Trabzon Yaşlıları Koruma Derneği Akşam Yemeğinde Yaptıkları Konuşma

18.06.2019

Kıymetli Misafirler,

Aziz İstanbullular,

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Bu güzel yaz akşamında sizin gibi mümtaz bir toplulukla beraber olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Bu muhabbet sofrasında gönüllerimizi buluşturan, hasret gidermemize vesile olan gerek Mehmet Bey’e, gerekse Perihan Hanım’a özellikle teşekkür ediyorum. Katılımlarıyla toplantımızı şereflendiren siz misafirlerimizin her birine de ayrıca şükranlarımı sunuyorum.

Bugün burada gerçekten birbirinden değerli, birbirinden tecrübeli farklı meslek dallarında başarılarıyla temayüz etmiş birçok Karadenizli hemşehrilerim bulunuyor. Bugün aramızda, “Bize her yer Trabzon” diyerek, yaptıkları her işte, bulundukları her konumda Karadeniz insanının o dinamizmini, heyecanını, o samimiyetini herkese hissettiren Karadeniz’in uşakları var. Bu güzel atmosferde hem siz dostlarımızla biraraya gelmek, hem de güncel gelişmeler başta olmak üzere ülkemizin gündemini işgal eden kritik konular hakkında sizlerle hasbihal etmek istiyorum.

Bugünkü toplantımızın ülkemiz, milletimiz ve elbette İstanbul’umuz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Kardeşlerim,

Türkiye olarak son 6 yıldır her biri diğerinden ağır siyasi, ekonomik ve diplomatik saldırılara maruz kalıyoruz. 7 Şubat MİT krizi bu süresin işaret fişeği gibiydi. Gezi olayları, 17-25 Aralık girişimi, çukur terörü, 15 Temmuz darbe teşebbüsü, DEAŞ ve PKK saldırıları, son olarak da geçen yıl Ağustos ayında yaşadığımız ekonomik operasyonlarla bugünlere kadar geldik. Son günlerde S-400 ve Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları ile ülkemizi hedef alan tehditler de aynı gayeye yöneliktir. Farklı alanlardan, farklı aktörlerce gerçekleştirilen bu operasyonların bir tek hedefi var, o da; Türkiye’nin bekası ve milletimizin bağımsızlığıdır.

Geldiğimiz nokta itibariyle şu gerçeği artık çok net bir şekilde görebiliyoruz: Ülkemizin son 17 yılda ekonomi, güvenlik, siyaset, diplomasi ve savunma sanayinde yakaladığı başarılar birilerini çok ciddi şekilde rahatsız ediyor. Ekonomisi sağlam bir Türkiye, kur-faiz-enflasyon sarmalı sayesinde çalışmadan, üretmeden, hiçbir riske girmeden zenginleşen bir avuç elitin işine gelmiyor.

Demokrasisi güçlü bir Türkiye, “göbeğini kaşıyan adam” diyerek milleti aşağılayan, millete tepeden bakan seçkinlerin işine gelmiyor.

Savunma sanayisi ileri bir Türkiye her yıl ülkemize sattıkları silahlar üzerinden milyarlarca dolar kazanan silah baronlarının işine gelmiyor. Göreve geldiğimizde bizim yerli savunma sanayimiz yüzde 20’yi oluşturuyordu. Ama şu anda yüzde 70’e çıktık. Tabii yerli savunma sanayi yüzde 70 ve bizim buradan elde ettiğimiz şu anda imkân, savunma sanayi ihraç ürünlerinde yaklaşık 2,5 milyar dolar. Biraz sonra biraz daha teferruatına gireceğim.

Diplomasi etkin bir Türkiye bölgemizi çıkarlarına uygun şekilde dizayn etmeye alışmış emperyalist güçlerin işine gelmiyor, bundan rahatsız oluyorlar. Güvenliğini sağlamış bir Türkiye, bugüne kadar terör örgütleri eliyle iç siyasetimizi yönlendiren çevrelerin işine gelmiyor.

