15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

“Hâkim ve Savcılarımız Mesleklerinin Onuruna Sahip Çıkıp, Yargıyı Ele Geçirmeye Çalışan Yapıya Gereken Cevabı Verdiler”

13.10.2014
“Hâkim ve Savcılarımız Mesleklerinin Onuruna Sahip Çıkıp, Yargıyı Ele Geçirmeye Çalışan Yapıya Gereken Cevabı Verdiler”

 

Marmara Üniversitesi’nin akademik yıl açılış törenine katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün sonuçlanan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerini değerlendirerek, “HSYK seçimlerinde kazanan hiç kuşkusuz milletimiz, ülkemiz ve adalet olmuştur. Bağımsız yapısıyla HSYK’nın adalet dağıtımında ve yargı sisteminin sorunlarının çözümünde artık vicdanları rahatlatan bir yapıyla geleceğe ilerleyeceğine gönülden inanıyoruz” dedi.

Marmara Üniversitesi’nin Haydarpaşa Yerleşkesinde düzenlenen törende yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, mezunları arasında olduğu üniversitenin akademik yıl açılışına katılmaktan büyük heyecan duyduğunu dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden mezun olduğu dönemde futbola çok meraklı olmasına karşın aynı zamanda üniversite eğitimi yapmayı çok arzuladığını belirterek, imam hatip lisesi mezunları için şartların zor olmasına karşın, fark derslerini vererek Aksaray'daki İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde okuduğunu aktardı.

Mezuniyetinden bir yıl sonra 1982'de okulun, Marmara Üniversitesi adını aldığını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Emin Bey (Mehmet Emin Arat) ile de aynı sınıfta okuduk. O zamanlar Ahmet Davutoğlu hocamız da asistanlık dönemini geçiriyordu. Böyle bir yapının içindeydik ve genç bir mezun olarak ayrıldığım Marmara Üniversitesi’ne bugün Türkiye Cumhuriyetinin halk tarafından seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olarak geldim. Bundan dolayı gerçekten heyecanımı gizlemekte zorlanıyorum" dedi.

“MARMARA ÜNİVERSİTESİ BUGÜNE KADAR ÇOK SAYIDA BİLİM İNSANI, SANATÇI, SİYASETÇİ, BÜROKRAT YETİŞTİRMİŞTİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Marmara Üniversitesi’nin ilk nüvesinin atıldığı 1883 yılından bugüne kadar çok sayıda bilim insanı, sanatçı, siyasetçi, bürokrat yetiştirdiğini, Türkiye Cumhuriyeti'ne bir cumhurbaşkanı yetiştirmiş olmasını da Marmara Üniversitesi adına bir iftihar vesilesi olarak gördüğünü söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İnşallah bizi bu makama doğrudan oylarıyla layık gören aziz milletimize olduğu kadar bizim yetişmemize vesile olan üniversitemize, çok değerli hocalarımıza, üniversite mensuplarımıza da mahcup olmayacak, İnşallah yüzünüzü kara çıkartmayacağım. Yine bu vesileyle gerek öğrencilik yaptığım dönemde emeği olan hocalarımdan, gerek 133 yıl içinde, üniversiteye emek veren değerli bilim insanlarından vefat etmiş olanlarını rahmet ve minnetle yâd ediyor, hayatta olanlarına da uzun, sağlıklı bir hayat temenni ediyorum" diye konuştu.

“ŞEHİTLERİMİZE ALLAH'TAN RAHMET NİYAZ EDİYORUM”

Konuşmasında, Sivas'ta dün Çevik Kuvvet polislerini taşıyan otobüsün kaza yapması sonucu 3 polisin şehit olduğuna, 33 polisin yaralandığını, Kocaeli'ndeki helikopter kazası neticesinde de 2 subay, 2 astsubayın şehit düştüğüne işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: "Şehitlerimize Allah'tan rahmet niyaz ediyorum. Yaralı olan polislerimize Rabbimden şifalar temenni ediyorum. Şehitlerimizin yakınlarına Allah'tan sabırlar temenni ediyorum. Emniyet Teşkilatımıza, milletimize, 'Başımız sağ olsun' diyorum. Yaralı polislerimizin içinde durumu ağır olanlar var, onları da takip ediyoruz. İnşallah şifa bularak, hastaneden onlar da taburcu olurlar."

