AK Parti Grup Toplantısında Yaptıkları Konuşma

12.06.2019

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Açış konuşmamdan sonra basına kapalı olarak devam edeceğimiz bu grup toplantımızın partimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum.

En son Ramazan’ın ikinci günü yaptığımız grup toplantımızın üzerinden bir ayı aşkın bir süre geçti. Ramazan ayını ve Ramazan Bayramını en verimli, en bereketli, en güzel şekilde geçirdiğimize, geçirdiğinize inanıyorum. Bu vesileyle bir kez daha geride bıraktığımız Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum. Rabbimden bizi, ümmeti Muhammedi ve tüm insanlığı Kurban Bayramı’na da sağlık, huzur ve esenlik içinde ulaştırmasını diliyorum.

Gerek Meclis programlarında, gerek seçim çevrelerinize yönelik faaliyetlerinizde, gerekse İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimiyle ilgili çalışmalarınızda ortaya koyduğunuz gayretler sebebiyle de her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ülkemizin ve milletimizin ihtiyacı olan hukuki düzenlemelerin hazırlanması ve hayata geçirilmesi sorumluluğu, öncelikle Cumhur İttifakı içinde birlikte hareket ettiğimiz Milliyetçi Hareket Partisi ile beraberce sizlere aittir. Sizlerin çalışması demek değerli arkadaşlar, Meclis’in çalışması demektir. Sizlerin yasama görevi için Meclis’te, bizlerin yürütme olarak Cumhurbaşkanlığı’nda çalışması demek, Türkiye’nin daha ileriye, daha iyiye gitmesi demektir.

Milletimiz bizden sıkıntılarını çözmemizi bekliyor. Milletimiz bizden hizmet bekliyor. Milletimiz bizden icraat bekliyor. Milletimiz bizden verdiğimiz sözleri tutmamızı bekliyor. Milletimiz bizden kendisi ve evlatları için güzel bir gelecek inşa etmemizi bekliyor. Bu beklentilere cevap verebilmek için öncelikle önümüzdeki sıkıntıları aşmamız şart.

Bugün ülkemizin önünde ekonomiden dış politikaya, güvenlikten istihdama kadar çözüm bekleyen pek çok ciddi sorun var. Türkiye yaşadığı bunca sıkıntıya rağmen hamdolsun dimdik ayaktadır. Bu güçlü duruşu, AK Parti olarak son 17 yılda ülkemizi ekonomide ve demokraside ulaştırdığımız yüksek seviye sayesinde gösterebiliyoruz. Bu gerçeği milletimiz de bildiği için seçimlerde yüzde 50’nin üzerinde destekle yanımızda yer almaya devam ediyor. Ama unutmayalım ki bu sonsuz, hudutsuz, hesapsız bir kredi değildir. Bize verilen desteğin karşılığını hizmet olarak, icraat olarak sunmakla mükellefiz. Hep birlikte tüm birikimimizi, enerjimizi, vaktimizi, gayretimizi ortaya koyarak bir an önce milletimizin önüne somut başarılarla çıkmalıyız. İnşallah önümüzdeki dönem her alanda Türkiye’yi büyüttüğümüz, güçlendirdiğimiz, ileriye taşıdığımız bir dönem olacaktır. Biz bugüne kadar milletimize hep gelişme vadettik, büyüme vadettik, zenginlik vadettik, huzur vadettik, istikrar vadettik, aydınlık bir gelecek vadettik ve bunu da yaptık.

Değerli Arkadaşlar,

Son 31 Mart seçimleri sebebiyle yaptığım bir konuşmada şunu söyledim: Bu seçimlerin galibi yine biziz dedim, aynı şeyi yine söylüyorum. Ankara’da da, İstanbul’da da arkadaşlar, yanılmayalım, biz kaybetmedik, her iki yerde de biz kazandık. Şunu söyleyebilirsiniz: Ya Başkanım, neye göre bunu söylüyorsun?

Değerli Kardeşlerim,

Bizler buralarda sadece bir vizyon noktasında, vitrin noktasında her iki ilde bir kayba uğradık. Ama ilçeler bazında baktığımızda ilçelerin kahir ekseriyetini biz aldık mı? Her ikisinde de aldık. Meclislerde ki burası karar alma yeri, buralarda kahir ekseriyet her ikisinde de, İstanbul’da da, Ankara’da da bizde mi? Bizde. Komisyonlarda hepsi de bizde mi? Bizde. Bu belediyelerin zaten çalışmasının şekli nedir? Buralardır. Başkanın buralardaki hareket kabiliyeti meclistir, komisyonlardır, çünkü atacağı adımlar buralarla bağlantılı. Eğer buralarda gerekli olan desteği sağlayamadığı sürece istediği gibi adım atamaz.

