Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi (TASC) Tarafından Düzenlenen Etkinlikte Yaptıkları Konuşma

23.09.2019

Aziz Kardeşlerim, Kıymetli Vatandaşlarım,

Amerikan Müslüman Toplumunun Değerli Üyeleri,

İstikbalimizin Umudu Sevgili Gençler,

Saygıdeğer Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum. Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü. Bugün New York’ta Amerika’nın dört bir yanından gelmiş kardeşlerimle, vatandaşlarımla, soydaşlarımla kucaklaşmanın coşkusu ve heyecanı içindeyim. Şahsıma bu bahtiyarlığı yaşattığı için Yurt Dışı Türkler Başkanlığımıza ve Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi’ne şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

Bugün bir kez daha sizlere Türkiye’deki kardeşlerinizin, akrabalarınızın, dostlarınızın selamlarını getirdik. Bugün sizlere Ankara’nın, Gaziantep’in, Hatay’ın, Mardin’in, Rize’nin, Diyarbakır’ın muhabbetlerini getirdik. Sizlere 566 yıldır semalarından Allah-u ekber nidalarının eksilmediği Fatih’in emaneti, tüm dünyanın gözbebeği İstanbul’un selamlarını getirdik. 82 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının her birinin hasretini, özlemini bugün bir kez daha New York’a taşıdık.

Bu salondaki tüm kardeşlerime, tüm vatandaşlarımıza, tüm dostlarımıza aşkınız, sevdanız, muhabbetiniz, ahde vefanız için teşekkür ediyorum. Aynı şekilde bugün bizi muhabbetle kucaklayan Amerika İslam Toplumu’nun değerli üyelerine gönülden şükranlarımı sunuyorum.

Bugün burada Afrika’dan, Asya’dan, Latin Amerika’dan, Ortadoğu’dan özellikle gelip Amerika’ya yerleşen kardeşlerimiz var. Az önce değerli kardeşimi dinledik. Siyah olmakla iftihar ettiğini söyledi. Biz Sevgililer Sevgilisi Peygamberimizin Aleyhissalatu Vesselam şu hadisine inanmışız: “Ne siyahın beyaza, ne beyazın siyaha üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece ittika iledir.” Dolayısıyla biz renkleri aşmışız, bizim renkle işimiz yok. Biz sadece Rabbimize ne kadar yakın olabiliriz, onunla işimiz var; bu da ittika. 

Bugün burada on yıllardır vatan hasretiyle yürekleri kavrulan Filistinli kardeşlerimiz var. Bugün bu salonda “İlim Çin’de de olsa alınız” tavsiyesine uyup eğitim-öğretim için binlerce kilometre uzaktan Amerika’ya hicret eden öğrencilerimiz var. Bugün burada mücadeleleriyle, asaletleriyle, vakarlarıyla Müslüman kimliğini şahıslarında sembolleştiren hanım kardeşlerim var. Bugün burada heyecanımıza ortak olan Musevi ve Hristiyan misafirlerimiz var. Her birinize ayrı ayrı hoş geldiniz diyorum.

Bakınız kardeşlerim; bizler birbirini Allah için seven, burada sırf Allah’ın rızası için toplanan insanlarız. Rengimiz, dilimiz, kültürümüz ayrı olsa da bizler aynı dine inanan, aynı Peygambere, aynı mukaddes kitaba tabi olan bir topluluğuz. Pasaportlarımız, ülkelerimiz ayrı olsa da yönümüz bir, kıblemiz birdir. Bizler hepimiz ortak bir medeniyeti, ortak bir tarihi paylaşıyoruz. Bizim ortak tarihimizde asrısaadet var, Bağdat, Endülüs var, Afrika’nın, Asya’nın, Ortadoğu’nun muhteşem medeniyetleri var. Bizim ortak tarihimizde tüm insanlığın yolunu, ufkunu aydınlatan Biruni’ler, Farabi’ler, Mevlana’lar, İbn-i Sina’lar var. Hiç kimse bizim binlerce yıllık kardeşliğimize leke süremez. Şii, Sünni, siyah, beyaz, Arap, Türk, Kürt, Farisi diyerek kimse bizi bölemez.