“HSYK SEÇİMLERİNDE KAZANAN MİLLETİMİZ OLMUŞTUR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün sonuçlanan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerine ilişkin olarak da, "Yine ülkemiz adına özellikle de yargı sistemimiz adına, oldukça önemli bir seçim başarıyla tamamlandı ve sonuçlar açıklandı. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda görev yapacak üyelerin 10 tanesi yapılan seçimlerle belirlendi. Öncelikle seçimlerin ülkemiz, milletimiz, yargı camiamız için hayırlı olmasını diliyorum. Türkiye genelindeki hâkim, savcılarımız yargının ve mesleklerinin onuruna sahip çıktılar ve yargıyı ele geçirmeye çalışan, vicdanlara ipotek koymaya çalışan yapıya gereken cevabı sandıkta verdiler. HSYK seçimlerinde kazanan hiç kuşkusuz milletimiz olmuştur, ülkemiz olmuştur, adalet olmuştur. Bağımsız yapısıyla HSYK'nın gerek adalet dağıtımında gerek yargı sisteminin sorunlarının çözümünde artık vicdanları da rahatlatan bir yapıyla geleceğe ilerleyeceğine gönülden inanıyoruz. Sonuçların bütün yargı mensuplarımız için hayırlı olmasını diliyorum, seçilen üyeleri kutluyorum, sonucun tekrar milletimiz, ülkemiz için hayırlı olmasını niyaz ediyorum" değerlendirmesinde bulundu.

‘BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NIN 100. YILI

Bu yılın Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasının 100. yılı olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: "28 Haziran 1914'te Avusturya-Macaristan veliahttı Ferdinand, Saraybosna'da bir suikast sonucu öldürülmüş, ardından da bütün Avrupa'yı ve Osmanlı topraklarını içine alan büyük bir savaş başlamıştı. Bu yılın haziran ayından itibaren o esnada başbakan olarak, son 2 aydır da cumhurbaşkanı olarak bu savaşın 100. yılına mümkün olduğunca dikkatleri çekmeye çalışıyorum. Özellikle üniversitelerimizin bu önemli savaşla ilgili daha fazla çalışma yapmaları, ortaya daha fazla eser koymaları açıkçası benim çok arzu ettiğim bir durum."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yılın açılış dersini veren Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu'nun, tarihi kültürel mirasın korunması konusundaki sözlerine dikkat çekerek, bu konuda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın da kendi belediye başkanlığı döneminde başlatılan çalışmalara devam etmesini istedi.

“BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI'NI EN İYİ AYDINLATABİLECEK OLAN BİZİM BİLİM İNSANLARIMIZDIR”

Konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Birinci Dünya Savaşı'nı İngilizce, Fransızca kaynaklardan okumak, emin olun bizim adımıza, milletimiz adına özellikle de bilim camiası adına çok yaralayıcı olur. Bu savaşın merkezinde Osmanlı İmparatorluğu vardı, yani İstanbul vardı. Birinci Dünya Savaşı'nı en iyi araştırabilecek, en iyi analiz edebilecek ve aydınlatabilecek olan bizim bilim insanlarımızdır. Zira bu savaşın en değerli belgeleri, İstanbul arşivlerindedir, İstanbul kütüphanelerindedir. Bakın yine bu yıl aralık ayında, Birinci Dünya Savaşı dâhilinde Sarıkamış Harekâtı’nın 100. yıl dönümü idrak edilecek. Ardından 18 Mart'ta Çanakkale Zaferimizin 100. yılına ulaşacağız. 2015 yılı, 1915 olaylarının da 100. yıl dönümü olması hasebiyle bizi ayrıca meşgul edecek. 7 Aralık 2015'te adeta unutulmuş bir büyük zaferimizin Kut'ül Ammare zaferimizin, 100. yıl dönümüne ulaşacağız. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yıl dönümü olan 2023 yılına kadar bugünümüzü şekillendiren çok sayıda hadise gündemimize gelecek. Ülke olarak, millet olarak, özellikle de üniversite ve bilim camiası olarak bizim bu 100. yıl dönümlerini son derece verimli şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Buradan ayrıca Sayın Başbakanımıza, Milli Eğitim, Kültür ve Turizm Bakanlarımıza, Yükseköğretim Kurulumuza, tüm üniversite rektörlerimize, bu 100. yıl dönümlerini en iyi şekilde değerlendirmeleri yönünde hatırlatmamı da yapmak istiyorum" dedi.