Şunu söyleyeceksiniz: O zaman çıkar millete der ki beni çalıştırmıyorlar. Ne yapacak? Sen doğru bir iş yaparsan seni çalıştırır, sen doğru bir iş yapmadığın zaman tabii ki seni çalıştırmayacak, bu işin aslı bu. Biz şu anda kalkıp da bunu diyebilir miyiz; ya biz Anayasa değişikliği yapmak istiyoruz, ama CHP bizi engelliyor diyebilir miyiz? Diyemeyiz. Niye? Zaten onun görevi seni çalıştırmamak. Hele hele CHP zihniyetinin görevi tarih boyunca hep böyle olmuştur, beyaza siyah, siyaha beyaz demiştir. Ama biz doğru olan olduğu zaman destekleriz, ama bunların doğru, böyle bir şey yapma kabiliyeti yok ki. Geçmişleri bunların böyle.

Şimdi bizim vaatlerimiz yine aynı. Hiçbir şeyin ve hiç kimsenin milletimize verdiğimiz sözleri yerine getirmemizin önüne geçmesine müsaade etmeyeceğiz. Rabbimiz izin, milletimiz destek verdiği sürece son nefesimize kadar bu kutlu yolda mücadeleyi değerli arkadaşlarım, sürdüreceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

Ülkemizin son dönemde yaşadığı sıkıntıların hiçbiri de tesadüfü değildir, aksine hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Tabii her şeyi çok açık her yerde konuşma noktasında böyle bir lüksümüz yok. Dar kapsamda konuştuklarımız var, buralarda konuştuklarımız var. Bunları da bu şekilde özellikle ifade etmek istiyorum.

Şimdi terör örgütlerinin arkasında neler var? Bunu söylememe zaten gerek bile yok. İşte Suriye’nin kuzeyinde YPG’ye, PYD’ye, PKK’nın bunlar uzantıları değil mi? Bunlara en büyük desteği veren kim? Bizim stratejik ortağımız. On binlerce tırlarla buraya silah, mühimmat, her şeyi gönderdiler mi? Gönderdiler. Daha neyi anlatayım ya, neyi anlatalım? Ve şu anda da bunların Türkiye’deki tek hedefleri nedir biliyor musunuz? Acaba AK Parti’yi biz iktidardan nasıl indirebiliriz; dertleri bu. Ama indiremeyecekler, buna güçleri yetmez. İşte bunun için bu ekibin çok iyi çalışması lazım, bizim gayretimiz çok önemli. Ya işte onunla uğraşılır mı ya, şöyle güçlü bir ülke, böyle güçlü bir ülke; arkadaşlar, hepsi doğrudur, ama unutmayın, hep söylüyorum; “La Galibe İllallah.” Asıl güç oradadır. Yeter ki biz dik duralım, inanarak, azmederek işlerimizi yapalım. Ve önümüzün kapalı olduğunu zannettiğimiz yerde nasıl açıldığını göreceksiniz. Şu ana kadar böyle oldu.

İşte terör örgütlerine verilen destekle toplumumuzda huzursuzluk çıkartma çabaları aynı projenin ürünüdür. Bakın bu yılın başından şu ana kadar, az önce işte Savunma Bakanıma da sordum, ne kadar biz teröristi etkisiz hale getirdik? İki bin. Peki, daha önce bu teröristler yok muydu? Vardı. Bunların inlerine girdik mi? Girdik. Şu anda bu teröristler kaçacak delik arıyorlar. Ama biz terörle bu mücadeleyi verirken, daha önce yine Silahlı Kuvvetlerin içerisinden gelmiş olan birileri de, o sorumluluk mevkiinde olan birileri de bakıyorsunuz bu ülkedeki o milli ve yerli olmaktan uzak yapılarla oralara kendilerine göre sufle ediyorlar bazı kendilerine göre bilgileri ve yapılan işlerin yanlış olduğuna varıncaya kadar. Öbür tarafta bakıyorsunuz işte şu anda yeni askerlik yasasıyla ilgili kendilerine göre bazı şeyleri söyleyip duruyorlar, yazıyorlar çiziyorlar vesaire. Siz korkaksınız korkak, hiçbir zaman siz bu milletin askerinin şanına yakışır komuta kademesi olmadınız, olamadınız. Ve onların da üzerine gitmediniz, gidemediniz. Biz onlarla da çalıştık, neler yaptıklarını gayet iyi biliyoruz. Ve şimdi sivil hayata döndükten sonra sağda-solda yazıyorlar çiziyorlar, çeşitli yerlere de bilgiler kendilerine göre sızdırıyorlar. Biz, abdestimiz var, onun için yaptığımıza da eminiz ve emin olarak da yolumuza devam ediyoruz.