Her gün beş kez Kâbe’ye yönelen, aynı yaratıcıya inanan, aynı duaya amin diyen yürekleri hiç kimse birbirine düşüremez. Kardeşlik hukukumuzu gözettiğimiz sürece, aramızdaki şu muhabbeti diri tuttuğumuz müddetçe emin olun hiçbir sorunumuz çözümsüz değildir. Bunun için hangi etnik kökenden, hangi ülkeden olursa olsun Amerikan Müslümanları’nın aynı ortak paydada buluşması gerekiyor. Sizlerin arasındaki koordinasyon, birlik ve beraberlik ne kadar sıkı olursa, Allah’ın izniyle sıkıntılarımızı çözme becerimiz de o kadar artacaktır. Yoksa son iki asırda birçok defa şahit olduğumuz başkalarının bizim için yazdığı acı reçeteleri takip etmekten kurtulamayız. Biz hakkımızı aramazsak, biz onurumuzu savunmazsak, kimse bize onları lütuf olarak vermeyecektir.

Amerikan İslam Toplumu’nun giderek daha örgütlü hale geldiğini, işbirliği içinde hareket etmeye özen gösterdiğini müşahede ediyorum. Kongre üyelerinin de Müslümanları daha görünür ve etkin şekilde temsil yolunda attıkları adımları memnuniyetle karşılıyoruz. İnşallah Türkiye olarak biz de sizlerin yanında olmayı sürdüreceğiz.

2016’da açılışını yaptığımız Diyanet Amerika Merkezi sadece Türklerin değil, Amerika’daki tüm Müslümanların iftihar kaynağıdır. İnşallah merkezimizin kısa sürede Amerikalı Müslümanların buluştuğu, kaynaştığı, kardeşliklerini tazelediği bir mekâna dönüştüğünü görüyoruz. Böyle bir ihtiyacı giderdiğimiz için kendimizi bahtiyar sayıyoruz. Arzumuz ve temennimiz, Müslümanlara yakışan bu tür merkezlerin sayılarının tüm Amerika genelinde artmasıdır.

Kardeşlerim,

11 Eylül terör saldırılarının ardından sizler oldukça çetin bir sınav verdiniz. İbadethanelerin tehdit kaynağı olarak görüldüğü, insanların sırf isminden, dış görünüşlerinden, kılık kıyafetinden, inancından, sakalından, başörtüsünden dolayı horlandığı sıkıntılı günler yaşadınız. Bu haksızlıklara karşı mücadelenizi yürütürken hiçbir zaman hukuktan, meşruiyetten, demokrasi zemininden ayrılmadınız. Rabbimiz mukaddes kitabımızda sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır olabilir buyuruyor. Her imtihan doğru değerlendirildiğinde aynı zamanda bir imkândır. Mevla, 11 Eylül sonrasındaki o sancılı dönemi Amerikalı Müslümanlar açısından eşsiz ilahi rahmetiyle hayra tebdil etmiştir. Müslümanlar hayat alanlarının daraldığı bu dönemde sivil toplumun ve siyasetin imkânlarının farkına vardılar. Birlik ve beraberlik içinde oldukları zaman neleri başarabileceklerine bizzat şahit oldular. Kamuoyunu doğru bilgilendirmek noktasında mevcut medya kanalları dışında kendi iletişim araçlarına sahip olmanın önemini idrak ettiler. Bu imtihan özellikle hepimize eksikliklerimizle beraber güçlü taraflarımızı da göstermiştir. Hamdolsun bugün Amerikan İslam Toplumu gerek siyasi, gerek ekonomik, gerek sivil inisiyatif açısından, hepsinden önemlisi ahlaki ve söylem üstünlüğü bakımından 11 Eylül öncesine göre çok daha güçlüdür.

