Test Ve Eğitim Gemisi Ufuk’un (A-591) Denize İniş Töreninde Yaptıkları Konuşma

09.02.2019

Savunma sanayimizin kıymetli mensupları,

Değerli kardeşlerim,

Hanımefendiler, beyefendiler,

Ekranları başında bizi izleyen aziz milletim;

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Türk sanayisi adına tarihi bir adım attığımız bu anlamlı günde Tuzla’da sizlerle bir arada olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Tabii bu vesileyle, saatler önce Kartal’daki bir binanın çökmesiyle orada enkaz altında kalarak ebediyete uğurladığımız 16 kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum. Enkazdan çıkan kardeşlerime Allah’tan şifalar diliyorum. Şu anda yine enkaz altında olup da kurtarma çalışmaları devam eden, bütün bu çalışmalarda ellerinden gelen gayreti ortaya koyan gerek tüm bakan arkadaşlarıma, tüm kurumların temsilcilerine, özellikle oradaki operatörlere, hepsine şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum ve bu enkazın altında kalan kardeşlerimi de sağlık, sıhhatle onlara kavuşmayı da Allah’tan niyaz ediyorum.

Değerli kardeşlerim;

Ülkemizin bu gurur gününe ortak olan, şahitlik eden tüm misafirlerimize teşekkür ediyorum. Sözlerimin hemen başında Tuzla Tersanesi’nde çalışan Türk gemicilik sanayinin gelişmesi, ilerlemesi, güçlenmesi için ter döken tüm kardeşlerime buradan şükranlarımı sunuyorum. Yatırımcılarımızın, şirketlerimizin ve emekçi kardeşlerimizin gayretleriyle Tuzla Tersanesi günden güne ülkemizin iftihar kaynaklarından birine dönüşüyor. Buradaki kardeşlerimiz kışın soğuğuna, yazın sıcağına, denizin rüzgârına aldırmadan gece-gündüz çalışarak, üreterek Türkiye’nin gemicilik alanındaki kalkınma hamlesine de öncülük ediyorlar.

Büyük bir gururla ifade etmek isterim ki bugün Türkiye gemi inşası, tamiri, bakımı ve onarımında Akdeniz’in lider ülkelerinden biridir. Türkiye kendi ihtiyaçları yanında Norveç, İngiltere, Hollanda, Fransa, Almanya ve İtalya gibi dünyanın pek çok gelişmiş ülkesi için buradaki tersanelerde gemiler inşa ediyor. Sadece tuzla bölgesindeki tersanelerde son 16 yılda yaklaşık 2 bin geminin tamiri, onarımı ve yenilenmesi gerçekleşmiştir. Diğer illerimizdeki tersaneler de dahil edildiğinde bu rakamlar kat be kat fazladır. Bir dönem krizlerle, belirsizliklerle boğuşan tersanelerimizin bu seviyelere ulaşması, ülkemiz ekonomisi adına çok çok önemlidir.

Müteşebbislerimizin cesaretleri, işçi kardeşlerimizin emekleri, elbette devletimizin de teşvik ve destekleriyle Türk gemicilik sanayi üzerindeki ölü topağını silkeleyerek son 16 senede yeniden şaha kalkmıştır. Türkiye, savunma amaçlı projeler başta olmak üzere gemi inşa sanayinde giderek kendinden söz ettiren bir konuma ulaşmıştır.

Bugün Türk tersaneciliği üretim kapasitesiyle, hızıyla, işçiliğiyle, ekonomikliği yanında kalitesi yerli-yabancı herkesin takdirini topluyor. İnşallah önümüzdeki dönemde elbirliği içinde başarı çıtamızı daha da yükseklere taşıyacağız. Türkiye’yi diğer alanlarda olduğu gibi gemi üretimi, tamiri ve renovasyonu alanında da dünyanın lider ülkelerinden biri yapacağız.

Kıymetli dostlarım;

Bugün hep beraber denize indiriliş törenini gerçekleştirdiğimiz Türkiye’nin milli test ve eğitim gemisi Ufuk, ülkemizi liderliğe taşıma irademizin en somut göstergesidir. 1,5 yıl önce denize indirdiğimiz Kınalıada korvetinin ardından beşinci gemimiz Ufuk korvetini de denize indirmenin mutluluğunu yaşayacağız. Böylece MİLGEM projemizin en kritik halkalarından birini daha hayata geçirmiş oluyoruz. Ben Türkiye Cumhurbaşkanı olarak ülkemize bu gururu yaşatan yüklenici firmalarımıza, mühendislerimize, tersanede çalışan emekçi kardeşlerimin her birine ayrı ayrı şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

Az önce ifade edildi, tekrarda fayda var; 99,5 metre tam boyu, 14,4 metre azami genişliği, 2400 ton deplasmanı ve 3,6 metre su çekimiyle Ufuk korveti alanının liderlerinden olmaya namzet bir gemidir. Yaklaşık 8600 kilovat toplam güç ile 18 artı knot azami sürate ulaşabilen gemi, 10 tonluk helikopter için gerekli platforma da sahiptir. Ufuk korvetinin komuta kontrol, elektronik sistemler ve test eğitim sistem donanımları da Aselsan tarafından sağlanacaktır.

Bunun yanında Ufuk korveti milli imkân ve kabiliyetlerle üretilen ülkemizin ilk istihbarat gemisi olma özelliğini taşıyor. Dünyada pek az ülkenin sahip olduğu bu teknolojiye hamdolsun Ufuk korvetiyle artık Türkiye de kavuşmuş oluyor.

Ufuk korvetimiz ağır iklim ve deniz şartlarında uluslararası sular dahil, 45 gün boyunca kesintisiz seyir yaparak milli güvenliğimize yönelik tehditleri anında tespit edebilecektir. Önleyici istihbaratın, özellikle sinyal istihbaratının hayati önem kazandığı günümüz dünyasında Ufuk korvetinin çok büyük bir boşluğu dolduracağına inanıyorum. Ufuk korveti, Türkiye’nin denizlerdeki gören gözü, duyan kulağı olacaktır. Zira ülkemizin bulunduğu zorlu coğrafya, bizim sadece ekonomide, tarımda, ticarette, sanayide değil aynı zamanda istihbaratta da çok güçlü bir konumda olmamızı şart koşuyor.

Suriye kaynaklı tehditlerle, Doğu Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de yaşanan gelişmeler sonrasında bu ihtiyaç daha kritik, çok daha acil hale gelmiştir. Her zaman ifade ettiğim gibi, sahada varlık göstermeyen, masada kendine yer bulamaz. Hem terörle mücadelede, hem de Suriye’den ülkemize yönelen tehditlerin bertaraf edilmesinde bu gerçek kendini defalarca göstermiştir.

Türkiye milli güvenliğine yönelik hususlarda başkalarına umut bağladığı her dönemde hüsrana uğramıştır. Ülkemiz ne zaman kendi hedefleri, ihtiyaçları, öncelikleri ve çıkarları doğrultusunda adımları atmışsa işte o zaman başarılı olmuştur. Şayet bugün PKK terör örgütü tarihinin en büyük hezimetini yaşıyorsa, bunun sebebi terörle mücadelemizin kendi imkânlarımızla yürütülmesidir.

Bir diğer önemli sebep de, ülkemizin 30 yıllık terörle mücadele yönteminde yaşanan köklü paradigma değişikliğidir. 2015’ten itibaren tehdidin sınırlarımız içinde yok edilmesi yaklaşımından terörü kaynağında yok etme ve kesintisiz operasyon stratejisine geçtik. Daha önce operasyonlar yılın belli dönemlerinde yapılırken, yeni stratejiyle güvenlik güçlerimiz yaz-kış demeden 365 gün boyunca operasyonlar gerçekleştirerek teröristlere nefes aldırmıyor. Bunun yanında teröristleri takip ve imhada emniyet birimlerimize asimetrik güç sağlayan İHA ve SİHA’larımızın sayısını artırdık. Sınır güvenliğimizi tahkim ederek teröristlerin Suriye, Irak ve İran’dan topraklarımıza sızmalarının önüne geçtik.

Stratejik bölgelerdeki savunulması zor karakollarımızın yerine en modern teknoloji ve silahlarla donattığımız, hemen her türlü terör saldırısına karşı koyabilecek kalekolları inşa ettik. Ayrıca güvenlik korucularımızın sayısının artırılmasından terörle mücadelede profesyonel birimlere geçişe kadar pek çok kritik adımlar attık. Güvenlik ve istihbarat birimlerimizi hem insan kaynağı, hem de teknolojik altyapı bakımından çok daha güçlü hale getirdik. Böylece son üç yılda DEAŞ ve PKK başta olmak üzere vatandaşlarımızın canına kast eden, ülkemizi bölmeye, parçalamaya çalışan tüm terör örgütlerine karşı çok büyük başarılar kazandık.

Kıymetli dostlar;

Ülkemizin bugünlere gelmesi elbette kolay olmamıştır. Türkiye yakın tarihinde silah, mühimmat ve askeri teçhizat bakımından dışa bağımlılığın acısını çok çekmiş bir ülkedir. Bilhassa 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında ülkemize uygulanan ambargolar, baskılar, tehditler ve şantajlar milletimizin hafızasında derin izler bırakmıştır. Bu dönemde Türkiye parasını peşin ödediği uçakları dahi teslim alamamış, üç sene süresince Amerikan patentli hiçbir silahın, hiçbir yedek parçanın, hiçbir cephanenin ülkemize satışına müsaade edilmemiştir. Her ne kadar daha sonra müttefiklerimiz tarafından ülkemize uygulanan ambargo hafifletilse de, Türk savunma sanayine yönelik kuşatma hiçbir zaman tam anlamıyla kaldırılmamıştır.

Türkiye’nin milli menfaatlerini ve ülke güvenliğini güçlendirmeye yönelik her hamlesi farklı bahaneler üretilerek sabote edilmeye çalışılmıştır. Bugün bile müttefiklerimizle yaşadığımız en küçük anlaşmazlıklarda silah alım anlaşmalarımızın gündeme taşındığını görüyoruz. Bölgemizdeki despotları silah ve mühimmata boğanlar konu ülkemiz olunca kırk dereden su getiriyorlar. Dünyanın en eli kanlı teröristlerine silah desteği verenler, mesele Türkiye olunca akla hayale gelmedik engeller çıkartıyorlar. DEAŞ’tan PKK’ya, El Kaide’den El Şebab’a kadar Müslümanların kanını döken bütün terör örgütlerinin elinde Batılı ülkeler mahreçli silahlar var. Suriye’nin kuzeyinde etnik temizlik faaliyeti yürüten PYD-YPG’li katillerin elinde müttefiklerimizin roketleri, bombaları, mühimmatları var.

Böyle bir tablo karşısında Türkiye’nin eli kolu bağlı bir şekilde beklemesi, milli güvenliğini başka ülkelere havale etmesi mümkün değildir. Tarih, ders almayanlar için tekerrür eder. Biz de devlet olarak hem karşımızdaki bu tablodan, hem bölgemizde yaşananlardan, hem de tarihimizden ders alarak savunma sanayimizi geliştirmeye, güçlendirmeye çalışıyoruz. Bunun için de devletimizin resmi kurumları yanında özel sektör kuruluşlarımıza da çok güçlü destek veriyoruz.

Dünya sadece teknoloji, hizmetler, ulaşımda, üretim değil aynı zamanda savunma sanayinde de kamu-özel ortaklığına doğru yol alıyor. Bugün askeri teknolojisi gelişmiş ülkelere baktığımızda, devletin yanında özel sektör firmalarının da çok büyük rol oynadığına şahit oluyoruz. Ülkemizin de kullandığı helikopter, füze, radar sistemleri, telsiz ve uydu teknolojisi gibi birçok teçhizatın üreticisinin özel sektör olduğunu görüyoruz. Hatta çoğu zaman özel sektör firmaları bu alanlarda resmi kurumlara öncülük ediyor. Çünkü asıl büyük başarı, kamunun imkânlarıyla özel sektörün tecrübe ve dinamizmi birleşince yakalanıyor. Hal böyle iken Türkiye’nin savunma sanayi konusunda miadını çoktan doldurmuş eski sistemde ısrar etmesinin makul hiçbir izahı olamaz. Eski çalışma yöntemlerine takılıp kalmak ülkemize fayda değil bilakis telafisi zor zararlar verecektir.

Burada CHP Genel Başkanının Sakarya’daki Tank Palet Fabrikamız da dahil gündeme getirdiği iddiaların ne milli kaygılarla, ne savunma sanayimizle, ne de orada çalışan kardeşlerimizin hassasiyetleriyle hiçbir ilgisi yoktur. CHP Genel Başkanı yaptığımız onca açıklamaya rağmen inatla ve ısrarla halen bu fabrikanın yabancılara satıldığı yalanını söylüyor. Karasu’daki konuşmamda da söylediğim gibi, Tank Palet Fabrikamızın satılması, yani mülkiyetinin devri asla söz konusu değildir. Fabrika arazisindeki her türlü taşınmazın üretim, bakım ve onarımda kullanılan her türlü teçhizatın mülkiyeti devlete aittir ve öyle kalacaktır.

Hatta şu anda bu alımı yapan firma yüzde 50 Katar, yüzde 50 Türk ortaklığı olan bir firmadır. Ve şu anda buraya yaklaşık 40-50 milyon dolar gibi de bir yatırım yapılmak suretiyle bu fabrika elden geçirilecektir. Yapılan iş, sadece işletme hakkının belli şartlar ve belli süreler dahilinde, ki bu 25 senedir, ülkemizin öncü kuruluşlarından birine devredilmesidir. İşletmeyi devralan firmamız yeni yatırımlarla fabrikayı çok daha güçlü, çok daha verimli hale getirecektir. Fabrikada çalışan kardeşlerimizin özlük haklarında da hiçbir gerileme yaşanmayacaktır.

Kıymetli dostlar;

Olmadık iftiralarla, yalan yanlış bilgilerle milletimizin kafasını karıştırmaya çalışanlar en büyük zararı Türk savunma sanayine veriyor. Bunlar akla ve vicdana sığmayan iddialarıyla birçok başarılı projeyi hayata geçiren kamu-özel sektör işbirliğini de dinamitlemeyi hedefliyor.

Burada şu gerçeğin altını çok net bir şekilde çizmek istiyorum: Savunma sanayiinde özel sektör düşmanlığı yapmak, ‘Türkiye insansız hava aracı üretmesin, silahlı insansız hava aracı üretmesin, işte burada olduğu gibi korvetler, istihbarat gemileri üretmesin’ demektir.

Bir dönem merhum Nuri Demirağ, Vecihi Hürkuş, Nuri Killigil gibi vatan-millet sevdalılarına Türkiye’yi dar edenlerin şimdi de bize saldırmaları, başarılı özel sektör firmalarımızı hedef almaları asla tesadüf değildir. Bunların yegâne amacı; Türkiye’yi ekonomide IMF’e, diplomaside Batıya, savunma sanayinde de belli başlı devletlere mahkûm etmektir. Bu anlayış sahipleri bizim gözümüzde Türkiye’yi içeriden çökertmeye çalışan Truva atlarıdır.

Biz şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da terör örgütüne taşeronluk yapanların değil milletimizin ne dediğine bakacağız. Biz devletimizin beka mücadelesini baltalamaya çalışanların değil yüreği bu ülke için çarpanların hassasiyetini dikkate alacağız. Biz FETÖ’cü alçaklara alkış tutanlara değil 15 Temmuz gecesi göğsünü tanklara siper edenlere kulak kabartacağız. Türkiye içindeki bu gafillere rağmen savunma sanayinde başarı hikâyesi yazmaya devam edecektir. Ülkemiz bunlara rağmen 2023 hedefleri, 2053 ve 2071 vizyonları doğrultusunda kutlu yolculuğunu sürdürmeye kararlıdır.

Ben bu düşüncelerle sözlerime son verirken, bir kez daha denize iniş törenini icra edeceğimiz Ufuk korvetimizin milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Geçmişten bugüne Türk savunma sanayinin gelişmesine öncülük etmiş herkese ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Vatanımızın bağımsızlığı uğrunda gözlerini kırpmadan canlarını veren şehitlerimizi bir kez daha rahmetle yad ediyor, gazilerimizden hayatta olanlara Rabbimden sağlık ve afiyet niyaz ediyoruz. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.