“Nefret Söylemiyle Mücadele” Temalı Yüksek Düzeyli Etkinlikte Yaptıkları Konuşma

25.09.2019

Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, saygıyla selamlıyorum. Toplantımızın hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Bu vesileyle Medeniyetler İttifakının Direktörü, onun görev alanıyla da çok çok ilgili olduğu için bu toplantıda bulunması sebebiyle çok teşekkür ediyorum.

Değerli Dostlar,

Toplantımızın içeriği çok çok anlamlı. Tabii bu toplantıyı yaptığımız günün arifesinde Azad Keşmir bölgesinde dün meydana gelen deprem nedeniyle taziyelerimi sunarak, sözlerime başlamak istiyorum. Hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Türkiye olarak ihtiyaç duymanız halinde her türlü yardımı ulaştırmaya hazırız.

Bu etkinliği düzenlediği için değerli dostum İmran Han’a teşekkür ediyorum.

Nefret söylemi, küresel ölçekte yükselişte olan İslam düşmanlığı, popülizm, ırkçılık ve yabancı karşıtlığının en yaygın aracıdır. Maalesef bu tarz söylemler günün her saatinde sosyal medyada, televizyon programlarında siyasetçilerin içe ve dışa yönelik beyanlarında normalleştirilmekte, adeta sıradan hale gelmektedir. Unutulmamalıdır ki Holokosttan Bosna’ya, Ruanda’dan Myanmar’a insanlığa karşı en büyük suçların işlenmesinde önce nefret söyleminin ayak sesleri duyulmuştur. Ruanda’daki katliamları gerçekleştiren Batı’yı kimse hesaba çekmemiştir. Orada milyonlar öldürülmüştür, ama kimse Batı’ya siz böyle bir katliamı nasıl yaparsınız, nasıl yaptınız dememiştir. Ve yine aynı şekilde uluslararası toplum her biri tarihe kara bir leke olarak geçen bu acı tecrübelerden gereken dersleri çıkarmamıştır.

15 Mart 2019 tarihinde az önce İmran Han kardeşim de ifade etti, Christchurch’te iki camiye karşı gerçekleştirilen ve 51 Müslümanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan terör saldırısı sorunun geldiği vahim boyutları tüm dünyaya göstermiştir. Hiç şüphesiz bu olay kökleri derinlere inen bir kinin, saplantının, Müslümanlara yönelik habis bir nefretin dışa vurumu. Ben bu vesileyle bir kez daha şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Terör eyleminden sonra örnek bir tutum sergileyen Yeni Zelanda halkına buradan teşekkür ediyorum. Christchurch terör eylemi, Müslümanları ve masum insanları hedef alan ne ilk, ne de son bir saldırıdır. Bundan önce de Müslümanlar ve diğer inançlara mensup topluluklar şiddete, zorbalığa ve katliamlara maruz kalmıştır. 1993 yılında Solingen’de Neo-Naziler beş vatandaşımızı evlerini ateşe vererek kalleşçe şehit ettiler. 1994 yılında El Halil’de İsrailli bir işgalci Halil İbrahim Camii’nde sabah namazı kılan 29 Müslümanı şehit etti, 125 Müslümanı da yaraladı. 2011 yılında Oslo yakınlarındaki Ütoya adasında 77 can beyaz ırkın üstünlüğüne inanan bir cani tarafından öldürüldü. 2015 senesinde Chapel Hill kentinde üç gencimiz yine bir ırkçı tarafından evlerinde vurularak, katledildi. 2017 yılında Kanada’daki cami saldırısında altı Müslüman hayatını kaybetti.

Günümüzde nefret söylemine, kültürel ırkçılığa, ayrımcılığa, kutsal değerlere hakarete en fazla maruz kalanlar ne yazık ki Müslümanlardır. Müslümanların iş yerleri, evleri, ibadethaneleri hemen her gün ırkçıların ve faşist grupların hedefi oluyor. Müslüman kadınlar sırf başörtüsü taktıkları için sokakta, çarşıda, iş yerlerinde tacize uğruyor. Yurt dışındaki 6,5 milyon insanı nefret söylemi ve saldırılardan etkilenen bir ülke olarak bu soruna gözlerimizi yumamayız. Popülist siyasetçiler ve medya tarafından normalleştirilmeye çalışılan nefret söylemini bir kez de burada lanetliyorum.

