2019-2020 Yükseköğretim Akademik Yılı Açılış Töreninde Yaptıkları Konuşma

18.09.2019

Yükseköğretim Kurulumuzun ve Üniversitelerimizin Kıymetli Yöneticileri,

Değerli Hocalarım,

Sevgili Öğrenciler,

Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum. Üniversitelerimizin 2019-2020 akademik yılının ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Yeni akademik yılda hocalarımıza ve öğrencilerimize Rabbimden başarılar temenni ediyorum. Bireysel ve kurumsal başarı ödüllerine layık görülen, ödüllerini biraz sonra takdim edeceğimiz bilim adamlarımızı ve üniversitelerimizi de ayrıca şahsım, milletim adına tebrik ediyorum.

Değerli Misafirler,

En büyük adaletsizlik eğitim-öğretim hayatındaki adaletsizliktir, çünkü bu adaletsizliğin telafisi çok zordur. Bunun için göreve geldiğimiz günden beri öncelikle tüm evlatlarımıza eğitim-öğretim konusunda mümkün olan en iyi imkanları sağlamanın gayreti içinde olduk.

Niyâzî-i Mısrî ne diyor:

“Derman arardım derdime,

Derdim bana derman imiş.

Burhan arardım aslıma,

Aslım bana burhan imiş.”

Evet, biz de dertlerimize dermanı kendi içimizde aradık. Öncelikle 12 yıllık zorunlu eğitimi 4+4+4 sistemine dönüştürerek çocuklarımızın ve ailelerimizin tercih seçeneklerini genişlettik. Buna ilave olarak okul öncesi eğitimi de hızla yaygınlaştırıyoruz.

Üniversiteye girişteki katsayı adaletsizliklerini ortadan kaldırarak hem öğrencimizin yarışa aynı şartlarda başlamasını sağladık.

Milletimizin talebi doğrultusunda Kur'an-ı Kerim ve Siyer-i Nebi derslerinin tüm ortaokullarda seçmeli olarak alınabilmesini temin ettik.

Yükseköğrenim dâhil eğitim-öğretim bütçesini, burası çok önemli, 10 milyar lira civarında aldık ve bu rakamı içerisinde bulunduğumuz yıl itibarıyla 161 milyar liranın üzerine çıkardık, 16 kat. Derslik sayımızı 309 bin ilaveyle 577 bine yaklaştırdık. Öğretmen sayımızı 632 bin ilaveyle 937 binin üzerine yükselttik. Tüm okullarımızdaki toplam sayısı 3 bini bile bulmayan spor salonu sayısını 10 bin 500’e yaklaştırdık.

Yine tüm okullarımızdaki laboratuvar sayısı 22 binin altındayken bugün bu sayı 54 bini buldu. Hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm öğrencilerimizin ders kitaplarını ücretsiz olarak veriyoruz. Bir dönem evlatları kıyafetlerinden dolayı okullara alınmayan, üniversitelerinin kapılarında ikna odaları kurulan Türkiye’den, bugünkü demokratik, özgür ve bilim odaklı eğitim-öğretim yapısına geldik.

Ülkemizin yönetim sistemini değiştirirken en çok hassasiyet gösterdiğimiz alanlardan biri de eğitim-öğretimdir. Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurduğumuz Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu bu anlayışın bir ifadesidir. Elbette bütün sorunlarımız, sıkıntılarımız bitmiş değildir. Hayatın bizatihi kendisi gibi eğitim-öğretim alanı da dinamik bir süreç. Dünyadaki gelişmelere, ülkemizin ihtiyaçlarına, milletimizin taleplerine göre okul öncesinden üniversiteye kadar eğitim-öğretimin tüm aşamalarında tedrici bir değişim şart. Önemli olan bu değişimi konunun tüm taraflarının katılımı, katkısı ve kararıyla gerçekleştirebilmektir. Ama ülkemizin eğitim-öğretim alanında kat ettiği mesafeyi görmeden ve kabul etmeden diğer konulara doğru şekilde odaklanamayız. Bunun için eğitim-öğretim meselesi önümüzdeki dönemde de önceliklerimiz arasında ilk sırada yer almaya devam edecektir. Akademisyenlerimizden, öğretmenlerimizden, resmi ve özel eğitim-öğretim kurumları yöneticilerimizden başlayarak, velilerimiz ve öğrencilerimiz dâhil bu konuda söyleyecek sözü olan herkese gönlümüz ve kulağımız açıktır. Nerede olursa olsun ilmi aramayı emreden bir medeniyetin mensupları olarak ancak bu şeklide hedeflerimize ulaşabileceğimize inanıyorum.

