Uluslararası Basın Kuruluşları Temsilcileri Toplantısında Yaptıkları Konuşma

20.06.2019

Uluslararası Basın Kuruluşlarımızın Kıymetli Temsilcileri,

Saygıdeğer Misafirler,

Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Toplantımızı teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

İnşallah kısa bir selamlama konuşmasının ardından sizlerin sorularını alacak ve bunları da samimiyetle cevap vermeye çalışacağım. Ülkemizi ilgilendiren tüm bölgesel ve küresel meseleler yanında, güncel gelişmelerle ilgili yapacağımız görüş alışverişlerinin özellikle yine ülkemiz ve tüm dünyamız için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Kıymetli Misafirler,

Yurt dışından ülkemize gelen veya Türkiye merkezli olarak bölgesel meseleleri takip eden basın mensuplarının ilk fark ettiği hususlardan biri özellikle gündemin canlılığıdır. Türkiye hem içinde bulunduğu bölge hem de iç siyasetinde yaşanan gelişmeler itibariyle gerçekten de gündemi oldukça yoğun bir ülkedir. Ülkemizin gündeminin bu kadar hareketli, bu kadar çeşitli olmasının gerisinde tarihi, beşeri ve coğrafi pek çok sebep bulunuyor. Coğrafi olarak Asya, Avrupa ve Afrika Kıtası’nın tam kalbinde yer alıyoruz. Sudan’dan Endonezya’ya, Orta Asya’dan Afrika’ya, Uzakdoğu’dan Avrupa’ya uzanan çok geniş bir bölgeyle kökü yüzyıllar öncesine giden derin insani ve kültürel bağlarımız var. Daha birkaç asır öncesine kadar Osmanlı’nın idaresi altındaki topraklarda bugün 45 ülke, etki altındaki coğrafyanın tamamını gözönüne aldığımızda 64 farklı devlet mevcut. Bunların çoğunda soydaşlarımız, kardeş ve akraba topluluklarımız bulunuyor. Ayrıca 2. Dünya Savaşı sonrası Avrupa başta olmak üzere çeşitli ülkelere giden vatandaşlarımız da ciddi bir yekun oluşturuyor. Bugün yalnızca Avrupa ülkelerinde 5,5 milyon civarında Türkiye kökenli kardeşimiz hayatlarını sürdürüyor. Dolayısıyla, bizim ne Avrupa’daki, ne Kuzey Afrika’daki, ne de Kafkasya, Balkanlar, Orta Asya’daki gelişmelere bigane kalmamız mümkün değil. Hatta bunu ta Latin Amerika’ya kadar da sürdürebiliriz. Oralarda bile Türkiye’den oralara göç eden özellikle vatandaşlarımızın olduğunu biliriz. Libyalı, Yemenli, Mısırlı kardeşlerimizin de sıkıntısı bizim sıkıntımızdır. Orta Asya’daki soydaşlarımızın dertleri bizim de derdimizdir. Buradaki sorunlarla ilgilenirken asla özellikle bunu ifade ediyorum irredantist, yani yayılmacı, müdahaleci bir anlayış içinde değiliz. Çünkü bizim hiç kimsenin, hiçbir ülkenin toprağında, egemenliğinde, iç işlerinde gözümüz yok. Biz öncelikle kendi milli güvenliğimizi, kendi vatandaşlarımızın can ve mal emniyetini sağlama almaya, ardından da bölgemizin ve gönül coğrafyamızın istikrar, huzur ve iç barışına katkı sunmaya çalışıyoruz.

Son sekiz yılda bir milyon insanın canına mal olan Suriye’deki zulme bu hassasiyetle çözüm yolları arıyoruz. Libya’daki krizi, Yemen’deki çatışmaları, Somali’deki istikrarsızlığı, Filistinli kardeşlerimizin çilesini sonlandırmak için bu anlayışla mücadele ediyoruz. İlk kıblemiz Kudüs-ü Şerif’in hakkını da yine bunun için savunuyoruz. Batıda yükselen İslam düşmanlığına, mülteci karşıtlığına gün geçtikçe bir veba gibi yayılan Neonazi terörüne bunun için dikkat çekiyoruz. Terör örgütleriyle ilgili sergilenen çifte standarda bunun için karşı çıkıyoruz. Pazartesi günü Muhammed Mursi’nin vefatıyla bir kez daha gözler önüne serilen Mısır’daki demokrasi katliamına yine bunun için tepki gösteriyoruz. Bizlere hak, hukuk, özgürlük dersi verenler Mısır halkının özgür iradesiyle yüzde 52 oyla seçtiği Cumhurbaşkanının darbe mahkemelerinde ölümüne sessiz kalsa da, biz sessiz kalamayız.

