Milli Savunma Üniversitesi Mezuniyet Töreninde Yaptıkları Konuşma

05.07.2019

Milli Savunma Üniversitesi’nin Değerli Hocaları,

Değerli komutanlar,

Kıymetli Mezunlar,

Kıymetli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, saygıyla selamlıyorum. Öncelikle Milli Savunma Üniversitemizin bu mezuniyet programı vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan duyduğum bahtiyarlığı ifade etmek istiyorum.

Eğitimlerini başarıyla tamamlayarak bugün mezun olan 227 subayımızı ve misafir subayımızı tebrik ediyorum. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetlerimizde görev yapacak subaylarımıza başarılar diliyorum. 11 farklı ülkeden gelerek Enstitümüzde eğitimlerini bitiren misafir subaylarımızdan da şahsımızın ve milletimizin selamlarını kendi halklarına özellikle iletmelerini rica ediyorum.

Askerlik neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir meslektir. Savaş ve yol açtığı acılar, kayıplar, yıkımlar asla istenmeyen, ama kaçınılmaz hale geldiğinde de mutlaka hazır olunması gereken bir gerçektir. Şairin diliyle ifade edecek olursak:

“Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh;

Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh.”

Evet, biz dünyanın en güçlü ordularını, en büyük devletlerini kurmuş bir milletiz. Bunun için de tarihimizin her döneminde savaşa hazır olmanın önemini çok iyi biliyoruz.

Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ifadesi de bu bakımdan çok önemli. Kendi vatanımızda ve tüm dünyada barışı sağlamanın yolu caydırıcılıktan, yani bu hedefi gerçekleştirebilecek güce sahip olmaktan geçer. Bu gücün en önemli unsuru da, iyi yetişmiş, disiplinli, donanımlı, cesur, hareket kabiliyeti yüksek bir ordunun mevcudiyetidir.

Tetkik, taktik ve stratejik üstünlüğü sağlamadan barıştan söz etmek, suya veya havaya yazı yazmak gibidir, yani beyhude bir uğraştır. Buradaki hocalarımızın ve komutanlarımızın çok daha yakından bildikleri gibi tarih boyunca bizim milletimize “asker millet” veya “ordu millet” denmiştir. Bunun sebebi, savaşa çok meraklı oluşumuzdan değil tüm fertleriyle bedenen ve manen mücadeleye daima hazır bulunmamızdan kaynaklanır.

Bilhassa uğrunda gözünü kırpmadan hayatını feda edebileceği değerleri, yani ezanı, bayrağı, vatanı, devleti söz konusu olduğunda bu milletin her bir bireyi ölürsem şehit, kalırsam gazi şiarıyla cepheye koşar. Çanakkale başta olmak üzere yakın tarihimiz bunun sayısız örnekleriyle doludur. Hele 15 Temmuz tam bir milli irade şahlanışıdır. Şahsımızın çağrısı üzerine milletimizin her bir ferdi hiçbir zorlama, hiçbir mecburiyet olmadan, hiçbir karşılık beklemeden sokaklara dökülmüş ve ülkesini işgale kalkışan darbecilerin karşısına dikilmiştir. Bir sonraki Pazartesi günü üçüncü yıldönümüne ulaşacağımız bu kutlu kıyama fiilen katılan ve kalbiyle orada olan milletimizin her bir ferdine, dualarıyla bize destek veren tüm dostlarımıza şükranlarımı sunuyorum.

15 Temmuz, ister siyasetçi, ister asker, ister hoca hangi kılığa girerse girsin milletimizin dostunu-düşmanını hiç tereddütsüz ayırt edebilme ferasetine sahip olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Bu vesileyle Malazgirt’ten bugüne kadar vatanımızın bütünlüğü, milletimizin birliği, devletimizin bekası, değerlerimizin ayakta kalması için hayatını feda eden tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle yad ediyorum. Özellikle son dönemde terörle mücadelede ve 15 Temmuz’da toprağa düşen şehitlerimizin yakınları ile bu uğurda ölümü göze alan gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.

Bugün biz de merhum Mehmet Akif Ersoy’un son nefesini vermeye yakın günlerde söylediği gibi, Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın diyoruz.