Değerli Misafirler,

Türkiye yükseköğrenim alanında da özellikle son 17 yılda çok büyük bir başarıya imza atmıştır. Üniversite sayımız 76 idi, 207’ye, öğretim elemanı sayımızın da 70 binden 168 bine, öğrenci sayımızın da 1,6 milyondan 8 milyona yükselmiş olması bu başarının en bariz ifadesidir. Almanya’da yükseköğrenim öğrenci sayısı ne biliyor musunuz? 3 milyon, bizde 8 milyon. Almanya’nın nüfusu bizim nüfusumuzla hemen hemen aynı ve Sayın Şansölye bunu öğrenince, ben bunu bilmiyordum dedi. Nitelik noktasında aşmamız gereken şüphesiz ki bir mesafe var. Ama dikkat edin, öğretim üyelerimizin de sayısını ne yapıyoruz, sürekli artırıyoruz.

Şimdi bizim arzumuz, öğrencimizin niteliğini artırırken, şüphesiz ki hocalarımızın da niteliğinin artması ve evlatlarına, öğrencilerine de o denli sahip çıkması gerekir ki, biz hem hocalarımızla, hem de öğrencilerimizle ayrıca iftihar edelim. Bu adımı atabilir miyiz? Atarız, bu millet bunu da başarır.

İlköğretimden itibaren tüm eğitim-öğretim sisteminin adeta bir huni biçiminde yükseköğrenime doğru aktığı bir iklimde, Türkiye’nin bilim kalitesini düşürebilmesi mümkün değildi. Biz öncelikle bu çarpık sistemi değiştirerek, neredeyse isteyen her lise mezunu gencimizin yükseköğrenime devam edebileceği bir altyapı kurduk. Bizim lise çağlarında üniversiteye girmedeki oran neydi? Onu da söyleyeyim, 10’da 1, yani 10 öğrenciden 1 tanesi üniversiteye ne yapıyordu, girebiliyordu, ama şimdi neredeyse tamamı girebiliyor, bu noktaya geldi.

Şimdi birileri şunu diyor: Girecek de ne olacak? Çok şey olacak. Allah’ın izniyle işte bu 8 milyon üniversiteli diyorum ya, işte bu 8 milyon üniversiteli işi tam manasıyla kavradığı zaman… Efendim, işte işsizlik var. Olabilir, yani her üniversiteyi bitirdiği zaman iş sahibi olacak diye de bir şey yok, bunu dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız. Ama bir de kendisi bunu ne yapacak? Üretecek, bir de bu var. Bu imkanlarda ülke geliştikçe zaten zeminini hazırlamış olacak, her türlü yatırım da, istihdam da ne olacak? Yatırım, istihdamla iç içe bunu da birbiriyle teşvik edecek.

Bundan yaklaşık 13 yıl önce ülkemizdeki her şehre üniversite kurma kararı aldığımızda bazıları bizi kıyasıya eleştirmişti. Ardahan’da, Bilecik’te, Rize’de, Burdur’da, Hakkari’de, Karabük’te üniversite olamayacağını söylüyorlardı.

