Türkiye-Rusya Federasyonu-İran Üçlü Zirvesi’nin Ardından Ortak Basın Toplantısında Yaptıkları Konuşma

16.09.2019

Saygıdeğer Meslektaşım Sayın Ruhani,

Saygıdeğer Meslektaşım Sayın Putin,

Her Üç Ülkenin Heyetlerinin Kıymetli Üyeleri,

Saygıdeğer Basın Mensupları,

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Misafirlerimize bir kez de sizlerin huzurunda ülkemize hoş geldiniz diyorum. Astana Platformu çerçevesinde düzenlediğimiz Ankara Zirvesi vesilesiyle kendilerini ağırlamaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.

Suriye’deki yangının söndürülmesi için bugün beşinci kez biraraya geldik. Üçlü zirvede Sayın Ruhani ve Sayın Putin’le birlikte Suriye’deki ihtilafı tüm boyutlarıyla ela aldık. Gerek her bir liderle birebir, gerek üçlü, gerekse heyetler halinde yaptığımız görüşmelerin her açıdan verimli geçtiğine inanıyorum.

Zirvede Suriye’de siyasi çözüm umutlarını yeşertecek önemli kararlar aldık. Suriye’nin toprak bütünlüğü ile siyasi birliğinin korunması hususunda hepimizin aynı hassasiyete sahip olduğunu bir kez daha teyit ettik. DEAŞ’la mücadele altında terör örgütlerine destek verilmesinin kabul edilemezliğini vurguladık.

Sahada sükûnetin tesisi, mültecilerin dönebileceği şartların oluşturulması ve ihtilafa siyasi çözüm bulunması için yürüttüğümüz çalışmaları gözden geçirdik. İdlib’de tırmanan gerginlik bugünkü görüşmelerimizin odak noktalarından biriydi. Nisan ayından bu yana İdlib’e yönelik kara ve hava operasyonlarında hayatını kaybeden sivillerin sayısı maalesef 1000’e yaklaştı. Daha evvel defalarca yerinden-yurdundan edilen yüzbinlerce insan saldırılar nedeniyle yeniden göç yollarına düştü. Türkiye olarak sınırlarımızın hemen bitişiğinde 4 milyon insanı etkileyecek yeni bir trajedi yaşanmasına seyirci kalamayız. Böylesi vahim bir gelişme sadece ülkemizi değil bütün Avrupa’yı etkileyecektir. Bugünkü görüşmemizde Soçi Mutabakatına dair yükümlülüklerimizi tekrar mütalaa ettik. Varılan mutabakatın tam manasıyla hayata geçirilmesinin ehemmiyetine dikkat çektik. Sivil halkın ve garantör ülkelerin sahadaki askeri personelinin güvenliği için somut önlemler alınması ihtiyacını vurguladık. Zirvede görüş birliğine vardığımız hususlar doğrultusunda önümüzdeki günlerde bölgede hayırlı gelişmelerin yaşanacağını ümit ediyoruz.

Değerli Basın Mensupları,

Gündemimizdeki diğer önemli konu, Anayasa Komitesinin teşekkülüydü. Anayasa komitesinin üyeleri ve usul kurallarının belirlenmesinde yapıcı ve esnek bir tutum sergiledik. Siyasi sürecin ilerletilmesi için gayret gösterdik. Nitekim ortak çabalarımızla komitenin oluşumuna ilişkin pürüzler giderilmiştir. Bugünkü istişarelerimizde usul kuralları konusunu da Birleşmiş Milletler ile eşgüdüm halinde sonuçlandırarak, anayasa komitesinin çalışmalarına bir an önce başlamasını sağlamayı kararlaştırdık.

Zirve kapsamında Fırat’ın doğusundaki durumu da istişare ettik. Bu mesele hem Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü, hem de Türkiye’nin milli güvenliği bakımından kritik önem taşıyor. Hâlihazırda Suriye topraklarının dörtte birinden fazlası bölücü terör örgütünün işgali altında bulunuyor. Örgüt burada çocuk asker kullanmaktan halkı zorla silahaltına almaya, etnik temizlik faaliyetinden insanların mallarını gasp etmeye kadar her türlü zulmü işliyor. Dün Çobanbey’de bir hastaneye düzenlenen kalleş saldırı bunun en son örneğidir. Geldiğimiz nokta itibariyle Suriye’de DEAŞ tehdidi artık ortadan kalkmıştır. Suriye’nin istikbali için en büyük tehdit kaynağı PKK ve onun uzantısı olan YPG-PYD’dir. Bu ülkedeki PKK-PYD varlığı devam ettikçe ne Suriye, ne de bölgemiz huzura kavuşabilir.

