Atatürk Havalimanı’nda Halka Hitapları

15.07.2019

Aziz Milletim,

Sevgili İstanbullular,

Değerli Şehit Yakınlarımız ve Gazilerimiz,

Kıymetli Kardeşlerim,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. 2016 yılının 15 Temmuz gecesi milletimizin istiklalini ve ülkemizin istikbalini korumak için uçakların, tankların, kurşunların karşısına dikilen kahraman milletimizin her bir ferdini hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

O gece şehit verdiğimiz 251 vatan evladının her birine Rabbimden rahmet niyaz ediyorum. Gazilerimize Cenabı Allah’tan sıhhat ve afiyetler diliyorum. Bizler inanıyoruz ki şehitler, peygamberlerden başka hiçbir kula nasip olmayacak en yüce makamın sahibidirler. Kabirleri nur, mekânları Cennet olsun inşallah.

Emniyet Teşkilatımızın bütün kahraman mensuplarını, şanlı polislerimizi bir kez daha muhabbetle kucaklıyorum. Peygamber Ocağı Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ülkesine gönülden bağlı her bir subayını, astsubayını, uzman personelini ve erlerini alınlarından öpüyorum. Darbenin ilk anlarından itibaren cesaretle ihanetin üzerine giden yargı mensuplarımıza buradan şükranlarımı sunuyorum.

Kardeşlerim,

Burası anlamlı bir mekân. Niye anlamlı biliyor musunuz? O gece burası iki anı tespit etti. Bunlardan bir tanesi; saat 23:15 civarı ve tankların arasından Sayın Bay Kemal gelip Bakırköy’e geçti. Bakırköy Belediyesi’nde kendi ifadesiyle gidebilecek bir otel bulamadığım için oraya gittim dedi.

Değerli Kardeşlerim,

01:15 ve biz de yine buraya indik. Eşim, kızım, torunlarım ve damadımla beraber buraya indik. Burada kim vardı? Burada millet vardı. Beraberce buradan üzerimizden geçen F-16’lar vardı, üzerimizden geçen helikopterler vardı ve onlar mermilerini yağdırıyordu. Fakat biz bir şeye inanıyorduk, “Lâ tahzen, innallahe meanâ.” Diyorduk ki; korkmayın, Allah bizimle beraberdir. Ve o gece 16 saat süren o süreçte basın toplantımı yaptım, Valimiz aynı şekilde, Birinci Ordu Komutanımız aynı şekilde basın toplantıları yapıldı, mesaj verildi. Bu mesaj verildikten sonra her şey elhamdülillah yerli yerine oturdu. Bütün mesele neydi?

O gece dünyaya örnek teşkil edecek bir dik duruş sergileyen medyamıza, sivil toplum kurul kuruluşlarımıza, aydınlarımıza buradan şahsım ve milletim adına özellikle teşekkür ediyorum.

Sabaha kadar kesintisiz ezan ve sala okuyan imamlarımıza, müezzinlerimize, seccadelerinin başında dua eden kardeşlerimize şükranlarımı sunuyorum. Cape Town’dan İslamabat’a, Kudüs’ten Mogadişu’ya bütün dünyada, dört bir köşesinde dünyanın Türk bayraklarıyla sokaklara çıkan vatandaşlarımıza, soydaşlarımıza, bütün dost ve kardeşlerimize özellikle buradan selamlarımı gönderiyorum.

O gece barikatları aşarak, tankları geçerek, kurşunları savuşturarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelen, tepelerine bırakılan bombalara rağmen vakur duruşlarını bozmayan milletvekillerimizi selamlıyorum. Millet sokakta istiklalini korurken milletin vekilleri de orada demokrasiye, milli iradeye sımsıkı sahip çıkmıştır. Milli mücadele sürerken işgal kuvvetleri hatırlayın Polatlı’ya kadar geldiler, ama Meclis’e saldıramadılar. Daha önceki darbelerde milli iradeye, Meclis ruhuna saldırı olsa bile Meclis binası fiilen hedef alınmadı. 15 Temmuz’daki darbeye teşebbüs eden caniler bunu bile yaptılar. Hamdolsun milletin iradesine de, evine de uzanan eller bizzat millet tarafından kırıldı. Hiçbir darbe, hiçbir darbe girişimi yapanların yanına kâr kalmadı. Kardeşlerim; Allah’ın izniyle bundan sonra da kâr kalmayacaktır, yeter ki siz böyle dik durun.

