlerin, çocukların Peygamberi olan Habibi Kibriya Efendimizi kemali edeple yad ediyorum. Milletimizin ve tüm ümmeti Muhammed’in Leyle-i Mevlidi’ni gönülden tebrik ediyorum. Sizlere İstiklal Marşı şairimiz merhum Akif Ersoy’un şu güzel dizeleriyle veda etmek istiyorum:

“Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep;

Medyûn ona cemiyyeti, medyûn ona ferdi.

Medyûndur o ma’sûma bütün bir beşeriyyet...

Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.”

Rabbim bizi onun yolundan ayırmasın diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.

Kalın sağlıcakla.