Sayın Ruhani’yi ve Sayın Putin’i Fırat’ın doğusunda güvenli bölge tesisinde gelinen aşama hakkında bilgilendirdim ve düşüncelerimi kendileriyle paylaştım. Suriye sınırımız boyunca bir terör oluşumuna rıza göstermeyeceğimizi kendilerine ifade ettim. Özellikle de burada bir mülteciler şehrinin oluşabileceğini ve mülteciler için buralarda konaklayabileceği ve ekip-biçebileceği bahçelerini yapmaları noktasında bir hazırlığın yapılmasının isabetli olacağını ifade ettim. Suriye sınırımız boyunca böylece terör oluşumuna rıza göstermeden bu tür bir insani altyapıyı oluşturmamızda fayda olacağını anlattım. Nihai hedefimiz, Suriye’nin kuzeyinde bir barış koridoru tesis ederek, ülkenin bölünmesini engellemektir. Bunun için şayet Amerika ile iki hafta içinde arzu ettiğimiz sonuca ulaşamazsak kendi hareket planımızı uygulamaya başlayacağımızı her iki dostumuza da anlattım.

Değerli Basın Mensupları,

Suriye’deki çatışma ortamından kaçan 3,6 milyon insana ev sahipliği yapan bir ülkeyiz. Son 8 yılda Türkiye olarak bu konuda gerçekten büyük fedakârlıklarda bulunduk, halen de bulunuyoruz. Krizin ilk anlarından itibaren göç meselesine çözüm yolunun Suriye topraklarının içinde aranması gerektiğini ifade ettik. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarıyla terörden arındırdığımız sadece 4 bin kilometrekarelik alana dahi şimdiye kadar 360 bin mülteci geri döndü. Bu insanlar şimdi kendi topraklarında huzur içinde yaşıyor, çocuklarını okula gönderiyor. Temin ettiğimiz sağlık hizmetlerinden yararlanıyor. Türkiye’nin sığınmacı yükünü tek başına taşıyamayacağı ortadadır. Ülkemizin yeni bir göç akınını kaldırması da zaten mümkün değildir. Artık Suriyelilerin ülkelerine güvenli ve gönüllü bir şekilde geri dönüşlerine yoğunlaşmamız gerekiyor. Fırat’ın doğusundaki barış koridoru mülteciler için de korunaklı bir liman olacaktır. Ülkemize sığınan en az 2 milyon Suriyeli kardeşimizin bu bölgeye yerleştirilebileceğini düşünüyoruz. Hatta bu hattı Deyrizor-Rakka taraflarına kadar indirebilirsek, geri dönecek sığınmacı sayısı 3 milyonu aşabilir. Böylece Türkiye başta olmak üzere ülke dışında olan Suriyelilerin önemli bir bölümünün kimseye yük olmadan kendi topraklarında yaşamalarını temin edebiliriz. Geri dönecek Suriyeli kardeşlerimiz için bu bölgelerde uluslararası toplumun desteğiyle yeni yerleşim alanları inşa edilmesi de mümkündür. Türkiye olarak bu konuda gereken her türlü sorumluluğu almaya hazırız. Hem Rusya ve İran’la, hem de uluslararası toplumun diğer üyeleriyle Suriyeli mültecilerin gönüllü geri dönüşü için çalışmak istiyoruz. Bu çerçevede yakın zamanda önemli bir adım attık; Irak, Lübnan ve Ürdün’le birlikte Suriyeli mültecilerin geri dönüşüne dair uluslararası bir konferans düzenlenmesi için girişim başlattık. Tüm dostlarımızın bu girişime destek vermesini bekliyoruz.

Bu düşüncelerle Ankara Zirvesi’nin Suriye’de barış, güvenlik ve istikrarın tesisine katkıda bulunmasını temenni ediyorum.

Bu vesileyle bir sonraki zirve toplantımıza önümüzdeki aylarda İran’da ev sahipliği yapma arzusunu bizlerle paylaşan Sayın Ruhani’ye bir kez de sizlerin huzurunda teşekkür ediyor ve sözü kendilerine bırakıyorum.