AK Parti 29. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı Açılışında Yaptıkları Konuşma

05.10.2019

Kurullarımızın Kıymetli Üyeleri,

Kadın ve Gençlik Kollarımızın,

Merkez Karar ve Yürütme Kurullarının Kıymetli Üyeleri,

Değerli Kabine Üyelerimiz,

Aziz Dava ve Yol Arkadaşlarım;

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. AK Parti İstişare ve Değerlendirme Toplantılarımızın 29’uncusuda bir kez daha sizlerle birlikte olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. AK Parti 7. Olağan Kongre sürecini başlattığımız bir dönemde gerçekleştirdiğimiz ülkemiz ve milletimiz için, partimiz için hayırlara vesile olmasını rabbimden niyaz ediyorum.

Partimizin kuruluşunu 18 yıl önce 2001 yılı 14 Ağustos’unda ‘aydınlığa açık, karanlığa kapalı’ diyerek resmen ilan etmiştik. Hep söylediğim gibi, AK Partiyi kuran da, istikametini gösteren de, bugünlere gelmesini sağlayan da daima milletimiz olmuştur. Biz ilk günden beri sadece milletimizin bize verdiği görevleri yerine getiriyoruz. Kurulduktan bir yıl kadar sonra yapılan genel seçimlerde milletimizin teveccühüyle tek başımıza iktidar olarak ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlendik. Ülkemiz AK Parti döneminde bir asra yaklaşan Cumhuriyet tarihinin en az kuruluş yıllarındaki kadar önemli gelişmelerine şahitlik etmiştir.

Milletimizle olan güçlü ve hasbi bağımız sayesinde girdiğimiz her mücadeleden hamdolsun alnımızın akıyla çıktık. Türkiye demokraside ve ekonomide hapsedildiği, çok uzun yıllar boyunca da kurtulamadığı geri kalmışlık zincirini AK Partiyle birlikte kırmayı başarmıştır. Kendini milli iradenin üstünde gören vesayetçi anlayışı tüm çırpınmalarına rağmen ülkemizden kazıyıp attık. Darbe ve cunta teşebbüsleri artık karşısında doğrudan milletimizi buluyor. Siyaset mühendisliği hesaplarıyla milli iradenin arkasından dolanma gayretleri hep hüsrana uğruyor. Sırtını millete değil de başka güçlere dayayan herkes tepetaklak yuvarlanıyor. Terör örgütleri üzerinden ülkemizi ve milletimizi esir almaya kalkanların oyunları boşa çıkıyor. Son olarak ekonomi üzerinden yazılan felaket senaryolarını da birer birer bozuyoruz. Milletimizin özgürlüğüne gözünü dikenlere olduğu gibi, ekmeğine el uzatanlara da bunun bir bedeli olduğunu hatırlatıyoruz.

Son dönemde yaşanan gelişmeler bize, Türkiye olarak özellikle Türkiye ortak paydaşında buluşan herkesle birlikte yol yürümemiz gerektiğini gösteriyor. Cumhur İttifakı çatısı altında Milliyetçi Hareket Partisi’yle 15 Temmuz gecesinden beri yürüttüğümüz çalışmalar hepimiz açısından memnuniyet verici bir şekilde sürüyor. Önümüzdeki dönemde Milliyetçi Hareket Partisi’yle çok daha kapsamlı ve yakın şekilde çalışmaya devam edeceğiz.

Bu vesileyle de Sayın Bahçeli’yle geçmiş olsun dileklerini şahsım katında tüm AK Parti olarak ifade etmek istiyorum.

Bir süredir hep yaptığımız gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni yasama döneminin açılış konuşmasında da ülkemizin geleceği için birlik, dirlik, beraberlik, dayanışma, kardeşlik çağrısında bulunduk. Türkiye’nin ve Türk milletinin menfaatleri söz konusu olduğunda tüm siyasi partilerin, tüm toplum kesimlerinin birlikte hareket edebilme erdemine sahip olduğuna inanıyoruz. AK Parti olarak bu konudaki samimi ve ilkeli duruşumuzu sonuna kadar koruyacağız.

İşte böyle bir ortamda AK Parti 7. Olağan Kongre sürecini başlatıyoruz. Delege seçimleriyle başlayıp belde, ilçe ve ilk kongreleriyle devam edecek bu süreci Olağan Büyük Kongremizle nihayete erdireceğiz.

Çarşamba günü yaptığımız Merkez Yürütme Kurulu Toplantımızda da ifade ettiğim gibi, Olağan Kongre hazırlıklarımızın her aşamasını dikkatle, hassasiyetle hedeflerimize uygun biçimde yürütmeliyiz. Amacımız, milletimizle gönül bağımızı tahkim edecek, daha güçlü bir teşkilat yapısı oluşturmaktır.

Dünya değişirken, Türkiye değişirken AK Parti yerinde saymayacaktır. Ülkemizi bugünlere getiren parti olarak milletimizin geleceğe ilişkin beklentilerinin de tek adresi Allah’ın izniyle yine biz olacağız hiç endişeniz olmasın. Bunun için 24 Haziran ve 31 Mart seçim sonuçlarını da göz önünde bulundurarak, partimiz ve ülkemiz için en doğru adımları atmakta kararlıyız. Kongrelerimizde bu kararlılığımızın somut tezahürlerini ortaya koyacağız.

Değerli Kardeşlerim,

Ülkemize ve milletimize kazandırdığımız hizmetler birileri ısrarla inkâr etmeye, sıradan hale getirmeye çalışsa da tarihi öneme sahiptir. Bu hizmetleri milletimize en doğru ve etkili şekilde anlatmalıyız. Elbette bununla yetinmeyecek, yeni ve toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak politikalar, projeler geliştirecek icraatları da ortaya koyacağız. Ülkemizdeki her bir vatandaşımızın geleceği için hayal kurmaya ve bunları hayata geçirmeye devam edeceğiz. Genel Merkezimiz ve tüm teşkilatlarımızla, Meclis grubumuzla, Kabinemizle, kurumlarımızla ahenk içinde Türkiye’yi 2023 hedeflerine mutlaka ama mutlaka ulaştıracağız.

Kongre sürecinde şekillenecek yeni teşkilat yapımız önümüzdeki dönemde AK Partinin sürükleyici gücü olacaktır. Belde, ilçe, il başkanlarımızı ve yönetimlerini bu anlayışla belirleyeceğiz.