Birinci Dünya Savaşı'nın bugün bölgede var olan tüm kriz ve çatışmaların fitilini ateşleyen bir savaş olduğunu, savaşın 1918 yılında Mondros Mütarekesi ile sona erdiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ama etkileri hiç azalmadan her gün her yıl daha da artarak bugünlere gelmiştir. Şu anda Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da var olan sınırlar hemen hemen bütünüyle Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı bakiyesi olan topraklar üzerinde oluşmuştur. Burası çok önemlidir. Yaklaşık 100 yıl öncesine kadar Bosna Hersek'ten Yemen'e, Gürcistan'dan Libya'ya kadar çok geniş bölge, buradan, şu üzerinde bulunduğumuz İstanbul'dan idare ediliyordu. Savaş sona erdiğinde ise idare ettiğimiz topraklar bugün bile sahip olduğumuz topraklardan daha dar bir sınır içine hapsedilmek istendi" diye konuştu.

“20. YÜZYILIN BAŞINA KADAR DÜNYADA ORTA DOĞU DİYE COĞRAFİ BİR KAVRAM YOKTU”

Özellikle Orta Doğu'da sınırların belirlenmesinin bugün dahi dikkatle üzerinde durulması gereken bir konu olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: "Dikkatinizi çekiyorum, 20. yüzyılın başına kadar dünyada Orta Doğu diye coğrafi bir kavram yoktu. Yakın Doğu vardı, Uzak Doğu vardı ama Orta Doğu diye bir kavram kullanılmıyordu. Orta Doğu kavramı bir coğrafi bölgeyi işaret etmek için değil, petrol ve çatışma bölgelerini işaret etmek amacıyla icat edildi, burası anlamlı. Birinci Dünya Savaşı'nın galibi olan egemen güçler Kahire'de bir masanın etrafına oturdular, ellerine birer cetvel aldılar, bu bölgede sancısı bugüne kadar devam edecek sınırlar orada çizildi. İsimlerini vermeyeceğim. Orta Doğu'da iki ülkenin sınırları hiçbir gereği yokken düz zikzaklar çizer. Teferruatına fazla girmeyeceğim, hatta o sınıra bugün bile 'Churchill'in hıçkırığı' adı verilir. Nedenini zaten hocalarım bilir, oraya girersem biraz ayıp olur. Gerçekten sınırlara baktığınızda son derece keyfi, gerçeklikten son derece uzak biçimde çizildiğini görürsünüz. Örneğin bölgedeki Şii mezhebine mensup halk üç ayrı devlete dağıtılmıştır. Türkmenler aynı şekilde üç ayrı devlete dağıtılmıştır. Lübnan'da sayıları o dönem çok az olan Dürzi halk bile üç ayrı devlete paylaşılmıştır. Aynı şekilde Kürtler köylerin dahi ortasından sınır geçirilmek suretiyle üç ayrı ülkeye dağıtılmışlardır."

“ÜLKELERİN TOPRAK BÜTÜNLÜKLERİNİ SAVUNMAK NOKTASINDA TÜRKİYE HER ZAMAN EN ÖN SAFTA OLACAKTIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün gibi ülke isimlerinin Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra konulduğunu ve o güne kadar da belki hiç duyulmamış isimler olduğunu belirterek, "Benim bu sözlerimden hiç kimse farklı manalar çıkarmaya çalışmasın. Birinci Dünya Savaşı'nın 100. yıl dönümünde sınırları tartışmaya açacak değilim. Böyle bir derdimiz yok. Her zaman altını çizdiğim gibi bugün de burada tekrar ediyorum hiçbir ülkenin sınırlarında, hiçbir ülkenin iç işlerinde bizim gözümüz yok. Ülkelerin toprak bütünlüklerini savunmak noktasında Türkiye her zaman en ön safta olacaktır. Ancak burada coğrafi sınırların değil, zihinlerdeki sınırların, gönüllerdeki sınırların mutlaka ve mutlaka tartışmaya açılması taraftarı olduğumu özellikle belirtmek isterim. Bu bizim için önemli" dedi. Bu coğrafyada sınırların tamamen kasıtlı olarak, hiç bitmeyecek çatışmalar üretmek üzere çizildiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Eğer zihinlerdeki, gönüllerdeki sınırları aşamazsak, 100 yıldır devam eden bu çatışmalara çözüm üretebilmek asla mümkün olmaz" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, neden başta Irak olmak üzere Şii mezhebi ile Sünni mezhebinin mensuplarının çok kanlı bir çatışma içerisinde olduğu sorusunu yönlendirerek şöyle söyledi: "Açık söylüyorum bu haritayı çizenler öyle istediler da ondan. Araplar, Kürtler, Türkmenler aynı inancın, aynı değerlerin aynı kültürün mensupları oldukları halde neden sürekli gerilim halindeler? Bu haritayı çizenler böyle olmasını istediler de ondan, başka bir şey aramaya gerek yok. İşte zihinlerdeki ve gönüllerdeki sınırları kaldırmaktan kastettiğim benim budur. Bölgenin asli unsurları 100 yıl önce onları çatıştırmak için kurulmuş bir oyunun bugün hala edilgen aktörleri olmaya devam edecekler mi? Şiilerle Sünniler insanlık dışı yöntemlerle birbirlerini katlederken buna bütün Müslümanlar üzülüyor. Ama bu çatışmayı kurgulayanlar 100 yıldır seviniyor."