Şimdi İstiklal Marşımızdan iki kıtayı okuyarak hem Kurtuluş Savaşı’mızın kahramanlarını, hem de Mehmet Akif’i yad etmek istiyorum.

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?

Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hüdâ,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilâhi, şudur ancak emeli

Değmesin mâbedimin göğsüne nâmahrem eli

Bu ezanlar-ki şahâdetleri dinin temeli,

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli”

Evet, bize düşen; İstiklal Marşımızın mesajlarını zihniyle, gönlüyle, kalbiyle anlamış, hayatını buna göre tanzim etmiş nesiller yetiştirmek, kurumlarımızı bu anlayışla geliştirmektir. Bunu da sizlerle birlikte yapacağız.

Değerli Arkadaşlar,

Türk Silahlı Kuvvetleri, milletimiz tarafından “Peygamber Ocağı” olarak tarif edilir. Bunun için askerimize de, milletimizin Peygamberimize muhabbeti sebebiyle dünyanın hiçbir yerinde yok Mehmet rumuzuna dönüştürdüğü ismine hürmeten Mehmetçik denir, bu ayrı bir özelliktir. Peygamber ocağındaki Mehmetçikten beklenen de, medeniyetimizin, tarihimizin, ecdadımızın bize bıraktığı mukaddes mirasa sahip çıkmak, hak ve hakikat mücadelesini son nefese kadar sürdürmektir.

İşte bu sebeple içindeki ayrık otları, dikenler, aslan postuna bürünmüş çakallar titizlikle ayıklanarak Türk Silahlı Kuvvetlerine hep sahip çıkılır, bu ocak hep el üstünde tutulur. Türkiye’nin gücünün milleti ile ordusu arasındaki bu sarsılmaz bağdan kaynaklandığını görenler gayet bilinçli bir şekilde saldırılarını aynı noktaya yoğunlaştırmışlardır. Evladını teslim ettiği Peygamber ocağına yapılan tüm saldırıları göğsünde söndüren de, kanla suladıkları kin ve nefret tohumlarını yeşertmek isteyenleri hüsrana uğratan da yine milletimizin bizatihi kendisi olmuştur.

Dikkat ederseniz ne zaman bölgemizde kritik gelişmeler yaşansa, ülkemiz içinde hem milletimizi kendi arasında bölmeye, hem de ordumuzu yıpratmaya yönelik hadiselere şahit oluruz. Mesela yaklaşık çeyrek asır önce ülkemizde çoğu da Temmuz ayında yoğunlaşan gerçekten çok ibret verici nice olaya şahit olduk. Bölücü örgüt Doğu ve Güneydoğu bölgemizdeki karakollarımıza, ilçe ve il merkezlerimize kalabalık gruplarla saldırmaya başladı. Bingöl’de otobüsle intikal sırasında 33 silahsız askerimiz şehit edildi. Sivas’ta 33 misafir ve 2 otel görevlisinin yanarak öldüğü olaylar yaşandı. Hemen ardından Başbağlar’da yine 33 vatandaşımız teröristler tarafından alçakça katledildi, şehit edildi.

