Hak-İş 14. Olağan Genel Kurulu’nda Yaptıkları Konuşma

10.07.2019

Sayın Divan,

HAK-İŞ Konfederasyonumuzun Değerli Yöneticileri,

HAK-İŞ Ailesi’nin Kıymetli Mensupları,

Sevgili Emekçi Kardeşlerim,

Kıymetli Misafirler;

Sizleri en kalbi duygularımla hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Hiç endişeniz olmasın, dik duracağız dikleşmeyeceğiz, yolumuza aynen devam edeceğiz. Bu vesileyle Bolu Belediyesi’nde Genel Başkanlarının “hiç kimse dışarıya atılmayacak” dediği halde HAK-İŞ mensubu işçi kardeşlerimin seçimden hemen sonra kapıya konmasını kınıyorum ve bu akşam başka-sabah başka yalan söyleyenleri de tüm milletime şikâyet ediyorum.

Unutmayın ki Rezzaku Âlem olan Allah’tır, CHP değil. Bir kapı kapanır, binlerce kapı açılır. Hukuk yoluyla haklarımızı sonuna kadar savunacağız ve inşallah HAK-İŞ Sendikası Konfederasyon olarak bu işin arkasındadır, bizler de yanındayız.

Bu yıl 43. Kuruluş Yıldönümünü geride bırakan HAK-İŞ Konfederasyonumuza ilk günden bu yana sürdürdüğü emek, demokrasi, özgürlük, adalet mücadelesi için teşekkür ediyorum. Kuruluşundan bugüne kadar HAK-İŞ’in çalışmalarında emeği geçen, katkısı olan herkesi tebrik ediyorum.

Bugün gerçekleştirilmekte olan 14. Olağan Genel Kurul Toplantısı’nın HAK-İŞ camiası, çalışma dünyamız ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum. İnancımızda ve kültürümüzde çalışmak, alın teriyle üretmek, hakkını aramak ve almak gerçekten çok değerli görülmüş, övgüyle karşılanmıştır.

Rabbimizin insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır, emri bize hem ahiretimizi, hem dünyamızı kurtarmak için yönelmemiz gereken istikameti göstermektedir. Başkası için çalışan insanın bunun karşılığında hak ettiği ücreti veya bedeli alma mücadelesi neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. Diğer dinler gibi İslam’da da emeğin karşılığının tam ve zamanında ödenmesi konusuna çok büyük önem verilmiştir. Sendikalar işte bu mücadeleye öncülük eden kuruluşlar olarak gerçekten takdire şayan bir konumda bulunuyorlar.

HAK-İŞ kurulduğu günden beri sadece işçinin, emekçinin hakkını aramakla kalmamış, aynı zamanda bağrından çıktığı toplumun tüm meseleleriyle de yakından ilgilenmiş bir sendikadır. Aynı alanda faaliyet gösteren, kendi milletinin değerlerine ve ülkenin çıkarlarına duyarsız kimi yapıların tersine HAK-İŞ hep yerli ve milli bir anlayışla çalışmalarını yürütmüştür. 1980 darbesinden, 28 Şubat müdahalesine ve 15 Temmuz’a kadar bu ülkenin zor zamanlarında hep hakkın ve hakikatin yanında yer alan HAK-İŞ Konfederasyonumuza bu onurlu duruşu için şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Her mücadelesinde yanında olduğum, her mücadelemizde yanımızda bulduğum HAK-İŞ’in gelecekte de aynı ilkeli ve kararlı tavrını sürdüreceğine yürekten inanıyorum.

Türkiye’yi birlikte bugünlere getirdik, inşallah yine birlikte geleceğe taşıyacağız. 2023 hedeflerimize beraberce ulaşacağız. Bizden sonraki nesillere 2053 ve 2071 vizyonlarımızı beraberce emanet edeceğiz. Çünkü biz bu milletin bağrından doğmuş kadrolarız. Çünkü biz her şeyimizi borçlu olduğumuz bu ülkeye aşkla bağlı, bu millete hizmet etmeyi ibadet sayan, yüreğini ve bedenini bu yola adamış gönül erleriyiz, çünkü biz Türkiye’yiz.