ORTA DOĞU’DA YAŞANAN ÇATIŞMALAR

Araplar, Kürtler ve Türkmenlerin birbiriyle gerilim yaşarken bütün coğrafyanın üzüldüğünü, ama bu gerilimi kurgulayanların 100 yıldır ellerini ovuşturduklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu çatışmalar sayesinde adeta Orta Doğu toprağına ne yazık ki pipet batırıp, petrolü var gücüyle çekenler de yine başkaları. Ama ölenler biziz, kanı akanlar biziz, bizim çocuklarımız, bizim evlatlarımız bizim kardeşlerimiz ölüyor ve bu cinayetleri kurgulayanlar iştahla seyrediyorlar. Yani gelip buralarda 10 milyonlarca, 100 milyonlarca doları bombaları atmak suretiyle oraya atanlar zannediyor musunuz ki barış için uçaklarıyla, füzeleriyle orada bulunuyorlar? Hayır, petrol kuyularını kendi tasarrufları altına almak için bunu yapıyorlar. Çünkü çok daha fazlasıyla bunu geri alıyorlar" dedi.

Bu feryadının duyulması gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: "Ey Şii kardeşim, Bağdat'ta camiye namaz kılanların arasına dalıp ibadet eden onlarca insanı katlettiğinde kimi katlediyorsun, bunu hiç düşündün mü? Ey Sünni kardeşim, Kerbela'da ibadet edenlerin arasına dalıp, üzerindeki bombayı patlatıp çocukların bile ölmesine sebep olarak kimi sevindiriyorsun, bunu hiç düşündün mü? Ey IŞİD, ey PKK yaptığınız katliamlarla aslında kimlerin değirmenine su taşıdığınızı hiç düşündünüz mü? Kimleri sevindirdiğinizi, kimleri mutlu ettiğinizi, kimlerin hangi tür tasarımlarına alet olduğunuzu hiç düşündünüz mü? Aynı şekilde Filistin'deki taraflara da buradan sesleniyorum. Aranızdaki anlaşmazlığın kimleri sevindirdiğini, kimlerin işine yaradığını hiç düşündünüz mü? İşte bu coğrafyanın tüm halkları özellikle de akademisyenleri, münevverleri, yazarları, sanatçıları bu can alıcı soruları sormaya başlamazlarsa yani zihinlerindeki sınırları aşamazlarsa 100 yıldır yaşadığımız acıyı asırlar boyu yaşamaya devam ederiz."

“100 YIL BOYUNCA DOĞRU SORULARI SORMAK VE DOĞRU CEVAPLAR ÜRETMEK MÜMKÜN OLMAMIŞTIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu coğrafyada topraklara sınırlar çizilirken, çok kasıtlı ve çok bilinçli olarak münevverlerin, sanatçıların, özellikle de idarecilerin zihinlerine de sınırlar ve bariyerler konulduğuna işaret ederek, "İşte onun için 100 yıl boyunca doğru soruları sormak, doğru sorulara doğru cevaplar üretmek mümkün olmamıştır. Aynısı Türkiye'de de akademisyenlerimizin, sanatçılarımızın, yazarlarımızın, münevverlerimizin zihinlerine çizilmiştir. Orta Doğu meselesi denildiğinde hep şu söylenir; 'Araplar bizi sırtımızdan vurdu' denilir, konu kapatılır. Filistin denildiğinde 'Bize ne Filistin'den' denilir, konu kapatılır. Şii-Sünni gerilimi denildiğinde 'Biz mi düzelteceğiz Allah aşkına bize ne' denilmiş, konu kapatılmıştır. Kürt meselesi denildiğinde 'Asker ilgilensin, polis ilgilensin' denilmiş, konu kapatılmıştır. 1915 olayları denildiğinde 'Duymayalım, görmeyelim' denilmiş, bu konuda kapatılmış" dedi.