Her fırsatta ifade ettiğim gibi, milletimiz bize destek ve oy vermek zorunda değildir, biz milletimizin gönlünü kazanarak bunu sağlayacağız. Ana kademe, kadın kolları ve gençlik kolları yönetimlerimizin, milletvekillerimizin, belediye başkanlarımızın, belediye ve il genel meclis üyelerimizin asli görevi budur.

AK Partiyi temsil etmek demek, millete hizmetkâr olmak demektir. Bunun yerine AK Partinin kendisine sağladığı gücü millete tepeden bakmak, milleti hiçe saymak, sadece şahsi çıkarlarını korumak için kullanan zihniyetin partimizin çatısı altında yeri yoktur. Parti yönetiminden ülkenin yönetimine kadar her bir arkadaşımız kendisine tevdi edilen vazifeyi, yetki ve sorumlulukları çerçevesinde layıkıyla yerine getirmekle görevlidir. Hiç kimsenin üstlendiği sorumluluğun gereğini yerine getirmeyip her şeyi bir üste, özellikle de şahsıma havale etme kolaycılığına kaçmaya da hakkı yoktur. Bu tabii bizi ciddi manada üzüyor, Beyefendi böyle talimat verdi, Efendi böyle istedi; haberimiz yok, ama bunun istismarını yapanlar var. Bunları da buradan sizlerin şahsında tüm milletime özellikle duyuruyorum. Şunu herkes bilmeli ki; bunların hepsi maalesef fırsatçılıktır. Bu fırsatlara imkan vermeyeceğiz. Hep birlikte işimizi en iyi şekilde yapacak, bunun için gereken inisiyatifleri alacak, sorumlulukları üstleneceğiz.

AK Parti milletin kurduğu parti olduğunu, milletin partisi olduğunu, milletin hizmetkârı olduğunu, gelecekte de bu vasfıyla milletin gönlündeki yerini koruyacağını inşallah bir kez daha ispat edecektir. Sizlerden de attığınız her adımda bu hassasiyetle hareket etmenizi özellikle rica ediyorum.

Değerli Kardeşlerim,

AK Partinin en önemli özelliği, geniş siyasi temsil gücü ve icraat birikimi yanında kadim bir medeniyet tasavvuruna sahip olmasıdır. Şu an itibarıyla şöyle üye sayımıza baktığımız zaman, toplamda yaklaşık 10 milyonu aşkın, 10 milyon 500 bine varan bir üye sayısına sahibiz, bu hiçbir partide yok. Bu, partimize olan sevdanın, partimize olan mensubiyet duygusunun nedenli ileride olduğunu gösteriyor.  Şimdi bunu bizim ilmek ilmek ayrıca işlememiz lazım, üyelik şuurunu çok farklı bir yere çıkarmamız lazım.

Bizim medeniyetimizin kökleri ilk insan ve ilk Peygamber Hazreti Adem Aleyhissalatu Vesselamdam son Peygamber Resulü Ekrem Efendimize kadar uzanır. Bizim medeniyetimizin kökleri milletimizin binlerce yıllık şanlı tarihinin bilinen en uç noktasına kadar gider. Bizim medeniyetimizin kökleri insanlığın ve özellikle de coğrafyamızın tüm birikimini kucaklayacak kadar derinlere iner. Evet, bu parti teşkilatlarıyla, milletvekilleriyle, belediye başkanlarıyla, üyeleriyle kadim medeniyet davamızın, tarihimizin, kültürümüzün takipçisi ve taşıyıcısıdır. Maziden atiye kurmak için çalıştığımız köprünün inşacısı da, müdafi de, geliştirici de işte bu kadrodur.

Böyle bir anlayışla siyaset yapmak, aynı zamanda bizlere çok büyük sorumluluk da yüklüyor. Yükümüz ne kadar ağır olursa olsun, kardeşlerim, seferin de, tahammülün de içimizde olduğunu unutmayan bir bilinçle davamıza sıkı sıkıya sarılmakta kararlıyız. AK Parti saflarına katılan erkeğiyle, kadınıyla, genciyle her kesimden, her anlayıştan insanımızı işte bu büyük medeniyet davamıza ortak etmekte mükellefiz.

Bu kapıdan içeri girmiş herkesin, özellikle hanım kardeşlerimizin ve gençlerimizin ülkemize, dünyaya, hayata bakışı ile pratikleri konusunda olumlu yönde bir değişim sağlamayı başarmış olmalıyız. Şayet bunu temin edememişsek işimizi eksiz yapıyoruz demektir. Pusulası olmayan bir gemi, rotası olmayan bir uçak, istikameti belli olmayan herhangi bir araç nasıl kaybolup giderse, medeniyet davası olmayan bir toplum da aynı akıbete mahkumdur. Türkiye’yi geçmişinden ve özünden kopartma gayretlerinin amacı işte budur. Dünyadaki pek çok toplum gibi bizim de kimliksiz, kişiliksiz, köksüz, hazan yaprakları gibi rüzgarın önünde sürüklenen bir millet haline gelmemizi bekliyorlar, ama buna fırsat vermeyeceğiz.

Türkiye, bölgenin de, dünyadaki bir medeniyet davasının da Allah’ın izniyle öncüsüdür ve bu konuda da kararlıyız, kararlılığımızı da sürdüreceğiz ve bu kararlılığımızdan asla taviz vermeyeceğiz. Ne kadar güçlü eserse essin, kendimizi bu yıkıcı rüzgarın akışına bırakmayacağız. Çünkü Rabbimiz bize, gevşemeyin, hüzünlenmeyin, eğer inanıyorsanız muhakkak üstünsünüz buyuruyor. İnancından ve imanından şüphe duymayan insanlar olarak, hiçbir engelin bizi durdurmayacağına inanıyoruz. Yıkılmaz sanılan nice korku dağlarını bu anlayışla yerle yeksan ettik, bugünlere öyle geldik. Aşılamaz sanılan nice korku deryalarını bu anlayışla geride bıraktık. Bugün karşımızda duran her meseleye de yine bu anlayışla yaklaşıyor, üzerine üzerine gidiyoruz. Fitne odakları bizi yıldırmasın, çünkü bu fitne odaklarına karşı biz kardeşlik bağlarımızı, özellikle de ancak inananlar kardeştir düsturuyla aşarak yolumuza devam edeceğiz.

Bizim medeniyetimiz bu ülkenin bilaistisna her bir vatandaşını kucaklayabilecek zenginliğe sahiptir. Daha önemlisi, geniş bir coğrafyaya yayılmış olan kardeşlerimiz ve soydaşlarımızla birlikte bu büyük medeniyet davasının küresel temsilcisi olma sorumluluğunu üstlenmiş durumdayız. Bunu bizim söylememize gerek yok, bunu zaten küresel dünyadaki bu kardeşlerimiz ifade ediyorlar, onlar söylüyorlar.

Hedeflerimize ulaşmak üzere çıkacağımız yolculuk için sabahı bekleyemeyiz. AK Partinin 17 yıllık uzun iktidar döneminde en çok ihmal ettiğimiz hususların eğitim ve kültür, yani medeniyet davamızın iki büyük taşıyıcısı olduğunu her fırsatta ifade ediyorum, etmeye devam edeceğim. Dolayısıyla hemen şu an harekete geçmeliyiz, çünkü zaten bir gecikme söz konusu. Yeni neslin ufkunun genişliği, heyecanı, kendini geliştirme kabiliyeti, azmi en büyük umut kaynağımızdır. Bize düşen, elimizdeki bu kıymeti medeniyet değerlerimizle teşhis ederek paha biçilemez bir hazine haline dönüştürmektir. Hayatımızın hiçbir döneminde olduğu gibi, bugün de davamızın zafere ulaşacağı konusunda en küçük bir şüphemiz bulunmuyor.

Milletimizin her bir ferdini hiçbir ayrım, hiçbir farklılık, hiçbir hesap gütmeksizin bu büyük mücadelede yanımızda yer almaya davet ediyorum. İnşallah 7. Büyük Kongremiz bu davetin bir zemini, bir vesilesi olacaktır. AK Parti’nin kapısı bu büyük medeniyet davamızın heyecanını paylaşan herkese sonuna kadar açıktır. Her AK Partilinin önünde de görev alma, sorumluluk üstlenme, partisine, ülkesine ve davasına hizmet etme konusunda tüm kapılar yine söylüyorum sonuna kadar açıktır. Birliğimiz, beraberliğimiz, kardeşliğimiz en büyük gücümüzdür. Adalet duygumuza, vicdanımıza, ahlakımıza, dirayetimize, ülkemize hizmet aşkımıza sahip çıktığımız sürece hiç kimse milletimizle aramıza giremez.

Türkiye’yi başka türlü dize getiremeyeceklerini görenler, tüm güçleriyle AK Parti’nin üzerine yükleniyor. Partimize yönelik saldırıların sebebi, şahsımın veya tek tek şahıslarımızın değil, temsil ettiğimiz davanın en büyük tehdit olarak görülmesindendir. Şahıslar gelip geçer, ama bu dava ilanihaye bakidir. Bu kadro tek yürek, tek bilek olduğu müddetçe, ne dışarıdan, ne içeriden hiçbir güç bizi hedeflerimize doğru yürümekten alı koyamaz.

Kardeşlerim, biz bu ülkenin dünüydük, biz bu ülkenin bugünüyüz, biz bu ülkenin inşallah yarını da olacağız.

Değerli Kardeşlerim,

AK Parti olarak kurulduğumuz günden özellikle de iktidara geldiğimiz 2002 yılı Kasım’ından bu yana her alanda ülkemizi geliştirmenin, kalkındırmanın, ileriye götürmenin çabası içerisindeyiz. Bu çerçevede, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, ulaşımdan enerjiye, tarımdan sanayiye, sosyal güvenlikten çevreye kadar her alanda tarihi reformları hayata geçirdik. Her fırsatta, bilhassa da şehirlerimizi ziyaretlerinde tüm bu hizmetleri özetle de olsa teker teker anlatmaya özen gösteriyorum.

Bizim en büyük referansımız, 17 yılda ülkemize kazandırdığımız hizmetler ve yatırımlardır. Ülkemizin 81 vilayetinin her birinin altyapı ve üst yapısını adeta yeni baştan inşa ederken, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü güçlendirdik. Bunların yanında, siyasi tarihimizin en büyük yönetim reformunu yaparak, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ülkemize kazandırdık. Böylece Türkiye tarihinde ilk defa bu denli kapsamlı bir değişimi tamamen demokratik yöntemlerle ve milletimizin desteğiyle gerçekleştirdi.

Birinci yılını geride bıraktığımız Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin çok uzun yıllar boyunca ülkemizin ihtiyaçlarını karşılayacağına inanıyorum. Bu vesileyle son günlerde yaşanan anlamsız bir tartışmaya da burada son noktayı koymak istiyorum. Cumhurbaşkanının seçilme oranının yüzde 50’den yüzde 40’a düşürülmesiyle ilgili ne düşüncemiz, ne niyetimiz, ne planımız, ne de çabamız söz konusudur. Bu tür atıfta bulunanlar aynaya baksınlar. Biz bir şeyi kayda geçirdiğimiz zaman o iş bitmiştir. Ve biz şuna inanırız; El va'dü ked deyn. Ve şu anda biz öyle bir akitleştik ki, öyle bir vaatleştik ki, bizim bu vaadimiz kayda girmiştir ve bu bir borç gibidir. Kime? Millete. Yüzde 50 seçilme yeterliliği, yeni sistemin adeta omurgasıdır ve bu iş bitmiştir. Türkiye’de bir daha hiç kimsenin küçük bir azınlığa veya vesayete dayanarak, millete zulüm etmemesi için bu oranı korumanın gerekli olduğuna inanıyoruz. CHP buradan kendine bir şey çıkarmaya gayret ediyor. Sana buradan bir şey çıkmaz, buradan sana kemik de düşmez. Milletin talep ve tercihlerinin ülke yönetimine en güçlü şekilde yansımasının yolu, cumhurbaşkanının, seçmenlerin yarıdan fazlasının bir fazla oyuyla seçilmesinden geçiyor. Bu yapıldı mı? Yapıldı, bu iş bitmiştir. Hala burada farklı tasarruflarda bulunmanın gayretine girenler çok yanlış bir yoldadır. Cumhurbaşkanı seçilmek için yüzde 50 sınırının konması rastgele bir tercih değil, gayet bilinçli ve vazgeçilmez bir kriterdir. Bu tartışmayı bir daha açılmamak üzere kapatıyoruz.