Değerli arkadaşlar,

Fakir-fukara, garip-gurebanın Hakkâri’den evladını acaba İstanbul’a, Ankara’ya göndermesi mümkün müydü? Böyle bir imkanı yakalaması mümkün müydü? Ama biz ne yaptık? Evladını İstanbul’a göndermeyi değil, ya, üniversiteyi Hakkari’ye getirmek suretiyle müesseseleri, fiziki imkanları yavrularımızın ayağına getirmiş olduk. Böylece ilim tedris etme noktasında imkanlar ailelerimizin ayağına gelmiş oldu. Bu aynı zamanda maliyet noktasında, ilmin de bir maliyeti var, işte bu ilişkiyi adeta yoğunluğu itibarıyla düşürdü ve rahatlıkla ilmi tedris edebilme imkanını da yakaladı.

Bundan dolayıdır ki, bakıyorsunuz şimdi Güneydoğu’da birçok ilimizde başarı oranı yükseldi. İlk sıralara giren öğrencilerimiz olmaya başladı mı? Oldu. Şimdi Şırnak’tan ilk derecede bakıyorsunuz öğrenci çıkabiliyor. Demek ki imkanlar hazırlanırsa Şırnak’tan da çıkar, Iğdır’dan da çıkar, Muş’tan da çıkar, Hakkari’den de çıkar. Ankara’sıyla, İstanbul’uyla, İzmir’iyle yarış edebilen öğrencilerimizi buralardan da çıkardığımızı görmek bize ayrıca bir mutluluk veriyor. Bu, evlatlarımızın bu noktada kabiliyetinin, bu noktadaki özellikle gayretleriyle nereye ulaşabileceğinin en güzel ifadesidir.

Tabii ben burada bir şeyi ayrıca ifade edeceğim; bu vesileyle tüm rektörlerimize, özellikle de yeni kurulan üniversitelerimizin yöneticilerine üstlendikleri görevin ağırlığını bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Her yerde olduğu gibi üniversite de iyi bir yönetici dört yılda kurumunu çeyrek asır ileriye taşıyabilir. Bu şekilde gerçekten takdire şayan sıçramalar gerçekleştiren üniversitelerimiz olduğunu da biliyorum. Ancak bazı üniversitelerimiz hâlâ kendilerinden beklediğimiz yere ulaşamamış durumda. Rektörlerimizden özellikle üniversitelerle şehri bütünleştirme konusunda çok daha fazla gayret göstermelerini bekliyorum.

Önümüzdeki dönemde rektör atamalarımızın kriterlerini çok daha yükseğe çıkartacağımızı ve adayları akademik ve idari bakımdan çok sıkı bir inceleme sürecinden geçireceğimizi de belirtmek istiyorum.

Üniversitelerimizi yaygınlaştırırken öğrencilerimizin barınma ve geçinme sorunlarını da unutmadık. Yurtlarımızın yatak kapasitesini 677 bine çıkarttık ve bu sayıyı önümüzdeki yıllarda 865 bine kadar yükseltiyoruz. Çünkü öğrencilerimizin evlerde, dairelerde yüksek kiralarla oturmasının da bir maliyet analizi gerektirdiğini söylüyorum, ondan dolayı da bu maliyetleri düşürmenin gayreti içerisinde olacağız.

İki, yurtlardaki eğitim-öğretim noktasında ben kalitenin daha yüksek olduğuna inanıyorum. Zira öğrencilerin birbiriyle dayanışması, birbiriyle yardımlaşması, oradaki… Çünkü yurt hayatını ben de yaşadım, üstelik ben üniversite çağında değil, ben imam hatipte öğrenciyken 7 yıl daha ilkokulu bitirdim yurda girdim. Ve oranın bize kazandırdıklarını her yönüyle çok iyi biliyorum, üniversitelerimizde de bunun çok çok isabetli olduğuna inanıyorum, nitekim az önce verdiğim rakamlar da bunun en açık ifadesi.

Kredi veya burs olarak aylık lisans öğrencilerimize biliyorsunuz 500 lira ödüyoruz, şimdi yeni tabii bir zam daha gelecek, yüksek lisans öğrencilerimize 1000 lira, doktora öğrencilerimize 1500 lira veriyoruz. Bu imkandan faydalanan öğrenci sayısı 1 milyon 613 bindir.

