Teknofest’i Ziyaretlerinde Yaptıkları Konuşma

21.09.2019

İstanbul Havacılık Uzay ve Teknoloji Festivali Teknofest’in Değerli Katılımcıları,

Sevgili Gençler,

Kıymetli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Bu yıl ikincisini tertip ettiğimiz Teknofest’in ülkemize, milletimize ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Türkiye’nin milli teknoloji hamlesinin sembolü haline gelen bu etkinliğin düzenlenmesinde emeğe geçen T3 Vakfı başta olmak üzere tüm kurumlarımıza ve kişilere teşekkür ediyorum.

Salı günü başlayan ve yarın sona erecek olan Teknofest’e ilginin bu yıl katlanarak arttığını görmekten memnuniyet duyuyorum. Geçtiğimiz yıl 16 başlıkta 4200 takım, 20 bin yarışmacı ve 2 bin 500 finalist ile etkinliğimiz gerçekleştirilmişti. Bu yıl ise 19 yarışma alanı ve ilave 6 yeni başlıkta 17 bin 400’e yakın takım ve 2000 finalist, 50 bin yarışmacı başvurusu ve 10 bin finalist ülkemizin 81 vilayetinin tamamı ve 122 ülke katılımcısıyla Teknofest rekor kırdı. İnşallah çok kısa sürede bu etkinliğin ülkemizin en önemli markalarından biri haline geleceğine inanıyorum.

Burasını gençlerimiz başta olmak, milletimizin teknoloji alanında çok sınırlı imkânlarla bile neler yapabileceğini gösteren bir platform olarak görüyorum. Bu işin planlaması, içeriği ve 7’den 70’e tüm katılımcılara ulaşması aylarca süren bir planlamanın sonunda gerçekleşti. Bu organizasyonun gerçekleşmesi için büyük özveriyle çalışan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız ile Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı’nı bitmek bilmeyen enerjilerinden dolayı şahsım, milletim adına yürekten kutluyorum.

Değerli Misafirler,

Geçtiğimiz sene Teknofest’te bilim insanlarımızın yurda dönüş seferberliğini başlattığımızı ilan etmiş ve dünyanın her yerindeki bilim insanlarımızı ülkemize davet etmiştim. Uluslararası Lider Araştırmacılar Programımız bu seferberliğin ilk somut ürünü oldu. Çağrıyı açtığımız ilk günden itibaren müthiş bir taleple karşılaştık. Dünyanın en iyi üniversitelerinde, araştırma merkezlerinde ve üst düzey şirketlerinde çalışan Türk ve yabancı akademisyenler bize başvurdu. “Çalışmalarımızı Türkiye’de sürdürmek, Türkiye’de katma değer oluşturmak istiyoruz” dediler. Elbette bu süreç kendiliğinden yaşanmadı, 17 sene boyunca bilime ve teknolojiye yaptığımız altyapı yatırımlarının sonucunda güçlü bir ekosistem inşa ettik. Sayıları 207’yi bulan üniversitelerimiz, 1191 araştırma-geliştirme merkezimiz, 349 tasarım merkezimiz, 84 teknoloji geliştirme bölgemiz ve 112 bin araştırmacımız bu ekosistemin temel aktörleridir. Lider Araştırmacılar Programıyla ülkemize gelen üst düzey araştırmacılar bu denli zengin bir araştırma ortamında bilimsel çalışma yapacaklar ve inşallah gençlerimize örnek olacaklardır.

Bu programdan 98’i Türk, 29’u yabancı olmak üzere 127 üst düzey araştırmacı faydalanarak kritik araştırma-geliştirme projelerinde önemli roller üstleneceklerdir. Yoğun ilgiyle karşılaştığımız Uluslararası Lider Araştırmacılar Programı’na önümüzdeki dönemde de devam edeceğimizin müjdesini de buradan sizlerle paylaşmak istiyorum.