“TÜRKİYE'DE STATÜKO 1. DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA OLUŞTURULMUŞTUR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Tedavi ve teşhis" vurgusu yaparak, "Eğer siz bu teşhisi yapar da tedavi yöntemlerini devreye sokmazsanız tabii ki bunun bedeli ağır olacaktır. Türkiye'de statüko 1. Dünya Savaşı sonrasında oluşturulmuştur. Maalesef bugüne kadar da ayakta tutulmuştur. Şu anda statüko partilerinin Orta Doğu'ya 'bataklık' demesi, Orta Doğu'ya 'sırtımızı dönelim' demesi, 'ama biz bu işlere karışmayalım' demesi 100 yıl önce zihinlere çizilen bu sınırların gereğini yerine getirmekten başka hiçbir şey değildir. Bakın tekrar ediyorum, coğrafi sınırları, ülke sınırlarını asla kastetmiyorum, zihinlerdeki ve gönüllerdeki sınırları kastediyorum. Zira Sykes-Picot sadece coğrafi sınırları çizmeye niyetlenmemiş zihinlere de özellikle sınır çizmeye niyetlenmiş ve bunu da maalesef başarmıştır" dedi.

“ARTIK AJANLAR BİRER HAİN OLARAK KENDİ HALKLARI İÇİNDEN ÇIKABİLİYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 100 yıl önce egemen güçlerden çil çil altın alarak şuursuzca Osmanlı'ya isyan edenlerin ve bu coğrafyaya en büyük ihaneti yapanların bulunduğunu belirterek, "Bunlar saygıdeğer hocalarım, sevgili öğrenciler bugün de var. 100 yıl önce Arap çöllerinde Osmanlı'yı yıkmak için ajanlar vardı, bunlar bugün de var" diye konuştu. Lawrence'ın Arap görünümlü İngiliz olduğuna belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: "Şu anda ise artık ajanlar birer hain olarak kendi halkları içinden çıkabiliyor. Bakıyorsunuz ki din adamı görünümünde, hizmet eri görünümünde, gazeteci, yazar görünümünde hatta ve hatta terörist görünümünde yeni Lawrenceların bölgeyi ateşe atmak için çabaladığını görüyorsunuz. Şu anda bile gerek Türkiye'de gerek yakın coğrafyamızda hizmet diyerek, düşünce ve basın özgürlüğü diyerek, kimi zaman da bağımsızlık savaşı ya da cihat diyerek Sykes-Picot gizli anlaşmasının gereğini yapanlar gönüllü Lawrencelık yapanlar maalesef var."

“BÖLGENİN UMUDU TÜRKİYE'DİR”

Osmanlı Devleti'nin 100 yıl önce söz konusu bütün coğrafyayı birlik içinde ve huzur içinde tutabildiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şunu en başta bizim kabul etmemiz gerekiyor; 100 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti doğru soruları sorarak, doğru adımları atarak bu coğrafyanın huzur ve istikrarını sağlayacak. Kesin inanıyorum, yegâne ülkedir, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Hiç abartmadan söylüyorum, inanın bölgenin umudu yine Türkiye'dir. Siz bölgedeki idarecilere bakmayın, yöneticilere bakmayın bölge halkının umudu Türkiye'dir, Türkiye'yi bekliyor. Sınırları değiştirerek, ülkelerin iç işlerine müdahale ederek değil; doğru soruları sorarak, umut ve öz güven aşılayarak Türkiye zihinlerdeki ve gönüllerdeki sınırları ortadan kaldırabilir. Bunu yapacak olan en başta üniversitelerdir" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'de şu anda 175 üniversite ile bir değişimin, dönüşümün zihinsel olarak altyapısının oluşturması gerektiğine dikkat çekerek, "Hiç tereddüt etmeden ve en başta akademisyen, bilim insanı ve tarihçilerimiz bunu kesinlikle yapacak güçtedir. Sanatçılarımız, yazarlarımız, siyasetçi, bürokrat ve diplomatlarımız 100 yıl sonra doğru soruları sormak ve doğru istikameti çizmek adına bölgenin umududur. Önce biz kendimize doğru soruları soracağız, önce biz Birinci Dünya Savaşı'nın zihinlerimize çizdiği sınırları kaldıracak statükonun baskısından kurtulacağız. Yeni Türkiye işte bir yönüyle de bu soruları sorabilen ve bu sorulara cevap üretebilen bir kavramdır. Yeni Türkiye, 100 yıl önce zihinlerimize biçilen ve artık o dar gelen kıyafetlerden kurtulmak demektir. Yeni Türkiye, 100 yıl önce zihinlerimiz ve gönüllerimiz önüne kurulan bariyerleri kaldırma mücadelesi demektir. Bu coğrafya içinde yaşanan her çatışma, her gerilim, anlaşmazlık 100 yıl önce tasarlanmıştır. İşte bu tasarımı bozmak, bu tuzağı altüst etmek bizim vazifemizdir. Bunu herkese anlatmak zorundayız. Terör örgütünün tuzağına düşen, yani modern Lawrenceların peşinden gidenlere bunu tane tane anlatmak durumundayız" diye konuştu.