Değerli Kardeşlerim,

Bakın basit bir şey; Suriye meselesi, S-400 ve F-35 krizlerinden bunları ayrı düşünmemek lazım. Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon arama faaliyetleriyle ilgili gerilimi ülkemize yönelik ekonomik tuzaklardan ayrı göremeyiz. Arkadaşlar, bakın şu anda hidrokarbon arama olaylarında dört tane gemiye sahip olduk. Bizde bundan önce böyle bir şey yoktu. Ama şimdi bizde hem arama, hem sondaj, dört tane gemi kendimize ait, bunlarla biz buralarda bu çalışmayı şimdi yürütüyoruz. Tarihimiz boyunca böyle bir şeye sahip değildik, yoktu, ama şimdi var. Ve çalışmalarımızı Deniz Kuvvetlerimizin refakatinde, bütün oralardaki güvenliği her şeyi sağlamak suretiyle yürütüyoruz. İnşallah bir yerden çıkacak, çıktığı anda da bizim Kuzey Kıbrıs’taki Türklerin oradaki haklarını, hukukunu da biz uluslararası deniz hukukuna dayalı olarak koruyacağız. Kimse de bize, ‘niye bunu şöyle yaptınız, bunu böyle yaptınız’, diyemez. Adama sorarlar, ‘senin burada ne işin var’ ya öyle mi? Biz garantör ülkeyiz ve garantör ülke olarak da biz oradaki bütün münhasır ekonomik bölgelerde haklarımız nelerse bu hakları sonuna kadar koruyacağız ve oradaki Türk Kardeşlerimizin haklarını da kimseye yedirtmeyeceğiz, kusura bakmasınlar.

Buradan şu hususları gayet açık ve net bir şekilde altını çizerek tekrarlamakta fayda görüyorum:

Bir; Türkiye S-400 Savunma Sistemlerini bakınız alacaktır demiyorum, almıştır. Biz bu işi bitirdik. İnşallah önümüzdeki ayda bu sistemin ülkemize teslimi yapılacaktır. Bu sistem bir taarruz değildir, bir savunma sistemidir. Ben ülkemi savunmak için gerekli tedbirleri almayacak mıyım? Bunun için birilerine mi soracağım? Tabii ki biz burada böyle bir savunma sistemi için Amerika'dan istedik mi, istedik. Sen verdin mi? Hayır, vermedin. Ne dedin? “Kongre müsaade etmiyor.”

Değerli Arkadaşlar,

Sayın Obama döneminden itibaren biz bu çalışmayı başlattık. Ve bize hep söyledikleri, Kongre müsaade etmedi. Kongre müsaade etmediyse biz de biz de başımızın çaresine bakacağız. Ve ardından S-400 gündeme geldi ve gayet uygun fiyatlarla ve üstelik bir de uygun fiyatlarla olmanın yanında ortak üretime de geçebilme imkânlarını, onun sözünü de almak suretiyle biz sözleşmemizi imzaladık. Ve şimdi inşallah kısa zamanda da geliyor. Bu konuda bizimle işbirliği yapmak isteyen herkese kapımız açık. Biz buna rağmen Sayın Trump'a da, yani ‘eğer siz de bize bu şartlarda verecekseniz, biz sizlerden de Patriot alırız’ dedik, onu da söyledik. Ama onlar bize kalkıp da buna benzer şartları ileri sürerek, evet diyemediler.

İki; Türkiye F-35 uçaklarının sadece müşterisi değil, arkadaşlar burayı çok iyi işlememiz lazım; aynı zamanda üretim ortağıdır. Bugüne kadar 1 milyar dolar civarında 1 milyar 250 milyon dolar ödeme yaptık. F-35 projesinden hiçbir akılcı ve haklı dayanağı olmayan gerekçelerle dışlanmamızın hesabını tüm platformlarda soracağız. Ve şu anda ben yine arkadaşlarıma da gerekli görevleri verdim, onlar da muhataplarıyla görüşmeleri yapıyorlar ve görüşmelerden sonra da gerekirse Başkan Sayın Trump'la zaten ay sonu Japonya'da birarada olacağız. Orada zaten kendileriyle ayrıca görüşmemiz var, orada da bu konuları inşallah karşılıklı olarak görüşeceğiz. Biz tabii oraya gitmeden burada bu işi telefonlarla bir defa görüşelim. İşi geldiği şu safhadan başladığımız noktaya geri çevirelim istiyoruz.

Üç; Doğu Akdeniz'de Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin hakkını, hukukunu, çıkarlarını gözetmeyen hiçbir adımın atılmasına izin vermeyeceğiz. Bu konuda tüm seçenekler masamızda olmaya devam edecektir.

Dört; Suriye'de sınırlarımız boyunca oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu Cerablus-Afrin hattında, Kuzey Irak sahasında nasıl kırdıysak, Fırat'ın doğusunda da aynı şekilde paramparça edeceğiz. Hep söylediğimiz gibi, bir gece ansızın gelebiliriz.

Beş; Türkiye'ye ekonomik tuzaklarla diz çöktüreceklerini sananlar, açık konuşuyorum, bu milleti hiç tanımamış demektir. Biz gerektiğinde ‘kan kusup kızılcık şerbeti içtik’ diyen, gerektiğinde istiklali için canını ve malını ortaya koymaktan çekinmeyen bir milletin ta kendisiyiz. Bugün ayağımıza vurulmaya çalışılan ekonomik prangaları da inşallah en kısa sürede parçalayıp atacağız.

Altı; siyasi istikrarsızlık oluşturmak için çevrilen numaraların hepsinin de farkındayız ve bu tuzağa asla düşmeyeceğiz. Gerilim siyasetine asla tevessül etmeyecek, demokrasiden, milli iradenin üstünlüğünden taviz vermeden bu uzun ve ince yolu kat edeceğiz. Israrla ifade ettiğimiz gibi; bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

Değerli Arkadaşlar,

Hepsi de gayet açık olan bu mesajların muhataplarımız tarafından doğru bir şekilde anlaşılacağını ümit ediyorum.

Bununla birlikte siyasi ve askeri bunca meselesinin alışılmış müttefiklik ilişkilerine, diplomatik teamüllere, karşılıklı çıkar ilişkilerine rağmen üst-üste bindirilmesinin bilinçli bir politika olduğunu da biliyoruz.

Açık konuşmak gerekirse; Türkiye, bir yandan son bir asırdaki en büyük atılımlarını gerçekleştirirken, diğer yandan da aynı dönemdeki en büyük çok yönlü kuşatmayla karşı karşıyayız. Allah'ın izniyle milletimizle kol kola, gönül gönüle vererek tüm bu meselelerin üstesinden gelebilecek güce, iradeye, kararlılığa sahibiz. Bunun için en önemli şart; AK Parti'nin kendi içinde sağlam durması, milletimizle olan gönül bağını güçlü tutması, hedeflerinden sapma göstermemesidir.

Şu anda İstanbul'da seçim var değil mi? Milletvekili arkadaşlarım, değişik illerden belediye başkanı arkadaşlarım, hepsi seferberlik ilan etmiş, İstanbul’da hemşehrileri, yakınları, vesaireleri kim var kim yok onları arıyor, bazıları milletvekili arkadaşlarımız bayram boyunca kendi illerinde İstanbul'da oturanlarla kendi illerine bayram tatiline gelip gidenler, onlarla farklı bir çalışma kurmak suretiyle onları seçim bölgesine nasıl taşırız bunun gayreti içerisinde. Ama bakıyorsunuz birileri de ne yazık ki tam aksine onlar da farklı çalışmaların içerisine girmek suretiyle kendilerine göre belli gayretler göstererek, güya bu güçlü yapıyı zayıflatmanın gayreti içerisine giriyorlar.

Şunu çok iyi bilmemiz lazım Değerli Arkadaşlar: Bu yapıdan bir şeyler koparacağını zannedenler geçmişte de bu tür yollara başvurdular, hatta bazıları grup kurabilecek noktaya bile geldiler. Ama onlardan şu anda hiçbir şey kalmadı, hepsi gitti, siyaset sahnesinden de silinip gittiler. Onun dışında yine aynı şekilde olanlar, şu anda Ana Muhalefetin başındaki zatın önünde eğilenler, bunları görüyoruz, nereden nereye? Kişilik çok önemli bir şey, şahsiyet çok önemli bir şey. Ve bir insan, hele hele Müslüman eşrefi mahlûk olarak o yaratılmışların en şereflisi olma şanına layık olmalıdır, bunu korumalıdır. Onun için biz yolumuza aynı kararlılıkla devam edeceğiz.

Karşımızda AK Parti’yi ve şahsımızı devirmeden Türkiye’yle ilgili planlarını hayata geçiremeyeceklerini gören küresel bir ittifak ve onlarla birlikte hareket eden yerel mankurtlar çetesi vardır, bunu da bilmenizi isterim. AK Parti'nin her milletvekili, her teşkilat mensubu, her belediye başkanı bu bilinçle, bu dirayetle, bu sorumluluk duygusuyla hareket ediyor, hareket etmek zorundadır. Yaptığımız her yanlışın, gösterdiğimiz her zafiyetin, giriştiğimiz her bencil hesabın bedelinin koskoca bir milletin, koskoca bir davanın, koskoca bir tarihin kaderini etkileyeceğini asla unutmamalıyız. Hiç kimsenin bilerek ve isteyerek böyle bir vebalin altına girmeyeceğine inanıyorum.

Tabii insanın olduğu her yerde elbette yanlış da olur, eksik de olur. Önemli olan bunların hasbi bir anlayışla, fedakârlıkla ve çok çalışmayla düzeltilmesidir. İşte bunun için biz istişare yolunu sadece kendi içimizde değil milletimizle de hep açık tuttuk, hep işlettik. Milletin sesine kulak tıkayanlar, hele hele millete kulak vermek yerine onu istiskale yeltenenler bu partinin mensubu olamazlar. Milleti muhatap almayanı biz de muhatap almayız. Elbette her talebi, her beklentiyi yerine getirmek mümkün değildir. Yapılabilecekler zaten yapılır. Şayet yapılabilecek bir şey yoksa izah edilir, insanların gönlü alınır. Ancak biliyorsunuz biz tebliğle mükellefiz, ikna ile değil. O Rabbimizin yedinde olan bir şeydir; bunu da çok iyi bilmemiz lazım, bizim siyaset anlayışımız budur.

Önümüzde Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimleri için 4 yıllık, belediye başkanlığı seçimleri için 5 yıllık bir dönem var. Bu süreler eksiklerimizi tamamlamaya, kırgınlıkları tamir etmeye, yeni bir sesle, yeni bir solukla, yeni bir anlayışla, yepyeni bir vizyonla ülkemizi 2023’e taşımaya Allah’ın izniyle yeterlidir.

Ekonomimizi güçlendirerek, sınırlarımızın güvenliğini sağlama alarak, yatırımı, üretimi, ihracatı, istihdamı arttırarak inşallah hedeflerimize ulaşacağız. Türkiye'yi demokrasisi ve ekonomisiyle dünyanın en büyük 10 ülkesi arasına sokmakta kararlıyız. Bizden sonraki nesillere 2023 ve 2053 hedeflerini gerçekleştirebilmeleri için bırakacağımız en önemli miras bu olacaktır.

Değerli Arkadaşlar,

Şimdi bu akşam burada tabii toplanmamızın da vesilesi olan asıl konuya geliyorum. İşin teknik boyutunu ağırlıklı olarak Savunma Bakanım yapacak, ben işin siyasi boyutu itibarıyla bakışı dillendirmek istiyorum.

Askerlikte aslında biz devrim niteliğinde bir reformu hayata geçiriyoruz. Bu yılların bir beklentisiydi, bu yılların beklentisini şu anda biz devreye aldık. Günümüz dünyasında askerlik görevi gerçekten çok iyi eğitim ve uzmanlık isteyen bir meslek haline dönüşmüştür. Askeri alandaki operasyonel faaliyetler ve araç-gereç kullanımı için verilen eğitimlerin maliyeti bu işin yükümlüler eliyle yapılmasını verimsiz ve anlamsız hale getirmiştir. Ayrıca, kısa süreli eğitimle sahaya sürülen askerlerin can güvenliğini sağlamak da zorlaşmaktadır. Nitekim Türkiye epeyce vakittir planlı ve bilinçli bir şekilde profesyonel askerliğe geçişin hazırlıklarını yürütmektedir, hep bunu konuşmuştuk, hep beraber konuştuk bunları, tartıştık.

Bununla birlikte ülkemizin artan nüfusu sebebiyle askerlik çağına gelen gençlerimizin sayısında sürekli yığılmaların yaşandığı ortadadır. Zaman zaman başvurulan bedelli askerlik uygulamaların amaçlarından biri de, işte bu yığılmayı ortadan kaldırmaktır.

Gençlerimizin gerek eğitim, gerek iş hayatlarında kariyer planlarının onları giderek daha ileri yaşlarda askere gitmeye zorlaması da bir başka önemli husustur.

Gerçeklere gözümüzü kapatamayız. Ben Genelkurmay Başkanı değilim. Bize Anayasa hükmü gereği Başkomutan, diyorlar. Ama Genelkurmay başkanlarımızın birçoğuyla çalıştım, onların altındaki kuvvet komutanlarının birçoğuyla çalıştım, birçok bilgiyi onlardan alma şansını yakaladım. Şimdi tabii burada kuvvet komutanlıkları ve en son Genelkurmay Başkanlığı ve daha sonra da Savunma Bakanlığı görevinde olan Hulusi Paşamızdan da bunları dinleyeceğiz.

Şayet ortada yükümlü askerlik uygulamasıyla ilgili birtakım sıkıntılar ve ihtiyaçlar varsa bunlara çözüm üretmek siyasetçiler ve ülkenin yöneticileri olarak bizim asli görevimizdir. Halen Meclis gündeminde bulunan yeni askerlik düzenlemesi işte bu anlayışla ortaya çıkmıştır. Kanun hazırlığı, personel planlamaları, yeni askerlik sisteminin getireceği sonuçlar, terhis olacak yükümlü sayısı, bunların yürüttükleri görevlerin nasıl idame ve ikame edileceği gibi konuların hepsi de dikkate alınarak yapılmıştır.

Bugün toplamda 419 bin olan Türk Silahlı Kuvvetleri mevcudunun 200 bine yakını, yani yaklaşık yarısı subay, astsubay, yedek subay, uzman, sözleşmeli er-erbaş kadrolarındaki muvazzaf personelden oluşmaktadır. Kritik görevlerde, özellikle terörle mücadelede vazife üstlenen tüm birliklerimiz muvazzaf askerlerden teşekkül etmektedir. Yükümlüler daha çok kıta görevlerinde, geri hizmetlerde değerlendiriliyor. Yeni askerlik kanunuyla yükümlülerin yarıya yakını hemen terhis olacak, kalanları görevlerine devam edecektir. Dolayısıyla yeni askerlik sistemine geçilmesiyle ne ülkemiz sınırları içinde, ne de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti başta olmak üzere ülkemiz sınırları dışında hiçbir aksaklık yaşanmayacaktır, böyle bir şey söz konusu değil.

Biraz sonra Milli Savunma Bakanımız bu konuda zaten detaylı bilgileri verecek. Sadece şu hususu özellikle belirtmek istiyorum: Bu düzenleme bir yandan profesyonel askerliği yaygınlaştıracak, diğer yandan da bu ülkenin tüm evlatlarının temel askeri eğitimden geçmesini sağlayacak bir anlayışla hazırlanmıştır. Çünkü tarih kitaplarında Türk milleti için asker millet veya ordu millet tanımları yapılır. Böyle bir milletin evlatlarının askerlikle ilişkisini tümüyle kesmek düşünülemez. Yeni sistemde bedelli askerlik yapma hakkı kazanan herkes bir aylık temel eğitimden geçecektir. Yükümlü olarak kıtaya gelenler ise, temel eğitimleriyle birlikte toplamda altı ay askerlik yapacaklardır. Muvazzaf kadrolara geçişlerde ilk altı aylık ve ardından ücret mukabili yapılacak ikinci altı aylık askerlik görevinin ardından mümkün olacaktır. Yedek subaylık ve iki yıllık yüksekokul mezunları için bu kanunla gündeme gelen yedek astsubaylık uygulamaları da personel ihtiyacının karşılanmasında önemli bir imkândır.

Altını çizerek ifade etmek istiyorum ki; yeni sistemle Türk Silahlı Kuvvetleri'nde zafiyet oluşacağı iddialarının hiçbir temeli yoktur. Bu düzenlemelerin bir kez daha ülkemize, milletimize ve gençlerimize, Türk Silahlı Kuvvetleri'mize hayırlı olmasını diliyorum.

Her şeyden önce yani şu anda dünyanın en güçlü ordusu diye anılan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesi kusura bakmayın da, yani bir güvenlik zaafını düşünemeyecek kadar basiretsiz mi ya? Bunları biz her an birlikte yaşıyoruz, birlikte müzakere ediyoruz, tartışıyoruz ve her ay bizim bir defa kendi aramızda Milli Güvenlik Kurulu toplantılarımızı yapıyoruz, oralarda da bunlar gündemde, bunları konuşuyoruz. Böyle bir şey olabilir mi?

Değerli Arkadaşlar,

Tabii ben buradan özellikle tüm milletimize bir çağrı yaparak Genel Başkanından milletvekili ve belediye başkan adayına kadar tüm siyasetçilerin seçim döneminde verdikleri sözlerin takipçisi olmasını da istiyorum. Çünkü bazı siyasetçiler kendi deyimleriyle seçim döneminde atıp tutuyorlar, sonra da verdikleri sözlerin neredeyse hiçbirini yerine getirmeden başka işlere yöneliyorlar.

Ve özellikle bu yeni askerlik sisteminin inşallah ülkemiz için yeni bir dönemin başlangıcına vesile olacağını ve beklentilerin çok ciddi bir boyutunu da Allah’ın izniyle çözeceğine inanıyorum. Biraz sonra da teknik boyutunu dinleyeceğiz.

Şimdi tabii bir kötü alışkanlık var, başka bir konuya geçiyorum. O da, şu anda onun önünü kesmemiz gerekiyor. Milletimizin her fırsatta siyasetçilere verdikleri sözleri hatırlatmaları ve hesabını sormalarıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı bu kötü siyasetçi modelinin en tipik örneklerinden biridir ve bunu çok acımasız yapmaktadır. Hele hele işçi vatandaşlarımızla, kardeşlerimizle ilgili yalanları yenilebilir-yutulabilir cinsten değil.

Şimdi ben burada video gösterisiyle sizlere bunu bir takdim etmek istiyorum.

Evet, ne diyor? Söz namustur nokta nokta. 23 Nisan konuşmasında da ne diyordu? Hak, hürriyet, adalet. Aynı adam.

Değerli Arkadaşlar,

Bakın ne diyorsa altından gelenler de aynısını yapıyor. Kılıçdaroğlu 31 Mart seçimleri öncesi CHP'li adaylar tarafından kazanılacak hiçbir yerde tek bir personelin dahi ekmeğiyle oynanmayacağını, kimsenin atılmayacağını üstüne basa basa söz verdi. Seçimden önce kimsenin aşıyla-işiyle uğraşmayacağız diyenler, 31 Mart sonrası ilk iş 14 binin üzerinde işçiye baskıyla sendika değiştirttiler. Bununla da yetinmeyip Bolu’dan Antalya’ya, Adana’dan İzmir’e kadar Türkiye’nin her yerinde işçi kıyımına başladılar. Şimdi ekmeklerinin peşindeki bu işçiler ülkemizin dört bir yanından Ankara'ya, CHP Genel Merkezi’ne doğru yürüyüşe geçmeye hazırlanıyor.

Bireysel birtakım istisnalar dışında belediyecilik konusunda ülkemizin en kötü siciline sahip partisinin CHP olduğu gerçeği 31 Mart'ın ardından bir kez daha teyit edilmiştir. Şehirlerimize verecek hiçbir şeyi olmayan CHP’li belediyeler yetkileri olmadığı halde sahilleri insanların bir kısmına yasaklama gibi buram buram ayrımcılık kokan, faşizm kokan Hitlervari işlerle uğraşıyorlar; yaptıkları iş bu. Çöpleri toplamaktan, işte Muğla'da bütün o piknik alanları çöp yığınlarıyla dolu. Neredesin ya, hadi toplasana. Hal bu. Suları akıtmaktan, sokakları temizlemekten, yatırım yapmaktan, sosyal belediyecilik hizmetleri geliştirmekten aciz bir zihniyetten başka da bir icraat beklemek zaten mümkün değildir.

CHP’nin belediyecilik karnesi 25 yıl önce de böyleydi, şimdi de aynı, bu gidişle korkarım 25 yıl sonra da aynı kalacak. İşte İzmir Körfezi kokudan geçilmiyor. Gördes Barajı’nı biz yaptık arkadaşlar, İzmir’e suyu biz kazandırdık. Ama bütün bunları tabii bizim İzmir halkına da anlatmamız lazım.