İnşallah 15 Temmuz’dan sonra hiç kimse milletin iradesine el uzatmayı aklının ucundan bile geçiremeyecektir. Bizler milletçe vatanımıza, bayrağımıza, ezanımıza, demokrasimize, devletimize sahip çıktıkça hiçbir gücün eli Allah’ın izniyle uzanamayacaktır. Hiçbir ihanet şebekesi, hiçbir terör örgütü birliğimizi, şu içinde bulunduğumuz beraberliğimizi, kardeşliğimizi asla bozamayacaktır.

Öyleyse ne diyoruz?

Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet.

Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

Bundan taviz vermeyeceğiz.

Kardeşlerim,

Tabii ruhlarını İblis’e satanlar var. O müptezeller Türkiye’yi ele geçiremeyecekler. O karanlık gecede okunan ezanlar ve salalar kalplerimizi nasıl bütünleştirdiyse, inşallah bundan sonra da aynı inançla, aynı heyecanla, aynı kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Şehitlerimizin hiçbirini unutmayacağız.

İşte buraya nereden geldik biliyor musunuz? Ankara Emniyet Müdürlüğü binasını da bombalayıp yıkmışlardı. Orada da on binler beraber katıldık, onlar Emniyet Müdürlüğü binamızı yıkarak sakalımızı tıraş ettiler. Ama biz muhteşem bir Emniyet Müdürlüğü binası yaparak, onların kolunu kanadını kırdık. Çünkü tıraş edilen sakal daha gür biter, ama kesilen kol yerine gelmez. 15 yaşındaki Halil İbrahim Yıldırım’ı, 16 yaşındaki Abdullah Tayyip Olçok’u, 63 yaşındaki Ümit Güder’i unutmayacağız. Darbecilerin başındaki haini gözünü kırpmadan vuran Ömer Halisdemir’i, darbecilerle son nefesine kadar çarpışan Albay Sait Ertürk’ü unutmayacağız. Her birini şahsen tanıma şerefine eriştiğim Erol Olçok’u, İlhan Varank’ı, Halil Kantarcı’yı unutmayacağız. Emniyet Teşkilatımızın her biri diğerinden kıymetli 63 mensubunu unutmayacağız. Her yaştan, her meslekten, her meşrepten çoğunun salaları son nefesleri vermeden önce okunan 251 şehidimizin hiçbirini unutmayacağız. Şehitlerini unutanların yürekleri kurur. Şairin diliyle… Bu akşam size bol bol şiir okuyacağım yalnız…

Şairin diliyle ifade edecek olursak:

“Hıyabandan geçip semt-i cânâna vardı onlar

Cennet vatandan firdevs-i âlâya erdi onlar

Kimi onbeşlik fidan, kimi asırlık çınardı

Selâ-yı şerifle Kur’an-ı öptü onlar

Bezm-i Elest'te de kesişmişti yolları

Bir takdîr-i ilâhîyle yollara düştü onlar

Dediler "altı da bir, üstü de birdir yerin"

Şerbet-i şehâdeti bir lâhzada içti onlar

O gül yüzlerinde güller açmıştı

Ola ki bûs-ı nebîye mazhar oldu onlar.”

Bizim milletimiz yıllarca yeni şehitlerle, yeni gazilerle yüreğini hep sıcak ve canlı tutmuştur, bundan sonra da öyle olacaktır. Biz de yeni nesillerin 15 Temmuz şehitlerini hatırlamaları, yad etmeleri için bu tarihi Demokrasi ve Milli Birlik Günü adıyla resmi bayram olarak ilan ettik. Her anımızda, ama özellikle de 15 Temmuz’da şehitlerimizi, gazilerimizi, meydanları, sokakları dolduran kahramanlarımızı hep kalbimizde yaşatacağız.

İşte az önce, açılış öncesi hocalarımızı dinledik ve Kur’an-ı Kerim'den tamamıyla şehitlerimizi, şehitlerimizle birlikte onlara Rabbimizin müjdelerini, o ayetlerde izledik, dinledik. Ve bunlarla birlikte hamdolsun geleceğin müjdelerini aldık.

Kardeşlerim,

Biz bugün nasıl ecdadı rahmetle ve minnetle yâd ediyorsak, inşallah sonraki nesiller de 15 Temmuz kahramanlarını aynı şekilde anacaklar, hatırlayacaklardır, hiç endişeniz olmasın.