Elbette sel gider izi kalır, 11 Eylül de geride maalesef çok kötü bir miras bırakmıştır. Medeniyetler çatışması, ırkçılık, ötekileştirme, yabancı karşıtlığı ve İslam düşmanlığının artması bu mirasın sadece bir kısmıdır. Bugün tüm dünyada bilhassa Batı toplumlarında Müslümanlara karşı önyargılı yaklaşımların zemin kazandığını görüyoruz. İşte bunu Yeni Zelanda’da da gördük. Peygamber Efendimizin Aleyhissalatu Vesselam, mübarek şahsına yönelik ahlakla, edeple, insanlıkla asla bağdaşmayan saldırılar yaşandı, yaşanıyor. İslam’la, insanlıkla hiçbir alakası olmayan bazı terör örgütleri üzerinden hak ve özgürlük taleplerimiz boğulmaya çalışılıyor. El Kaide, DEAŞ, Boko Haram, Eş-Şebab, FETÖ gibi katil sürülerinin eylemleri bize zarar vermesinin yanında İslam düşmanlarına da istismar zemini sunuyor. Oysa bu örgütlerin Suriye’de, Irak’ta, Somali’de, Nijerya’da, Türkiye’de, Afganistan’da ve diğer İslam coğrafyalarında katlettiği masumların neredeyse tamamı Müslümanlardır. Müslümanın Müslümana kanı, canı, malı, ırzı haramdır. Böyle olduğu halde bu Müslüman olduklarını söyleyenler bu katliamları nasıl yaptılar, nasıl yapıyorlar? Bunlara Müslüman demek mümkün mü, bunların bizim dinimizle alakası var mı, yeri var mı? Asla. Emperyalistlere taşeronluk yapan bu örgütlerin hayatını kararttığı insanlar ne yazık ki bizim kardeşlerimizdir. Çıkarları için bölgemizi yangın yerine çevirenlerin menfaatlerini koruma uğruna terör örgütlerini tırlar dolusu silaha boğanların dökülen her damla Müslüman kanında payı olduğunu gayet iyi biliyoruz. Ancak her fırsatta diğer ülkelere demokrasi, hukuk ve insan hakları dersi verenler maalesef bunları görmüyor, görmek istemiyor. Kendi hakları konusunda aslan kesilenler, söz konusu Müslümanlar olunca üç maymunu oynuyorlar.

Kardeşlerim,

İslam düşmanlığının ulaştığı boyutları Christchurch’de yapılan vahşi terör eyleminde maalesef hepimiz çok acı bir şekilde şahit olduk. Cuma namazı için toplanan 51 kardeşimiz Haçlı özlemiyle, Müslüman nefretiyle gözü dönmüş bir cani tarafından hunharca şehit edildi. Daha önce 2015 yılında Chapel Hill kentinde pırıl pırıl üç evladımız yine bir ırkçı tarafından evlerinde vurularak şehit oldu. 2017 yılında Kanada’daki cami saldırısında altı Müslüman hayatını kaybetti. Ben bir kez daha aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyor, Yeni Zelanda halkına ve tüm Müslümanlara başsağlığı diliyorum.

Maalesef bu saldırılara kısa süre önce bir yenisi daha eklendi, o da New Haven Diyanet Camimiz 12 Mayıs 2019 tarihinde kundaklandı. Çıkan yangın sonucunda ibadethanemizde büyük maddi hasar oluştu, ancak hamdolsun can kaybı ya da yaralanma yaşanmadı. Türkiye Cumhurbaşkanı olarak Amerikan İslam Toplumu’na saldırıya verdikleri hızlı tepki ve camimizin onarımına yaptıkları katkılar için sizlerin nezdinde buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.

New Haven ve Christchurch’deki terör eylemleri başta güvenlik birimleri ve siyasetçiler olmak üzere herkes için ibret olmalıdır. Hiç kimse Batılı ülkelerde artan İslamofobiya, antisemitizme, mülteci ve yabancı karşıtlığına bigâne kalamaz, kalmamalıdır. Neo-Nazi örgütler bugün insanlık için en az DEAŞ kadar tehlikelidir. DEAŞ, El Kaide gibi örgütlerle mücadelede sergilenen o kararlılık, muhakkak bu şer şebekeleriyle mücadelede de gösterilmelidir. Yoksa Müslümanlara yönelik ırkçı saldırıların önüne geçilmesi mümkün değildir.

Buradan şu gerçeği açık ve net ifade etmek istiyorum: Bizim Müslümanlar olarak başka din mensuplarıyla birarada barış içinde yaşama problemimiz yoktur, hiçbir zaman da olmamıştır. Endülüs’ten İstanbul’a, Şam’dan Kahire’ye, Timbuktu’ya, Kudüs’e kadar kadim İslam beldelerinin tamamı farklı inançlara ev sahipliği yapmıştır. Bugün de İslam şehirlerinin tamamı gayrimüslimler için inançlarını özgürce yaşayabildikleri, ibadetlerini rahatça yerine getirebildikleri yerlerdir. Bir insana sırf inancından, etnik kökeninden, ırkından veya ten renginden dolayı düşmanlık edemeyiz. Her kim bunu yapıyorsa İslam’ın ruhunu, rahmet ve merhamet Peygamberi Efendimizin kutlu mesajını kavrayamamış demektir. Irkçılık, ayrımcılık Müslümana yakışmaz. İslam nereden geliyor? İslam slm kelimesinden geliyor. Slm ne demektir? Barış demektir. Dolayısıyla İslam bir barış dinidir. Barış dini olan İslam’a kimse herhangi bir gölgeyi kusura bakmasınlar indiremez, yakıştıramaz. Kibir, haset, kardeşine tepeden bakma Müslümana yakışmaz. Mezhebi, meşrebi, konumu üzerinden böbürlenme Müslümana yakışmaz. Kardeşine sırt çevirme, kardeşini sırtından hançerleme bir Müslümana asla yakışmaz. Başka bir dinden olduğu için insanların canına, malına, haysiyetine el uzatma, hatta saygı göstermeme Müslümana yakışmaz.

Değerli Kardeşlerim,

Resul-i Kibriya Efendimizin tasviriyle: Müslümanlar bir bedenin uzuvları gibidir. Nasıl vücudumuzun bir organı acı çektiğinde diğer organlar da o acıyı hissediyorsa, dünyanın neresinde olursa olsun, din kardeşlerimizin dertleriyle dertlenmek bizim ana vazifemizdir. Şu anda Keşmir’in acısı bizim acımızdır, Arakan’ın acısı bizim acımızdır, Filistin’in acısı bizim acımızdır.

Değerli Kardeşlerim,

Dünyanın neresinde olursa olsun Suriye’nin acısı bizim acımızdır. Hayır, ben bunu duymazlıktan gelirim diyemeyiz, duymaya mecburuz. Bütün imkânlarımızla yanlarında olmaya mecburuz. Ve unutmayalım; haksızlık karşısında susan sadece dilsiz şeytandır. Zulüm ve adaletsizlik karşısında herkes sussa, şunu bilelim ki biz susmayız. Suriyeli bir çocuğun acısını, Gazzeli bir yetimin yürek sızısını, Yemen’de, Somali’de evlatlarına bir kuru ekmek dahi götüremeyen babaların hüznünü, Keşmirli kardeşlerimizin sıkıntılarını biz kalbimizde hissediyoruz. Tarih boyunca olduğu gibi bugün de Türkiye kimliğine bakmadan zalimin karşısında, mazlumun yanındadır. Bugün Türkiye, milli gelire göre dünyanın en fazla yardım yapan ülkesidir, en fazla yardımı biz yapıyoruz. Dünyanın gelişmiş ülkelerinin kapılarını kapattığı bir dönemde biz Suriyeli mazlumlara sadece kapımızı değil, gönlümüzü de açtık. Çatışma, açlık ve zulümden kaçan beş milyon muhacire ensarlık yapıyoruz. Bir başka ifadeyle, Türkiye’de Amerika’daki 29 eyaletin tek tek her birinin nüfusundan daha fazla sığınmacı bulunuyor. Ülkemizdeki sığınmacıların 3,6 milyonunu Suriyeliler oluşturuyor. Ama bir şeye geleceğim, o da şu: Bunlar sadece Müslümanlar değil Irak’tan gelenler içinde aynı şekilde Ezidiler de var, Hristiyanlar da var. Bunlar Ezididir, bunlar Hristiyandır demedik, Keldaniler var, bunlar Keldanidir demedik, biz hepsini aldık, hepsine biz elimizi uzattık. Niye? Çünkü bu insani ve vicdani görevimizdir, bize yakışan da budur.

New York şehir nüfusunun yarısı kadar Suriyeli kardeşimizi topraklarımızda ağırlıyoruz. Bu kardeşlerimiz için şimdiye kadar 40 milyar dolar harcama yaptık. Bunun yanında kirli bir savaşın kurbanı olan milyonlarca Yemenli kardeşimiz için de insani yardım çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Gelişmiş ülkeler sırtını dönse de, biz mazlumlara sırtımızı dönmeyeceğiz. Birileri istemese de gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin hakkını aramaya devam edeceğiz.

Açık ve net söylüyorum; hiçbir güç, hiçbir tehdit bizi Filistin’in, ilk kıblemiz Kudüs-ü Şerifin hukukunu korumaktan alıkoyamaz. Kudüs davası, yalnızca Filistin’deki bir avuç Müslümanın davası değil sayısı 1,7 milyarı bulan İslam aleminin onuru, namusu, harim-i ismetidir. İşte bunun için her platformda biz Kudüs kırmızı çizgimizdir diyoruz. Kudüs’ü savunmanın insanlığı savunmak, barışı, adaleti, bağımsızlığı savunmak olduğu inancıyla bu meseleye en güçlü şekilde sahip çıkıyoruz. Holokosta nasıl bakıyorsak, Gazze’yi açık hava hapishanesine çevirenlerin işledikleri katliamlara da aynı nazarla bakıyoruz.

Kardeşlerim; bizim gözümüzde Muhammed Mursi ile işgale direnen Rachel Corrie arasında bir ayrım yoktur. Bizim dünyamızda antisemitizmin kurbanı olan Anne Frank ile neo-Nazilerin canına kıydığı kardeşlerimiz arasında hiçbir ayrım yoktur. Bugüne kadar acıları yarıştırmak gibi bir yanlışın içine düşmedik, inşallah bundan sonra da böyle bir hataya düşmeyeceğiz.

Türkiye olarak ilkeli ve tutarlı dış politikamızla her şart altında doğruları söyleyecek, doğruları savunacağız.

Kardeşlerim,

Türk-Amerikan toplumunun siyasi alanda daha fazla rol üstlenerek eyalet ve federal düzeydeki temsil durumunun artması samimi arzumuzdur. Bugün böyle bir müjdeyi de aldık. Temennim odur ki, bu gerçekten gerek Federal Parlamentoda, gerekse yerel inşallah meclislerde kendini gösterir. Sizlerin Amerikan siyasetine aktif katılımını hem Türk Amerikan toplumunun karar alma mercilerindeki etkinliğini artırması, hem de Türk-Amerikan ilişkilerine yapacağı katkılar bağlamında önemsiyoruz. Ancak bunun için toplumumuzun birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerekiyor. Bu olmadığı takdirde elde edilen başarıların, gösterilen çabaların bireysel düzeyde kalması kaçınılmazdır. İki ülke arasındaki müttefiklik ve stratejik ortaklık ilişkisine yaraşır şekilde üzerimize düşeni yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz. Sizlerin de ülkemizin bu tutumunun Amerikan kamuoyuna aktarılmasına yönelik çalışmalarınızı memnuniyetle takip ediyor ve destekliyorum.