Harç falan var mı, kaldırdık mı? Kaldırdık. Harç verildiği zaman kıyamet koparanlar acaba şimdi nerede? Şimdi ortada yoklar.  Ama biz devlet olarak milletimize karşı olan o görevi de yerine getirdik. Üstelik Türkiye attığımız tüm bu tarihi adımlara rağmen nüfusa göre üniversite sayısı bakımından hala oldukça mütevazı bir yerde bulunuyor.

Uluslararası öğrenci sayımızın her geçen yıl artıyor olması, Türkiye’nin bu alanda da küresel bir marka olma yolunda ilerlediğine işaret ediyor. Uluslararası öğrenci sayımız 15 bindi, şimdi 170 bine ulaştı. Aramızda öğrencileri görüyorum uluslararası. Ve bu da tabi Türkiye’nin bu noktada dünyaya nasıl açıldığının en güzel ispatı. Türkiye bursları yanında kendi imkanlarıyla çeşitli üniversitelerimize gelen öğrenci sayısındaki bu büyük yükseliş, ülkemizin yükseköğrenimdeki cazibesinin arttığını da gösteriyor. Beklentimiz, ülkemizin nitelikli yabancı öğretim elemanları için de cazip hale gelmesi. Bir başka ifadeyle, beyin göçünün çekim merkezlerinden biri durumuna dönüşmesidir.

Yükseköğretim Kurulumuzca her yıl yeniden belirlenen ülkemiz bilim hayatının 100 öncelikli alanına yönelik doktoralı insan kaynağı yetiştirilmesi projesinde 4 bin öğrenciye ulaşıldı. Yeni kalkınma planımızda bu projeyi daha da geliştirme ve genişletme kararı aldık. Yükseköğretim alanını yenilikçi bir anlayışla sürekli daha da ileriye götürmek için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz.

Bilimsel araştırma projelerimizin ülkemizin ihtiyaçları ve hedefleriyle uyumlu şekilde yürütülmesini, Yükseköğrenim Kurulumuz nezdinde de koordine etmeliyiz.

Üniversitelerimizin araştırma altyapılarına mükerrer yatırımlar yaparak, kaynak israfına gitmelerinin önüne geçmek için de hemen bir envanter çıkarmalı, verimlilik esasına dayalı bir eylem planını da hazırlamalıyız.

Vakıf üniversitelerimizin üzerlerine giderek daha çok yapışan ticaret kurum algısının önüne geçmek için bilimsel araştırmalara daha çok yönelmelerini özellikle sağlamalıyız. Bilhassa kalite odaklı gelişme için, adı vakıf, vakıf, ama kusura bakmasınlar, vakıf olmaktan çıkmışlar, tamamen ticari çalışıyorlar. Vakıf dediğimiz zaman farklı şeyler biz anlıyoruz. Öğrencisinin cebinden ne çıkacak, o değil, tam aksine vakıfta, ecdat nasıl tanımlıyor? ‘Ceb-i hümayunundan ödemek suretiyle’ diyor. Şimdi de bizim tabii vakıf üniversitelerinin patronları kendi ceb-i hümayunlarından değil, orayı doldurmak için gayret ediyorlar; buna bakmamız lazım.

Tepeden tırnağa tüm kurumlarımızın misyonlarını ve işleyişlerini yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Bu kapsamda şu ana kadar 160 üniversitemiz Yükseköğretim Kalite Kurulu tarafından değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Gerçekten önemli bir işleve sahip olduğuna inandığım Yükseköğretim Kalite Kurulumuzun yapısını güçlendirmeli ve özellikle bağımsızlığını tahkim etmeliyiz.