Meslektaşınız olan Merhum Cemal Kaşıkçı cinayetinin unutulmasına nasıl rıza göstermemişsek, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin dramının da birileri tarafından unutturulmasına asla izin vermeyeceğiz. Uluslararası hukukun verdiği imkanları sonuna kadar kullanarak meselenin aydınlığa kavuşturulması için mücadele edeceğiz. Darbecilerin yaptığı açıklamalar ne Mısır halkının, ne de uluslararası kamuoyunun vicdanını rahatlatmaktan uzaktır. Darbeci yönetim tarafından basın yayın kuruluşlarına uygulanan abluka şüpheleri daha da arttırmaktadır. Düşünebiliyor musunuz bir ülkede seçimle gelen ilk Cumhurbaşkanı, 20-25 dakika can çekişiyor ve orada en ufak bir müdahale yapılmıyor. Ailesi bir vasiyetin yerine getirilmesini istiyor, “kendi köyüme gömülmek istiyorum” diyor ve ailesine naaşını vermiyorlar. Sadece iki oğluyla, avukatları bu defin esnasında hazır bulunabiliyor. Böyle bir cinayet olabilir mi? İşte Sisi denilen kişi şu anda Mısır’da böyle bir yöneticidir ve kendisi için her zaman onu söylüyorum, bir zalimdir ve bir demokrat değildir. Gerçek manada bir demokrasinin neticesi iş başına gelmiş birisi değildir. Bizim bu ifadelerimiz tabii gerek Sisi ve etrafındakileri, aynı zamanda dünyada da onu sevenleri rahatsız edebilir. Ama önemli olan bu dünyada haklıların yanında yer alanların buna nasıl baktığıdır.

Kaşıkçı cinayeti konusunda ülkemizin tutumunu haklı bulan Birleşmiş Milletler’in Mursi’nin şüpheli ölümünü muhakkak gündeme alacağını, sorumlulardan hesap soracağına inanıyorum. Aynı şekilde uluslararası basında konunun üzerine cesaretle giderek bir daha benzer acıların, benzer dramların insanlık adına yeni utanç sahnelerinin yaşanmasının önüne geçmeliyiz. Zira bu tarz olaylar devletler, kurumlar, siyasetçiler ve tüm insanlık için birer turnusol kağıdıdır.

Değerli Arkadaşlar,

Gazetecilik unutmayın, hakikat arayışıdır, çünkü her gazeteci aynı zamanda bir araştırmacıdır. Gazeteci de doğruların peşindeki aynı zamanda insandır. Yalan ve manipülatif haberlere tevessül etmek muhatabına saygısızlık olmasının yanı sıra, bireyin doğru haber alma hakkını da ihlal etmektir. Hepimizin üzerine titrediği medya özgürlüğü işte bunun için vardır. İnandırıcılığını ve itibarını kaybetmiş bir medyanın açık söylüyorum, ne topluma, ne de insanlığa hiçbir faydası olamaz. Takipçileri nezdinde güven erozyonuna uğrayan bir basın kuruluşu öncelikle o meslek mensupları için ağır bir yüktür. Demokrasilerde dördüncü kuvvet olarak nitelendirilen medya, siyaseti dizayn etmenin, muarızlarını imha etmenin bir aracı haline dönüştürülmemelidir. Biz basın yayın organlarının halk adına siyasetçileri denetlemesine, milletin çıkarları için gözcülük yapmasına asla karşı çıkmadık, çıkmıyoruz. Bilakis denetim aracı olması gereken medyanın bir tahakküm aracına siyaseti kendi istekleri doğrultusunda biçimlendirme vasıtası haline dönüşmesine itiraz ediyoruz. Biz seçilmişler üzerinde antidemokratik bir vesayet organı gibi hareket eden kibirli, yanlı, art niyetli bir gazetecilik anlayışına karşı çıkıyoruz. Gerçeklerin ortaya çıkması için kimi zaman canı pahasına görev yapan basın emekçilerine saygımız sonsuzdur. Ancak hakikatin tecellisi için çalışmak yerine, tek gayesi iktidarı devirmek olan muhteris bir siyasetçi gibi davrananlara da gazeteci gözüyle bakmıyoruz. Hele hele kalemini ve kamerasını terör örgütlerinin emrine verenler bizim nezdimizde asla gazeteci olamazlar. Bizi sık sık eleştirenlerin bilerek gözden kaçırdığı nokta işte burasıdır. Çoğu zaman muhataplarımız gerçeği keşfetmek için değil, zihinlerindeki kalıplara, ön yargılara cevap bulma gayesiyle ülkemize bakıyorlar. Biz sizlerden ülkemizle ilgili meselelere hakkaniyetle yaklaşmanızı, bize dair haberleri etik ilkeleri çerçevesinde değerlendirmenizi rica ediyoruz. Algının, olgunun önüne geçtiği böylesi bir dönemde sizlerden sadece gerçeklerin peşinde koşmanızı bekliyoruz.

Bugünkü toplantımızın birbirimizi daha iyi anlamımıza vesile olacağına inanıyorum.

Her birinize toplantımızı teşrifleriniz için şükranlarımı sunuyorum.

Şimdi sizlerin sorularını almak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.