ESED REJİMİNİN KATLİAMLARI

Ubudiyet, ulûhiyet anlayışının ne olduğunu anlatmak zorunda olduklarını, inançlarında ve değerlerinde Allah'tan başka kimseye kulluk olmadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: "Şiiye, Sünniye, Nusayriye, Süryani, Ezidi, Rum, Ermeni, Dürzi ulaşabildiğimiz herkese bu büyük oyunu, kumpası anlatmak zorundayız. Kalkıp da bir dini önder Suriye'de 250 bin kişi öldürülüyor ve kendisine '250 bin kişi öldürüldü efendim. Bunu karşısında siz niye bir tavır koymuyorsunuz' diye sorduğumda bana verdiği cevap ne biliyor musunuz? 'İsrail'e karşı ayakta duran tek kişi Esed'dir' diyor."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, öldürülenlerin İsrail kendilerine saldırdığı zaman dik durduğunu, Esed'in İsrail'e karşı bir tane kurşunu olmadığını belirterek, "Konvansiyonel silahlarla 250 bin insanı öldürüyor. Siz hala bunlara destek veriyorsunuz. Hala bunlara silah, para gönderiyorsunuz. Şimdi söylüyorum böyle bir dini önder olabilir mi? Sıkıntı burada. Sorgulamamız lazım. Halkların, akademisyenlerimizin sorgulaması lazım. Efendim o makamda. Hangi makamda olursa olsun. Herkes yerini, konumunu bilecek. Bütün mesele o sorgulamayı yapabilmemiz" dedi.

SİLAH TÜCCARLARININ KAZANCI

Türkiye'ye yönelik otuz yıldır bir terör tehdidi bulunduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunu görüyorsunuz. 30 yıl sonra baktığımızda Allah aşkına kim kazandı? Kürt kazanmadı, tam tersine çok ağır kayıp verdi. Türk kazanmadı, büyük acılar çekti. Türkiye, Irak, Suriye kazanmadı. Ama bu 30 yıllık terör meselesinden çok büyük kazanç sağlayanlar çıkmadı mı? Çıktı. Silah tüccarları, kan tüccarları, petrol tacirleri kazandılar."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu sorunların tohumlarını gelip, bu topraklara ekenlerin, bölgeyi çatışma teorisi üzerine inşa edenlerin ve şekillendirenlerin, her çatışmada, her gencin toprağa düşmesinde, kanın toprağa akmasında kazandığını vurguladı. Terör örgütünün ve örgütün gölgesinde siyaset yapanların bunu gayet iyi bildiğini anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, neye hizmet ettiklerini, nasıl modern Lawrence olduklarını, çil çil altın karşılığında kimlere hizmetkâr olduklarını çok iyi bildiğini kaydederek, bunu Türk, Arap ve Kürt kardeşlerinin de bilmesini istediğini vurguladı.