Kardeşlerim,

Şimdi bir yere geliyorum; artık hepiniz FETÖ’nün gerçek yüzünü bilmeniz gerekir, biliyorsunuz. Bu örgüt 40 yıl boyunca hizmet, himmet, eğitim diyerek, insanımızın iyi niyetini kullanmış, böylece dünyanın 150 ülkesini zehirli bir sarmaşık gibi saran uluslararası bir suç şebekesi inşa etmiştir. Burada Pensilvanya’da 400 dönüm bir arazi içerisinde bildiğiniz gibi karargâhını kurmuş, oradan yönetimini sağlıyor. FETÖ’nün en büyük özelliği, istismar edemeyeceği hiçbir kutsal değer, hiçbir ilke olmamasıdır. Yalan, iftira, ikiyüzlülük bunların adeta karakteri olmuştur. 15 Temmuz gecesi 251 insanımızı şehit eden bu terör örgütünün maskesini tüm dünyada indireceğiz sizlerle beraber. 2193 gazimizin inşallah kanını yerde bırakmayacağız. Tüm darbeciler adalet önünde hesap verene kadar bunların peşlerini bırakmayacağız. Pensilvanya’daki bu terörist başının ülkemize iade edilmesi ve FETÖ’nün Amerika’daki faaliyetlerinin tamamen bitirilmesi konusunda gerekli adımları attık, atmayı sürdürüyoruz, birlikte hareket etmeliyiz.

Sizlerin de FETÖ’nün Türkiye’de yaptığı haksızlıkları, akıttığı kanı, kıydığı canları, kısacası gizlediği karanlık yüzünü Amerikalı dostlarınıza bıkmadan, usanmadan anlatmanız gerekiyor.

Sevgili gençler,

Kıymetli vatandaşlarım, konuşmamın sonunda şu hislerimi sizlerle paylaşmak istiyorum: Sizler buralarda ne kadar mutlu, ne kadar huzurlu, ne kadar güçlü olursanız bizler de Türkiye’de o kadar mutlu, o kadar huzurlu oluruz. Sizlerin derdi bizim derdimizdir, sizin sıkıntınız bizzat bizim sıkıntımızdır. Sizlerin meselesi bizzat bizim meselemizdir. Sizlerin elde ettiğiniz başarılar bizim de başarımızdır. Bugüne kadar sırt sırta vererek, birçok zorluğun üstesinden geldik. 10-20 yıl önce hayalini kurduğumuz pek çok şeyi hamdolsun bugün gerçeğe dönüştürdük. Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer olduğuna hep beraber şahit olduk. Yeter ki umudumuzu kaybetmeyelim, yeter ki dayanışma ruhumuzdan asla taviz vermeyelim, yeter ki kendimizi dar bir çevreye hapsetmeyelim. Yeter ki bir olalım, iri olalım, diri olalım, hep birlikte kardeş olalım. Allah’ın izniyle aşamayacağımız hiçbir sorun yoktur, olmayacaktır.

Konuşmamı şehit Malik Şahbaz’ın, yani Malcolm X’in sözlerinden ilhamla şöyle tamamlamak istiyorum. Biraz ağırdan alacağım ki tercüme de rahat yapılsın. 

“Harekete geç, özgürlüğünü ilan et, onurun için mücadele et, zulme rıza gösterme. Düşmanını tanı, dostunu bil. Uyuyanları uyandır, örnek ol, kendini yetiştir, bir kitapla hayatını değiştir. Hatalarından öğren, kayıplarından öğren, en büyük öğretmen olan rakiplerinden öğren. Unutma, her yenilgi yeni bir mücadelenin tohumudur.”

Evet, istikbalimizin teminatı olan gençlerimizin bu hissiyatla, bu direniş ve mücadele ruhuyla hayatlarını sürdüreceklerine inanıyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken ailelerinizle, sevdiklerinizle birlikte sizlere sağlıklı, huzurlu, başarılı günler diliyorum.

Bugünkü buluşmamıza vesile olan Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesine ve Yurt Dışı Türkler Başkanlığımıza teşekkür ediyorum.

Şehirlerinizdeki kardeşlerime şahsımın ve milletimin en derin selamlarını iletmenizi sizlerden özellikle istirham ediyorum.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun. Kalın sağlıcakla.