Buna benzer bir programı yurt içinde çalışan araştırmacılarımız için de geliştireceğiz. Geçtiğimiz hafta 2023 sanayi ve teknoloji stratejimiz kamuoyuyla paylaşıldı. Bu strateji milli teknoloji hamlesi ruhuyla hazırlandı. Teknolojik dönüşüm sürecinde yeni teknolojilerin pazarı değil üreticisi olmak istiyoruz. Bu yola bunun için çıktık; pazar değil üretici olmak, bu aşkla yürüyoruz. Bunun için katma değerli üretim öncülüğünde küresel rekabet gücümüzü artıracak, ekonomik ve teknolojik bağımsızlığımızı güçlendirecek kritik teknolojilerde inşallah atılım sağlayacağız. 2023’e giden yolda yeni büyüme hikâyemizi teknoloji ve yenilikçilik anlayışıyla yazacak ve gençlerimize daha nitelikli iş imkânları oluşturacağız. Nitekim bugün burada ortaokul, lise, üniversite takımlarıyla profesyonelliğin ayrı ayrı geliştiği ve yarıştığı her etkinliğe adeta milli teknoloji hamlemizin yeni bir ayak sesi olarak görüyorum.

Hava ve kara araçları sergileriyle şu anda nitekim binler, onbinler bu sergileri dolaşıyor. Gösteriler gibi ilave etkinliklerle Teknofest, adeta bir teknoloji şöleni havasında geçmektedir. Burada kalbine teknoloji ve havacılık sevgisi aşıladığı her bir evladımız, geleceğimize yakılmış birer ışık olacaktır. Önümüzdeki yıl çok daha büyük katılımlı, çok daha yüksek nitelikli ve çok daha coşkulu bir festivale şahit olacağımıza ben yürekten inanıyorum.

Hamdolsun Salı gününden bu yana özellikle Teknofest’e gelenlerin sayısı 500 bini aşmış vaziyette, yani bu ne demektir? Geçen yılı aşmış durumda. İnşallah bugünün bütünüyle ve yarın hedef artık 1 milyona ulaşmak. Bunu başarmak suretiyle gençlerimize, gençliğimize teknolojiyi yerli ve milli olarak sevdirmek en büyük aşkımızdır, en büyük hedefimizdir. Ve bu millet bunu başaracak, bu gençlik bunu başaracak. Artık biz kendimize yeteceğiz, buna alışacağız.

Değerli Misafirler,

Geçtiğimiz yılki Teknofest’in açılışında da ifade etmiştim, her şey hayal ile başlar. Hayal ile inanç birleştiğinde ise ortaya başarı çıkar. Millet olarak yıllarca hayal kurmamıza engel olmaya çalıştılar, bize giydirilen ve kesinlikle üç beden, beş beden küçük gelen gömlekle yaşamamızı istediler. Merhum Cem Karaca o güzel Sevda şarkısında ne diyor rahmetli:

“Gönlüme bir ateş düştü, yanar ha yanar yanar.

Ümit gönlümün ekmeği, umar ha umar umar.” Sesim onun kadar güzel değil tabii.

“Elleri ak yumuk yumuk, ojeli tırnakları,

Nerelere gizlesin şu avucum nasırları

Ustam seslendi uzaktan; oğlum, al takımları

Ustama dedim ki; bugün giymeyim tulumları.

Arkası kuşlu aynamda taradım saçları

Gelecekti bugün geri arabayı almayı

Durdu zaman durdu dünya girdi içeri kapıdan

Öylece bakakaldım gözümü ayırmadan.

Arabanın kapısını açtım, açtım girsin içeri

Kalktı hilal kaşları sordu, kim bu serseri.

Çekti gitti arabayla, egzozunda boğuldum

Gözümde tomurcuk yaşlar ağır ağır doğruldum

Ustam geldi, sırtıma vurdu, unut dedi romanları

İşçisin sen işçi kal, giy dedi tutulumları.”

Evet, biz de tulumları giydik. Bize de “siz geri kalmış bir ülkesiniz, geri kalmış bir milletsiniz, öyle kalın” dediler. Geçmişte pek çok devlet adamı bu kısır döngüyü kırmak için gayret göstermiş, kimileri bir parça yol da almıştır. Ama maalesef 17 yıl önce ülkenin yönetimini devraldığımızda Türkiye hala geri kalmışlık zinciriyle bağlanmış bir haldeydi.

Öncelikle 81 vilayetimizin altyapı sorunlarını çözerek, milletimizi özlemini çektiği hizmetlere kavuşturmak için kolları sıvadık. Bunun yanında vesayetle çetin bir mücadeleye girişerek demokrasimizi güçlendirdik, milli iradenin üstünlüğünü tahkim ettik. Aynı şekilde ekonomimizi uluslararası rekabete uygun şekilde reforme ederek üretimin, istihdamın, ihracatın, rekabetin, elbette büyümenin ve teknolojinin gelişmesini sağladık. Böylece mahkûm edilmek istendiğimiz geri kalmışlık zincirlerini birer birer parçaladık. Elbette bu mücadele öyle kolay geçmedi, önümüze her türlü engel çıkartıldı, her türlü tuzak kuruldu, her türlü oyun oynandı. Yeri geldi partimizi kapatmaya kalktılar, yeri geldi terör örgütleriyle ülkemizi kana ve ateşe boğmaya çalıştılar. Yeri geldi sokakları karıştırmak, milletimizin fertlerini birbirine düşman etmek için uğraştılar. Hatta yeri geldi emniyet-yargı teşkilatı, yeri geldi ordu içindeki bir çete vasıtasıyla darbe girişiminde bulundular. Kardeşliğimizin yanında ekonomimizi de hedef aldılar.

Hamdolsun biz milletimizle birlikte bu saldırıların hepsini de birer birer boşa çıkartmayı başardık. Ve ne dedik? Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet ve bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız dedik ve yürüdük. Ve bugün Türkiye eğitimden sağlığa her alanda güçlü altyapıya sahiptir. Maruz kaldığımız tüm saldırılara rağmen hala güçlü bir şekilde ayakta olan bir ekonomimiz var. Dış politikada bölgemizde ve küresel düzeyde etkin bir güç durumundayız.  Demokrasimizi dünyaya örnek olacak bir işleyişle hep dimdik ayakta tuttuk. Böylece sadece kendimize yeni ve parlak bir gelecek inşa etmekle kalmadık, aynı zamanda gözünü ve yüreğini bize yöneltmiş yüzlerce milyon kardeşimize de umut verdik, mücadele azmi aşıladık. Bizleri bugünlere getiren Rabbimize hamd ediyor, milletimize de şükranlarımı sunuyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Büyük devlet ve millet olmak, aynı zamanda büyük dertlerle, büyük sorunlarla, büyük saldırılarla da mücadele etmeyi gerektirir. Türkiye şayet kendisine biçilen geri kalmış veya az gelişmiş ülke rolünü kabul edip başını kasap bıçağının önüne kuzu-kuzu uzatmış olsaydı, şu anda yaşadığımız sıkıntıların çoğu gündemimizde olmayacaktı. Ama bu millet tarihinin hiçbir döneminde esareti, müstemleke olmayı, zillet içinde yaşamayı kabul etmemiştir ve etmeyecektir.

Biz de milletimizin bu hasretini bildiğimiz için ne kadar büyük, ne kadar tehlikeli olursa olsun istiklalimiz ve istikbalimiz için hiçbir mücadeleden geri durmadık. Gerektiğinde bu milleti, “göbeğini kaşıyan adam” diyerek, “bidon kafalı” diyerek, küçümseyenlerin üzerine gittik. Gerektiğinde terör örgütleri aracılığıyla ülkemize rota tayin etmeye kalkanların suratına bir şamar gibi indik. İşte bugün Diyarbakır’da evlatları dağa kaçırılan o analar dimdik duruyorsa, bunun bir sebebi var. Çünkü onların da ruh köklerinde ne var? Bir dinamizm var. Ölümden korkmuyorlar, üzerine üzerine gidiyorlar ve “Evlatlarımız gelene kadar da buradan ayrılmayacağız” diyorlar. Şimdi buradan ben Kandil’e de sesleniyorum, bu terör örgütlerinin içinde, yanında, arkasında duran ve onlara siyasi destek olanlara da sesleniyorum; bu ülkede eğer katil aranıyorsa bunun adresini sormaya gerek yok, bunlar biliniyor. Bunlar ta Parlamentoya kadar sızmış olanlar. Ve kimseyi aldatamazsınız ve sokağa insanları çağırıp ondan sonra Diyarbakır’da 53 evladımızı öldürenleri bu millet unutmuyor ve unutmayacaktır da, sonuna kadar bu işin takipçisiyiz, takipçisi olacağız. Bunları bırakamayız, eğer biz bırakırsak ebedi alemde şehitlerimiz bize bunun hesabını sorar. Zira bu topraklar rastgele topraklar değil, İstiklal Marşımız ortada:

“Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda.

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.”