İçeride istediklerini alamayanlar bundan 10 yıl sonra Kuzey Irak’ta Süleymaniye’de farklı bir provokasyona yöneldiler. Bölücü terör örgütünün 35 yıldır ülkemizi hedef alan saldırılarına gizli açık destek verenler Suriye’de daha büyük bir tezgâh kurmanın peşine düştüler. Esasen Gezi’den çukur eylemlerine FETÖ’nün geniş bir alana yayılan ihanet girişimlerine kadar son dönem de yaşadığımız hadiseler de bu büyük fotoğrafın bir parçasıdır. Dikkat ediniz bu tuzakların hepsi de hem milletimizi sindirmeyi hem devletimizi çökertmeyi hem de özellikle ordumuzu etkisiz hale getirmeyi amaçlıyordu. Hamdolsun hepsinin de üstesinden gelmeyi başardık. Bugün artık Türkiye varlığına ve birliğine yönelik saldırıları kendi topraklarında değil, doğrudan kaynağında karşılayabilme gücüne ulaşmış bir ülkedir. Ülkemizi terör örgütleri vasıtasıyla kendi içine hapsetme hamlelerinin önünü bu şekilde kestik. Milletimizle ordumuzun arasını açma gayretlerini bu şekilde boşa çıkardık. Suriye’deki oyunu bu şekilde bozduk. Doğu Akdeniz’deki oyunun istikametini bu şekilde değiştirdik. Savunma sanayimizi geliştirme yönündeki çabalarımızı hiçbir mantıklı ve haklı gerekçesi olmadan baltalamaya yönelik adımların gerisindeki endişeyi gayet iyi biliyoruz. Amerika’nın Başkanlarına gittiğimde bana kiralık bir İHA dahi vermiyorlardı, hele hele SİHA hiç vermiyorlardı. Ama kötü komşu bizleri ev sahibi yaptı. Şimdi biz İHA’mızı da üretiyoruz, SİHA’mızı da üretiyoruz, şimdi onların çok daha ileri kalitesini de inşallah şurada birkaç ay içerisinde üretir hale geleceğiz.

Ülkemize savunma sanayiyle ilgili neredeyse her alanda örtülü veya açık ambargo uygulayanlar bu işin aslında yürek işi, cesaret işi, azim işi, çaba işi olduğunu elbette bir gün anlayacaklar. İşte yüzde 20 yerliden başladık, şimdi yüzde 70 savunma sanayinde yerli üretimi yapar hale geldik. Ama o gün geldiğinde biz artık kimseye ihtiyaç duymayacağımız noktaya gelmiş olacağımız için ne yaptıklarının, ne dediklerinin bir önemi de kalmayacak.

Değerli Arkadaşlar,

Güçlü ordu sadece cesur değil, aynı zamanda iyi eğitimli ve doğru yönetilen asker demektir. Bu bakımdan ordumuzun her kademedeki personel ihtiyacının karşılanmasına büyük önem veriyoruz. Özellikle bugün mezuniyet törenleri vesilesiyle bir arada olduğumuz komuta ve kurmay subaylarımızın eğitimini çok daha kritik görüyoruz. FETÖ’nün en çok hedef aldığı ve en büyük zararı verdiği subay eğitim kaynaklarımızı 15 Temmuz’un ardından süratle yeniden yapılandırdık. Milli Savunma Üniversitemizin bünyesinde topladığımız bu eğitim birimleri gerçekten takdire şayan bir hızla toparlandı ve ayağa kalktı. Çok kısa bir kesintinin ardından ordumuzun her seviyedeki personel ihtiyacı bu eğitim kurumlarımız tarafında karşılanmaya başladı. Türk Silahlı Kuvvetlerimize bir daha ne FETÖ’nün ne de başka herhangi bir cuntacı, darbeci zihniyetin sirayet etmemesi için bu yeni eğitim sistemini geliştirerek sürdürmekte kararlıyız. Milletimizle ordumuz arasına kimsenin girmesine izin vermeyeceğiz, çünkü bu ordu ve gücünü ondan olan Türkiye sadece kendi vatandaşlarına karşı sorumlu değildir. Tarihin her döneminde olduğu gibi bugün de kendimizle birlikte umudunu bize bağlamış tüm dost ve kardeş topluluklar, mazlumlar, mağdurlar için de güçlü olmak ve güçlü kalmak zorundayız. Nitekim bugün Türkiye içerisinde yer aldığı ikili ve çok taraflı tüm askeri ittifaklarda başarısıyla ve taahhütlerine bağlılığıyla öne çıkan, takdirle takip edilen bir ülke durumundadır. Mesela, NATO’daki faaliyetlerimiz bunun en köklü ve en çarpıcı örneğidir. Türkiye NATO üyesi olduğu günden beri üstlendiği tüm görevleri alnının akıyla yerine getirmiştir. Halen de Afganistan’dan Kosova’ya kadar pek çok yerde NATO şemsiyesi altında barışın korunmasına hizmet etmeyi sürdürüyoruz. Ülkemizi temsil eden askerlerimiz, bayrağımızı dalgalandırdığımız her yerde askeri kabiliyetleri yanında ahlakları, vicdanları, insani faaliyetleri, sosyal ilişkileriyle etraflarında bir sevgi halesi oluşturmaktadır. Srebrenitsa soykırımı gibi diğer ülke askerlerinin utanç verici sicillerinin hiç biri bizim askerimize yaklaşamamıştır bile. İnşallah bundan sonra da gerek Birleşmiş Milletler ve NATO bünyesinde, gerek diğer inisiyatifler çerçevesinde üstlendiğimiz bütün bu görevleri layıkıyla yerine getirmeye devam edeceğiz. Türkiye bulunduğu her yer gibi NATO’ya da değer katan, güç katan, hareket alanını ve vizyonunu genişleten bir ülke olmuştur. Muhataplarımızdan aynı anlayışı gördüğümüz sürece de taahhütlerimize bağlı kalacağız.