Mevzuattaki boşluklar düzeltilmeli, nefret söylemi fikir özgürlüğü parantezine asla alınmamalıdır. Nefret suçlarının cezasız kalıp-kalmayacağı konusunda zihinlerde oluşan şüpheler mutlaka giderilmelidir. Polise, yargıya ve diğer ilgili mercilere iletilen şikâyetler ile yapılan işlemlerin kaydı ve raporlanması şeffaf bir şekilde yürütülmelidir, böylece suçların üzerinin çeşitli bahanelerle örtülmesinin önüne geçilmelidir.

Son dönemlerde özellikle Hindistan’da Azad Keşmir olaylarıyla bütünleşen bir dönemde orada sadece inek yeti yedikleri için kırbaçlanan, hatta palalarla dövülen, ölüme mahkûm edilen oradaki Müslüman gençleri neyle acaba savunacağız, nasıl onların insan hakları noktasından haklarını savunur hale geleceğiz? Sen nasıl inek eti yersin? Böyle bir saçmalık olabilir mi, insanlara böyle bir yaklaşım olabilir mi? O zaman biz de inek yeti yiyoruz, bizim akıbetimiz ne olacak? Onlara mı soracağız bunu? Herkesin herhalde vejetaryen olması beklenemez, böyle bir durum da söz konusu değil. Ama bunlardaki mantık, kafa yapısı, bir taraftan inanç özgürlüğü diyeceksiniz, bir taraftan düşünce özgürlüğü diyeceksiniz, benim inancımın gereği bu değil, senin inancının gereği o olabilir. Ben senin inancına saygı duyuyorum, sen benim inancıma niye saygı duymuyorsun? Onun için, bu ikili farklı bir şeyi kesinlikle anlamak mümkün değil.

Bizim ülkemizde domuz eti yiyenler var, biz niye domuz eti yiyorsunuz, diye bunlara bugüne kadar asla müdahale etmedik ve etmiyoruz da. Niye? Onun inancının gereği odur, yiyebilir, bizi çok da ilgilendirmez. Ama bunların inanç hürriyetini anlamak mümkün değil

Ve şu anda Hindistan’ın Azad Keşmir’de geldiği noktanın tanımı mümkün değil, anlaşılır değil. Ve şu anda adeta Azad Keşmir bir açık hava hapishanesine döndürülmüş vaziyettedir. Buradaki insanlar adeta bu açık hava hapishanesinde mahkûm konumundalar, giriş-çıkış vesaire adeta yasak durumda ve yarın o bölgede ne tür kanlı eylemler olacağını şimdiden ben düşünemiyorum, anlamak ve anlatmak da istemiyorum.

Kıymetli Dostlar,

Cehaletten beslenen nefret söylemiyle mücadelenin ilk adımı eğitimdir. Ve bu gelişmeler üzerine Hindistan’ın Dışişleri Bakanı, ülkemizdeki büyükelçileri, bunlar Türkiye’nin Azad Keşmir’e yaklaşımını doğru bulmadıklarını söylüyorlar. Yani bizim herhangi bir ülkedeki gelişmeleri biz o ülkelerdeki yöneticilere sorarak veyahut da onlardan izin alarak mı politikamızı belirleyeceğiz, böyle bir şey mi var? Dünya siyasetinde böyle bir şeyi anlamak veyahut da anlatmak asla mümkün değil.

Ve bütün devlet kurumlarına bu konuda önemli görevler düşüyor, hem devletlerarası, hem de bölgesel ve küresel nitelikli uluslararası örgütler nezdinde gerçekleştirilen somut girişimler daha etkin hale getirilmelidir. İşte Sayın Direktör burada, biz Medeniyetler İttifakı’nı bu yanlışları ortadan kaldırmak için kurduk ve medeniyetler çatışmasına karşı direndik ve bu Medeniyetler İttifakı’nda başarılı olursak, bunların önünü alırız, keseriz dedik. Tabii şu anda geldiğimiz nokta Azad Keşmir’deki gelişmelerle pek hayra alamet değil. Özellikle Birleşmiş Milletler Avrupa Konseyi ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşların çatıları altında girişimlerimizi somutlaştırmalı ve sonuç odaklı bir yaklaşım benimsemeliyiz.

Sayın Genel Sekreter Medeniyetler İttifakı tarafından hazırlanan dini mekânların korunmasına yönelik eylem planını açıklamıştır. Birleşmiş Milletler’de nefret söylemine ilişkin bir veri tabanı oluşturulması fikrini destekliyoruz. Bununla yetinmiyor, Birleşmiş Milletler bünyesinde nefret söylemine maruz kalanların şikâyetlerini süratle iletebilecekleri ve takibinin yapılacağı bir platform oluşturulmasını önemsiyoruz.

Türkiye olarak yükselen İslam düşmanlığı, ırkçılık, nefret söylemiyle etkin mücadele yönündeki çabalara öncülük etmeye devam edeceğiz. İslam İşbirliği Teşkilatı Zirve Dönem Başkanlığımız süresince bu konularda iş birliği yapılması için önemli çalışmalar yürüttük. Az önce İmran kardeşimin ifade ettiği gibi, sürekli olarak Batı, Sevgili Peygamberimize birçok hakaretler yapmıştır, bunları yazılı yapmıştır, görsel yapmıştır ve biz bütün bunlara karşı hep sabırla göğüs gerdik. Ama biz hiçbir zaman ne Hazreti İsa Aleyhissalatu Vesselam, ne Hazreti Musa Aleyhissalatu Vesselam, ne Hazreti Davud Aleyhissalatu Vesselam, hiçbirine asla bir ters kelam etmedik. Peygamberimiz gibi onlar da bizim için saygındır, kutsaldır ve o saygınlığı devamlı koruduk ve onlara da yapılacak herhangi bir hakaretin karşısında olduk, çünkü bizim için bütün peygamberler bu saygınlığın içeresinde yerlerini korumuşlardır. Şimdi biz dünyadan da bunu bekliyoruz.

Kaldı ki, bizim dinimize kimse İslamcı terör, İslami terör, böyle bir yakıştırmayı yapamaz. Hep söylüyorum, Arapçada İslam slm kelimesinden gelmektedir, slm barış anlamına gelir, dolayısıyla İslam bir barış dinidir. Barış dini olan İslam’ı terörle biraraya getirmek, kusura bakmayın, çok çok büyük bir iftiradır, ahlaksızlıktır, böyle bir şey kabul edilemez, olamaz. Bunu her yerde söylediğimiz halde, her inanç mensubunun teröristleri var, işte az önce örneklerini verdim, bu teröristler ortada ve bunların içerisinde farklı dinlerden olanlar var. Biz kalkıp da bunun için o mensubu oldukları dini lekeleyebilir miyiz? O başka bir şey, terörist başka bir şey. Ve bunun mücadelesini de aynı şekilde veriyoruz, vereceğiz.

Yeni Zelanda’da gerçekleştirilen terör saldırısı sonrasında İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler’de önemli girişimler gerçekleştirdik. Sorunun kökünü kazımak için devletler, uluslararası kuruluşlar, teknoloji şirketleri, eğitim kurumları, medya, sivil toplum kuruluşları olarak el ele verip gerekli adımları atmak zorundayız. Onun için de şu anda bizim bütün kararlılığımız Cammu Keşmir’deki bu adımları bir an önce yerli yerine oturtmak, orada yaşayan Müslümanların haklarını da sonuna kadar korumak ve onların giriş-çıkışlarının serbest hale getirilmesini sağlamaktır.

Ben bunu neye benzetiyorum biliyor musunuz? Aynen şu anda Filistin’de olanlara benzetiyorum. Filistin’de olanlar çıkabiliyor mu Filistin’den? Hayır, onlar da yine oradaki, evet, İsrail Devleti’nin iznine tabi.

Burada son bir örnek vereyim, sözlerimi bitireyim. Ben Başbakan olarak İsrail’e gittim ve İsrail’den Filistin tarafına geçerken eşimle beraber arabada yarım saat sınırda bekletildim, niye bekletildiğimi anlayamadım. Resmi bir ziyaret için o zaman Tel Aviv’deyim, Tel Aviv’den oraya geçerken başıma bu olay geldi ve bunu her zaman anlattım, anlatıyorum ve anlatacağım. İşte İsrail’in devlet liderlerinin, devlet başkanlarının, başbakanlarının yaklaşımı budur; eğer kimi beğeniyorlarsa onun için kapılar açıktır, ama beğenmiyorlarsa o zaman kapılar kapalıdır. Lafa geldiği zaman bütün özgürlükleri savunurlar, o havada gözükürler, ama hiçbir zaman samimi değildirler. Çok teşekkür ediyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, tam da bu amaca hizmet eden böyle bir etkinliği düzenleyen değerli dostlara, katılımcılara teşekkür ediyorum.