Bu topraklar böyle topraklar, bu topraklar böyle vatan oldu, durup dururken değil. İşte gerektiğinde hayatımız pahasına darbecilerin silahlarının karşısına dikilip tıpkı Sultan Alparslan gibi “Ya şehit, ya muzaffer olacağız” dedik. Tıpkı Gazi Mustafa Kemal gibi “Ya istiklal, ya ölüm” dedik. Maruz kaldığımız her saldırıya milletimizle birlikte ya olacağız, ya öleceğiz diyerek karşı koyduk. Ecdadımız bize bu toprakları çok büyük fedakârlıklarla bizim için vatan haline getirmişti. Biz de yeni nesillere sadece bir vatan değil aynı zamanda bölgesinin ve dünyanın en güçlü ülkelerinden birisini miras bırakmak için çalışıyoruz, derdimiz bu.

İşte bugün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları için bu toplantıdan sonra Amerika’ya bakan arkadaşlarım, milletvekillerimiz ve geniş bir heyetle hareket ediyoruz. Ülkemizdeki, bölgemizdeki ve dünyadaki gelişmelere dair ne düşünüyorsak, ne inanıyorsak, ne yapmak istiyorsak hepsini de tüm devletlerin temsilcilerinin önünde açıkça ifade edeceğiz. Gizli saklı değil açık ve net. Devlet başkanlarıyla, liderlerle yapacağımız ikili görüşmelerde de yine kendilerine bunları açık ve net olarak anlatacağız. Dünya ekonomisi toplanacak, onlarla bunları konuşacağız.

Türkiye’nin bu büyük meydan okumasının elbette bir bedeli vardır. Ama biz bu topraklarda yaşamaya karar vermekle zaten her türlü bedeli ödemeyi göze almış bir milletiz. Dolayısıyla bize gizli-açık tehditlerle bedel ödetmeyi düşünenler, bunun hesabını yapanlar beyhude bir işle uğraştıklarını bilmelidirler. Eskiler ne diyorlar, “Ölümden öte köy mü var” derler. Bu millet en ağır bedel olan ölümden bile korkmadığını 15 Temmuz’da göstermiştir.

Ülkemizi yeniden bir kısır döngüye hapsetmeye çalışanlara karşı vereceğimiz en güzel cevap işte burasıdır. Evet, ülkemizi hedeflerinden alıkoymak isteyenlere cevabımızı hayallerimizi, heyecanımızı, azmimizi, inancımızı kaybetmeden çalışarak, çok çalışarak, daha çok çalışarak vereceğiz. Bizim milletimiz bir şeye inandığında ve yola çıktığında Allah’ın izniyle onu durdurabilecek hiçbir güç yoktur. İnşallah bu millet bir daha asla kendini korumak, dostlarına destek olmak, mazlumların elinden tutmak, hedeflerine ulaşmak için kimsenin inayetine, kimsenin lütfuna ihtiyaç duymayacaktır. İşte şu Teknofest’te neler yaptığımızı, neler yapmakta olduğumuzu gördünüz mü? Gençler, gördünüz mü? Demek ki bu gençlik yapıyor. İşte ben bunlardan bir tanesinin üretim merkezine gittim, baktım 600-650 tane genç, hepsi de gayet iyi yetişmiş, makine mühendisi, elektrik-elektronik, bütün. Ve gece saat 10, 10.5, 11 hala çalışıyorlar. Tabii bunları görünce demek ki durmak yok, yola devam diyorlar. Azmin önünde hiçbir şey duramaz. 17 yıldır yaptığımız yatırımlar, ortaya koyduğumuz icraatlar, gerçekleştirdiğimiz reformlar ve neticelendirdiğimiz değişimlerle büyük ve güçlü Türkiye’nin yolunu açtık. Gençlerimiz bu yoldan ilerleyerek 2053 ve 2071 vizyonlarını hayata geçireceklerdir. İşte şu anda karşımda Akıncı’yı görüyorum. Bunun dışında şu anda SU-35’i görüyorum. Bakın insanlık neler yapıyor, nereye gidiyor. Demek ki bizler de, “Alınız ilmini Garbın, alınız sanatını, veriniz hem de mesainize son süratini” diyor ya şair, işte oradan hareketle biz Batının ilmini alacağız ve bunu kendimize amaç edineceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Bu duygularla bir kez daha Teknofest-2019’un başarıyla gerçekleştirilmesinde emeği geçenleri tebrik ediyorum. Teknofest’e katılan ve katkı veren tüm gençlerimize, teknoloji sevdalılarına, bilim adamlarımıza ve araştırmacılarımıza şahsım, milletim adına teşekkürlerimi sunuyorum. Yarışmalarda dereceye giren gençlerimizi de ayrıca tebrik ediyorum.

Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.