Bu partinin kurumsal yapı ve zihniyet olarak millete hizmet etmek gibi bir derdi asla olmadı, olmayacak. Bir yandan ülkemizdeki işsizliği eleştirirken, diğer yandan partisine bağlı belediyelerdeki işçi kıyımına seyirci kalan CHP Genel Başkanı tabii ki bunların hiçbirini görmüyor, duymuyor, dile getirmiyor. Ankara'dan İstanbul'a güya adalet için yürüyen CHP Genel Başkanı, ekmeğinin peşindeki işçilerin feryatlarına kulaklarını tıkıyor, ayrımcılığa ses çıkarmıyor. Bu tablo kendisinin, özellikle de adalet konusundaki samimiyetinin en açık ispatıdır. Hâlbuki daha 5-6 hafta önce Yüksek Seçim Kurulu üyelerine her türlü ahlaka ve adaba aykırı ifadelerle saldıran yine bu kişi değil miydi? Bir de tutmuş bizim yargı reformu strateji belgemizi eleştiriyor. Ama bunu yaparken şimdi Kıpti vatandaşlarımıza saygısızlık olmasın değil mi? Şecaat arz ederken sirkatin söylermiş, siz anlıyorsunuz zaten. Onun için şimdi bu beyefendi de aynen öyle, şecaat arz ederken sirkatin söylüyor. Adalete, yargıya, reforma ne kadar uzak olduğunu ortaya koyuyor. Yargı reformunun bir defaya mahsus çalışma değil bir süreç olduğundan haberi bile yok. Hayatın her alanı gibi yargı konusu da dinamiktir, sürekli geliştirmeyi gerektirir. Biz yargı reformu strateji belgemizle işte bunu yapıyoruz. Dünyanın değişik ülkelerinden bu reformla ilgili takdirler alırken, beyefendi beğenmemiş. Tabii ağzından adalet lafını düşürmeyen, ama ne kanuna, ne yargı kurumuna, ne hakim, savcılara zerre kadar saygısı bulunmayan bir kişiden başka türlü davranış beklemenin mümkün olmadığını da biliyoruz. Biz diğer hususlar gibi adalet konusunda da fiziki ve mevzuat altyapısından insan kaynağına kadar özellikle adalet sistemini güçlendirmek için milletimize verdiğimiz sözlerin gereğini yapmayı sürdüreceğiz.

Özellikle de yargı reformuyla ilgili ilk paketi inşallah çalışma dönemi bitmeden Meclis’e getirmeyi planlıyoruz. Hazreti Mevlana’nın ifadesiyle dikenleri değil çiçekleri-ağaçları sulayan, her şeyi yerli yerine koyan bir adalet idealine ulaşana kadar yolumuza devam edeceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için yapılacak yenileme seçimine malum 10 gün kaldı. Genel Merkezimizde ve İl Teşkilatımızda yapılan planlamalar çerçevesinde İstanbullularla yüz yüze iletişimi esas alan bir seçim çalışması yürütüyoruz. Büyükşehir Belediye başkan adayımız Binali Yıldırım ile İstanbullular arasındaki gönül bağının her geçen gün daha da güçlendiğini görüyorum. Bilgisiyle, birikimiyle, gayretiyle, samimiyetiyle yıldızı giderek parlayan Binali Yıldırım kardeşimizin sahadaki başarısı teşkilatlarımızı da motive ediyor, gayrete getiriyor. Seçim gününe kadar bu çalışmaları kesintisiz sürdüreceğiz. Milletimizin sandığa yansıttığı iradesine sahip çıkmak, 31 Mart’taki hırsızlıkların tekrarını önlemek için de özel bir hazırlık içindeyiz. Bir musibet bin nasihatten evladır sözüne uygun şekilde mahalle ve sandık temsilcilerimizi yeniden organize ettik.

CHP adayı etrafında oluşturulan sahte imaj çemberi kırıldıkça, İstanbul’a gerçekten kimin hizmet edebileceği, bu kadim şehri kimin temsil ehliyetine sahip olduğu daha iyi anlaşılıyor. Milli irade hırsızlığından halkı aşağılamaya, zorbalık ve hakaretten Türkiye düşmanlarının desteğini aramaya kadar her foya birer-birer ortaya dökülmeye başladı. 40 yıldır bu işlerin içinde birisi olarak zarfla mazrufun bu derece zıt olduğu pek az siyasi mühendislik projesine rastladığımı özellikle belirtmek istiyorum. Ama işte mızrak çuvala sığmamış, maskeli balo sona ermiş, takke düşmüş ve kel görünmüştür. Amaç milletin kalbini kazanmak değil de seçime kadar halkı aldatmak olunca, sonuç da işte böyle tecelli ediyor. Biz siyasi hayatımız boyunca daima ne aldanan, ne aldatan olmamak için çalıştık. Yaptıklarımızla, yapamadıklarımızla, sevaplarımızla, günahlarımızla biz milletimize karşı hep samimi olduk. Kameralar önünde başka, arkasında başka konuşup hareket edenler ile aramızdaki en büyük fark işte budur. Bugün de aynı yerde duruyoruz, yarın da aynı şekilde hareket edeceğiz.

Meclis çalışmaları elverdiği ölçüde sizlerden ve tüm teşkilat mensuplarımızdan ricam; değerli arkadaşlar, seçim gününe kadar İstanbul'u adım-adım gezmeye, her bir İstanbullunun gönlüne dokunmaya devam etmemizdir, devam etmenizdir. Rabbim hepinizden razı olsun.

Bu duygularla bir kez daha sizlere hayırlı ve başarılı çalışmalar diliyorum.

Şimdi toplantımızın kapalı bölümüne geçiyoruz.