Hiç şüphesiz yükseköğrenimde başarının yolu, üniversite olmanın genel niteliklerini muhafaza ederek belirli alanlarda ihtisaslaşmadan, uzmanlaşmadan, markalaşmadan geçiyor. Her üniversite her alanda ve aynı standartta eğitim-öğretim veremeyeceğine göre, bu durum kaçınılmazdır. Üniversitelerimizi ihtisaslaşma yolunda ne kadar cesaretlendirirsek, buralara tahsis ettiğimiz kaynakların o derece verimli ve etkin değerlendirileceğini düşünüyorum. Araştırma üniversiteleri ve bölgesel kalkınma odaklı üniversiteler gibi girişimleri bu doğrultuda atılmış önemli adımlar olarak görüyorum. Halen 10 ihtisas üniversitesi, 11 araştırma üniversitesi ve 5 de aday araştırma üniversitesiyle yürütülen çalışmaların bir an önce hedefine ulaşmasını diliyorum.

Değerli Misafirler,

Ülkemizde eğitim öğretim imkânlarının genişlemesi, bilhassa da üniversite mezunlarımızın sayısının artması yeni bir durumu beraberinde getirmiştir. Yetişmiş insan gücümüzün sınırlı sayıda olduğu dönemlerde diploma ile ehliyet aşağı yukarı eşanlamlıydı. Ama tüm evlatlarımızın artık bu imkana sahip olduğu günümüzde diploma tek başına bir anlam ifade etmiyor. Geçmişin ne iş olsa yaparım sözü, bugünkü diplomalı, ama işe yaramaz dokundurması aynı anlayışın ürünüdür.

Bilim elbette uzun soluklu ve sabırlı bir çalışma gerektirir. Ama üniversiteye giden her öğrencimiz bilim adamı olamayacağına göre, bunların reel dünyada daha etkin karşılık bulmasının sağlamasının yollarını aramak durumundayız. Bu bakımdan gençlerimizi sadece diploma değil, aynı zamanda birikim ve beceri sahibi yapacak yöntemler geliştirmeliyiz. Ülkemizin üretken, rekabetçi ve istikrarlı bir istihdam piyasasına kavuşmasını, en az bu alandaki sayısal başarılarımız kadar önemli görüyorum. Bu çerçevede mesleki eğitimin yeniden ele alınması ve gençlerimiz için cazip hale getirilmesi şarttır.

Organize sanayi bölgelerinde açılan meslek yüksekokulları bu çerçevede önemli bir adımdır. Meslek liseleri ve diğer meslek yüksekokulları için de benzer yöntemler geliştirilmelidir. Aynı şekilde mühendislik ve fen bilimleri öğrencilerinin de eğitim-öğretim hayatlarını sektörle yakın ilişki içinde sürdürebilecekleri yollar bulunmalıdır. Özellikle gençlerimizin yoğun ilgi gösterdiği ve kariyer uzmanlığı olarak ifade edilen alanlardaki yeterlilik sınavlarında çıta giderek yükseliyor. Özel sektörde de durum farklı değildir. Hem kamuda, hem özel sektörde açılan pozisyonlar için yapılan tanımlarda diploma sadece bir faktör haline gelmiştir. Bu tür işleri ancak yabancı dilden birikime ve beceriye kadar pek çok ilave şartın karşılanmasıyla ulaşılabilmektedir. Üniversitelerimizdeki ihtisaslaşma bu ihtiyacını karşılayabilir, ancak asıl yapmamız gereken eğitim-öğretim sistemimizi belki de okul öncesinden başlayarak bir bütün olarak bu yönde değiştirmek olmalıdır.

Biz çocuklarımızın, gençlerimizin, milletimizin her bir ferdinin zekasına, kabiliyetine, çalışkanlığına, üretkenliğine, azmine güveniyoruz. Yapmamız gereken, bu büyük potansiyeli eğitim-yoluyla hem bireylerimizin, hem milletimizin, hem devletimizin hayrına neticelere vesile olacak şekilde eğitmek, yönlendirmektir. İnşallah hep birlikte bu meseleleri çok daha azla konuşacak, tartışacak ve hedeflerimize uygun şekilde başarıya ulaştıracağız.

Değerli Arkadaşlar,

Eğitim, sağlık, adalet, ulaştırma, enerji gibi temel hizmet alanlarında Cumhuriyet tarihinin en büyük yatırımlarını, en büyük atılımlarını gerçekleştirirken, bekamız ilgilendiren kritik konularda da çok önemli mesafeler kat ediyoruz.