Diğer taraftan, yeni sistemin ilk bir yıllık uygulamaları ışığında eksiklerin ve aksaklıkların belirlenmesine yönelik kapsamlı bir çalışma yaptık. Bu çalışma yaşanan sorunların neredeyse tamamının sistemden değil, uygulamadan kaynaklandığını gösteriyor. Eğer eleştirileriniz varsa, eğer bazı eksikler tespit ediyorsanız, bunu bizim ilgili mercilerimizi, Parlamentoda Grubumuza, özellikle de Cumhurbaşkanlığında Cumhurbaşkanı Yardımcılığına bildirirsiniz ve biz de bunların değerlendirmesini yapar, bunlardan kaçınmayız ve bu tür eksikleri de gideririz. Olay bu kadar basittir. Çünkü bu devlet bizimdir, bu ülke bizimdir, bu eksikleri gidermek suretiyle daha da güçlü olarak yolumuza devam ederiz.

Tabii alışkanlıkları değiştirmek kolay olmuyor. Eski sistemin refleksleriyle yeni sistemin işletilmeye çalışılması kaçınılmaz olarak birtakım sıkıntılara yol açıyor, bunu da zamanla aşacağımızdan şüphe duymuyorum. Cumhurbaşkanı Yardımcımız tarafından yürütülen bu çalışmanın sonuçlarını ilk fırsatta kamuoyuyla paylaşacağız. Tamamlanan çalışma sadece sorun tespiti yapmakla kalmıyor, aynı zamanda çözüm yolarını da içeriyor. İnşallah bu teklifleri de en kısa sürede hayata geçireceğiz. Gelecek nesillere bırakacağımız en önemli miraslardan birinin de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olduğuna yürekten inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye Büyük Millet Meclisimiz geçtiğimiz günlerde yeni yasama dönemine başladı. Ve yeni yasama döneminde Meclisimizden en büyük beklentilerimizden biri, yargı reformu çerçevesinde hazırlanan kanun tekliflerini sonuçlandırmaktır. Yargı Reformu Strateji Belgesi’ndeki taahhütlerimiz doğrultusunda hazırlanan ilk paket tüm siyasi partilerin değerlendirilmesine sunulmuştur. Amacımız, böylesine önemli bir konunun komisyonlardan ve Genel Kurul’dan mümkün olan en geniş uzlaşmayla geçmesidir. Böylece milletimizin adalet ve hukukun işleyişinde etkinliğin sağlanması beklentisine en tatminkar cevabı verebileceğimize inanıyorum.

Şimdi reform belgesi çerçevesindeki ikinci paketin hazırlıkları yapılıyor. Bu kapsamda idarelerin taraf olduğu bazı uyuşmazlıklarla ilgili zorunlu sulh yolu için müstakil bir düzenleme öngörülüyor. Bu şekilde bazı uyuşmazlıkların daha mahkemeye gitmeden sulh yoluyla çözülmesi hedefleniyor. Tüketici mahkemelerinde açılan davalar da zorunlu arabuluculuk kapsamına alınıyor. Kamuoyunda zaman zaman gündeme gelen ve gerçekten yürekleri dağlayan görüntülere yol açan çocukların anne-babaya tesliminin icra ve iflas sisteminin dışına çıkartılması konusu da ikinci pakette yer alıyor.

İkinci pakette yer alan bir başka husus, noterlik kurumunun daha etkin hale getirilmesidir. Noter yardımcılığı ihdası, noter ve noter yardımcılığı için sınav getirilmesi bazı çekişmesiz yargı işlemlerinin noterliklerde yürütülmesi gibi hususlar da bu başlık altında değerlendirilecektir.

Yoksulluk nafakasıyla ilgili tartışmaları sona erdirmeye yönelik düzenleme de ikinci pakette yer alacak başlıklardan biridir.

Bir diğer başlık, hukuk yargılamalarının daha etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak üzere tespit edilen sorunların çözümüdür. İkinci paketin en önemli başlıklarından biri de, denetimli serbestlik şartları ve süresinin yeniden belirlenmesidir. Denetimli serbestliğin maktu yerine, orantılı uygulamasını esas alan bir düzenleme özel infaz usullerinin kapsamını da genişletiliyor. Böylece infazın ıslah amacına uygun olarak gerçekleştirilmesi yönünde ilerleme kaydedilmesi hedefleniyor.

Ana başlıklarıyla bu şekilde ifade edeceğimiz ikinci yargı paketini de tüm siyasi partilerimizin değerlendirmesine sunacağız. İnşallah bu paketin de uzlaşmayla Meclisimizden geçmesini temenni ediyorum.

Yargı reformuyla amacımız, milletimizin adalet beklentisine cevap vermek, hukukun işleyişine ilişkin tereddütleri ortadan kaldırmaktır. Bu yönde kat edeceğimiz her mesele ülke olarak geleceğimize daha güvenle bakmamıza katkı sağlayacaktır.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye dış politikada geniş bir ilgi alanına sahiptir. Bu durum medeniyet ve tarihi geçmişimizin zenginliğinden kaynaklanıyor. Geçtiğimiz haftalarda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığımız konuşma bu zenginliğin bir ifadesiydi. Sizlere de birer konuşma metnini muhtevi kitapçığı dağıtmış bulunuyoruz, zannediyorum bütün kardeşlerim bunu aldılar, elde ettiler.

Bu gerçeği bilmeyen veya görmezden gelenler ülkemizin dış politika önceliklerini eleştirirken, aslında cehaletlerini ve sığlıklarını gösteriyorlar. Hatta bunların arasında bekamızla doğrudan ilgili, en kritik noktada dahi ülkemizin cari politikalarının tam zıddı yönünde girişimde bulunanlar çıkabiliyor. Türkiye, kendi iddiasıyla bu ülkenin en eski partisinin siyaset üretemediği için iradesini terör örgütlerinin güdümündeki yapılara teslim edişinin trajik hikâyesini seyrediyor.

Bu parti, ülkemize sığınan Suriyeli mültecilere karşı bir nefret politikasının en başta gelen aktörlerindendir, akşam başka, sabah başka ifadelerle de kendini kotarmaya çalışıyor. Üstelik bunların terör örgütünün işgal ettiği yerlerdeki demografiyi değiştirmek başta olmak üzere insanlık suçlarına karşı hiçbir itirazlarını da duymadık. Buna karşılık, Türkiye’nin Suriyelileri evlerine kavuşturmayı amaçlayan adımlarına da şiddetle karşı çıkarak rejimle ve terör örgütleriyle aynı çizgiye gelmekten çekinmiyorlar. Evleri, köyleri, kasabaları yerle yeksan edilmiş, çalışacak işleri kalmamış mazlumların iskanıyla ilgili projemizden rahatsız oldukları anlaşılıyor. Lafa gelince Suriye’nin toprak bütünlüğünden ve siyasi birliğinden söz ederler, fiiliyatta ise tek dertleri zalim rejimin ve bölücü terör örgütünün borazanlığını yapmaktan ibarettir. İşte böyle sorunlu bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Evet, demografik yapının değiştirilmesi bir insanlık suçudur. Suriye’de milyonlarca Arap, Kürt, Türkmen, Süryani, Ezidi, Keldani yaşadıkları yerlerden kopartılıp, Türkiye başta olmak üzere ülke dışına sürülerek, çok büyük bir insanlık suçu işlenmiştir. Sadece rejim bölgesine değil, bölücü terör örgütünün işgali altındaki yerlere kimse dönmüyorsa, bunun bir sebebi var. Çünkü insanlar terör örgütünün tahakkümü altında canlarını, mallarını, ırzlarını, geleceklerini güvenlik altında görmüyorlar. Suriye Kürtleri’nden yüz binlercesi de aynı sebeple hala ülkemizde yaşamaya devam ediyorlar.

Türkiye’nin güvenli bölge politikası Suriye halkının kendi evlerine dönüşü konusundaki en makul ve insani yoldur. Bu gerçeği Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı bölgelerinde bizzat yaşayarak gördük. Oldukça küçük sayılabilecek bu bölgelere bile 360 bin Suriyeli geri dönerek, yerleşti. Amacımız, Fırat’ın doğusunu da, altını çiziyorum, barış pınarlarıyla sulamaktır. Bu bölgede bir milyonu yeni inşa edeceğimiz yerlerde, bir milyonu da mevcut yerleşimlerde olmak üzere iki milyon kişiyi iskân etmeyi planlıyoruz. Planlarımız hazır, projelerimiz hazır, bunu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ikili yaptığımız görüşmelerde devlet başkanlarına, başbakanlarına, hepsine bunların kitapçıklarını teslim ettim.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye, sınırları dibindeki terör oluşumlarına asla göz yummayacağını sayısız defa müttefikleri başta olmak üzere tüm dünyaya ilan etmiştir. Maalesef bu süreçte ülkemiz sürekli oyalanmaya çalışılmıştır. Biz de kendi göbeğimizi kendimiz kesmeye karar verdik. İki ayrı harekâtla toplam dört bin kilometrekarelik bir alanı terör örgütlerinden temizledik. Fırat’ın doğusuyla ilgili de muhataplarımıza her türlü ikazı yaptık, yeteri kadar da sabırla davrandık. Kara devrisiymiş, hava devriyesiymiş, bütün bunların hikaye olduğunu görüyoruz. Müttefiklerimize sorumuz gayet açıktır, ‘siz SDG adıyla gözlerden kaçırmaya çalıştığınız PKK-YPG’yi terör örgütü olarak tanıyor musunuz, tanımıyor musunuz, bunu açıklayın.’ Bu yönde bir beyan duymadığımız gibi, bazı Amerikalı yetkililer alenen PKK-YPG’nin birlikte çalıştıkları bir yapı olduğunu da söylüyorlar. Öyleyse sözün bittiği yerdeyiz. Evet, ülkemizi terör örgütünden uzak tutmak için sürekli yüzümüze gülen, sürekli diplomatik söz oyunlarıyla kendilerince oyalayanlara diyoruz ki, ‘artık söz bitti. Bir taraftan Irak tarafından 30 bin civarında tırı Suriye’ye sokacaksınız, silah, mühimmat, araç-gereç yüklü ve bunları bu terör örgütlerine teslim edeceksiniz, ondan sonra da biz sizinle stratejik ortağız diyeceksiniz’ kusura bakmayın, bunu yutmayız.

Hazırlıklarımızı yaptık, harekât planlarımızı tamamladık, gereken talimatları verdik. Kararı verilen ve süreci başlamış olan barış pınarlarının önünü açma vakti belki bugün, belki yarın denebilecek kadar yakındır. Hem karadan, hem havadan bu harekâtı yürüteceğiz. Suriye tarafındaki kardeşlerimizin de tüm güçleriyle bizim yanımızda yer alacağından şüphemiz yoktur.

Hem kendi güvenliğimiz, hem ülkemizdeki Suriyeli kardeşlerimizin bir an önce evlerine dönebilmeleri için bu harekatı yapmaya ve başarıya ulaştırmaya mecburuz. Şayet bugün bu adımızı atmazsak, yarın karşımıza çok daha büyük sıkıntıların çıkacağı gün gibi aşikardır. Tehlikenin kapımıza dayanmayasını beklemeyecek, sorun kaynağında çözeceğiz. Hiç kimsenin bunun için Türkiye’yi suçlamaya hakkı yoktur. Avrupa ve Arap ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyayı bu ulvi mücadelesinde Türkiye’ye destek olmaya davet ediyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye’nin güvenliğini sadece sınırları içinde ve dışında ortaya çıkan terör tehditlerinden ibaret görmüyoruz. Eğitimden sağlığa, tarımdan sanayiye, enerjiden sosyal güvenliğe kadar her başlığı ülkemizin geleceğini ve dolayısıyla güvenliğini ilgilendiren stratejik alanlar olarak görüyoruz. Ekonomi, hiç şüphesiz en başta gelen konumuzdur. Bugün Türkiye ekonomi alanında 17 yıl öncesinden çok farklı bir konumda, çok farklı bir yerde duruyor. Hayata geçirdiğimiz ekonomik reformlarla ülkemizin çehresini değiştirdik. Sadece rakamlara baktığımızda dahi Türkiye’nin 2000’ler öncesiyle mukayese edilemeyecek bir büyüklüğe, bir güce, bir üretim kapasitesine kavuştuğu anlaşılıyor. Güçlü büyüme performansı, sağlam kamu maliyesi ve küresel krizlere karşı dirençli yapısıyla ülkemiz daha önce benzer şartlara sahip olduğu devletlerden, pozitif yönde ayrışmıştır. Son yıllarda küresel çaplı spekülatif saldırıların odağında yer almamıza rağmen, bu güçlü konumumuzu korumayı başardık.