Değerli Kardeşlerim,

Milletin, özellikle de emekçinin yanında yer almak öyle lafla olmaz. Biz gerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımız döneminde, gerek 11 yılı aşkın Başbakanlığımız süresince, gerekse de Cumhurbaşkanlığımız boyunca işte bu mücadeleyi verdik. Büyük büyük laflarla, yalanlarla, sloganlarla, ideolojik illüzyonlarla, hele hele içi boş vaatlerle milletimizi ve emekçilerimizi kandırmaya asla çalışmadık. Bunun yerine bu ülkenin 82 milyon vatandaşının her birinin hayat seviyesini yükseltecek icraatlar ortaya koyduk.

Zenginliği mevcut pastanın dağıtımını yaparak değil, pastayı büyüterek ve herkesin buradan hakkı olanı almasını sağlayarak milletimizin tamamına mal ettik. Her ne kadar son dönemdeki döviz dalgalanmaları sebebiyle uluslararası hesaplarda bir miktar gerileme yaşanmış olsa da, fiilen milletimizin 17 yıl öncesinin çok üzerinde bir refah seviyesinde bulunduğunu vicdan sahibi herkes kabul edecektir. Ülkemizi yıllık bazda 2009 hariç hep büyüttük. Milli gelirimizi üç kattan fazla arttırdık. Ücretlilerin gayri safi katma değerden aldıkları payı yüzde 28’den yüzde 39’a çıkartarak zenginliğin tabanını genişlettik.

Satın alma gücü paritesine göre ülkemizi dünyanın 13. büyük ekonomisi haline getirdik. Otomotivden beyaz eşyaya ve inşaata kadar her alanda üretim ve satış rekorları kıran bir ekonomik hareketlilik ortaya çıkardık. İhracatımız her ay tüm zamanların rekorlarını kırarak artmaya devam ediyor. Şu anda 170 milyar dolar civarındayız, göreve geldiğimizde 36 milyar dolar ihracatımız vardı, şu anda 170 milyar. Ve yılsonu itibariyle bunun üzerine çıkacağız. En kısa zamanda da bu rakamı 200 milyar doların üzerine çıkaracağız.

Cari açığı hem yıllık bazda, hem dönemsel olarak hedeflerimize yakın bir seviyeye çekmeyi başardık. İş gücü arzımız yani iş gücüne katılım oranı geçmişte hiç olmadığı kadar yüksek bir seviyeye çıktı.

Buna rağmen biz, 9 milyon kişiye ilave istihdam sağlayarak kırılması güç bir başarıya imza attık. Son dönemdeki dalgalanmalar sebebiyle işsiz oranının bir parça yükseldiğinin farkındayız. İnşallah iş dünyamızla birlikte 2,5 milyon yeni istihdam hedefimize ulaştığımızda işsizliği yeniden tek haneli rakamlara düşüreceğimize inanıyorum.

Dövizdeki dalgalanma ve faizlerdeki yükseliş sebebiyle borçlanma oranımız bir parça yukarıya çıkmış olsa da, dünyada özellikle Avrupa Birliği ve OECD ülkeleri arasında gerçekten çok iyi bir yerde bulunuyoruz. Göreve geldiğimizde IMF’e olan borcumuz neydi? 23,5 milyar dolar, 2013 Mayıs IMF’e olan borcu ne yaptık? Kapadık sıfırladık, hatırlayın. Şimdi bize IMF’i tavsiye edenler var, o kapı kapanmıştır, bizim için IMF diye bir şey artık söz konusu değildir.

Merkez Bankamızın döviz rezervi 27,5 milyar dolardı, şimdi brüt olarak hamdolsun 100 miyar dolara yine yaklaştık.

Hem kendi içimizdeki yapısal reformları hızlandırarak, hem de dış şoklara karşı daha güçlü hale gelerek bütün bu süreçleri geride bırakacağız. İşte o zaman borçlanma politikalarımızı daha adil ve sürdürülebilir bir zeminde yürütme imkanına kavuşacağız. Bu dengeyi kurma yolunda önemli mesafe kat ettik. İnşallah uzak olmayan bir gelecekte her alanda yeniden hedeflerimize uygun bir seviyeye çıkacağız. Milletimiz madem bu görevi bize vermiştir, öyleyse gereken her durumda ihtiyaç duyulan adımları atmak, kararları almak, iradeyi ortaya koymak mecburiyetindeyiz.