Ülkemizin son 5-6 yılda sürekli hedef tahtasına konulmasının asıl nedeni işte bu rahatsızlıklardır. Oyun kuran, oyun bozan bir ülke yerine, sadece senaryolarında figüranlık yapan bir ülke istiyorlar. Kendilerine yük olmayacak, ancak karşılarında da dik durabilme cesareti gösteremeyecek pısırık, ürkek, özgüvensiz bir Türkiye hayal ediyorlar. Eskiden olduğu gibi bir mektupla ya da telefonla hizaya getirebilecekleri bir Türkiye’nin hasretini çekiyorlar. Mazlum ve mağdurlara sahip çıkan değil önceden olduğu gibi borç alan, IMF kapılarında avuç açan bir Türkiye görmek istiyorlar. İşte 17 yıl önce IMF’e olan borcumuz 23,5 milyar dolardı. 2013'de biz bunu sıfırladık. 27,5 milyar dolar Merkez Bankası döviz rezervi vardı, hamdolsun artık bunlar geride kaldı, şimdi 90 milyar dolar gibi bir seviyede seyrediyoruz.

Ülkemize yönelik dozu giderek artan tehdit dilinin, uluslararası basında yürütülen karalama kampanyalarının motivasyon kaynağı budur. Yoksa Doğu Akdeniz’e kıyısı dahi bulunmayan Fransa, ülkemizin oradaki sondaj faaliyetlerinden neden rahatsızlık duysun? Çok ilginç, bizim daha önce ne sondaj gemimiz vardı, ne de arama noktasında gemimiz vardı. Ne yapıyorduk? Sağdan soldan kiralıyor ki bunların da rakamları çok çok büyük, onlarla bu işi yapmaya çalışıyorduk. Ama şimdi bizim 4 tane gemimiz var; ikisi sondaj, ikisi de arama ve şimdi bunlarla biz buralarda arama yapıyoruz.

Bazen bize fedailik yapıyorlar, biz de bütün bu noktada Deniz Kuvvetlerimizle oralarda yerimizi alıyoruz ve aramaya devam ediyoruz. Geçenlerde ne dediler? Bizim bu gemilerdeki personelimize tutuklama çıkartacaklarını söylediler. Biz de onlara dedik ki –affedersiniz- sıkıyorsa gelin alın. Alamayacaklar, buna güçleri yetmez. Çünkü biz Türkiye'yiz, biz Türk’üz, buna fırsat vermeyeceğiz.

Ve şu anda gemilerimiz bölgede, diğerleri de gidiyor ve dördü de bölgede çalışmalarını sürdürecek. Ve bu çalışmaları kararlı bir şekilde de yapacağız. Kuzey Kıbrıs'taki kardeşlerimizin oradaki hakkını-hukukunu biz kimseye yedirmeyiz.

Geçen Macron açıklama yapıyor; “Türkiye oradan çekilsin.” Sen kimsin de ya bize çekilsin diyorsun? Sen burada kıyıdaş mısın? Değilsin. Senin burayla bir alakan var mı? Yok. Ama Türkiye, bırak buraya kıyıdaş olmayı, Kıbrıs’ta garantör ülkedir. Burada Yunanistan konuşabilir eyvallah, İngiltere de konuşabilir eyvallah, niye? Garantör ülkedirler, ama sen konuşamazsın. Ha senin bir şirketin varmış. Senin şirketin de şirketin kadar konuşur, daha ileri gidemez; Total. Ama biz işin içindeyiz.

NATO üyesi Yunanistan’ın S-300 alması sorun olmazken, Türkiye’nin S-400 edinmesi karşısında niçin bu kadar gürültü koparıyorlar, bu da manidar. O da Rus füzesi, bizim aldığımız S-400 de Rus füzesi. Bulgaristan S-400 alıyor, ses yok. Ama Türkiye için var. Slovakya, ses yok. Ama Türkiye için var. Kusura bakmayın, biz de savunma noktasında her türlü tedbirimizi alıyoruz ve alacağız.

Dünyanın 31 ülkesindeki 450 nükleer santral hiçbir problem oluşturmazken, niçin ülkemizin nükleer enerjiden barışçıl bir şekilde faydalanma hamleleri eleştiri konusu yapılıyor; bu da manidar. Bakın nükleer silahtan bahsetmiyorum, nükleer enerjiden bahsediyorum; bu bile birilerini rahatsız ediyor.

Darbeci generallerin önünde el-pençe divan duranların, eli kanlı teröristlere kırmızı halı serenlerin, mesele Türkiye olunca demokrasiden, hukuktan, basın özgürlüğünden bahsetmeleri değerli dostlar, sizce normal karşılanabilir mi? Sözüm ona dünyaya demokrasi dersi verenlerin 251 insanımızı şehit eden FETÖ'cülere sahip çıkmasının makul, mantıklı bir gerekçesi olabilir mi? Suriye’deki PKK teröristlerini özgürlük savaşçıları olarak pazarlamanın, parlatmanın başka ne anlamı olabilir?

Kardeşlerim,

Biz bağımsızlığımızı birilerinin ihsanına, lütfuna borçlu değiliz. Biz masa başında yapılan kirli pazarlıklarla değil cenk meydanlarında yapılan gazalarla kurulan bir devletiz. Biz bedelini Aziz Şehitlerimizin kanlarıyla ödediğimiz zaferlerin üzerinde yükselen bir ülkeyiz. Bin yıldır bu topraklardayız, Anadolu'dayız. Tarihimiz boyunca görmediğimiz ihanet, yaşamadığımız saldırı kalmadı. Feleğin çemberinden, akrebin kıskacından geçerek bugünlere geldik. Bu milleti hafife alanlar, bir mektupla, bir beyanla Türk Milleti’ni hizaya getirebileceklerini zannedenler er ya da geç yanıldıklarını anlayacaklardır. Vatanımızın bekası ve milletimizin istikbali bizim için her türlü hesabın üzerindedir.

Açık ve net söylüyorum; Doğu Akdeniz'de Kıbrıs Türklerinin hak ve menfaatlerinin takipçisi olmaktan bizi kimse hiç kimse alıkoyamaz. Gerekirse baş veririz, ama hukuksuzluk karşısında asla başımızı eğmeyiz.

Hava savunma sistemimizi güçlendirmek ülkemizin en doğal hakkıdır. Her zaman ifade ettiğim gibi, elbette burada önceliğimiz, müttefiklerimizle beraber hareket etmek, tedariklerimizi de yine onlarla sağlamaktır. İşte şurada birkaç gün önce Tacikistan’daydık, Asya Güvenlik ve Ekonomik İşbirliği Zirvesi’nde beraber olduk. Çin Halk Cumhuriyeti, bunun yanında Rusya Federasyonu, Hindistan Devlet Başkanları, hepsiyle tek tek görüşmeler yaptık. Özellikle de S-400 konusunda Sayın Putin'le yaptığımız görüşmeyle buradan bizim geri adım atmamızın mümkün olmadığını da yine açıkça söyledik. O iş bizim için bitmiştir, o dosya bizim için kapanmıştır. Ve çok kısa bir zaman içerisinde de biz şu anda bu siparişlerimizi inşallah alacağız. Amerika bize Patriot vermek istiyorsa, buyursun versin. Gerçi bunlar, teröristlere bunları ücretsiz veriyorlar, bedava veriyorlar. Biz bunlardan paramızla istedik, Obama döneminden beri istiyoruz, vermediler, hep, “Kongre müsaade etmiyor” dediler. Kusura bakmayın, biz de başımızın çaresine bakacağız. Biz ekonomide, ticarette, üretimde dışa bağımlı olmak istemediğimiz gibi savunma sanayinde de dışa bağımlı bir ülke olmak istemiyoruz. Ortak üretim teknoloji transferi ve tecrübe paylaşımını içermeyen hiçbir projede yer almaz, bu tarz projelere milletimizin tek bir kuruşunu dahi harcamayız. Çünkü biz 17 yılda elde ettiğimiz tüm başarılara bu şekilde imza attık. İnsansız hava aracı, silahsız-silahlı insansız hava aracı. Altay Tankımızı, Atak Helikopterimizi, Fırtına Obüslerimizi, roketlerimizi, savaş gemilerimizi, zırhlı araçlarımızı, piyade tüfeklerimizi şu anda biz bu anlayışla geliştirdik; nereden nereye. 2002 yılında sadece 248 milyon dolar savunma ve havacılık ihracatı yaparken, 2018’de bunu 2,5 milyar dolara bu şekilde çıkardık. 17 sene önce savunma sanayiinde yüzde 80 dışa bağımlı bir ülke, hamdolsun şimdi iyice geriledi geriledi ve yüzde 30'lar seviyesinde böylesi bir mücadelenin neticesine bunu indirdik. İnşallah bundan sonra da bu hassasiyetle yolumuza devam edeceğiz. Türkiye’yi 2023 senesinde dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapana kadar durmayacağız. Son 17 senede olduğu gibi şartlar ne olursa olsun milletimize verdiğimiz sözleri yerine getirmenin mücadelesini inşallah vereceğiz.

Kıymetli Dostlar,

Saygıdeğer Hemşerilerim,

23 Haziran’da yenilenecek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri bir yönüyle elbette sadece bir belediye başkanlığı seçimidir, esasen biz meseleye böyle bakıyoruz. Ama dışarıda bu seçim öyle görülmüyor.

Karşınızda 94-99 arasında bu güzel şehrimize Belediye Başkanı olarak hizmet vermiş bir kişi olarak bulunuyorum. Ve İstanbul’u nereden alıp nereye getirdiğimizi sizler de gayet iyi biliyorsunuz. Tabii genç kuşak, genç nesil bunu büyük oranda bilmez. Özellikle çöp, çukur, çamur, bu konuda ne durumdaydık? Susuzlukta İstanbul ne durumdaydı? Bunların hepsini şu anda bu davette bulunan dostlarımın birçoğu bilir. Ve Istranca Dağları’nı delerek, İstanbul’a suyu nasıl getirdik, Melen'den İstanbul'a suyu nasıl getirdik; bunu o dönem o susuzluğu yaşayanlar çok iyi bilir. Küvetlere suyu doldurduğumuzu, benzin istasyonları gibi su istasyonlarının olduğunu hatırlayın ve bidonlarla suları taşıyıp o küvetleri doldurduğumuz günleri şöyle hatırlayın.

Bir diğer yanda İstanbul’da hatırlayın gazeteler maske dağıtılıyordu, niye? Hava kirliliği, aşırı derecede bir hava kirliliği vardı ve bu maskelerle hava kirliliğinden korunma yoluna gidiyorlardı. Ve o dönemde Cumhuriyet Halk Partili bir belediyeden teslim almıştım. Ve İstanbul'da doğalgaz dağıtımında 50 bin eve doğalgaz gitmişti. Ve geldikten sonra yoğun bir çalışmayla görevden ayrıldığım ana kadar bu rakamı 1 milyon 250 bine çıkardım, sadece doğalgazın girdiği evi. Çünkü tek çözüm, doğalgazın evlere girmesiydi ve hava kirliliğinden ancak bu şekilde kurtulacaktık. Ama şu anda 6,5 milyon evde İstanbul'da ne var, doğalgaz var. Ve bunlar işte AK Parti belediyeciliğinin İstanbul'a kazandırdığı hamdolsun güzelliklerdir.

Su noktasında zaten artık sıkıntımız ilk etapta 2040'a kadar yok. Bir taraftan Istranca Dağlarından gelen su, Melen’den gelen su ve Boğazın altında şu anda evet borularla deplase olan su. Yani bir taraf sıkıntıya düşerse diğer taraftan olmak suretiyle bu su sıkıntısını da aştık.

Boğazın altından geçmek bizim için zaten sorun değil. Nasıl Marmaray’ı geçirdiysek ki, 2013 29 Ekim, o günden bugüne 350 milyon insan Marmaray’dan geçti. Aynı şekilde Avrasya Tüneli, öbür tarafta Yavuz Sultan Selim Köprüsü, öbür tarafta İstanbul-İzmir arasında Osman Gazi Köprüsü; bunları biz yaptık. Hepsinden öte İstanbul Havalimanı, şu anda dünyanın hayranlıkla izlediği, hayranlıkla takip ettiği, bakın 17 yıl oldu Berlin Havalimanı’nı Almanlar yapamadı, ama biz 5 senede bunu bitirdik. Ve şu anda bazı sıkıntıları var, inşallah onlar bittiği andan itibaren de zaten İstanbul Havalimanı çok daha inşallah huzurlu bir hizmet verecek. Zira bir taraftan da şu anda oraya tabii raylı sistem, o da gelecek. Raylı sistemin gelmesiyle birlikte de İstanbul Havalimanı çok daha farklı bir hizmet vermeye devam edecek.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini ülkemizle hesaplaşmanın, Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirebilmenin fırsatı görenlerin hezeyanları gizlenecek, saklanacak boyutu aşmıştır. Bu seçim bizden ziyade Türkiye'yi hedef alanlar için hayati öneme sahiptir. Zira Türkiye’nin son 17 yılda yakaladığı kalkınma hamlesinde yerel yönetimlerle merkezi hükümet arasındaki uyumun çok büyük payı var. Aynı hedefe kilitlenen, aynı vizyonla hareket eden, aynı hassasiyeti paylaşan kadrolar sırt sırta vermiş, millete, ülkeye ve şehirlerimize hizmet noktasında tarihi başarılara imza atmışlardır. İstanbul, Ankara, Konya, Kayseri, Bursa, Gaziantep, Trabzon, Ordu, Samsun gibi büyükşehirlerimizin hemen hepsi layık oldukları hizmetlerle bizim dönemimizde buluştu.

Türkiye sosyal belediyecilik anlayışıyla ilk kez yine bizim dönemimizde tanıştı. Belediye hizmetlerini çöp toplamanın ve kaldırım yapmanın çok ötesine biz taşıdık. Altyapıdan ulaşıma, sosyal hizmetlerden trafik ve otopark meselesine kadar şehir hayatının her alanında kalıcı, pratik, modern çözümler ürettik. İşte şu anda buraya kadar gelen tünelden tutun da metrosuna varıncaya kadar bunları biz yaptık. Öbür tarafta Üsküdar’dan ta Çekmeköy’e kadar şu anda biliyorsunuz bir metro var. Hatta hatta bunun vatmanı da yok, tamamen merkezi sistemle çalışan bir orada da metromuz var.

Bütün bunların hepsi Değerli Arkadaşlar, Değerli Dostlar; Türkiye’nin nereden nereye geldiğini anlatması bakımından çok önemli. Özelikle bir dünya şehri olan İstanbul'da tarihinin en büyük yatırımlarını gerçekleştirdik. Az önce söyledim; Marmaray’la, Avrasya Tüneli’yle, Yavuz Sultan Selim Köprüsüyle, Osman Gazi Köprüsüyle, İstanbul Havalimanıyla, metrobüsleriyle. İşte ta Kadıköy’e kadar metrobüs, öbür tarafta Beylikdüzü’ne kadar metrobüs, bunları biz yaptık ve bunlarla birlikte toplu taşımacılıkla da bu işi çözelim istedik.

Göreve geldiğimizde İstanbul’da doğru dürüst bir şöyle merkezi sistemle dal-çık’lar bile yoktu, bu dal-çık’ları biz yaptık ve bu dal-çık’larla beraber ulaşımı daha da kolaylaştıralım istedik. Kavşak düzenlemeleri yoktu, böyle bir kültür yoktu. Bunları bu şekilde İstanbul’umuza kazandırdık.

Banliyö hatlarıyla, kongre merkezleriyle, spor tesisleriyle, yeşil alanlarıyla şehrimizin adeta çehresini değiştirdik. Bunların tamamını da CHP ve ortaklarının engelleme çabalarına rağmen hayata geçirdik. CHP zihniyetindeki odaların, derneklerin, meslek örgütlerinin sabotajlarına rağmen 25 yıl boyunca İstanbul’a hizmet ettik.

Şimdi çıkmışlar üniversite öğrencilerine burs vermekten bahsediyorlar. Ben üniversite öğrencilerine Belediye Başkanı olarak ilk burs verme teşebbüsünde bulunan kişiyim. CHP, Anayasa Mahkemesi'ne götürdü o zaman ve Anayasa Mahkemesi o bursu engelledi, kaldırdı. Ve Başbakan olunca hemen bu burs olayını krediyi de ilave ederek Başbakanlığa aldık. Ve Başbakanlık olarak kredi ve burs üniversite öğrencilerine vermeye başladık. O zaman neydi biliyor musunuz? Burs 45 liraydı, şu anda 500 lira. Aynı şekilde master 750 lira, doktora öğrencilerine de asgari ücret veriliyor şu anda. Hâlbuki bunlar ortadan kaldırmışlardı. Şimdi bunlar Anayasa Mahkemesi'ne götürerek, o zaman iptal ettirdiler. Şimdi de bakıyorsunuz beyefendi çıkmış diyor ki, ben burs vereceğim. Ya bunu siz zaten iptal ettirdiniz, nasıl vereceksin? Bu işi artık yapan tek yer kaldı, o da Kredi Yurtlar Kurumu, şimdi biz bunu Kredi Yurtlar Kurumu’na aldık, oradan verdiriyoruz. Meclis tutanakları, Anayasa Mahkemesi belgeleri, gazete kupürleri ortada; belge bu.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ne karşı çıkan, Marmaray’a karşı çıkan, İstanbul Havalimanı’nı kötüleyen de CHP’dir.  Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne de karşı çıktılar. Bizim Külliyeyi de yaptırmak istemediler, engellemeye çalıştılar ve Danıştay bunların hesaplarını bozdu.

Gezi olayları sırasında esnafın malını mülkünü yağmalayanlara sahip çıkan da yine bunlar değil miydi? Bu şehri senelerce maalesef çirkinlere mahkûm eden yine bunlar.

Daha koltuğa oturur oturmaz tüm İstanbullunun verilerine saldıran yine CHP'dir. FETÖ’yle, PKK'yla ilgili tek cümle kurmazken, sivil toplum kuruluşlarımıza, hayır, hasenat kurumlarımıza musallat olan yine aynı faşist zihniyettir. Evine helal rızık götürmekten başka hiçbir kaygısı olmayan emekçi, işçi kardeşlerimle uğraşan da yine CHP’li belediye başkanlarıdır, HDP’li belediye başkanlarıdır.

Devletin valisine, Ordu Valisine ne dediğini biliyorsunuz? Hakaret, it; ondan sonra hayır. Görsel medya, yazılı medya, hepsi bunu tespit etti, belgeledi. Ve şu anda seçim var diye Valimiz davasını henüz açmış değil, ama davasını açacak. Aynı şekilde polislerimize çok ciddi bir hakaret var. Tabii ki polislerimiz de aynı şekilde bu davayı açacak.

FETÖ’den PKK’ya kadar insanlarımızın canına kast eden teröristlere kendilerini siper edenler de ne yazık ki işte benzeri zihniyette olanlardır.

Geçersiz oyların sayılmasıyla farkın kapandığını görünce panikleyip hırsızlıklarını gizlemek için Seçim Kurulu’na gece yarısı baskın yapanların kimler olduğu da kamera görüntüleriyle ortaya çıkmıştır. Yavuz hırsız misali tüm bu gerçekler ortadayken suç bastırmaya çalışıyorlar, ama nafile. Milletimiz her şeyi görüyor, değerlendiriyor.

Yarın medyada çok daha önemli bir şey göreceksiniz, o da evet bu televizyon programıyla alakalı olarak program öncesi moderatörle nerede nasıl buluştular bunu göreceksiniz. Hiçbir şey samimi, dürüst değil.

Kardeşlerim,

31 Mart tarihinden bugüne kadar yaşananlar kimin gündeminin İstanbul’a hizmetkâr olduğunu, kimin de farklı hesaplar içinde bulunduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur. Ak koyun ile kara koyun belli olmuş, siyaset mühendislerinin parlatmaya çalıştığı şahsın gerçek yüzü, gerçek karakteri ortaya çıkmıştır.

İnşallah 23 Haziran’da milletimiz engin basiretiyle oyunu kullanacak, İstanbul Binali Yıldırım kardeşim gibi ömrünü ülkeye ve millete hizmete adanmış, Fatih’in emanetine sahip çıkacak bir belediye başkanı tarafından yönetilmeye devam edecektir. Bunun için önümüzde sadece 4 günümüz kaldı. Hepimizin bu son 4 günü çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Bu 4 günde her birinizin ulaşabildiği kadar çok insana ulaşıp 23 Haziran'ın ehemmiyetini izah edeceğine inanıyorum.

Burada bir gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmek istiyorum. Son günlerde CHP’nin ve sosyal medya tetikçilerinin milletimizi bölmeye yönelik bir nefret siyaseti güttüğünü görüyoruz. Özellikle Karadenizli kardeşlerimizi hedef alan ahlaksız bir iftira kampanyası yürütülüyor. Bu nefret siyasetinin Karadenizli kardeşlerimizin kafasını bulandırmasına asla izin vermeyeceğiz. Ben Rizeliyim ve bu ülkenin Cumhurbaşkanıyım. Öbür tarafta benim Hazine ve Maliye Bakanım Trabzonlu, İçişleri Bakanım Trabzonlu. Öbür tarafta Sanayi ve Teknoloji Bakanım aynı şekilde Trabzonlu, Ulaştırma Bakanım o da Trabzonlu, Grup Başkanvekilim o da Trabzonlu. Eğer memleket meselesiyse bu, al sana 4-5 tane Trabzonlu, bir de Rizeli; ölçü bu mu olacak? Ölçü, işi bilmek, ülkeyi yönetmek olacak. Eğer biz işi ehline vermezsek bunun bedelini, faturasını çok ağır öderiz.

İşte biz bu fitne oyunlarıyla ilk kez karşılaşmıyoruz, 94’ten beri bu tarz operasyonları pek çok kez gördük, yaşadık. CHP’nin başı ne zaman sıkışsa kutuplaştırma, kardeşi kardeşe kırdırma siyaseti devreye girmiştir. 1950’den beri CHP kaybettiği iktidarı geri almak için hep benzer politikalara başvurmuştur. Kendi çıkarlarını korumanın dışında CHP’nin hiçbir değeri, hiçbir kutsalı olmadığı anlaşılıyor. Biz ise 40 yılı aşan siyasi hayatımız boyunca siyaseti sadece milletimiz ve memleketimiz için yaptık. Efendi olmadık, hizmetkâr olduk, Hakk’ın ve halkın rızasının üzerinde daha büyük bir paye tanımadık. Bu süre içerisinde Karadenizli uşaklarla aramıza hiç kimsenin girmesine de müsaade etmedik ve müsaade de etmeyeceğiz.

Sizler zaten Recep Tayyip Erdoğan’ı gayet iyi biliyorsunuz, aslen Rizeliyim, ama doğma-büyüme Kasımpaşalıyım. Bizler birbirimizi gayet iyi tanıyoruz. Ve İstanbul’un hizmetkârı oldum ve bundan da iftihar duydum. Ülkemin hizmetkârı oldum, bundan iftihar duydum. Ülkemin bir ucundan bir ucuna elimizin değmediği yer elhamdülillah kalmadı.

Samimiyetle millete hizmet dışında hiçbir gayemizin olmadığının en yakın şahidi, ülkeyi dolaşanlar gayet iyi bilir, işte Binali Yıldırım kardeşimizle beraber biz, 6 bin kilometre bütün şu kara yollarını 23 bin kilometrekareye çıkardık. Türkiye’de hızlı tren mi vardı Allah aşkına? Şu anda Türkiye’de bir hızlı tren var. Bu hızlı treni neyle yaptık? Binali Yıldırım kardeşimizin Ulaştırma Bakanlığıyla yaptık. İş bilenin, kılıç kuşananındır, bunlar bu işlerden anlamaz, 5 koyun verin, inanın kaybeder gelirler, bu iş farklı bir şey. 81 milyonun her bir ferdini nasıl sevdiğimizi, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Roman, Boşnak, Arnavut demeden milletimizin hepsini nasıl bağrımıza bastığımız yine en iyi sizler tarafından bilinir.

Ziya Paşa’nın güzel bir lafı var; “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.” İstanbul için yaptıklarımız, Trabzon, Rize, Giresun, Ordu, Artvin için yaptıklarımız, hepsinden önemlisi 81 ilimizin tamamında yaptıklarımız ortadadır. İşte Samsun’dan çık, Sarp’a kadar bütün bu yolları yapan biziz.

Hepsinin dışında Ordu-Giresun Havalimanı’nı, bu arada deniz üzerinde dünyada ikincidir, şimdi Rize-Artvin Havalimanı’nı yapıyoruz, o da 2 yıl içerisinde aynı şeklide bitiyor. Bizim işimiz bu; 25-26 havalimanından aldık, şu anda 56 tane havalimanı var Türkiye’de, buralara geldik. Bunlar durup dururken olmadı, bu bir aşk işidir, sevda işidir. İnşallah 24 Haziran’dan sonra da sizler için hiçbir ayrım yapmadan tüm İstanbul için çalışmaya, üretmeye devam edeceğiz. Bunun için sizlerden Belediye Başkan Adayımız Binali Yıldırım’a çok güçlü bir destek bekliyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, dostluğunuz ve dayanışmanız için her birinize teşekkür ediyorum. Bu akşam bizleri biraraya getiren kardeşlerime tekrar şükranlarımı sunuyorum.

Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyor,  sizleri Allah’a emanet ediyorum.