BATI MEDYASININ ALGI OPERASYONLARI

Kilometrelerce uzaklıktaki bir medya kuruluşunun Taksim'deki şiddeti, vandallığı neden saatlerce yayın yaptığını soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendi ülkelerinde benzeri hadiseler olduğunda susanların Taksim'i saatlerce canlı yayınladığını bildirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amerika'da ilgili üst düzey birine "Ferguson olayları hakkında ne diyorsun?" şeklinde soru sorduğunu ancak bu kişinin cevap vermediğini, kaçamak yaptığını, tekrar sormasına rağmen yine kaçamak yaptığını belirterek, bu kişinin çok iyi tanındığını, aynı soruyu tekrar sorması üzerine bu kişinin etrafından dolaşarak cevap vermeye çalıştığını anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ver işte. 18 yaşındaki bir genci polisiniz öldürdü. Ver cevabını. Veremezler. Bakın Taksim'de 12 ağacın yeri değiştirildi diye kıyamet kopardılar bunu dert mi edindiler? Yok. Biz şu 12 sene içerisinde 600 milyon yetişmiş ağaç, 2 milyar 400 milyon fidan olmak üzere 3 milyar ağaç diktik Türkiye'de" diyen Erdoğan, böyle bir çalışmayı görmek istemeyen kişilerin dertlerinin başka olduğunu, "Mesele ağaç değil, hala anlamadınız mı?" şeklinde söylemlerinin bulunduğunu, bu gerçeklerin görülmesi gerektiğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'in katlettiği 16 gazeteci için susanların Türkiye'ye var güçleriyle saldırdıklarını, bunun nedenlerinin üzerinde durulması gerektiğini, Filistin'den ölen masum çocuklar için vicdanlarının sesini dillendiren gazetecilere uygulanan mahalle baskısını görmeyenlerin Türkiye'ye özgürlük düşmanı iftirasını attığını ifade etti.

“IŞİD İLE MÜCADELEMİZ AYNI KARARLILIKLA DEVAM EDECEKTİR”

Konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bir tehdit olduğunda Twitter, Facebook'a yasak getirenler Türkiye'nin ulusal güvenliği söz konusu olduğunda neden özgürlüğü hatırlıyorlar? Ve işte zalim Esed'e var gücüyle destek olanlar acaba Esed'in ürünü olan IŞİD'e Türkiye'nin destek verdiği yalanını neden yayınlıyorlar? Açık ve net söyledim. Meydanlarda söylüyorum. Eğer bir müddei iddiasını ortaya koyuyorsa bunu ispatla mükelleftir. Bugüne kadar ne PKK'sı ne IŞİD'i hiçbir zaman Türkiye'nin korumasına girememiştir. Onlara herhangi bir destek verildiğini iddia edenler bunu ispatla mükelleftir. Bunu ispat edemeyenler alçaktır, vatan hainidir. Bunu açıkça söylüyorum. Çünkü bizim onlarla tam aksine mücadelemiz ve 40 bin insanımız ülkemizde. Şimdi IŞİD ile bu terör örgütüyle mücadelemizde aynı kararlılıkla devam edecektir. Ancak burada biz bir tezgâha gelemeyiz. Dikkatli olmaya mecburuz. Onun için de ileri şartlar sunuyoruz. Bir, diyoruz ki uçuşa yasak bölge ilan edilmelidir. İki, burada güvenli bölge ilan edilmelidir ki biz ülkemizdeki sığınmacıları, mültecileri, o güvenli bölgeye alalım. Üç, eğit-donat onlardan bütün bu işin içinde yer alan kara kuvvetler olarak yer alan insanlar ama bizim topraklarda ama güvenli bölgelerde eğitelim, donatalım onlarla beraber bu iş devam etsin. Ve dördüncüsü de Suriye'deki rejim hedefte olmalıdır. Sadece Ayn El Arap ile yani Kobani ile bu işi çözemezsiniz. Diğer tarafları nereye koyacaksın? Orada çünkü çok Kobaniler var. Bugün Kobani yarın Halep. Musul, Hama var. Bütün bunları görmeye mecburuz. Haseki var, Lazkiye'de Bayır-Bucak Türkmenleri var. Bunları görmeye mecburuz" dedi.

Olayın fasit bir daire içerisine sıkıştırılamayacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bütün bu katliamlara seyirci kalanlar acaba neden Kobani gibi artık sivilin yaşamadığı kasabaları Türkiye aleyhine bir malzeme olarak kullanıyorlar? Biz bu soruyu kendimize ne zaman soracağız?" dedi.

“TÜRKİYE ARTIK ESKİ TÜRKİYE DEĞİLDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır'da, Ukrayna'da yapılmak istenenlerin Türkiye'de de yapılmak istendiğinin ne zaman görüleceğini sorarak, bu tavırların tesadüf ve tabii olmadığını bildirdi. 100 yıldır dışarıdaki basın, içerideki işbirlikçiler, terör örgütleri ve hainler eliyle Türkiye'ye istikamet çizmeye çalışanların bugün de bunu yapmanın gayreti içerisinde olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin iç ve dış politikasını 100 yıldır şekillendirmeye çalışanların bugün de içeride ve dışarıdaki maşalarıyla bunu yapmanın gayreti içerisinde olduğunu kaydetti.

Türkiye’nin artık eski Türkiye olmadığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye zihinlerdeki, gönüllerdeki bariyerlerin ve sınırların üzerine cesaretle gidiyor. Ama bir gerçek var; Bakın okullar, hastaneler yakılıyor. Düşünebiliyor musunuz çocukların pansiyonları, Kızılay'ın kan merkezleri yakılıyor. Bütün bu olanlar karşısında bakıyorsunuz bir siyasi partinin başı 'Ben sokağa çıkın dedim ama şiddete başvurun demedim' diyor. Yani şecaat arz ederken sirkatini söylüyor. Ne demek sokağa çıkın? Bir defa bu ifaden dahi suç. Böyle bir çağrı yapamazsın. Bu kamu düzenin bozmaya yönelik çağrıdır. Böyle bir sakat yaklaşım olabilir mi? Onun için de Sayın Başbakanımız ile de konuştuk. Bunlara yönelik bizim gerek askerimiz gerek polisimiz gerekse bunlarla ilgili cezai müeyyidelerin caydırıcı olabilecek bir şekilde tekrar gözden geçirilmesi gerekir. Ve bu ay yapacağımız Milli Güvenlik Kurulu toplantısında benim de önemli bir gündemim, o da yine bunların yanında ülkemizi tehdit eden hangi unsurlar varsa Milli Güvenlik Belgesinin gözden geçirilmesidir. Türkiye artık doğru soruları soruyor ve soracak. Bunlara cevap arıyor arayacak. Bütün bu yapılanlara rağmen ekonomi büyüyor, demokrasi ileri standartlara kavuşuyor. Çok kararlı reformlar yapılıyor. Bunu yanında zihinlerdeki ve gönüllerdeki sınırlar da artık aşılıyor. Burada şunu açık açık söylüyorum; Eğer Yeni Türkiye'nin bu kutlu yürüyüşü durdurulursa Türkiye 5, 10, 12 yıl önceki haline değil inanın 100 yıl önceki haline döner ama biz buna izin vermeyeceğiz. İnanıyorum bu ülkenin siyasetçisi, akademisyeni, münevveri de Türkiye'nin 100 yıl öncesine dönmesine izin vermeyecek" diye konuştu.

“ORTA DOĞU, KUZEY AFRİKA, BALKANLAR İÇİN BARIŞ, DEMOKRASİ VE REFAH ADINA ÖRNEK OLMAYI SÜRDÜRECEĞİZ”

Birinci Dünya Savaşı'nda ağır yenilgi almış olmanın ezikliğinden millet olarak her boyutuyla çıkacaklarını, bu savaş ile zihinlerine ve gönüllerine çizilen sınırları kaldıracaklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, umutla, özgüvenle hem ülkeyi büyüteceklerini hem de Orta Doğu, Kuzey Afrika, Balkanlar için barış, demokrasi ve refah adına örnek olmayı sürdüreceklerini belirtti.  Cumhurbaşkanı Erdoğan, çatışma üzerine değil, barış, hoşgörü, dayanışma ve kardeşlik üzerine kurgulanmış bir bölgenin mimarı, inşaatçısı ve ihyacısı da olacaklarını söyledi.

Marmara Üniversitesi'nin dağınık yapısını Maltepe'deki kampüsle çok daha farklı, gelecek 10 yılları kuşatacak bir şekilde inşa etmenin gayreti içerisinde olacaklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'ye bakıyorsunuz ecdat nasıl bir eser meydana getirmiş. Şimdi benzer eserleri biz niye yapmıyoruz? Bizim de bunu aynen inşallah Maltepe'de yapalım ve ismiyle müsemma olsun. Gerçekten orada yapıldığı zaman tam Marmara Üniversitesi olacak. İnşallah orayı süratle tamamlayıp bitirip tüm öğrencilerimizin, akademisyenlerimizin hizmetine sunmanın da bahtiyarlığını yaşamış oluruz" diye konuştu.

 

Tüm Haberler