Bu vesileyle ana ormancılık faaliyetleri ve orman yangınlarıyla mücadeleden dolayı işçi ihtiyacının had safhada olması gerekçesiyle bütün geçici işçiler için dört ay süre uzatımı talebi yenilendi. Ve bu talebi Hazine Maliye Bakanımız bana iletti ve bu dört aylık uzatma sürecini böylece gerçekleştirmiş oluyoruz. Hayırlı olsun diyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Merkez Bankası Başkanlığı’ndaki görev değişikliği nedeniyle özellikle birilerinin yaklaşım tarzını kabul etmemiz mümkün değil. Davul birilerinde, tokmak birilerinde; yanlış bir anlayış. Bedelini kim ödeyecek? Siyasetçi ödeyecek. Mutluluğunu kim yaşayacak? Banka başındaki yaşayacak. Yok böyle bir şey. Verilen her türlü bu noktadaki istişare neticesindeki karara uyacaksın. Ve yeni yönetim sisteminde Başkan bu konulara müdahale yetkisini de ne yapmıştır? Almıştır. Ve böylece faiz denilen bu her türlü kötülüğün anası olan, hele hele para politikalarında bu konuyla ilgili verilen talimatlara uymayan bu arkadaşımızın bir değişikliğe tâbi tutulmasının gerekliliğine inandık. Şimdi kimler savunuyor bunu? Dikkat ediyorum, hep faizciler savunuyor. Bundan sonraki süreçte faiz politikamızın nasıl hangi türde şekillendiğini de en kısa zamanda göreceksiniz, çünkü faiz enflasyonun da anasıdır.

Ve biz faizi yüzde 63’ten alıp yüzde 4.6’ya indirdiğimiz zaman yüzde 30 olan enflasyon, yüzde 7 küsura inmiştir. Bunu gören Batı süratle bize Gezi Olaylarıyla müdahale etmiştir. Gezi Olaylarıyla birlikte de hatırlayın, faiz birden yükselmeye başlamış, çift haneli rakamlara çıkmış, enflasyon da onunla beraber çift haneli rakamlara çıkmıştır ve şimdi tekrar bunu tek haneli rakamlara indirmek durumundayız ve bunu da başaracağız. Bunun başka çıkışı, izahı yoktur. Ama Türkiye’deki bazı faizciler, şunlar bunlar vesaire bundan rahatsız olabilir. İstedikleri kadar rahatsız olsunlar. Kararlıyız ve bu işi de bitireceğiz. Yeni yönetim sisteminde Merkez Bankası Başkanı’nı atama görevi, ülkenin diğer politikalarıyla birlikte ekonomi politikasından da sorumlu olan Cumhurbaşkanına bırakılmıştır. Eğer ekonomi politikalarında Merkez Bankası kendisinden beklediğiniz rolü hakkıyla oynayabilmiş olsaydı böyle bir değişikliğe zaten ihtiyaç olmazdı. Ama orada bir tıkanıklık var ve bunun bedelini tüm ülke, tüm millet hep birlikte ödüyoruz. Göz göre göre ülkemizin sırtına böyle bir yükün bindirilmesine rıza göstermek, Cumhurbaşkanı olarak bizim görevimizi ihmal etmemiz anlamına gelirdi. Bunun için gereken istişareleri yaptık, kararımızı aldık ve uyguladık. İnşallah bundan sonra Merkez Bankası ekonomi programımıza çok daha güçlü destek verecektir.

Türkiye demokraside ve ekonomide gerçekleştirdiği atılımlarındaki başarılarıyla geçmişten beri hep dünyayı şaşırtmış bir ülkedir. Önümüzdeki dönemde de herkesi bir kez daha şaşırtmakta kararlıyız.

Bu vesileyle HAK-İŞ’in 31 Mart seçimlerinin ardından özellikle CHP ve HDP’ye mensup belediyelerde sendikalardan istifa ettirilen 17 bine yakın üyesi ve işten atılan 800’e yakın kişiyle ilgili verdiği mücadeleyi desteklediğimi özellikle belirtmek istiyorum.

Seçimlerden önce hak, hukuk, adalet laflarını ağızlarından eksik etmeyenlerin, seçimlerin ardından haksızlık, hukuksuzluk ve faşizm abideleri haline dönüşmesini üzüntüyle takip ediyoruz. Sendika değiştirme baskısı, işçinin hak arama mücadelesine yönelik aleni bir saldırıdır. Hele hele sırf siyasi düşüncesinden dolayı insanları işten atarak ekmeğinden aşından, çoluğunun çocuğunun nafakasından mahrum etmek, şehit yakınlarını istiskale yeltenmek partizanlığın en sefil, en aşağılık halidir. HAK-İŞ, işte bu ideolojik sapkınlıklara, insani duyarsızlıklara, zulümlere karşı mücadele ederek bugünlere gelmişti. İnşallah, 31 Mart’ın ardından belediyelerde yaşanana tehlikeli gidişin önünü de hep birlikte mücadele ederek keseceğiz.  

Kardeşlerim,

Mücadelemizi yalan yanlış vaatlerle, riyakârlıklarını gizlememek için kullandıkları tatlı sözlerle kandıranların gerçek yüzlerini ortaya dökeceğiz. Siz kendi mecranızda ve kendi yöntemlerinizle, biz de kendi yetkilerimizle bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye geçtiğimiz yıl bugünlerde yeni hükümet sistemine fiilen geçişin aşamalarını yaşıyordu. 24 Haziran seçimlerinin ardından önce biz yemin ederek görevimize başladık, ardından kabinemizi kamuoyuyla paylaştık, daha sonra da yeni yönetim sistemini adım adım inşa ederek bugünlere geldik. Geriye doğru dönüp 1 yıllık neticelere baktığımızda ülkemizin döviz, faiz, enflasyon tuzağı başta olmak üzere pek çok kritik sınamaya maruz kaldığını görüyoruz. Suriye ve Irak’tan Doğu Akdeniz’e kadar ülkemiz açısından hayati önem taşıyan nice uluslararası krizle mücadele ettik. Amerika’nın ve Avrupa ülkelerinin ülkemize yönelik pek çok haksız eleştirisine ve hatta uygulamasına göğüs gerdik. Sayıları 3,6 milyonu Suriyeli olmak üzere, 4,5 milyonu bulan sığınmacıların getirdiği ekonomik, siyasi ve insani yükleri omuzladık. Mahalli idareler seçimleri öncesinde ve sonrasında siyasi iklimi zehirlemeye yönelik nice oyunu bozduk. Tamamını yeniden yapılandırdığımız bakanlıklarımız ve kurumlarımızın bu bir yıllık dönemdeki çalışmaları bize hem başarılı yönlerimizi hem de eksiklerimizi ve aksaklıklarımızı gösterdi. Yönetim değişikliğinin büyüklüğünü düşündüğümüzde ortaya çıkan sorunların tamamının da üstesinden gelinebilir ve çözülebilir olması sevindiricidir. Reform ve değişim insanların kendi hayatları gibi kurumlar için de kesintisiz bir süreci ifade eder.

Kardeşlerim,

Bakanlıklarımızın ve kurumlarımızın güçlü yönlerini destekleyecek, zafiyet ortaya çıkan yönlerini de süratle değiştireceğiz. Cumhurbaşkanlığı bünyesinde bu değerlendirmeyi başlattık. Zaten bizim de kendi gözlemlerimiz, tespitlerimiz, teşhislerimiz ve çözüm yöntemlerimiz bu süre içinde oluştu. Meclis’e düşen görevleri grubumuzdaki arkadaşlarımız, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde yapılması gerekenleri de Külliye’deki ekibimiz vasıtasıyla çalışıyoruz. Türkiye’nin Cumhuriyet tarihindeki bu en önemli yönetim reformunu baltalama peşinde olanlara aradıkları fırsatı vermeyeceğiz. Milletimizin 16 Nisan Halk Oylamasıyla kabul ederek, bize teslim ettiği bu emanete sonuna kadar sahip çıkacağız.