Değerli Dostlar,

Türkiye’nin son dönemde gündeminde olan önemli bir kısmının da savunma ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Mesela, S-400 tartışması F-35’lerin teslimatı hususu, Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerimize yönelik tehditlerle Libya’daki son gelişmeler bunların arasındadır. PKK’sı ve DEAŞ’ıyla, Kuzey Irak’tan ve Suriye’den ülkemize yönelik terör tehditleri zaten bizim ana gündemimizdir. FETÖ ve benzeri paralel yapılanmaları da yakından takip ediyoruz. Uluslararası alanda ülkemizin ve dostlarımızın haklarını kararlılıkla savundukça, savunma sanayinde maruz kaldığımız ambargoların arttığını görüyoruz. Bilindiği gibi 17 yıl önce savunma sanayinde ülkemizin dışa bağımlılık oranı neydi, hamdolsun bugün ne? Yani ihtiyacımız olan savunma sanayi ürünlerinin sadece yüzde 20’sini kendimiz üretebiliyorduk, şimdi ise yüzde 70. Biz gerçekten çok büyük engellerle, zorluklarla, sabotajlarla mücadele ederek savunma sanayinde bu orana ulaştık.

Şimdi geriye dönüp baktığımızda şayet bunu başaramamış olsaydık bugün ne halde olacağımızı düşünmek bile istemiyorum. Bu terörle mücadelede eğer bu gücümüz olmamış olsaydı Cudi’de, Gabar’da, Tendürek’te, Kandil’de Türk uçaklarını, İHA’ları, SİHA’ları kusura bakmayın göremezdik. Ama şimdi orada bunların inlerine girdik, inlerine girdikçe şimdi onlar kaçacak başka delikler arıyorlar.

Savunma sanayi konusunda halen önümüzde aşmamız gereken pek çok sorun bulunduğunun elbette farkındayız. Ancak tıpkı milli muharip uçak gibi, tıpkı kimi kritik mühimmatların üretimi gibi, tıpkı motor gibi şu anda karşılaştığımız zorluklar sebebiyle erteleme yoluna gittiğimiz her işin sonradan önümüze çıkardığı maliyetleri de biliyoruz. Bunun için savunma sanayi projelerinde yerliliği ve milliliği yükseltecek projelere daha sıkı sarılacak, daha fazla kaynak aktaracağız.

Geçtiğimiz haftalarda Meclis’te kabul edilen yeni askerlik sistemi, aynı zamanda ordumuzun yetişmiş ve uzman insan gücü ihtiyacını geliştirmesine de vesile olacaktır. Milli Savunma Üniversitemiz bünyesinde başarılı bir şekilde devam ettiğini gördüğümüz subay, komuta ve kurmay subay eğitim faaliyetleriyle ordumuz her geçen yıl gücüne güç katacaktır.

Bütün bu sevindirici gelişmelerde katkısı ve emeği olan herkese huzurlarınızda şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum.

Bugün mezun olan subaylarımızı ve misafirlerimizi bir kez daha tebrik ediyorum.

Halen sınırlarımız içinde ve dışında görev yapan tüm askerlerimize görevlerinde başarılar diliyorum. Rabbim hepsini de her türlü beladan, felaketten, husumetten, saldırıdan korusun diyorum.

Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla.