94 Ruhuyla Cihannüma ve Kadim Dostlar Buluşmasında Yaptıkları Konuşma

17.06.2019

Cihannüma Derneği’nin Saygıdeğer Mensupları,

Sivil Toplum Kuruluşlarımızın Kıymetli Temsilcileri,

Aziz Kardeşlerim,

Kıymetli Dava Arkadaşlarım,

Sizleri selamların en güzeliyle, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum. Sözlerimin hemen başında az önce aldığımız acı bir haberle ilgili üzüntülerimi ifade etmek istiyorum.

Kendisi aslen doçentlik seviyesine kadar yükselmiş bir mühendis olan Muhammed Mursi,  Müslüman Kardeşler Hareketi içinde yürüttüğü demokratik mücadeleyle öne çıkmıştı. Halkın desteğiyle Mısır Cumhurbaşkanlığı görevine gelen Merhum Mursi, 2013 Temmuz’unda kanlı bir darbeyle kendi kabinesi içerisinde olan bu zalim Sisi tarafından bir cunta hareketiyle devrilmiş ve hapse atılmıştı.

Kendisiyle hem Cumhurbaşkanı seçilmeden önce, hem de seçildikten sonra yakın dostluğumuz oldu. Darbe mahkemelerinde yargılanan ve idam cezasına çarptırılan Merhum Mursi’nin, yine bir mahkeme salonunda son nefesini vermiş olması, adeta kendisine ve halkına yıllardır yapılan zulmün bir sembolüdür.

Zalimler mazlumların canlarına kastedebilir, hatta onları öldürmek suretiyle şahadete yürümesine vesile olabilirler, fakat verdikleri mücadelenin izzetine asla halel getiremezler.

Biz ve tüm Müslümanlar merhum Mursi’yi son nefesine kadar yürüttüğü onurla mücadele ile hatırlayacağız. Şu anda bildiğiniz gibi yüzlerce, binlerce kardeşiyle beraber Mısır cezaevlerinde bu süreci yaşıyordu Mursi, ama onlar asla pes etmediler, pes etmemek suretiyle de bugüne kadar orada da, dışarıda da direndiler.

Bana da çok teklifler geldi ve bu tekliflerin hiçbirini de asla kabul etmedim ve onun oturduğu masada asla oturmam dedim, onunla görüşme asla yapmam dedim. Zira bizim zalimlerle, bu noktada hele hele kardeşlik seviyesinde farklı dayanışmamızın olduğu bir kardeşimiz Mursi’yle bu şekilde bizim onun adeta katili durumu olan kişiyle biraraya gelmemiz mümkün değil dedim ve bugüne kadar da gelmedik.

Değerli kardeşlerim,

Bizim gönlümüzde Mursi, inandığı dava uğruna verdiği mücadele sırasında hayatını kaybeden bir şehittir. Tarih onu cezaevine atıp idamla tehdit edenler ve şahadetine yol açan zalimleri asla unutmayacaktır.

Bu vesileyle bir kez daha Muhammed Mursi’ye Allah’tan rahmet, ailesine, Mısır halkına ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum Ruhu için gelin birer Fatiha okuyalım.

Değerli Kardeşlerim;

Bugün sizlerle buluşmamıza böyle hüzünlü bir haberle başladığımız için üzgünüm. Ama bize düşen görev, mensubu olduğum kadim medeniyetimizi yükseltme davasına sıkı sıkıya sahip çıkmaktır. Bu yolda gerekirse canımız pahasına mücadele etmek, bizden sonraki nesillere bırakacağımız en büyük miras olacaktır. Bunun için bugün burada medeniyet davamızın kuruluşlarından biri olarak gördüğümüz Cihannüma ailesiyle beraber olmaktan bahtiyarlık duyuyorum.

Ülkemizin farklı köşelerinden toplantımıza teşrif eden büyüklerime, kardeşlerime, medeniyetlerin başkenti, İslam dünyasının gözbebeği, Fatih Sultan Mehmet’in rüyası, Hâlid İbni Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri’nin şehri İstanbul’a hoş geldiniz diyorum.

Bizleri böylesine güzide bir toplulukla biraraya getiren Cihannüma ile İstanbul Dostluk Derneğimizin muhterem üyelerine, yöneticilerine ve gönüldaşlarına bu anlamlı toplantı için en kalbi şükranlarımı sunuyorum.

Rahmetli Cahit Zarifoğlu ne güzel söylemiş: “Bir duruşu olmalı insanın, bir bakışı, bir anlayışı, bir aşkı, bir davası olmalı.”

Evet, bugün burada ömrünü insanlığın kurtuluşuna adamış büyük ve güçlü Türkiye davasına gönül vermiş, onyıllardır ülkemizde milli iradenin neferliğini birçok kez yapmış kardeşlerim bulunuyor.

Bugün aramızda karşılığını sadece Mevla’dan bekleyerek, Hakk’ın ve halkın rızası için ter dökmüş, çile çekmiş kardeşlerim bulunuyor. Bugün bu salonda Anadolu’nun bağrından çıkıp her türlü engeli aşarak, ekonomide, siyasette, ticarette, bürokraside, sivil toplum ve sosyal hayatta yer tutmuş, davamıza ve insanımıza hizmetkârlık yapan pek çok kardeşimiz var.

Merhum Erbakan Hocamızın o kendine has ifadesiyle, hayra motor, şerre firen misyonuyla hareket eden tüm arkadaşlarımıza ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum.

Dar-ı bekaya uğurladığımız büyüklerimizin, ağabeylerimizin, dostlarımızın hepsine de Mevla’dan rahmet ve mağfiret niyaz ediyorum.

Allah bizi sırat-ı müstakimden, devlete, millet, ümmete ve insanlığa hizmet yolundan ayırmasın diyorum. Rabbim sevgimizi, dayanışmamızı, kardeşliğimiz daim eylesin diye dua ediyorum.

Kardeşlerim,

Bugünkü toplantımızın temasıyla 94 ruhuyla büyük buluşma olarak belirlenmesi son derece manidardır, zira 1994 senesi siyasi tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biridir. 1994 yılı sadece bizim hareketimiz için değil, aynı zamanda Türk siyasi hayatı için de bir kırılmadır, yeni bir milattır. Ülkemizdeki hukuk, adalet, özgürlük ve demokrasi mücadelesi açısından 1950 seçimleri ne kadar önemliyse, 1994 seçimlerinde yakalanan başarı da aynı şekilde önemlidir. 1994 mahalli idareler seçimlerinde ilk defa İstanbul ve Ankara’nın yanı sıra, 6’sı büyükşehir, toplam 28 ilin belediye başkanlığını kazandık. Rabbimizin inayeti ve necip milletimizin desteğiyle her iki seçimde de tarihi bir seçim zaferine imza attık.

Fakat adaylık sürecimizden seçim kampanyamıza kadar bu dönem boyunca pek çok zorlukla, pek çok sıkıntıyla karşılaştık. Medya kuruluşlarından iş dünyasının çatı örgütlerine, vesayet güçlerinden mafyatik yapılar kadar farklı odakların tehditlerine maruz kaldık. Tüm saldırılar karşısında, iman varsa imkân da vardır, diyerek her türlü zorluğa, yokluğa, imkânsızlığa rağmen yolumuzdan geri dönmedik.

Basın yayın organlarının iftiralarına, bütün bunlara yönelik karakter suikastlarına, şahsımız ve partimiz hakkında yaptıkları karalama kampanyalarına prim vermedik. Devletin içine çöreklenmiş çetelerden gelen tehditlere asla boğun eğmedik. Hiç kimseyi dışlamadık, hiç kimseyi ötekileştirmedik. Dış görüşünü, siyasi görüşü, etnik kökeni, inanıcı, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun hiç kimseye önyargılı bakmadık, zira yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevdik. Fatih’te insanımıza nasıl ulaşmaya çalışıyorsak, Kadıköy’deki, Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki kardeşlerimize de mesajlarımızı ulaştırmaya, projelerimizi anlatmaya çalıştık. İstanbul’un dışlanmış semtlerinden başlayarak girilmedik hane, kapısı çalınmadık ev, eli sıkılmadık esnaf bırakmadık. Bu süreçte bilhassa kadınlarımızın ve gençlerimizin dinamizminden azami derecede istifade ettik. Yapılan eleştirilere, önümüze çıkartılan engellere aldırmadan İstanbullu kardeşlerimizin her birine, İstanbul’un her bir köşesine ulaşmanın gayretinde olduk. Zira şuna inanıyorduk: İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz ilahi müjdesini kendimize rehber kılarak, gece-gündüz çalıştık, ter döktük, mücadele ettik.

Bakınız, burada milletimizin verilen mücadeleyi nasıl sahiplendiğini göstermesi bakımından daha öncede anlattığım bir anekdotu hatırlatmakta fayda görüyorum. Özellikle gençlerimizin bu hadiseden ibret almasını, çok önemli dersler çıkarmasını istiyorum. Sene 1994, seçim çalışmalarımız için semt-semt, sokak-sokak İstanbul’u dolaşıyoruz, insanlarımızla kucaklaşıyor, ama birilerinin kucaklaştığı gibi değil ha, bizimki farklı, dertleşiyor, onlarla ru be ru hasbihal ediyoruz. İstanbul’un bir ilçesinde esnaf ziyareti yaptığımız sırada 7-8 yaşlarında bir kız çocuğu yanımıza geldi, annesinin eline tutuşturduğu iki bileziği ve kendi küçük bileziğini avuçlarıma bıraktıktan sonra şöyle söyledi: Bunları annem size gönderdi, seçildikten sonra sakın bizi unutmasın dedi. Sözünü bitirince de bizim tepki vermemizi fırsat bırakmadan yanımızdan hızlıca uzaklaştı. Evet, bu asla sıradan bir vaka değildir, bilakis 1994 ruhunu en iyi anlatan, bu hareketi 1994’te İstanbul’da zafere taşıyan manevi atmosferi en güzel şekilde resmeden olaylardan birisi işte budur.

 Parti teşkilatlarımızın kuruluşundan seçim çalışmalarımıza kadar bunun gibi gözlerimizi yaşartan, bize sorumluluğumuzu anımsatan, insanımızın alicenaplığını gösteren onlarca hadise yaşanmıştır.

Milletimiz tıpkı 1950’de merhum Menderes’i, 1983’te merhum Özal’ı sahiplendiği gibi 1994’te de hareketimizi sahiplenmiş, bizi bağrına basmıştır. Anneler avuçlarımıza sadece kolundan çıkardığı bileziğini değil, aynı zamanda canından aziz bildiği 7-8 yaşındaki o kız çocuğunun da istikbalini, hayallerini, umutlarını avuçlarımıza bırakmıştır.

Kardeşlerim,

Şunu hiçbir zaman unutmayın: Bu mücadele nice isimsiz kahramanın fedakârlıklarıyla bugünlere ulaşmıştır. Yine unutmayın ki; bu aziz dava milletin hayır duasıyla bugünlere erişmiştir. Başardığımız her şeyi önce Allah’ın yardımına, sonra davamıza olan bağlılığımıza ve elbette bu kutlu yolda yaptığımız özverilere borçluyuz.

1994 senesinde işte böyle çetin bir mücadelenin ardından göreve geldik. Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiğimizde sadece Başkanlık yetkisini değil, aynı zamanda bize oy veren, güvenen, tıpkı minik yavrumuz gibi geleceğini bize emanet eden kardeşlerimizle beraber tüm İstanbul’un umudunu da üstlendik. Başarısız olmak gibi bir seçeneğimiz yoktu, milletimizi hayal kırıklığına uğratmak, milletimizin güvenini zedelemek gibi bir ihtimali aklımıza dahi getirmedik. Başarmak, insanımıza verdiğimiz sözleri yerine getirmek, annelerin, babaların itimadına layık olmak zorundaydık. Allah’a hamdolsun, Büyükşehir Belediye Başkanı olarak 4,5 yıl görev yaptım, bu sürece boyunca milletin emanetini yere düşürmedim. Gözünü rant bürümüş menfaatperestlerin, garip-gurebanın, fakir-fukaranın, tüyü bitmemiş yetimin, öksüzün hakkına el uzatmasına asla müsaade etmedik.

Peygamber Efendimizin Aleyhissalatu Vesselam övgüsüyle şereflenmiş Fatih’in ve şehitlerimizin emaneti olan bu aziz şehre olması gerektiği gibi sahip çıkmanın, layık olduğu şekilde hizmet etmenin çabasını güttük. Bahanelerin ardına saklanma kolaycılığına kaçmadan, milletimize olan taahhütlerimizi tek tek gerçeğe dönüştürdük. Gerek seçim sürecindeki çalışmalarımızla, gerekse belediyecilikteki ortaya koyduğumuz başarılarla İstanbul’da sessiz bir devrime imza attık.

1994 senesiyle beraber hem belediyelerin iradesinde, hem de belediyecilik hizmetlerinde hamdolsun ülkemizde yepyeni bir dönemi başlattık. Böylece İstanbul senelerdir ufkunu karartan, üzerine adeta karabasan gibi çöken faşist CHP zihniyetinden kurtuldu.

Milletimiz ilk kez 24 saat kapısını kendine açık tutan, derdiyle dertlenen, sevincine ortak olan, sıkıntılarına çözüm üreten, halka hizmeti Hakk’a hizmet olarak gören farklı bir zihniyetle buluştu. İnsanlarımız belediyelerde çözüm yerine bahane üreten beceriksiz kadrolar yerine, her türlü meselesiyle ilgilenen, dinamik, vizyoner, gayretli bir kadroyla tanıştı. Millete tepeden bakan, milleti hor, hakir göre, gerici, yobaz, takunyalı diyerek, sürekli insanımızı aşağılayan ideolojik belediyeciliğin yerini, hiçbir ayrım yapmadan herkesi kucaklayan kuşatıcı bir anlayış aldı.

Şimdi ‘herkesi kucaklamak için geliyorum’, diyen kişi, Ordu’da bu milletin, bu devletin Valisine ne diyor? “İt” diyor. Bu nasıl kucaklama ya? Sen her şeyden önce bu devletin Valisine tahammül edemiyorsun ve ona kalkıp bu ifadeyi kullanıyorsun ve sen İstanbul gibi bir şehre belediye başkanı olmak için yola çıkıyorsun.

Şimdi ben buradan başta İstanbullu kardeşlerim olmak üzere tüm milletime sesleniyorum; böyle bir kişi benim milletimden, başta Ordu Valimiz olmak üzere özür dilemedikçe, bir defa böyle bir adaylığa bırakın layık olmak, böyle bir makama gelemez. Bir defa, bu makamda bulunanların her şeyden önce edeple bu makama gelmesi lazım. Ondan sonra bu milletin polislerine “şerefsizler” ifadesin kullanan bir güruhun da yanında olduğunu düşünün, bu da işin bir değer yanı.

Şu anda tabii seçim sathı mahallindeyiz, Valimiz tabii ki bunu yanına bırakmayacaktır, davasını açmak suretiyle süreci devam ettirecektir. Fakat bizler kendisine şu seçim atlatılsın dedik, hiç kullanmaya gerek yok.

Değerli Kardeşlerim,

Hayata geçirdiğimiz projelerle, düşünün, “24 sene İstanbul’a ne yaptınız ki” diyor. Gözleri vardır görmez, öyle mi, kulakları vardır duymaz, dili vardır hakkı, hakikati söylemez. Susuz bir İstanbul’u suya kavuşturan biz olmadık mı? Dağları delerek Istranca Dağları’ndan İstanbul’a suyu getiren biz olmadık mı? Melen’den aynı şekilde, 230 kilometre, suyu getiren biz olmadık mı? Asya yakasından Avrupa yakasına, Boğaz’dan suyu geçiren biz olmadık mı?

Değerli Kardeşlerim,

Bütün bunların yanında şu anda İstanbul’da bakınız bütün kavşaklar… Bizim iktidarımızdan önce İstanbul’da kavşak diye bir şey söz konusu değildi, bunların hepsini biz yaptık. Metrobüs, Söğütüçeşme’den al, ta kendisinin Belediye Başkanlığı yaptığı Beylikdüzü’ne kadar bu metrobüsü götüren biz olmadık mı?

Bunun yanında bakınız dünyanın en büyük havalimanını -elhamdülillah ilk 3’ün içinde- İstanbul’umuza kazandırdık. Bütün bunlarla beraber, Avrasya Tünelini Boğaz’ın altından geçirmek suretiyle İstanbul ulaşımına çözümü biz ürettik. Ve bütün bu süreç işte şu anda İstanbul’a Belediye başkan adayı olarak sunduğumuz Binali Yıldırım kardeşimizle yürüdü.

Marmaray’ı yaptık, denizin altından bu Marmaray’dan şu ana kadar geçen yolcu sayısı 350 milyonu buldu. Dün akşam kendisi de oradan geçtiğini söylüyor. İyi ki geçtin, ama kadr-ü kıymet bilmek çok önemli. Birinci köprüyü yapandan Allah razı olsun, ikinciyi yapandan Allah razı olsun, üçüncü de bize nasip oldu, biz yaptık.

Ve bütün bunların yanında İstanbul’un o kirli havasını ortadan kaldıran kim oldu? Biz olduk. Şimdi yatıyor-kalkıyor bütçe diyor. Göreve geldim, bizim 2,5 milyar dolar borcumuz vardı, devraldık, teslim ederken 1 milyar 250 milyon dolar borçla ben devrettim. Şimdi rakam, tabii ki o günden bugüne İstanbul bir taraftan büyüyor, yatırımlar sürekli olarak artıyor ve şimdi tabii ki rakam çok daha ilerlerde. Ama önce bunu bir gör, bak nereden nereye geldi.

Göreve geldim İstanbul’da 50 bin aileye doğalgaz gidiyordu, bıraktığımda 1 milyon 250 bin aileye biz doğalgazı getirmiştik. Bu neyi sağladı? Bu İstanbul’un hava kirliliğini ne yaptı, büyük oranda azalttı. Hatırlayın, gazeteler maska dağıtıyordu maske, o günlerden hamdolsun bugünlere geldik, bunlar yapıldı. İstanbul’un şu anda birçok ilçelerinde seçim kampanyalarında biz çizmelerle dolaştık. Kimden almıştık o ilçeleri? CHP’den almıştık. Onun için biz ne diyoruz? CHP çöptür, çukurdur, çamurdur, bunların yapısı bu. Yoğun bir şekilde şu anda millet bahçelerini çoğaltmanın hesabı, gayreti içerisindeyiz, millet kıraathanelerini de aynı şekilde ve bunları devam ettireceğiz.

Ve 1994’ten önce yolsuzlukla, yoksulluk, yasaklarla anılan bir İstanbul vardı, hamdolsun bugün geleceğine güvenle bakan bir İstanbul var. 1994’ten önce çöple, çamurla, çukurla gündeme gelen bir İstanbul vardı, bugün Marmaray’la, Avrasya Tüneliyle, Yavuz Sultan Selim Köprüsüyle, dünyanın en büyüklerinden olan İstanbul Havalimanıyla gündeme gelen bir İstanbul var. İnşallah bu kalkınma hamlesini Binali Bey kardeşimin şehreminiliğinde 23 Haziran seçimlerinden sonra da devam ettireceğiz.

Az önce Mustafa Şen kardeşim rakamlar verdi, bu çok önemli. Şimdi buradan hareketle 6 günümüz var, bu 6 gün çok çalışmamız lazım, çok gayret etmemiz lazım ve böylece 6 günün sonunda Pazar akşamı inşallah bu müjdeyle Pazartesi’ye girmemiz lazım.

Kardeşlerim,

Büyük ve güçlü Türkiye davasını hedeflerine ulaştırabilmemiz için, önümüzdeki imtihanları anlımızın akıyla vermek zorundayız. Son 6 yıldır, özellikle de 31 Mart tarihinden bu yana şahit olduğumuz hadiseler, hoyratlıklar, pervasızlıklar, ülkemizi ve İstanbul’u ne tür bir felaketin beklediğini ortaya koymuştur.

Ne diyor? 18 günde bak neler yaptım diyor. Ben söyleyeyim neler yaptığını; 18 günde başkanvekillerinin ofislerinin, odalarının kilitlerini sökmekle meşgul oldu. Veri kopyalama diye bir olayın içerisine girdi. Ya madem seçildin, bu işlerle niye uğraşıyorsun? Bu FETÖ sanatıdır.

Her şeyden önce 31 Mart seçimlerinde yaşananlar CHP zihniyetinin İstanbul’u geri alabilmek için neler yapabileceğini çok açık, net göstermiştir. İstanbul’daki rövanşın geçmişini, hatırlayın, Gezi olaylarında hatırlayın, ne diyorlardı, 1453’e kadar götürdüklerini duvarlara yazmaktan, medyada açıkça ifade etmekten dahi çekinmediler, çekinmiyor. Ne diyordu? “Zulüm 1453’te başladı.”

CHP’nin adayı ve onu parlatan lobiler 18 gün süreyle işgal ettikleri koltuğu İstanbul’un 25 yıllık kazanımları yanında tüm geçmişiyle hesaplaşmanın aracı haline dönüştürmenin gayreti içine düşmüşlerdir. Belediyenin verilerinin nereye aktarılacağı belli olmayan bir şekilde kopyalanmaya çalışılmasından gönüllü kuruluşlarımıza yapılan yardımlara kadar her konuda bir hesaplaşma, adeta bir öç alma siyaseti güdülmüştür. Belediyeler vakıflarla iş birliğine girmez mi ya? Girer. Ha nakdi para verme gibi bir durum tabii ki olmaz, ama birçok hizmeti onlarla birlikte yapmak, hem belediyelerin, hem de devletin olmazsa olmazları içindedir.

Devletin Genel Müdürlüğü vardır, ne iş yapar bu Vakıflar Genel Müdürlüğü? İşte bu tür vakıflarla işbirliğine girerler. Onlara parasal değil, ya?.. Ayni olarak arazi tahsisleri, vesaire bu tür şeyler yapar ve oralarda birçok hizmetleri de kimler vasıtasıyla, o STK’lar vasıtasıyla yürütür.

Bu beylerin malum STK’ları vasıtasıyla yıllarca bu ülkede yaptıklarını biz bilmiyor muyuz? Hepsini biliyoruz. Ama baktık ki dün akşam bu tür şeylerden bahsediyor ve bir de isim veriyor. Ben de mi isim vereyim? Ben o seviyeye düşmem. Ama biz yaptığımız işlerin hukuk içerisinde nasıl yürütüldüğünü bilerek, dikkatli bir şekilde bugüne kadar yaptık, yapmaya da devam ederiz.

Bolu’da, Yalova’da, Antalya’da, İzmir’de ve daha birçok yerde olduğu gibi, İstanbul Büyükşehir’de de gözler evine helal rızık götürmeye çalışan emekçi kardeşlerimize dikildi. Şu anda buralardaki işçileri dışarı atıyorlar mı? Atıyorlar. Hani ya sen diyordun ki, böyle böyle, şu partili, bu partili kimseyi ben dışarı attırmam, atmam, şudur-budur. Şu anda bak Bolu’dan yola çıktılar, işçiler yürüyor, Genel Merkezinizin önüne kadar yürüyecekler. Şimdi daha önce söylediklerini hadi şimdi bir daha tekrar et, bakalım ne diyeceksin? Çünkü bunların mumu yatsıya kadar bile yanmadı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı CHP zihniyetine geçtiğinde asıl değişecek olan İstanbul’a bakış ve dolayısıyla medeniyet, tarih, kültür anlayışındaki savrulma olacaktır. İşte Bilecik Belediyesi’nde Osmanlı motiflerini duvarlardan kazıdılar, bunlar bu. İstanbul’a yapılacak en büyük kötülük, Gezi olaylarında ve daha pek çok örnekte tezahürlerini gördüğümüz CHP faşizminin bu şehrin üzerine tekrar bir karabasan gibi çökmesi olacaktır. Milletin inancıyla, İstanbul’un tarihiyle kavgalı azgın azınlığın bu şehrin dokusunu, bu şehrin kadim karakterini bozmasına izin veremeyiz. Hamdolsun, şu anda zaten İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Meclisinin kahir ekseriyeti AK Partiden oluşuyor, komisyonların tamamı AK Partiden oluşuyor, başkanvekillikleri hakeza öyle. Bütün bunlara asla sonuna kadar müsaade etmeyeceğiz. Ama biz diyoruz ki, yani bu noktada 25 tane ilçe belediyesiyle, merkezi yönetimle, Büyükşehir’le üç olsun, inşallah güç ve güçlü olsun diyoruz, bunu başaralım.

Tüm umutlarını bizlerin tökezlemesine bağlayan Türkiye düşmanlarına bekledikleri fırsatı veremeyiz. İstanbul’u 1994 öncesi karanlık günlerine tekrar geri döndüremeyiz. Buradaki hiçbir kardeşimin böylesi ağır bir vebalin altına girmeyeceğine inanıyorum.

Kardeşlerim,

Aziz Dostlar,

Bizler tesadüflerin, çıkarların bir araya getirdiği değil, ortak hayallerin, ortak hedeflerin, ortak ideallerin buluşturduğu insanlarız.

Bizler, birlik olmadan dirlik olmayacağına inanan, aynı davaya, aynı sevdaya gönül vermiş insanlarız.

Bizler, La Galibe İllallah diyen, zaferin sahibinin sadece Allah olduğuna iman eden bir geleneğin temsilcileriz,

Bizler, toplu vuran yürekleri sindirecek hiçbir gücün olmadığını bilen, bu mücadeleye böyle yaklaşan bir hareketiz.

Bizler, hesaba çekilmeden önce nefsine hesaba çekin ilahi emrine ram olan bir kadroyuz.

Elbette eleştirilerimizi yapacak, hatalarımızı, yanlışlarımızı birbirimizin yüzüne cesaretle söylemekten çekinmeyiz. Ama mücadelemizi yürütürken de tıpkı bir duvarın tuğlaları gibi de birbirimize kenetlenecek, yekvücut olarak çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Ve kardeşlerim, şunu da üzülerek söylüyorum: Kırgınlar var, kırgınlıklar var. Değerli kardeşlerim, kişinin kişiye kırgınlığı olabilir, ama davaya kırgınlık asla olamaz. Hepimiz bir hizmetin içerisindeyiz, öyleyse bu davada kırgınlık diye bir şey asla olamaz. İlk gençlik yıllarımızdan itibaren biz işte böyle hassasiyetle, böylesi bir teşkilat terbiyesiyle yetiştik. 40 yıldır aralıksız sürdürdüğümüz demokrasi mücadelesini de yine bu anlayışla verdik.

Şunu bir defa unutmayacağız: Kibri, tekebbürü hiçbir zaman kapımıza yaklaştırmayacağız. Zorluklar karşısında yılmadık, saldırılar karşısında sinmedik, 12 Eylül darbesinin ve 28 Şubat müdahalesinin üzerimize abandığı o meşum günlerde dahi bir an olsun yeise düşmedik. Sırtını vesayet odaklarına dayamış, bir avuç millet ve memleket düşmanının mazlumların umudu olan bu ülkenin geleceğini çalmasına müsaade etmedik, bugün de aynısını yapacağız.

İstanbul’un anahtarını bu şehrin kıymetini bilecek, bu şehre hizmet etmeyi en büyük şeref addedecek emin ve ehil bir el olan Binali kardeşimize teslim edeceğiz.

23 Haziran seçimlerinde sırt sırta verecek, inşallah İstanbul’un ve Türkiye’nin önünde yeni bir yol açacağız. 94 ruhuyla çalışacak, koşturacak, yalan siyasetinin milletimizin kafasını karıştırmasına müsaade etmeyeceğiz.

Unutmayın, hakikat güneşinin eritemeyeceği hiçbir yalan yoktur. Karanlık ne kadar koyu olursa olsun, bir mumun aydınlığı onu delmeye yeter.

İnşallah 23 Haziran, CHP adayının bühtan ve iftira siyasetinin milletimiz tarafından çöpe atıldığı gün olacaktır. 23 Haziran, siyaset mühendislerinin parlatmaya çalıştığı, küfürbazların sandığa gömüldüğü gün olacaktır.

İnşallah 23 Haziran, İstanbul’un özünde, tevazu, samimiyet ve gayretin olduğu gönül belediyeciliğiyle yoluna devam etme kararını verdiği gün olacaktır. 23 Haziran’da takiyye siyaseti kaybedecek, bir kez daha samimiyet kazanacaktır.

Buradan sizlerin aracılığıyla tüm İstanbullu kardeşlerime, tüm dava kardeşlerime şu önemli çağrıyı yapmak istiyorum: Dönem, İstanbul’un maslahatını, milletin menfaatini, ülkenin bekasını, her türlü küskünlüğün, kızgınlığın önüne koyma dönemidir.

Gün, fitneyi büyütme, kırgınlıkları derinleştirme günü değil, bir olma, beraber olma, kenetlenme, safları sıklaştırma günüdür.

İstanbul’u istikbali karşımdaki bu kadronun omuzlarındadır. Türkiye’nin aydınlık geleciği her birinizin vereceği mücadeleye bağlıdır. Unutmayalım ki, son pişmanlık fayda veremez. Keşke dememek, eyvan dememek, ömür boyu yüreğimizi yakacak bir nedamet duygusu yaşamamak için, önümüzde sadece bugünü saymazsak 5 günümüz var. Buradaki her bir dava arkadaşımızın sorumluluğunun bilinciyle hareket edeceğine inanıyorum.

Sizlerden 23 Haziran seçimlerinde hem oyunuza, hem sandığınıza, hem de sonrasındaki süreçlere sıkı sıkıya sahip çıkmanızı istiyorum.

Bu yolda rehberimiz, pirimiz Yunus Emredir. Ne diyor aşık Yunus:

“Bir kez gönül yıktın ise,

Bu kıldığın namaz değil.

Yetmiş iki millet dahi,

Elin yüzün yumaz değil.

Bir gönül yaptın ise,

Er eteğin tuttun ise,

Bir kez hayır ettin ise,

Binde bir ise az değil.”

Evet, bir gönül yapmayı bize az görmeyecek, önümüzdeki 5 gün boyunca İstanbul’da mesajımızı ulaştırmadık tek bir kardeşimizi bırakmayacağız. İnşallah bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hakkın hatırını yere düşürmeyecek, millete hizmet yolundan asla geri adım atmayacağız.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, bir kez daha ahde vefanız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Cihannüma Derneğimize çalışmalarında Rabbimden muvaffakiyetler diliyorum.

Başta merhum Profesör Doktor Necmettin Erbakan Hocamız olmak üzere davamızın bugünlere ulaşmasında emeği, katkısı, alın teri olan herkesi hürmetlerimle yâd ediyorum.

20 sene önce elim bir trafik kazısında Hakk’a uğurladığımız milli gençliğin önderliğinden Adnan Demirtürk kardeşimiz ile yine bir trafik kazasında kaybettiğimiz Ali Soylu kardeşime de bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum, Mevla’m onlardan razı olsun, Rabbim onları fedakârlıklarının karşılığı olarak Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselama komşu eylesin. Rabbim bizi de şehitlerimizin yolundan, insanlığa hizmet davasından ayırmasın diyorum. Mevla’m yolumuzu, bahtımızı açık etsin.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun; kalın sağlıcakla.