Demokrasiye, milli iradenin üstünlüğüne, milletin tercihlerine saygı duyan herkesin de artık yeni yönetim sistemi tartışmalarından uzak durması gerektiğine inanıyorum. Bu nasıl bir mantıktır, nasıl bir anlayıştır, bir yönetim sistemi kuruyorsunuz ve bunu millete götürüyorsunuz. Millet yüzde 52 ile buna evet diyor, şimdi çıkıyorsun bunu tekrar oylamaya, “referanduma götürelim” diyorsun, bu boyacı küpü mü ya? Bu nasıl bir siyaset anlayışıdır, nasıl bir yaklaşımdır? İşte alışkanlıkları hep bu. Geçmişten bu yana diyorlar ki, “tek adamcılık”.  Tek adamcılık eğer buysa bunu biz sizden öğrendik. Niye? CHP zihniyeti demek, tek adamcılık demektir. İl başkanlarının vali olmasını biz bunlardan öğrendik. Ve kardeşlerim, böyle bir şey var mı? Valiler CHP’nin il başkanlarından oluşuyordu, bunu yaşadı bu ülke, ama bunu genç kuşaklar şu anda bilmiyor, genç nesil bunu bilmiyor. Ve bunların yaşandığı ülkemizde şu anda hak, hukuk, adalet dersi vermeye kalkıyorlar, milli irade dersi vermeye kalkıyorlar, önce bu dersi siz alacaksınız. Türkiye bütün bu tartışmaları çok uzunca bir süre yaşamış, reformunu gerçekleştirmiş, tercihini ortaya koymuştur. Bundan sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni daha ileriye nasıl taşarız? Eksiklerini, aksaklıklarını nasıl düzeltiriz, onun yollarını arıyoruz, yollarını aramalıyız? Bu konuda HAK-İŞ’ten de destek ve katkı beklediğimi, diğer sendikalardan, işveren sendikalarından da aynı şekilde bu desteği beklediğimi burada ifade etmek istiyorum. Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma mücadelesinde hep önde yer alan HAK-İŞ’in bu hususta da üzerine düşenleri layıkıyla yerine getireceğinden şüphe duymuyorum.

Değerli Arkadaşlar,

Hayatımızın hiçbir döneminde eksikleri başkalarının sırtına yükleme, başarılara da tek başımıza sahip çıkma kolaycılığına kaçmadık. Bugün de önümüze özellikle konulan zorlukları ve fırsatları önce kendi nefsimizde, kendi vicdanımızda, kendi aklımızda muhasebeye çekiyoruz. Tabii bununla yetinmiyor, parti kademelerimizden bürokratlarımıza, iş ve çalışma dünyamızdan kanaat önderlerine kadar her alanda istişareler yürütüyoruz. Gittiğimiz her yerde milletimizin sesine kulak veriyor, gösterdiği istikamete dikkatle bakıyor, verdiği mesajları nakkaş titizliğiyle kaydediyoruz. Samimi değerlendirmelerle, fitne ve fesat girişimlerini hassasiyetle ayırt ediyor, gönülden gelen her sesi hazine değerinde görüyoruz. Tayyip Erdoğan siyasetteki 40 yıllık varlığını da, elde ettiği tüm başarıları da buna borçludur. Milletimizle irtibatımızın kesildiği, tabanımızla bağımızın koptuğu, kanaat önderlerimizle muhabbetimizin zayıfladığı gün zaten bizim de bittiğimiz gün demektir. Hâlbuki bizim daha milletimize yapacak çok hizmetimiz, ülkemizde icra edecek çok işimiz, umudunu bize bağlamış insanlara verecek çok mesajımız var.

Şimdi sizlere geçtiğimiz yıl anlattığım tarihi bir rivayeti tekrar nakletmek istiyorum. Meşhur Cengiz Han’ın torunu Hülagü Bağdat’ı ele geçiriyor ve şehri baştan sona yağmalıyor. Bu yağma sırasında kimi kaynaklara göre 200 bin, kimi kaynaklara göre 400 bin kişi katlediliyor. Her biri asırların emeği olan camiler, saraylar, kütüphaneler yerle bir ediliyor. Bu zalim hükümdar şehrin dışındaki karargahından bölgenin en büyük âlimiyle görüşmek istediği haberini gönderir. Tabii hiç kimse Hülagü’nün karşısına çıkmaya cesaret edemez. Sonunda daha sakalı bile terlememiş bir medrese hocası olan Kadı Han, bu görüşmeye gitmeyi kabul eder. Giderken de yanına bir deve, bir keçi, bir de horoz alır. Hülagü, genç âlimi görünce bula bula seni mi buldular diye sorar. Bunun üzerine Kadı Han, “Karşında iri birini istiyorsan dışarıda bir deve var. Sakallı birini istiyorsan dışarıda bir keçi var. Sesi gür birini istiyorsan da dışarıda bir horoz var istediğini çağırtıp istediğinle görüşebilirsin” diyor. Karşısındakinin hikmet sahibi biri olduğunu anlayan Hülagü, “Söyle bakalım beni buraya getiren sebep nedir?” diye sorar. Genç âlim bu soruya, “Seni buraya bizim amellerimiz getirdi. Allah’ın verdiği nimetlerin kıymetini bilmedik, makam, mevki, mal, zevk, sefa peşine düştük. Allah’ta nimetlerini geri almak üzere seni gönderdi” diye cevap verir. Bunun üzerine Hülagü, “Peki beni buradan kim gönderebilir diye devam eder. Âlimin bu soruya cevabı da, şayet biz özümüze döner, birbirimizle uğraşmaktan vazgeçersek, işte o zaman sen buralarda bir gün bile duramazsın” şeklinde olur. Bizi bugünlere, medeniyetimize, tarihimize, kültürümüze sahip çıkmamız, yani özümüze yönelmemiz getirmiştir.