Dünya bölgesel istikrarsızlıkların, göçlerin, ticaret savaşlarının, Avrupa Birliği’ndeki Brexit kaynaklı belirsizliğin arttığı bir süreçten geçiyor. Bu şartlar altında Türkiye kazanımlarını korumakla kalmamış, cari açık gibi müzmin bir sorununu da çözebilme başarısı göstermiştir. Bugün Türkiye son dönemde aldığımız tedbirler sayesinde küresel ticaret savaşlarının ve finansal piyasalardaki dalgalanmaların etkilerine en hazırlıklı ülkelerin başında geliyor.

Yeni Ekonomi Programımızla orta ve uzun vadede sürdürülebilir ve dengeli bir büyümeyi sağlama yolunda kararlılıkla ilerliyoruz. Kısa vadedeki gelişmelerin büyüme oranımızla ilgili ortaya çıkardığı tereddütler, içeride ve dışarıda önemli düzeyde giderilmiştir. Nitekim son günlerde her platformda ülkemizin bu yılı pozitif büyümeyle kapatacağı, önümüzdeki yıllarda da hedeflerine ulaşabileceği yönünde ardı ardına değerlendirmeler yayınlanıyor. Uyguladığımız programın en büyük kazanımını cari dengede elde ettik. Cumhuriyet tarihinin tüm rekorlarını kırarak, Temmuz ayı itibarıyla cari hesapta yıllık 4,4 milyar dolar fazla veren bir ekonomik yapıya kavuştuk.

İhracatta ve turizmde elde ettiğimiz istikrarlı yükselişi devam ettirmekte kararlıyız. Malum, göreve geldiğimizde Türkiye’nin ihracatı 36 milyar dolardı, ama şu anda 170 milyar dolara ulaştık; 36 milyar dolara nire, 170 milyar nire. Turizmde bir zamanlar bildiğiniz gibi işte Türkiye’ye gelenler, göreve geldiğimizde 11-12 milyon gibiydi, ama şimdi bu rakam da 50 milyona ulaşmış vaziyette, inşallah bunu da aşacağız, bak buraya geldik, nereden nereye. Bir çekim alanı, dünyanın en önemli destinasyonlarından biri haline geldik. Bunlar durup dururken olmadı. Bütün karalamalara rağmen, Türkiye’yi listenin dışına atmalarına rağmen, bunları başardık. Yapısal reformların da desteğiyle cari dengedeki açık sorununu inşallah bir daha geri gelmemek üzere kapatmış bulunuyoruz.

Ekonomide sağladığımız istikrar sayesinde, enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara indirmeyi başardık. Hamdolsun, malum göreve geldiğimizde faiz Türkiye’de yüzde 63’tü, enflasyon o zaman yüzde 30’du, faizi indirdikçe enflasyon da indi ve 4,2’ye kadar indi, 7 küsurda da o zaman faizdi. Neyi patlattılar? Hatırlayın, Gezi olaylarını patlattılar. Niye? Çünkü Türkiye’nin bir yerden önünü kesmeleri gerekiyordu, işte o işin başını çekenler şu anda hesap veriyorlar.

Değerli Kardeşlerim

Bir anda yüzde 40’ların üzerine faiz çıktı, bu arada enflasyon da maalesef, evet, o da yüzde 30’ların üzerine tırmandı. Şimdi ise yeniden hamdolsun faiz indirilmek suretiyle enflasyonun da indiğini görüyoruz. Farklı etkenler de tabii ki bu arada yok değil, var, ama işin ana belirleyeni biliniz ki faizdir ve faiz de enflasyonun ana tetikleyicisidir. Ve iddiayla söylüyorum, faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Bunu birileri hala, enflasyon sebep, faiz neticedir safsatasıyla Batıcı bir zihniyetle bizi aldatmaya çalışıyorlar.

Dünyaya bakacaksın, şu anda Japonya’da faiz nedir, Amerika’da faiz nedir, Avrupa’da faiz nedir? Ya bunların hepsinde faiz, eksi faiz var, 1-1,5-2 faiz var, Avrupa’ya geliyorsun aynı şekilde 1,5-2,5 arası, İsrail eksi faizle hareket ediyor. Ya bize ne oluyor da 40, bu civarda faizle hareket ediyoruz? Faizin bizim medeniyetimizin çerçevesi içerisindeki yeri de bellidir, onu burada açıklamayacağım, onu ayrıca açıklarım. O bütün pisliklerin başıdır. O, sömürünün en önemli aracıdır. O, emperyal mantığın en önemli aracıdır ve sömürü düzenin en önemli aracıdır, biz buna kendimizi kaptırmayacağız.

Ve eğer biz bir üretim ekonomisi düşünüyorsak, bir yatırımcı anlayışı düşünüyorsak, bu üretimde de, yatırımda da, rekabette de, istihdamda da finans sektörünün girişimciyi ne yapması lazım, desteklemesi lazım. Bu neyle olacak? Bu yüzde 40 faizlerle olmaz, bu yüzde 50 faizlerle olmaz, yüzde 63’le olmaz. Öyle bizim düşük faiz uygulaması getirmemiz lazım ki bu finans sektörü onları ayağa kaldırsın ve onlar da girişimlerini çok daha rahat bir şekilde yapabilsinler.

Türkiye’nin bu arada risk primi ve dolayısıyla faiz maliyetleri düşerken, imalat sanayi satın alma yöneticileri endeksi, eşik değer sayılan yüzde 50’nin üzerine çıktı. Merkez Bankası’nın yerinde ve doğru müdahaleleriyle faiz oranları makul seviyelere gerilemiştir, inşallah daha da gerileyecektir, ben buna inanıyorum. Bankacılık sektörünün ekonomiye desteğini güçlendirmek için sorunlu kredilerle ilgili reform niteliğinde adımlar attık. Geçtiğimiz günlerde kamuoyuna açıkladığımız 2020-2022 dönemine ilişkin ekonomi programında bu sürecin yol haritasını Hazine ve Maliye Bakanımız ortaya koydu. Bu programla milletimize üretimi, verimliliği, büyümeyi, adaletli paylaşımı esas alan bir ekonomi yönetimi vaat ediyoruz. Yüksek katma değerlerin üretimini tüm gücümüzle teşvik edeceğiz. Sadece ekonomimizin değil, geleneksel toplum yapımızın da bel kemiği olarak gördüğümüz KOBİ’leri finanstan, pazarlara erişime kadar her alanda güçlü şekilde destekleyeceğiz. Hedefimiz, önümüzdeki yıllarda büyümeyi yüzde 5 ve daha üzerine çıkarmaktır. Böylece program dönemi sonunda enflasyonu yüzde 5’in, işsizliği de yüzde 10’un altına indirmiş olacağız.