Bu vesile ile sizlerle bir müjdeyi paylaşmak istiyorum. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız tarafından hazırlıkları yürütülen Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı’nın kuruluşu resmen tamamlanmıştır. Çünkü bunun çok istismarı yapılıyor. Onun için istedik ki Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızla bu devletin teminatı altında olsun. İlgili tüm bakanlık ve kurumlarımızın mütevellisinde yer aldığı bu vakfımız aracılığıyla şehit yakınlarımıza ve gazilerimize verdiğimiz hizmetleri daha iyi, daha derli toplu yürüteceğimize inanıyorum. Vakfımızın hayırlı olmasını diyorum.

Değerli Kardeşlerim,

15 Temmuz gecesi Türkiye’yi karanlığa gömmek istediler, ama başaramadılar. Allah kurdukları tuzakları sahiplerinin başlarına geçirdi. Bir üstadımız ne diyor biliyor musunuz: “Geceye yenilmeyen her insana ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır.” O karanlık geceye teslim olmadıkları için milletimin her bir ferdine minnettarız. O karanlık geceyi aydınlatan herkese minnettarız.

Siz bambaşkasınız, kadınıyla-erkeğiyle bambaşkasınız. Siz kurşunların üzerine gittiniz, siz mermilerin üzerine gittiniz, yılmadınız ve bazı gençlerimiz kendilerini tankların altına attı, bazıları da gazi oldu; bu yürektir, yürek, kürek değil. Ve bunu ancak bu millet yapar ve siz yaptınız. Geceye yenilmeyenler uçaklara, helikopterlere, tanklara, namlulara karşı duranlar vakit sabaha döndüğünde istiklallerini ve istikballerini kurtarmış olmanın gururuyla ödüllerini aldılar. Bu ülkenin asli sahibi şehitler ve gazilerin başını çektiği kahramanlardır. Biz bugün burada özgürce sözümüzü söyleyebiliyor, nefesimizi alabiliyor, işimize gücümüze bakabiliyorsak, şehitlerimizin, gazilerimizin ve tüm kahramanlarımızın sayesindedir.

Edebiyatımızın en güzel eserlerinden biri olarak gördüğüm, Bu Vatan Kimin, şiirinden ilhamla şu dizeleri burada sizlerle paylaşmak isterim:

“Kardeşlerim, bu vatan tankların tam karşısında

Sıradağlar gibi duranlarındır

Şeytanın yoldaşı olmuş hainleri

Alnının çatından vuranlarındır

Şahlanmış yiğitler kır at misali

Köpürmüş caddeler Fırat misali

Kıyama kalkmış nice erkek-kadın misali

Namussuza hesap soranlarındır

İsmini yazarak mezar taşına

Cemreler taşıdın yurdun kışına

Bakmadın yaşına başına, ardına

Bedenini sevdaya sürenlerindir

Tepeden tırnağa tek vücut olup

Sokağa, caddeye meydana dolup

Bayrağı uğruna gül gibi solup

Asım şuuruna erenlerindir

Vatana sevgiyi ibadet bilip

Bayrağı kendine emanet bilip

En büyük rütbeyi şehadet bilip

Bu aşkla toprağa girenlerindir.”

İşte bu aşkla toprağa girmek var ya, bu bambaşka. Rabbim hepimize şehadeti nasip etsin. Rabbim bu ülkenin gelecekteki tüm nesillerini de Asım şuuruna erenlerden eylesin diyorum.

Biz imanımıza, tarihimize, kültürümüze ve elbette en önemlisi neslimize sahip çıktıkça Allah’ın izniyle bu ülkeyi kimse işgal edemez, bu milleti kimse köle yapamaz. İşte bunun için gençlerimize 2053 ve 2071 vizyonlarını emanet ediyoruz. Şayet geleceğimize bu şuurla bakmazsak, Rabbim muhafaza etsin, 15 Temmuz darbe girişimi işte o zaman başarıya ulaşmış olur.

Şimdi ey milletim, ecdadın emanetine sıkı sıkıya sahip çıkmaya hazır mısın?

Hanımlar; Alparslan’ın, Fatih’in, Yavuz’un, cümle şehitlerimizin, gazilerimizin mirasına layık Asım’ın nesillerini yetiştirmeye hazır mısın?

Gençler, atanızdan işaret aldığınızda arkanızda tüm milletle birlikte yürümeye hazır mısın?

Ey İstanbul, 566 yıldır olduğu gibi ilelebet İslam’ın ve Türk milletinin sembol şehri olarak dünyaya meydan okumaya hazır mısın?  

Bunun için her gün kalbimizi ve zihnimizi yeniden fethetmeliyiz. Bunun için her birimiz kendi alanımızdaki gayretlerimiz ve başarılarımızla Ulubatlı Hasan gibi burçlara sancağımızı yeniden dikmeliyiz. Bunun için Akşemseddin gibi her gün yüreğimizi pürü pak etmeli, Rabbimize ram olmalıyız. Bunun için Fatih gibi hedefimize ulaşana kadar durmadan, dinlenmeden, fitneye kulak vermeden, çağımızın ötesine geçecek adımlarla yolumuza devam etmeliyiz.  Şehitlerimiz ve gazilerimiz bizden ancak işte bunları başardığımızda razı olacaklardır. Onların aziz ruhlarını muazzep etmemek için daha çok çalışacağız, daha çok mücadele edeceğiz, kendimizi daha çok muhasebeye ve murakabeye çekeceğiz. Unutmayınız, zafer denen kahraman teri susandan kaçar da coşana gider. Öyleyse dirileri şerefli, ölüleri şanlı bu yolda sonuna kadar yürümeye var mıyız? Rabbim hepinizden razı olsun.

Değerli Kardeşlerim,

Özgürlüğü olmayanın iradesi de olmaz. Bunun için Rabbimiz özgür insanları muhatap alıyor. Tabii özgürlüğü elde etmek, kullanmak ve korumak öyle kolay değildir. Bizim milletimiz binlerce yıllık tarihi boyunca hep bu mücadeleyi vermiştir. Kurduğumuz devletler, inşa ettiğimiz medeniyetler, geliştirdiğimiz kültür ile hep özgür bir topluluk olarak hayatımızı sürdürmeye çalıştık. Hamdolsun bunca yıldır milletimize esaret boyunduruğu vurabilen de çıkmadı. Tıpkı bir asır önce olduğu gibi buna niyetlenenler hiç eksilmedi. Çanakkale’de, Kut’ül-Amare’de, İstiklal Harbi’nde bu niyetleri toprağa gömdük. 15 Temmuz, milletimize esaret boyunduruğu vurma çabalarının farklı bir yöntemiydi. Ülkemizin içine yerleştirdikleri ihanet çetesiyle milletimizi esir alacaklarını sananlar tıpkı asırlar boyunca hep olduğu gibi bir kez daha derslerini aldılar.

Nasıl biz istiklalimizi ve istikbalimizi korumaktan vazgeçmiyorsak, bizim önümüze tuzaklar kuranlar da emellerinden asla vazgeçmeyeceklerdir. Bugün ülkemizin önündeki engeller, yaşadığı sıkıntılar, maruz kaldığı saldırılar hep işte bu kadim kavganın tezahürleridir. Suriye meselesini böyle okumayan müstevlilerin emellerine hizmet ederler. Irak meselesini böyle okumayan bu oyuna figüranlık yapar. Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Ege konularında karşı tarafı haklı bulanların zihinleri iğfal edilmiş demektir. Ülkemizin diplomatik, askeri, ekonomik alanda verdiği mücadeleyi sıradan bir siyasi çekişme parantezine hapseden zaten iflah olmaz bir mankurta dönüşmüştür. İçinden geçtiğimiz dönemin gelecek çeyrek asrımızı, yarım asrımızı biçimlendirecek öneme sahip olduğunu görmeyene diyecek bir sözümüz kalmaz.

Kardeşlerim,

S-400’leri aldık mı? S-400’ler artık ülkemize inmeye başladı mı? 8 uçak geldi ve diğerleri de geliyor. Ne dediler? Alamazlar, yapamazlar, nereye koyacaklar, yerleştiremezler. Ne oldu, aldık mı? Şu anda montajlar başladı mı? Şu anda takvim işliyor mu? Ve Allah’ın izniyle Nisan 2020’de tamamı yerlerine yerleştirilmiş olacak. Biz dik durduk, dikleşmedik. Ama biz Türk’üz, verdiğimiz sözün arkasında dururuz, durduk. Ve bu bir taarruz sistemi değildir bu bir savunma sistemidir. Ülkemize saldırmak isteyenlere karşı S-400’ler en güçlü savunma sistemidir. Ve bunu inşallah Rusya’yla birlikte biliyorsunuz ortak yatırım olarak yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz.

Kardeşlerim,

Türkiye savunma sanayinde dikkat ediniz, 17 yıl önce ihtiyacımızın yüzde 20’si yerliydi, şimdi yüzde 70’i yerli oldu. Nereden nereye. Tabii bazılarının maalesef tilki gibi, biliyorsunuz uzanamadığı üzüme ne dermiş, koruk; bunların durumu bu. Türkiye’nin son 17 yılda demokraside ve ekonomide gerçekleştirdiği hamlelerle çağ atladığını inkâr edenin gözü görmüyor, kulağı duymuyor, dili lal olmuş demektir.

Aynı şekilde milletimizin son 6 yıldır ardı ardına uğradığı saldırılara karşı verdiği mücadeleyle destan yazdığını kabul etmeyenin aklı da, vicdanı da kurumuş demektir. Ne diyorlar? Ekonomi battı, ekonomi bitti.

Kardeşlerim,

Buradan tüm milletime sesleniyorum; bunlarda insaf yok, bunlar nankör. Şu anda Türkiye’nin dört bir yanında, içeride-dışarıda terörle bu denli büyük bir mücadeleyi veren Türkiye’ye karşı acaba kimse, ya mücadele verilirken biz bu mermiler, bu kurşunlar, bu kalkan uçaklar, helikopterler, ya bunlar fıstık, leblebi, bunu mu dağıtıyorlar ya, bunların hepsi para değil mi? Bunların hepsi ekonomi değil mi? Bunlar ekonomiden buralara harcanmıyor mu? Ve biz bütün bunlarla beraber şu anda terörün belini Allah’ın izniyle kırdık, kırıyoruz. Ve inlerine girdik inlerine. Bak Pençe-1 Hareketini yaptık, şimdi Pençe-2 Hareketini yapıyoruz ve bütün bunlarla beraber milletimin başına bela olan bu teröristleri yerle yeksan ediyoruz. YPG, PYD, bütün bunlarla da aynı şekilde bu mücadele sürüyor.

Kardeşlerim,

Bunlar bedava olmuyor değil mi? Bunun bir bedeli var, bir karşılığı var. Ama bunu şimdi terörizmi arkasına alan siyasi partiler, onlara destek verenler ne diyor? Mademki böyle, yapmayın. Ha yapmayalım da, canımızdan bu daha mı kıymetli? Ben milletimin refahını düşünmekle mükellefiz. Milletimizin huzurunu düşünmekle mükellefiz. Onun için de bu süreci devam ettiriyoruz.

15 Temmuz bize sadece o karanlık geceyi değil onunla birlikte ülkemizin ve milletimizin yaşadığı tüm bu hadiseleri hatırlatması gereken bir semboldür. Hiç endişeniz olmasın, dimdik ayaktayız, size güveniyoruz, sizinle beraber yürüyoruz.

Şair ne diyor:

“Yürüyeceksin! Millet yürüyecek arkandan!

Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan'dan!

Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın

Fâtih’in İstanbul'u fethettiği yaştasın!”

Evet, milletimizle birlikte çıktığımız bu kutlu yolculuğu menziline ulaştırana kadar durmayacağız.

Ve sözlerime üstat Necip Fazıl’ın şu mısralarıyla son vermek istiyorum.

Maşallah, işte gençlerimiz burada, kızlarımız burada. Durmak yok... Durmak yok...  Yola devam. Eyvallah.

“Kırılır da bir gün bütün dişliler

Döner şanlı şanlı çarkımız bizim

Gökten bir el yaşlı gözleri siler

Şenlenir evimiz barkımız bizim

Yokuşlar kaybolur çıkarız düze

Kavuşuruz sonu gelmez gündüze

Sapan taşlarının yanında füze

Başka alemlerle farkımız bizim

Kurtulur dil, tarih, ahlak ve iman

Görürler nasılmış, neymiş kahraman

Yer ve gök su vermem dediği zaman

Her tarlayı sular arkımız bizim”

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken bir kez daha 15 Temmuz şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, gazilerimize sıhhat ve afiyet diliyorum. Vatanımızın bağımsızlığı için can veren tüm kahramanları şükranla yad ediyorum.

Rabbimden bu millete bir daha böyle ihanetler, böyle acılar yaşatmasın diye niyazda bulunuyorum.

Sizlere sevginiz, coşkunuz, ahde vefanız, kadirşinaslığınız için şükranlarımı sunuyorum.

Sizleri Allah’a emanet ediyorum, kalın sağlıcakla.