Dün Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin ve İran Cumhurbaşkanı Sayın Ruhani’yle Astana platformunun 5. Zirvesi’ni, biliyorsunuz Ankara’da gerçekleştirdik. Ankara Zirvesi’nde yaptığımız ikili ve üçlü görüşmelerde Suriye’deki insani ve siyasi krizin çözümü konusunda çok önemli kararlar aldık. Zirve’nin en önemli kazanımlarından biri, siyasi sürece yeni bir dinamizm kazandıracak olan anayasa komitesi üyelerinin onaylanmasıdır, böylece komitenin oluşumundaki tüm pürüzler giderilmiştir.

Bir diğer husus ise, büyük bir göç dalgası potansiyelini de içinde barındıran İdlib’deki sıkıntılı durumun en azından bir parça rahatlamasını sağlayacak görüş birliğine varılmış olmasıdır. Suriye topraklarının 4’te birinden fazlasını işgal eden Fırat’ın doğusundaki bölücü terör örgütüyle ilgili endişelerimizin muhataplarımız tarafından da önemli ölçüde paylaşıldığını gördük. Bu durum Amerika’yla yürüttüğümüz güvenli bölge çalışmalarının bir an önce sonuçlanmasını özellikle güçlendirdi. Zirve sırasında ve sonrasında yaptığımız açıklamalarda da ifade ettiğimiz gibi, iki hafta içinde buradan bir sonuç çıkmazsa kendi hareket planlarımızı devreye sokacağız.

Avrupa ülkelerinden hem İdlib, hem Fırat’ın doğusu konusunda çok daha güçlü bir destek bekliyoruz. Artık laf bizi doyurmuyor, laf ola beri gele yok, icraat bekliyoruz. Zira şu anda bizler 3 milyon 600 bin mülteciyi ülkemizde ağırlıyoruz, dünyada bunun benzeri yok; öyleyse Batı da bunun benzerini yapması lazım. Şayet İdlib’de sükuneti hızla sağlamazsak bu bölgede yaşayan 4 milyon insanın yükünü kaldıramayacağımızı açıkça söylüyoruz.

Fırat’ın doğusunu güvenli hale getirmek suretiyle buraya güvenli bölgenin derinliğine bağlı olarak 2 ila 3 milyon arasında halen ülkemizde ve Avrupa’da yaşayan Suriyeli sığınmacıyı iskan edebiliriz. Her iki husus bizim kadar Avrupa’yı da yakından ilgilendiriyor. Türkiye’nin mücadelesine verilen desteğin samimiyeti ve boyutu bu sorunların çözümüne veya derinleşmesine yol açacaktır.

Biz kendi sınır güvenliğimizi garantiye alma yanında, özellikle Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği temelinde bir çözüm için samimi çaba göstermekten asla vazgeçmedik. Buna karşılık, bölgede etkinlik gösteren her ülkenin aynı tavır içinde olmadığı da bir gerçektir. Ülkemizin yaklaşımı böylesine insani ve çözüm odaklıyken, hala önümüze külfet paylaşımından terör örgütleriyle dirsek temaslarına kadar her konuda engeller çıkartılmasını kabul edemeyiz. Önümüzdeki aylarda yaşanacak gelişmeler Suriye krizinin suhuletle mi çözüleceği, yoksa derinleşeceğimi hususunda belirleyici olacaktır.

Türkiye olarak hem kendi güvenliğimiz, hem de Suriyeli kardeşlerimizin geleceği için ilkeli ve aktif tutumumuzu sonuna kadar devam ettirmekte kararlıyız. Yürüttüğümüz bu tarihi mücadelede kamuoyumuzun tüm kesimleri gibi akademi dünyamızdan da destek bekliyoruz.

Bu duygularla bir kez daha 2019-2020 yılı akademik yılımızın hocalarımıza ve öğrencilerimize hayırlar getirmesini Rabbimden diliyorum.

Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.