Finans piyasalarında vatandaşlarımızın borsaya ve sermaye piyasalarına ilgisini artıracak düzenlemeler yapıyoruz. Vatandaşlarımızdan birikimlerini, bunu özellikle bugün bu toplantıdan tüm milletime sesleniyorum, yabancı para yerine Türk Lirası bazlı finansal ürünlerde değerlendirmelerini özellikle istirham ediyorum.

Mali disiplin, AK Parti hükümetlerinin asla vazgeçmediği bir prensibidir. Kaynakların verimli kullanımı ve tasarruf temelli bir bütçe yönetiminde kararlıyız. Bütçe açığının milli gelire oranını kesinlikle yüzde 3’ün altında tutacağız.

Avrupa Birliği tanımlı, genel yönetim borç stokunun milli gelire oranını yüzde 72’den yüzde 30 seviyesine düşürmüştük, yılsonu itibarıyla bu oranın yüzde 33’ün altında gerçekleşeceği anlaşılıyor. Maastricht Kriterlerinde bu oran yüzde 60’tır, bizde ise şu anda tahminler yüzde 33 veya altı. Türkiye olarak yaşadığımız onca sıkıntıya rağmen hamdolsun bu konuda da telafi edilemeyecek bir hasar almadık.

11. Kalkınma Planı ile güçlü, dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme yoluyla ülkemizin üst gelir grubuna çıkabilecek bir vizyonu ortaya koyduk. Seçimsiz geçecek önümüzdeki 4 yılda ekonomideki yol haritamızı hassasiyetle takip edecek ve inşallah 2023 hedeflerimize ulaşacağız.

Değerli Kardeşlerim,

Enerji konusunda son dönemde gerçekten tarihi önemde atılımlar içindeyiz. Hükümete geldiğimizde doğal gazı tüm şehirlerimize ulaştırma sözü vermiştik, bu sözümüzü tuttuk ve 2018 yılı sonu itibarıyla 81 şehrimizin tamamına doğal gazı ulaştırdık. Şimdi bu güvenli ve çevreye saygılı enerji kaynağının ilçe ve belde merkezlerine yaygınlaştırılması için çalışıyoruz. Bugüne kadar 517 yerleşim merkezini doğal gaza kavuşturduk. Yılsonu hedefimiz, bu sayıyı 550 yerleşim merkezine çıkarmaktır.

Yerli kaynaklardan elektrik üretim oranımız yüzde 65’ler seviyesine geldi, böylece yılda 1,5 milyar doları yurt dışına ödemekten kurtulduk. Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimindeki payı da yüzde 48,5 düzeyine ulaştı. Bu sene rüzgar enerjisinde önemli bir yarışma gerçekleştirdik, 4 bölgede belirlediğimiz bin megavatlık kapasite için yerli ve yabancı pek çok enerji şirketi başvuruda bulundu, böylece ülkemize önemli bir enerji yatırımı daha kazandırmış olduk. Enerji Bakanlığımız yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgili yeni yarışmalar için çalışmalarını sürdürüyor.

Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Fatih Sondaj Gemisi yürüttüğü çalışmalarda 4 bin metrenin altına indi, biraz daha inmesi gerekiyor, inşallah bu da olacak. Bu yıl envanterimize eklediğimiz Yavuz Sondaj Gemisi’ni de Karpaz’daki görevinin ardından Güzelyurt-1 kuyusuna uğurladık. MTA Oruç Reis Gemisi Antalya açıklarında yaptığı sismik faaliyetlerin yüzde 30’luk kısmını tamamladı. Karada da petrol ve doğal gaz çalışmalarımız yoğun bir şekilde devam ediyor. Biliyorsunuz artık bizim bu sismik araştırmada 2 tane gemimiz var, 2 tane de sondaj gemimiz var. Bu sondaja belki bir taneyi de bu ara, görüşmeleri yapılıyor, ilavesi olacak ve 3 sondaj gemimiz olmak suretiyle, bunlar tamamen kendimize ait ve dolayısıyla artık dünyadan kiralama, şu-bu gibi bir sıkıntıya girmeyeceğiz.

Türkiye Petrolleri yurt içi petrol üretiminde 50 bin varili geçerek, son 20 yılın rekorunu kırdı. Diyarbakır’da ilk defa hidrolik çatlatma yöntemiyle ticari petrol üretimine başladık. Bu tekniği daha da yaygınlaştırarak, yeni kuyular açmaya devam edeceğiz.

Trakya’da bu yılın başlarında toplam doğal gaz rezervimizi iki katına çıkaran yeni sahalar keşfettik. Yaklaşık 3 milyar metreküp rezerve sahip bu sahalar 300 bin hanenin 10 yıllık gaz ihtiyacını karşılayacaktır. Buradan elde edeceğimiz doğalgaz, cari işlemler dengemize 5 milyar lira düzeyinde bir olumlu katkı yapacaktır. Bu tür çalışmalarda bulunan miktarın küçük veya büyük olmasından daha önemlisi, rezervlerin üretilebilir hale gelmesi ve ülke ekonomisine kazandırılmasıdır.

TürkAkım’ın deniz altından geçen kısmını geçtiğimiz yıl tamamlamıştık. Bu sene sonuna doğru TürkAkım’da İnşallah ilk gaz akışını Rusya’dan gerçekleştiriyoruz. TANAP’ın ikinci bölümü olan Eskişehir-Edirne kısmı tamamlandı, yakında o da devreye alınacak.

Bor cevherinin ileri teknolojiyle işlenmesi için yeni bir projeyi hayata geçiriyoruz. Balıkesir’e de temelini atacağımız fabrikayla, inşallah özellikle taktik araçlar, helikopterler, uçaklar, hafif zırhlı araçlar ve personel koruyucu yeleklerde kullanılan bor karbürünü Türkiye’de üreteceğiz.

Tuz Gölü Doğalgaz Depolama Tesisi’nin 5,4 milyar metreküplük toplam kapasitesinin tamamlanmasını sağlayacak son bölün temelini bu yıl attık. Hali hazırda 600 milyon standart metreküp depolama kapasitemizin yüzde 100’ü doludur. 2021 yılında bu kapasiteyi inşallah 2 katına çıkartıyoruz.

Bu yıl temelini attığımız bölümün 2023’te devreye girmesiyle de tuz yapılarında dünyanın ne büyük depolama tesisine sahip olacağız.

Değerli Kardeşlerim,

Tarım ve gıda konusu da stratejik önceliklerimiz arasında yer alıyor. Gelecekte gıdayı kontrol edenin, dünyayı da kontrol edeceği gerçeği her geçen gün biraz daha netleşiyor. Dünyada mevcut 13 milyar hektar toprak alanının sadece 5 milyar hektarı tarım toprağıdır, bunun da sadece 1,5 milyar hektarlık alanında tarım yapılmaktadır. Ülkemizde ise 24 milyon hektarda tarım yapılıyor ve 14,6 milyon hektar ise mera olarak kullanılıyor. 2050 yılında dünya nüfusunun 10 milyarı, ülkemiz nüfusumuzun ise 100 milyonu geçeceği öngörülüyor. Şehirleşmenin artması, küresel ısınma, toprağın yanlış kullanımı, çölleşme, erozyon gibi çalışmalar, gelişmeler tarıma elverişli arazileri tehdit ediyor. Bunun için üretim potansiyeli yüksek 65 ilimizde 7 milyon hektara karşılık gelen, 265 ovayı tarımsal SİT alanı olarak ilan ederek koruma altına aldık.

Ülkemiz 2005 yılından beri tarımsal hasılada, dünyada ve Avrupa’da lider ülke konumundadır. Tarımsal gelirimizi 37 milyar liradan, 217 milyar liraya çıkarttık. Tarım ve gıda ürünleri ihracatımızı 4 milyar dolardan, 17,7 milyar dolara yükselttik. Bugün Türkiye 195 ülkeye 1690 çeşit tarımsal ürün ihraç ediyor.

Tarım destek ödemelerini 1,8 milyar liradan bu itibarıyla 17 milyar liraya ulaştırdık. Ama gel gör ki, Ana Muhalefetin başındaki zat, çiftçiyi ihmal ettiğimizi, çiftçiye en ufak bir destek vermediğimiz yalanını ikide bir tekrarlıyor. Son 17 yılda, kulağı vardır, ama duymaz, son 17 yılda çiftçilerimize ne ödedik biliyor musunuz? 134,5 milyar lira destek ödemesi yaptık, rakam ortada. Sadece mazot desteği olarak çiftçilerimize geçtiğimiz yıl 2,4 milyar lira ödedik sadece geçen yıl.

Hayvancılığı da öncelikli sektör olarak ele aldık. Son 17 yılda toplam hayvancılığa, yaklaşık rakam veriyorum, 33 milyar lira destek verdik. Ne diyor? Çiftçilerimize en ufak bir destek yok. Ya bunların hepsi resmi rakamlar, senin gibi böyle medyadan, şuradan-buradan uydurma rakamlar değil. Büyükbaş hayvan sayısını 9,9 milyon baş’tan, katladık 18,2 milyon başa. Küçükbaş hayvan sayısını ise 32 milyon baş’tan 49,8 milyon baş’a ulaştırdık. Kırmızı et üretimini 421 bin tondan 1,1 milyon tona,  beyaz et tüketimini 696 bin tondan, buna da dikkat edelim, 2,2 milyon tona, süt üretimini 8,4 milyon tondan 22,1 milyon tona yükselttik. Ben resmi rakamları veriyorum. Ama Ana Muhalefet bunların neresinde anlamak mümkün değil. Süt Konseyi sütün referans litre fiyatını 15 Kasım’dan itibaren 2,3 liraya çıkarmıştır. Hükümetimiz döneminde daima üreticinin yanında olduk ve olmaya devam edeceğiz.

2019 yılında fındık, hububat ve bakliyat olmak üzere 13 üründe hasattan önce fiyatlarımızı açıklayarak, verimli bir alım kampanyası yürüttük. Toprak Mahsulleri Ofisi kanalıyla üreticilerimizden 4 milyar lira tutarında ürün alarak piyasa fiyatlarının üretici aleyhine düşmesine engel olduk.

Ülkemiz topraklarının bereketini artırmak için yürüttüğümüz sulama altyapı faaliyetleri için 206 milyar lira yatırım yaparak, 7 bin 927 adet tesisi hizmete açtık. Taşkın koruma amacıyla 4 bin 856 tesisi tamamlayarak 305 bin hektara yakın araziyi ve 4 bin 774 yerleşim yerini emniyete aldık. Denizlere, göllere ve barajlara erozyonla taşınan toprak miktarını, yılda 500 milyon tondan yaptığımız çalışmalarla 154 milyon tona düşürdük.

Orman varlığını artıran nadir ülkelerden biri olarak yaklaşık 21 milyon hektar olan orman alanımızı 22,7 milyon hektara çıkardık. Kurduğumuz erken uyarı sistemiyle yangınlara hızla müdahale ederek, yanan alanları geçmiş yıllar ortalamasının 4’te birine indirdik. Önümüzdeki günlerde özellikle 81 ilimizde 11 milyon fidan dikmeyi planlıyoruz.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye demokraside ve ekonomide ilerlemeye devam ettikçe önümüze yeni sorunlar, yeni fırsatlar, yeni imkânlar çıkacaktır. AK Parti geçtiğimiz 17 yıl boyunca sorunları çözerek, fırsatları değerlendirerek, imkânları genişleterek Türkiye’yi bugünlere getirdi. Önümüzdeki dönemde de aynı anlayışla ve kararlılıkla, elbette yeni yöntemler, yeni araçlar, yeni politikalar geliştirerek, yolumuza devam edeceğiz.

Vatandaşlarımız şundan emin olsun: Türkiye’de bugüne kadar ne yapıldıysa AK Parti yaptı, bundan sonra da ne yapılacaksa AK Parti yapacaktır. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Bu duygularla bir kez daha 29. İstişare ve Değerlendirme Toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Milletime bugüne kadar AK Partiye güvendiği, her mücadelemizde yanımızda olduğu için şükranlarımı sunuyorum. Önümüzdeki dönemde de aynı inanç ve kararlılıkla mücadelemize devam edeceğimizi özellikle ifade ediyorum.

Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.