Kardeşlerim,

Şayet bugün birtakım sıkıntılar yaşıyorsak, bunun sebebini de yine burada arayacağız. Milletimizle olan gönül bağımızı güçlendirmek için çalışacağız. Hakka, hakikate, özellikle adalete, emanete, ehliyete, liyakate, istişareye daha çok önem vereceğiz. Kibre, büyüklenmeye, böbürlenmeye, dar kadroculuğa, özellikle de milletten kopuşa sebep olan her türlü hastalığı bünyemizden söküp atacağız. Bu şekilde birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi güçlendirdiğimizde Allah’ın izniyle önümüzde duracak hiçbir güç yoktur. Ne sınırlarımıza yığılan teröristler, ne onları üzerimize kışkırtan güçler, ne yüzümüze dost gözüküp arkamızdan kuyumuzu kazan riyakarlar hedeflerimize ulaşmamıza engel olamayacaktır.

Değerli kardeşlerim,

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, ülke ve millet olarak doğru adımlar atarsak; bir anda çeyrek asır, hatta yarım asır öne geçmemiz mümkündür. Tam tersine yanlış adımlar atarsak da, aynı şekilde çeyrek asır, yarım asır geriye düşmemiz kaçınılmazdır. AK Parti’nin ülkemize son 17 yıldır kazandırdığı hizmetlerin gerisinde istikrar ve güven iklimini, gerektiğinde kendinden fedakarlık yapma pahasına koruma iradesini gösterebilmesi yatıyor. Ama istikrar ve güvene en çok ihtiyaç duyduğumuz zaman içinden geçtiğimiz işte bu dönemdir.

Sadece 2014’ten bugüne kadar tekrarlama seçimiyle birlikte 9 seçim yaşayan milletimizin adeta seçim yorgunu haline geldiğini biliyoruz. Artık önümüzde Cumhurbaşkanlığı ve Meclis bakımından 4 yıllık, belediyelerde de 5 yıllık kesintisiz bir icraat dönemi vardır. Bu süreyi en iyi şekilde değerlendirmekte kararlıyız. Demokrasimizi daha ileriye taşıyacak, ekonomimizi sıkıntılarından kurtarıp daha da güçlendirecek, bizi hedeflerimize yaklaştıracak reformları kararlılıkla hayata geçireceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Birileri istediği veya birileri sürekli gündeme getirdiği için değil milletimizin beklentilerini karşılamak ve kendi programlarımızı hayata geçirmek için değişimi kesintisiz sürdüreceğiz. Türkiye’nin tökezlemesini ve hatta mümkünse yere kapaklanmasını bekleyenlerin heveslerini yine 17 yıldır hep yaptığımız gibi kursaklarında bırakacağız.

Meydanı dışarıdan ve içeriden bu millete diz çöktürmeye, bu ülkeyi esir almaya çalışanlara terk etmeyeceğiz.

Kardeşlerim,

Yeni 15 Temmuz’lar olduğu gibi, yeni 28 Şubat’lara da fırsat vermeyeceğiz. Siyaset mühendisliği hesaplarının milli iradeye galebe çalamayacağını bir kez daha göstereceğiz. Bunun için de beşer olduğumuzun bilinciyle sigaya, sorgulamaya, derlenip, toparlanmaya kendimizden başlayacağız. Allah şahittir ki niyetimiz halistir. Rabbim inşallah yar ve yardımcımızdır.

Bu duygularla bir kez daha HAK-İŞ Konfederasyonumuzun 14. Olağan Genel Kurulu’nun sizlere ve ülkemize hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Buradan tüm işçi, emekçi kardeşlerimize, tüm çalışmalarımıza sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Dayanışmamız, uhuvvetiniz, inancınız, mücadeleniz kaim ve daim olsun diyorum.

Kalın sağlıcakla.